Arabaya bindik. Emniyet kemerimi takamayacak kadar sarhoştum sanırım. Mert, kemerimi takmak için bana doğru eğildi. Nefesimiz birbirine karışıyordu. Nefesinin sıcaklığı bütün vücudumu, hatta beynimi ele geçirmişti sanki.
Dayanamadım, şap diye öptüm adamı!
Nefis bir tadı vardı dudaklarının. İnsan böyle dolgun dudakları öpmeden nasıl durabilirdi ki?
O da şok olmuş gibiydi. Bir süre kıpırdamadan durdu, sonra yavaşça geri çekilip gözlerimin içine baktı. Gülümsedi ve kemerimi taktı. Ardından kendi yerine geçti.
Sarhoş olduğum için pek ciddiye almadı sanırım.
“Çok sarhoşsun güzelim, rahat dur.” diye uyardı.
“Hiç de bile! Gayet kendimdeyim. Yoksa seni öpmek için iznim mi yok?” diye sordum.
“Sana yirmi dört saat, yedi gün izin var. Ama bilincin yerindeyken... Alkol seni yönetirken değil.” diye cevap verdi gülümseyerek.
Ben de trip atıp kafamı cama çevirdim. Sessizce yemek yiyeceğimiz yere doğru ilerliyorduk.
“Burada mı yiyeceğiz?” diye sordum şaşkınlıkla.
“Evet, sevmez misin?” diye cevap verdi.
“Severim.” dedim sadece.
Deniz kenarında, arabada köfte ekmek yapan bir yerdi. Normalde böyle yerleri çok severim. Yemekleri de aşırı lezzetli olur ama bu kafayla deniz kenarı pek mantıklı gelmemişti bana.
Denizin her bir dalgasını, o büyüleyici sesini duydukça başım daha çok dönüyordu sanki.
Siparişlerimiz geldi. Ağzımı bulabilirsem yiyecektim. Açlıktan ölmek üzereydim! Başım dönüyor, yemeği ağzıma götürmekte bile zorlanıyordum.
“Beğendin mi?”
“Bayıldım, aşırı lezzetli!” diye cevap verdim.
Gerçekten yediğim en iyi köfte ekmekti.
“Öyledir, ben de çok severim burayı. Hasan abi bu işin ustasıdır.” dedi.
Şaşırmıştım. Bir yandan da Mert'in böyle yerleri sevecek bir tipi yoktu sanki.
Zar zor da olsa köftemi bitirdim. Mert çoktan yemeğini bitirmişti. Bu erkekler nasıl bu kadar hızlı yemek yiyebiliyorlar, anlam veremiyorum. Öğütmeden yutuyorlar sanki!
Uzaktan müzik sesi geliyordu. Bu şarkıyı çok severdim. Bir yandan denizin dalgalarını izliyor, bir yandan müziği dinliyordum. Gözlerimi kapatıp geçmişimi, şimdimi ve geleceğimi düşünmeye başladım.
Alkolün de etkisiyle içime bir arabesk çökmüştü. Şaka maka, hayatım resmen değişmişti. Hayalini bile kuramayacağım bir hayatın içindeydim. Sanırım biraz melankoliye bağlamıştım.
“Gidelim mi artık? İyi misin?”
“Evet. Gidelim, aşırı uykum geldi. Biraz da üşüdüm.” dedim masumca.
Deniz kenarı akşamları her zaman eserdi. Üzerimdeki kıyafeti de düşününce üşümemem mümkün değildi. Alkol bile fayda etmemişti.
Mert hemen ceketini çıkarıp omuzlarıma bıraktı.
Bu adam umarım hep hayatımda olurdu. Onun yanındayken dünyanın farklı bir rengini görüyordum sanki. Yaptığı hareket klasik olsa da yine de çok romantik ve hoştu.
“Teşekkür ederim, patroncum. Bir şey sorabilir miyim?”
“Tabii ki. 😊”
“Şimdi sen benim patronumsun ya... Ben yarın işe geç gelsem olur mu? Lütfen.”
Deyip adama şirinlik yapmaya başladım. Asla benlik hareketler değildi bunlar. Alkolün kötü etkisi! 🥺
“Sarhoş olunca ne kadar tatlı olduğunu bilsen keşke.” diyerek elini yanağımda gezdirmeye başladı. Yumuşacık okşuyordu.
“Yaaa, öyle mi? Yemek ister misin? Yemekten sonra tatlı güzel olur. 😘”
Deyip adama resmen öpücük attım. Bendeki cürete bak sen! Yarın bunları hatırlayınca aşırı pişman olup kendimi rezidanstan atmayı düşünebilirdim.
Sözlerimden sonra Mert'in eli havada kaldı. Gözlerini bana çevirdi. Bakışlarından tutku akıyordu. Sakince durdu, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sanki içindeki bütün arzuyu yatıştırmaya çalışıyordu.
“Bana böyle şeyler söyleme. Kendime zar zor engel oluyorum, beni çileden çıkarma. Sonra acımam.” dedi tehditkâr bir biçimde.
“Acı diyen olmadı ki.” dedim arsızca.
Suratıma çapkın bir ifade takınıp alt dudağımı ısırdım. Bu hareketimi çok sevdiğini biliyordum ve bilerek yapıyordum zaten. Ha, amacım neydi, işte onu şu an hiç bilmiyordum.
“Hadi, hemen seni eve bırakayım. Bir an önce uyu sen.”
Başkası olsa orada üzerime atlardı. Mert, adı gibi Mert'miş!
“Geldik güzelim. İyi geceler. 😘” deyip eğilerek beni öptü.
“Beni çıkarmayacak mısın ama? Sarhoşum. 🥺”
Hâlâ şansımı deniyordum. İyice arsız, yüzsüz bir şey olmuştum. Bir daha içki yasak!
