İçeriğe geç

5 bölüm: yeni hayata ilk adım


"Tam olarak anlamadım." diye sordum garson kıza.

Yüzü bir an asıldı. Hatta yutkunduğunu bile duydum sanki.

"Şey efendim, buraya geldiğinizde sürekli bir şeyler içersiniz ya... Patronumuz da size ikramda bulunmak istedi." dedi mahcup bir şekilde.

Sonuçta kızın bir suçu yoktu aslında.

"İsteseydim kendim söylerdim. İkrama hiç gerek yoktu. Neyse, uzatmayacağım. Teşekkürler. Bunu hesabıma yaz lütfen."

Biraz sinirlenmiştim ama haklıydım. Bir de pis pis oradan sırıtıyordu. Yavşak mıydı, neydi, çözemedim.

"Sorun mu var? Tanıyor musunuz?" diye sordu Mert.

"Hayır, nereden tanıyacağım? Sık sık gelirim buraya. Manzarasını, sakinliğini seviyorum. Kendince bir jest yapmak istedi herhâlde. Anlam veremedim."

Neyse ki konu kısa zamanda kapanmıştı. Mert'le sohbet ediyor, defile hakkında konuşuyorduk. Gayet sempatik bir adamdı.

Ama benim için böyle şeyler düşünmek için henüz çok erkendi. Üstelik fazlasıyla tehlikeliydi. O yüzden sadece konuya odaklanmaya karar verdim.

"Mert Bey, davetiye işi tamam. Hallettim."

Esra sonunda bir işi şikâyet etmeden halletmeyi başarmıştı.

"Maalesef on yerle görüştüm. Yok, kimse alamıyor. Herkes dolu."

Sinan Bey, bu sözlerle masaya yaklaştı.

İşte bu iyi olmadı!

Mert'in bir anda yüzü düştü. Morali bozulmuştu. Bunu hemen fark ettim. Ona da el atmalıydım. Hızlıca bir beyin fırtınası yaptım.

Aha! İşte bu!

"Moralinizi hemen bozmayın. Bir arkadaşımın tanıdığı bir şirket var. Kendisi yakın arkadaşım sayılır. Belki yardımcı olabilir. Aramamı ister misiniz?"

Bir anda hepsinin yüzü aydınlandı sanki.

"Gerçekten mi? Melek misin sen? Bir anda geldin, bütün sorunları hallettin." dedi Sinan, biraz cilveli bir tavırla.

Bakışları da bir tuhaflaştı zaten.

Bana mı yürüyor bu?

Ah hayatım, ben sana çok ağır gelirim. Kaldıramazsın sen beni. Boş hayallere kapılma!

Sinan'a cevap vermeden önce gözlerim Mert'e kaydı. Bir saniyeliğine yüzündeki bir kasın seğirdiğine yemin edebilirdim.

Halüsinasyon mu görmüştüm yoksa?

Saçmalama kızım! Kendi kendine hayaller kurma artık. Kaç yaşına geldin?

"Teşekkür ederim ama hemen bu kadar sevinmeyin. Daha aramadım." deyip yalandan gülümsedim. Yabani sanmasınlardı şimdi.

Telefonumu çıkarıp Ebru'yu aradım. Herkes pür dikkat telefona kilitlenmişti.

Telefon birkaç kez çaldı.

"Alo, bebeğim."

"Alo canım, ne yapıyorsun? Müsait misin?"

"Çalışıyorum canım ama müsaitim. Bir şey mi oldu?"

"Konuyu hiç uzatmayacağım, direkt giriyorum."

"Dinliyorum yavrum."

Bu konuşmalar gerçekleşirken hepsinin gözü de kulağı da bendeydi. Hafiften gerilmiştim.

"Bir kaç arkadaşımın bir iş için catering şirketine ihtiyacı var. Yanlış hatırlamıyorsam Aras o işi yapıyordu, değil mi?"

"Ha, evet canım. Doğru hatırlıyorsun."

"Benim için hızlıca arayıp sorar mısın? Bir hafta sonraya müsaitliği var mı? Varsa numaramı ver, beni hemen arasın. Haber bekliyorlar çünkü."

"Tamam canım, iki dakika bekle. Hemen arayıp dönüyorum sana."

Telefonu kapattım. Herkes heyecanla ve biraz da gerginlikle bekliyordu.

"İki dakikaya döner. Bakalım, bunu da halledersek geriye pek bir şey kalmıyor."

"Evet, öyle. İnşallah bakalım. Biz değil, sen hallettin. Teşekkür ederiz."

"Rica ederim, ne demek. Zevkle yardım ettim. Seviyorum böyle karışık işleri çözmeyi."

Tam o sırada telefonum çaldı. Arayan Ebru'ydu.

"Efendim canım?"

"Aradım kuzu. O seni arayacakmış. Birazdan bizzat konuşmak istedi."

