Mert gittikten sonra terasta oturdum. Bir sigara içip olanları düşünmeye başladım.
Haksızlık mı ettim acaba? Fazla mı abarttım?
Hayır ya! Neden kendimi suçlu hissediyorum ki? Ben haklıyım. Gördüğüm manzara aslında çok daha fazlasını hak ediyordu.
Birden Umut'un geleceğini hatırlayıp Seval'i aradım. Ne zaman geleceklerini öğrenmem lazımdı.
Bir de Umut'a katlanmak zorundaydım. İşte yanlış seçimlerin bedeli böyle oluyordu. O yüzden akıllı davranmalı, tedbiri elden bırakmamalıydım.
“Abla, neredesiniz? Ne zaman gelirsiniz?”
“Abla, şimdi sinemadan çıktık. Yemek falan yiyeceğiz. İki saate falan geliriz herhâlde.”
Ooo, daha bayağı vardı bunların gelmesine. Can da odasını daha görmemişti. Bugün ona sürpriz yapacaktım ama ona bile izin vermedi. Her konuda rol çalıyor bu adam!
“Tamam, bakalım. İşiniz bitince haber verin, dikkat edin.”
Diyerek telefonu kapattım. Kapatır kapatmaz Umut aradı.
“Attığın konum bir rezidansın önüne getirdi beni.”
“Evet, orası. Gir, adımı söyle, yardımcı olurlar.”
Mal ya! Konum nereyi gösteriyorsa orası işte.
Yok yok, ben hayatta iki saat buna katlanamazdım. Kafam zaten doluydu. Gelsin, hemen hazırlanıp koşuya çıkmalıydım. Zaten işti, güçtü derken uzun zamandır koşamıyordum. Çocuklar gelene kadar en azından biraz kafamı dağıtırdım.
“Nehir Sağlam, beni bekliyor.”
“Haberim var efendim. 22. kat, 42 numara. İyi günler.”
İki dakika sonra kapı çaldı. Gelmişti yıllarımın katili! Gönülsüzce ilerleyip kapıyı açtım. Napalım, el mahkûm. Neticede çocuğumun babası.
“Hoş geldin, gir.” dedim isteksizce.
“Hoş buldum da sen bu binada nasıl oturabiliyorsun?”
Gelir gelmez başlamıştı sorgularına. Bu adam gerçekten had hudut nedir bilmiyordu.
“Sanane Umut? Gelir gelmez başlama. Bak, Seval'i aradım. Daha yemek yiyeceklermiş, iki saate gelemezler. Benim canım sıkkın zaten, daha fazla sıkma.” dedim hızlıca.
“Tamam be, ne dedim? Hemen carladın. İyi bir şey sormayız.”
Aynen öyle! Suratını bile görünce mideme kramplar giriyor.
“Evet, sorma. Salon, balkon, nereye istersen geç otur. İstediğini ye, iç. Yeter ki bana karışma. Üstümü değiştireceğim, odaya gidiyorum.”
Deyip hızlıca odama geçtim.
Gerçekten beni deli ediyor hepsi. Erkekler kapatılsın!
Hemen spor kıyafetlerimi giyip saçımı topladım. Yüzümdeki makyajı silip sadece güneş kremi sürdüm.
Mutfaktan takırtılar geliyordu. 🤨
“Ne yapıyorsun?” diyerek yanına doğru ilerledim.
“Ağzım dilim kurudu, içecek bir şey arıyordum. Sen nereye?”
Allah'ım, bana bol bol sabır versin! Sanane be adam, sanane?
“Ben biraz koşup geleceğim. Sen istediğin gibi takıl.”
“Gel otur ya, biraz sohbet edelim.” dedi yüzsüzce.
Yıllarca aklın neredeydi? Sürekli kaçıp durdun evden, şimdi sohbet edesin tuttu!
“Umut, bizim konuşacak neyimiz var şu an? Çıktım ben. Rahat dur evde. Alanın sadece burası, başka bir yere girme.”
Deyip salonu ve balkonu işaret ettim. Başka odalara girmemesi gerektiğini anlamıştır umarım.
Kulaklığımı takıp şarkımı son ses açtım. Deniz kenarına doğru tempolu yürüyerek inmeye başladım.
Saatimin titreşmesiyle durdum. Bir saat koşmuştum. Hemen en yakın banka oturup denizi izlemeye başladım.
Olanları düşündüm. Ne yapacağımı düşündüm ama işin içinden çıkamadım. Hafta sonuydu, iş yoktu. Bu da benim için iyi olmuştu.
Düşündüm, düşündüm ama bir türlü işin içinden çıkamayınca en iyisinin Umut işini çözene kadar düşünmemek olduğuna karar verdim.