“Ben o eve girersem sen bana zincir vurursun.” deyip kahkaha attı.
“Hadi ama ya!” diyerek yavru köpek bakışları atmaya başladım.
Beni dinlemedi bile. Kornaya basıp güvenliği çağırdı. Evin anahtarını vererek bana eve kadar eşlik etmesini istedi.
“Yok artık, gerçekten mi?” diye hayretle sordum.
Kendi götürmediği gibi bir de elin adamına söylüyordu!
“Evet güzelim, gerçekten. Sabah da gelme, yat uyu biraz. Hadi görüşürüz. 😘” deyip beni tekrar öptü.
Güvenlik kapımı açıp arabadan çıkmama yardım etti. Koluma girerek yürümeye başladık. Mert'e doğru döndüm. Hâlâ bize bakıyordu.
Dil çıkarıp binaya girdim.
Başım çatlıyor, gözlerimi açamıyordum resmen. Ne kadar içmiştim böyle ben ya?
Saat kaç olmuştu acaba?
Hemen masada duran telefonumu elime aldım. Lanet olsun, kapanmıştı! Telefonu şarja takıp banyoya gittim. Bari açılana kadar duşa gireyim.
Hızlıca duştan çıktım, saçlarımı kuruttum ve üzerimi giyindim. Ardından telefonumun yanına gittim.
Arayan yoktu ama bir sürü mesaj vardı. Tek tek açmaya başladım.
ANNEM: Kızım, ne yaptın? Vardın mı eve? (22.50)
ANNEM: Neden cevap vermiyorsun? (23.30)
SEVAL: Abla, annem çok merak etti. Kafayı yemek üzere. Hemen geri dön anneme! (00.30)
MERT: Günaydın güzelim. Uyu, dinlen. Bugün gelmek istersen gelirsin. Patrondan torpillisin. 😘 (10.15)
Annem kafayı yemişti! Hemen onu arayıp durumu anlattım. İyi bari, çok uzatmadı konuyu. Sadece kırk beş dakika konuştu!
Saat on bir olmuştu. Karnım çok açtı. Daha tam taşınmadığım için eve hiç yiyecek malzemesi almamıştım. Dışarıdan bir şeyler söylerim diye düşündüm.
Kahvemi yapıp terasa oturdum. Mert'i aradım ama açmadı. Ben de mesaj atmaya karar verdim.
BEN: Günaydın, yeni uyandım sayılır. Hakkımı sonuna kadar kullanacağımdan şüphen olmasın. 😅
Soğuk su vardır umarım diye hevesle dolaba gittim ve kapağını açtım.
Dolap tıka basa doluydu!
Nasıl yani?
Bunu düşünürken gözüme dolaba yapıştırılmış bir not ilişti. Hemen elime aldım.
NOT:
Bugün evde kalacağını söyledin. Dışarıdan yemek söylemene gönlüm el vermedi, ben hallettim. Afiyet olsun sevgilim. 😘
Ya ben seni yerim!
Ne kadar düşünceli bir adam. Ben de hâlâ salak gibi emin olamıyorum, diyorum kendi kendime. Bu adam daha ne yapsın sana? Hayatını peri masalı gibi değiştirdi, her şeyini düşünüyor. Atomu mu parçalasın istiyorsun?
Hemen telefonumu alıp notun fotoğrafını çektim.
BEN: Teşekkür ederim, çok düşüncelisin. ❤️
Diye mesaj attım.
Bugün cumaydı, işin son günüydü. İki gün hafta sonu tatili vardı. Bugün Mert'i mutlaka görmeliydim.
Hızlıca bir şeyler atıştırıp hazırlandım. İş yeri zaten eve çok yakındı. Saat on iki olmuştu ama Mert hâlâ cevap vermemişti. Biraz da merak etmeye başlamıştım açıkçası.
Hızlı adımlarla caddede yürüyordum. Topuk seslerim etrafta yankılanıyordu resmen.
Çok güzel bir güne uyanmış olmama rağmen içimde anlam veremediğim bir sıkıntı vardı. Hızlıca asansöre bindim ve 33. kata bastım.
Bir yanım Mert'i göreceği için heyecanlıydı ama diğer yandan içimdeki huzursuzluk hâlâ devam ediyordu.
Umarım bunun sebebi Mert'in cevap vermemesidir. Altından başka bir şey çıkmaz.
“Günaydın efendim, hoş geldiniz.”
“Günaydın. Mert Bey geldi mi?” diye doğrudan sordum kıza.
“Evet efendim, odasında ama misafiri var. Bir saati geçti.” diye cevap verdi.
Sözleri biraz imalı gibi gelmişti bana.
“Kim?”
“Şey... Tuğçe Hanım.” dedi.
Al işte, yine o!
Kafamdan aşağı kaynar sular boşalmıştı sanki. Elimdeki çantayı neredeyse yere düşürüyordum. Sekreter kız bile bir şeyler anlamış olmalı ki tereddüt ederek söylemişti.
Demek ki Tuğçe yanında olduğu için cevap vermiyordu.
Ofisten çıkmak için arkamı döndüm. Bir adım atacaktım ki durdum.
Bir dakika! Ben niye kaçıyordum ki? Ben bu değildim!
Hızlı adımlarla Mert'in odasına doğru ilerlemeye başladım. Artık nasıl bir hırsla yürüdüysem topuk seslerim bütün ofisi kaplamıştı. Herkesin bakışları üzerime çevrilmişti.
Kapıya geldim. Bir nefes alıp birden açtım.
Açmaz olaydım!
(Bu sahneyi yazarken sinirden bütün vücudum uyuştu resmen. Sanki birebir ben yaşıyorum gibi! 🥺😂)