"Tamam o zaman, teşekkür ederim canım."

"Yalnız Nehir, şu an biraz sıkışık ama hallederim gibi bir şeyler söyledi. Senden bir şeyler isteyebilir. Sana takmış durumda, üçü de haberin olsun."

Uff! Nasıl kızardım bir anda. Herkes duyuyordu. Hayır, benden ne isteyebilirdi ki? Yanlış anlayacaklardı şimdi.

"Neyse Ebru'cuğum, bakacağız artık. Yine yemek falan bir şeyler söyler. Yardım etti ya, mutlaka kâra geçmeli."

"Evet canım. Neyse, benim işe dönmem lazım. Hadi, götünü kolla!"

Öksürük tuttu birden. Boğulacağımı sandım.

"Tamam canım, görüşürüz."

Hızlıca telefonu kapattım.

Rezil oldum ya! Allah seni ne yapsın Ebru!

"Şey... Ağzı biraz bozuktur da, kusura bakmayın." dedim. Yüzüm kızarmıştı. Kimsenin gözlerine bakamıyordum.

"Önemli değil." diyerek gülümsediler.

Ama önemliydi işte! Resmen rezil olmuştum.

Allah'tan telefonum hemen yeniden çaldı da dikkatleri başka yöne dağıldı.

"Alo?"

"Alo, Nehir. Merhaba, ben Aras."

"Merhaba Aras, nasılsın?"

"İyiyim, sağ ol. Sen nasılsın? İşin düşmüş sanırım bana."

"Şöyle, arkadaşlarımın bir organizasyonu var ama yemek işini halledemediler. Aklıma sen geldin."

"Ne zamana hazırlanması lazım?"

"Bir hafta sonra. Ben şimdi sana istek listesini yolladım. Bir bak, yetişir mi? Halledebilir misiniz?"

"Hımm... Hallederim ya. Biraz sıkışırız ama hallederiz."

"Attığım listeye ve süreye bakarak bir fiyat söyle bakalım. Ne olur?"

"Vallahi on çeşit atıştırmalık var. Seksen kişi için, arkadaşın madem senin, altmış bin olur."

Ne?!

Bu işte bu kadar para mı varmış? Kafayı yemiş herhâlde!

Başımı Mert'e çevirdim. Bana bakıp başıyla onayladı.

Bu da kafayı yemiş!

"Daha neler! Abart, indir biraz. Çok fazla."

"Yani ancak kurtarıyor ama senin için..."

Lafını hemen kestim. İndirse bile bu pinti, ufak bir şey indirecekti.

"Dur, dur! Bak şimdi. Seksen kişilik atıştırmalık elli bin, tamam mı? Eleman da lazım. Garson olarak sekiz kişi yeterli. Onlara da bir fiyat ver."

"Günlük üç bin, eleman başı."

"Tamam. Sekiz eleman yirmi dört bin, yemek de elli bin. Toplam yetmiş dört bin."

"Çok düşürdün gibi biraz ama..."

Herkes bana bakıyor, fiyatı iyi bulduğunu anlatmaya çalışıyordu. Esra da el kol hareketleriyle bir şeyler söylemeye çalışıyordu.

"Hayır, gayet iyi oldu. Kabul mü, ne diyorsun?"

"İyi, tamam. Senin güzel hatırına kabul bakalım. Yalnız bu kadar indirim yaptım, sen de bir akşam yemeğine gelirsin artık benimle."

Gözlerimi devirerek bıkkınlığımı belirtmek zorunda kaldım. Bazen dilimi tutabiliyordum ama mimiklerimi asla!

"Kahve içeriz bir ara seninle. Şimdi işim var, haberleşiriz. Bir ara olur mu?"

"Tamam, bakalım. Öyle olsun. Söz verdin, unutma. Hadi görüşürüz."

Hızlıca telefonu kapattım.

Yılışık insanlardan hiç hoşlanmam. Hepsi de beni bulur sanki!

"Bizim yüzümüzden istemediğin bir şey yapmak zorunda değilsin." dedi Mert.

Sanırım kendini suçlu hissetmişti.

En sıcak gülümsememi takınarak, gayet samimi bir şekilde cevap verdim:

"Hayır, eninde sonunda benimle o kahveyi içecekti zaten. Bari ona ayırdığım yarım saat bir işe yarasın."

Diyerek gülümsedim.

O sırada telefonum çaldı.

İkidir hoparlörü açmaya alışmıştım. Elim doğrudan oraya gitti.

Gitmez olaydı!

"Alo?"

"Alo, yavrum! Unuttum ya, sen ne yaptın? İş bulabildin mi? İstersen Aras'a söyleyeyim, hemen seni şirkete seve seve alır."

Yemin ediyorum, rezillik kavramı vücut bulabilseydi işte o Ebru olurdu!