Kapıyı açıp eve girdim. İyi bari, akıllı akıllı balkonda oturuyordu.
Su içmek için önce mutfağa ilerledim. Tezgâhın üstünde tabak, bardak, bir sürü bulaşık vardı.
Bu adam beni hizmetçisi olarak mı görüyor? Geçti o günler aslanım!
“Hoş geldin.”
“Hoş buldum. Çocuklar gelmeden hızlıca duşa gireceğim. Ben dönene kadar bu bulaşıkları makineye yerleştir.”
Tamam diyerek direkt tezgâha yöneldi.
Sıkıyorsa itiraz et! Bitti o günler, bitti. Makinenin kapağını açmasını bilmezdi, çalıştırmayı geçtim.
Hızlıca duşumu alıp üzerime siyah askılı elbiseyi geçiriverdim.
Telefonum çaldı o ara. Salona doğru ilerledim. Kimdi bu acaba? Umarım Mert değildir.
“Alo.”
“Abla, yemeği yedik. Çıkacağız şimdi, konum atsana bana.”
“Tamam Seval, taksiye binin ablam.”
“Otobüsle gelirdik ya.”
“Hayır hayır, taksiye binin. AVM'nin yanında durak olacaktı.”
Deyip kapattım.
Umut da beni dinliyordu.
“Geliyorlar birazdan.” dedim.
“Tamam. Bir sürü mesaj ve arama geldi sana.” dedi.
Hızlıca telefonuma baktım. Mert aramış, mesaj atmış. Bir de Esra aramıştı. Mert'i şimdilik es geçerek Esra'yı aradım. Telefonu hoparlöre koyup saçımı toplamaya başladım.
“Nehir Hanım, kusura bakmayın rahatsız ettim ama önemli bir konu vardı.”
“Dinliyorum Esra.”
“Mert Bey'e ulaşamadım. En son Zoom toplantısından sonra başka bir toplantısı vardı ama ortada yok. Çok önemli, asla ertelenemez.”
“Sinan Bey nerede?”
“O da yok şirkette. Adamlar birazdan gelecek. Siz gelseniz olmaz mı?”
“Bir saniye bekle Esra, sana geri döneceğim.”
Deyip telefonu kapattım.
Hızlıca Mert'i arayacaktım ki onun gitmeyeceği ortadaydı. Vazgeçip Sinan'ı aradım. Defile sonrasında Sinan Bey'le de arayı düzeltmiştik. Artık öyle cıvık şakalar yapmıyordu.
Sinan'ı arayıp telefonu masaya bıraktım. Hızlıca bir sigara yaktım.
“Alo, müdüre hanım. Hayırdır inşallah?”
“Sinan, neredesin?”
“Ofiste değilim. Bir şey mi oldu?”
“Toplantı varmış. Acil birinin gitmesi gerekiyor. Mert Bey gidemiyor, ben de öyle... Sen gidebilir misin?”
“Sabah Tuğçe gelmiş. Sebebiniz o mu?”
“Sinan, gidecek misin? Yoksa ben hazırlanacağım şimdi.”
“Tamam tamam, dur. Giderim ben, yakınım zaten şirkete. Ne oldu, anlatacak mısın?”
“Şimdi değil, sonra konuşuruz. Hadi görüşürüz.”
Deyip telefonu kapattım.
Adım gibi emindim, içeriden radarları açıp beni dinliyordu. Ve doğru tahmin, hiç yanılmam.
“Ne oldu, sorun mu var?”
“Hayır, sadece birkaç olay oldu. İşten erken çıktım.”
Umut'la konuşurken Mert'ten yeni bir mesaj geldi.
MERT: Ya hemen telefonu aç ya da oraya geliyorum!
Buraya mı geliyor?
Nasıl hızlıca arama tuşuna bastım, fırsat vermeden zaten o aradı. Hemen açıp mutfağa doğru yürüdüm. Bu konuşmayı Umut duymamalıydı.
“Ne oluyor?” diyerek açtım telefonu.
Hızlı hızlı nefes alıp verdiğini resmen duyuyordum.
“Güvenlik aradı. O adam gelmiş, iki saattir evde ve ben seni arıyorum, mesaj atıyorum. Cevap vermiyorsun.” dedi sinirli bir şekilde.
“Sakin olur musun?” dedim hızlıca.
Nefes alıp vererek sakinleşmeye çalıştığını anlamıştım.
“Evet, geldi. Can'a sürpriz yapacakmış. Ben de koşuya çıktım, biraz önce geldim eve.” diye hızlıca kısa bir açıklama yaptım.
Neden yaptıysam! Daha suçunu unutturmadan hesap soruyor bir de bana!
“Telefonu neden açmadın?”
“Koşudan geldim dedim ya. Hemen duşa girdim. Çıktığımda Esra aramıştı. Bir sorun vardı, onu çözdüm, o kadar.”
Resmen burada uzun uzun açıklama yapıyordum. Güya bir daha birine asla açıklama yapmayacaktım. Kimse karışamayacaktı.
Ne zaman tekrar bu hâle gelmiştim? Hem de bu kadar kısa bir sürede!
Sen akıllanmazsın kızım!
“Sen o adam evdeyken duşa mı girdin?”
Al işte! Kişi kendinden bilir işi desem tam yeriydi.
“Ne diyorsun sen be? Haddini bil! Ayrıca adam deyip durduğun kişi altı yıllık eski kocam, çocuğumun babası!”
Deyip telefonu suratına kapattım.
Hadsizin ima ettiğine bak! Bana ne demeye getiriyordu?
Soğuk bir su içtim. Birkaç dakika sakinleşmeyi bekledim. Tekrar beynime oksijen gitmeye başlayınca Can'a söylediklerim zihnimde yeniden yankılandı.
Resmen adama, altı yılda yapacağını yaptı, daha bir şey kalmadı demeye getirdim.
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bir insan kendini haklıyken nasıl böyle haksız duruma düşürüyordu işte!
Sinirlerime hâkim olamamıştım yine.
Şimdiden pişmanlık duymaya başlamıştım. Evet, canımı yakmıştı ama bir yanım onun masum olduğunu düşünüyordu. Bu yaptığım çok acımasız olmuştu.
Ben yine düşüncelere dalmışken telefonum titredi.
SEVAL: Abla, taksiye bindik.
Tekrar telefon titredi.
MERT: Hemen yukarı gel, konuşacağız. Yoksa ben oraya geliyorum.
Panikle birden ayağa fırladım.
“Umut, çocuklar taksiye binmiş geliyorlar. Sen otur bekle, ben on dakikaya geliyorum.”
Deyip nereye diye sormasını bile beklemeden kartı ve telefonu alıp arkama bakmadan kapıdan dışarı çıktım.
Koşar adımlarla üst kata çıktım. Merdivenleri ikişer ikişer atlıyordum.
Tam kapıya doğru ilerliyordum ki Mert de kapıyı açtı. Demek ki gelmesem gerçekten aşağı inecekti.
Deli bu adam! Beni nasıl bir duruma sokacağını hiç mi düşünmüyordu?
“Sen ne yaptığını sanıyorsun? Hangi hakla beni tehdit etme cüretinde bulunuyorsun?”
Göğsünden ite ite içeri soktum. Sinir bütün hücrelerimde dolaşıyordu.
“Sana diyorum, kimsin sen de beni tehdit ediyorsun?” diye sorumu tekrarladım.
“Saçmalama, gelip olay çıkaracak değildim.” dedi.
Kapıyı açıp çıkmıştı ama! Demek ki tam olarak onu düşünüyordu.
“Bana bak, çocuğumu etkileyecek hiçbir konuda kim olursa olsun müsamaha göstermem.” dedim.
Doğruyu söylüyordum. Asla affetmezdim. İnsan biraz düşünür! Adam benim başkasıyla ilişki içinde olduğumu sanarsa sırf gıcıklık olsun diye tekrar velayet davası bile açabilirdi. Umut bu, ne yapacağını ben bile kestiremiyorum.
“Koşarak geliyordun, ayak seslerini duydum. O yüzden açtım kapıyı. Biraz sakin ol.”
“Ne sakin olacağım ya? Sen bana durmadan söz verip aynı şeyleri yapmaya devam mı edeceksin?” dedim.
Çünkü yine kendini tekrarlıyordu.
“Ya ben haksız mıyım? Şu hâline bak! Eski kocan evinde, sen de duşa giriyorsun. Yetmiyor gibi üzerindeki kıyafete bak, gecelik resmen!”
“Ne giyeceğime de mi sen karar vereceksin?” dedim hışımla.
“Tabii ki hayır ama doğru, altı yıllık kocan ya...” dedi uyuz uyuz.
Güya bana gönderme yapıyordu aklınca.
Yemezler koçum!
“Evet, öyleydi. Yalan mı?” dedim suratına suratına.
“Bana bak, seni var ya...”
“Ne? Konuş, ne yaparsın?” dedim.
Göğsüne vura vura konuşuyordum. Yüzündeki sinir bir anda yerini arzuya bırakmıştı sanki. Göz rengi grileşti, kasları gerildi. Üzerime doğru adım atıyor, tepemden ayağıma kadar süzerek geliyordu.
“Yerim...”