İçeriğe geç

13 bölüm: Büyük defile


“Ne işin var burada?” dedim. Hızlıca... Karşılaşmayı beklediğim son insandı.

“Ya annemin işleri işte. Beni de sürekli peşinden koşturuyor. Asıl sen ne yapıyorsun burada? Hiç beklemiyordum seni görmeyi, bunca zaman sonra.” dedi. Eliyle koluma dokunup bir adım geri çekildi.

“Defileyi düzenleyen şirkette çalışıyorum.” dedim hızlıca.

“Öyle mi? Hayırlı olsun. Ee, kocan olacak adam nerede?” diye sordu birden.

Sanane yani? Nereden çıktı şimdi bu?

Mert'in gözlerine bakmasam da çıkan alevlerin ısısı resmen yüzüme vuruyordu. Bu adam çok kıskanç. Bu konuda iyi bir ayar çekmem lazım. Bu kadar da olmaz ama!

“Yok, boşandım ben.” dedim hızlıca.

“Ya! Ne kadar sevindim. Bir günde iki mükemmel gelişme!” diye neşeyle konuştu.

Anladığım kadarıyla Ömer uzattıkça uzatacaktı.

“Neyse, şimdi işlerim var. Bir ara konuşuruz.” deyip hızlıca gitmeye çalıştım.

Hemen kolumdan yakalayıp beni geri çevirdi. Bir insan hiç mi değişmez? Yıllar önce de böyleydi bu!

“Öyle kolay kaçamazsın bu sefer. Hemen telefonunu ver.” deyip telefonumu elimden alıverdi.

Numarasını yazıp kendini arattı. Ve evet, Mert tam olarak dibimde duruyordu.

Ömer'in gözlerinin içine dik dik bakıyordu. Bir şeyler yapmalıyım diye düşünürken hemen atıldım:

“Tanıştırayım sizi. Mert Bey, patronum. Ömer, liseden arkadaşım.”

Ömer elini uzattı. Mert önce eline, sonra yüzüne baktı ve elini sıktı. Mert'in parmaklarının beyazladığını görünce biraz fazla sıktığını anlamak zor değildi.

Hafifçe öksürdüm. Hemen anlayıp geri adım attı.

“Bizim işimiz var. Sen takıl, ben uğrarım arada yanına.” dedim.

“Tamam. Birazdan Mirkan beni almaya gelecekti. Seni duyunca çok şaşıracak.” dedi.

Kendi yetmedi, bir de onu çıkardı!

“Görüşüyor musunuz hâlâ?” diye sordum. Yıllar geçmişti ama hâlâ görüşmeleri şaşırtmıştı beni.

“Evet. O gelince seni bulurum. Hem annemlerle de tanıştıracağım seni, kaybolma.”

Ne alaka şimdi? Yine de tamam diyerek Mert'i de yanıma alıp uzaklaştım.

“Senin sorunun ne?” diye çıkıştım Mert'e dönerek.

“Nasıl yani? Benim sorunum ne? Kimdi o adam?” dedi.

“Tanıştırdım ya, daha ne bilmek istiyorsun?” dedim haklı olarak.

“Neden öpüp sarılıyor sana?” diye sormaya başladı bu sefer.

“Liseden arkadaşım. Bir zamanlar samimiydik, hepsi bu. Bak, evet, beni kıskanman hoşuma gidiyor ama bunun bir sınırı olmalı. Bu kadarı çok fazla.” dedim.

Haklıydım da. Ben öyle diken üstünde yaşamayı sevmiyorum.

“Ne yaptım ben şimdi?” diye sordu anlamamış bir şekilde.

“Bak, açık konuşacağım. Ben zaten yeni kurtuldum. Tekrar kendimi böyle bir şeyin içine atamam. Sen daha şimdiden bana bunları hissettirip gerilmeme sebep oluyorsan ileride nasıl olursun?”

Haklıydım. Mert ne diyecek, nasıl tepki verecek diye sürekli diken üstünde duramazdım. Böyle bir ilişki hiç istemiyorum. Rahat, huzurlu ve güven içinde olmak istiyorum.

Konuşmasını bile beklemeden arkamı dönüp gittim. Sanırım sınırımı çizmem lazımdı, yoksa başıma bela olacaktı.

Misafirlerle sohbet edip atıştırmalıklardan yiyordum. Mert'in ara ara bana baktığını, beni göz hapsine aldığını fark ediyordum ama hiç oralı olmuyordum.

Biraz burnu sürtmeli!

“Selam güzellik.” diyerek yanıma geldi Ömer.

“Selam. Nasılsınız bakalım?” dedim.

Ömer, Mirkan'la birlikte yanıma gelmişti. Mirkan da hiç değişmemişti.

Nihayet defile sona ermişti. Herkes çok memnun kalmıştı. Misafirler gittikten sonra bizim ekip ve birkaç arkadaşları kaldık.

Sinan Bey, “Haydi, parti başlasın!” diye bağırıp şampanyayı patlattı.

Müziğin sesi arttı. İnsanlar deli gibi içip dans ediyorlardı. Bu kadar yorgunluğun üzerine bu enerjiyi nereden buluyorlardı, gerçekten anlam veremiyordum.

“Oturmaya mı geldik güzellik? Hadi kalk!”

“Yooo, ben almayayım. Siz eğlenmenize bakın lütfen.” dedim.

Ama kime dedim? Ömer, yanımızdan geçip gitmekte olan garsonu durdurdu ve iki şampanya kadehi aldı.

“Hadi ama, biraz eğlenelim. Naz yapma.”

Vazgeçmeyecekti anlaşılan. Kabullenip ayağa kalktım.

Mert'e baktım. Gayet keyifli bir şekilde kahkahalar atıyordu. Sanki ortamı bozan bendim! Adamdaki rahatlığa bak. Beni sinirlendirmişti ama kendi keyfine bakıyordu. Yanındaki kadınları da hiç tanımıyordum.

Madem öyle, sen görürsün Mert Bey!

Ömer'in elindeki şampanya kadehini alıp fondip yaptım. Ardından dans pistine doğru ilerledik.

Önüme gelen garsonu durdurup üst üste içmeye başladım. Bilmem kaçıncı kadehimdi ama hafiften başım dönüyordu.

Ömer'le deli gibi dans ediyorduk. Bir önüme, bir arkama geçiyordu.

Yaa Mert Bey, umursamazlık nasıl olurmuş, gör bakalım!

“Kardeşim, sana Nehir'den uzak dur demedim mi? Bir bak istersen.” dedi Sinan, Mert'e doğru bizim tarafı işaret ederek.

“Biliyorum. Kavga ettik, bilerek yapıyor bence. Nerede şimdi?”

“Ömer dediği adam ahtapot gibi sarmış, arkasında dans ediyor.”

“Siktir!”

Bir an kafamı kaldırdım. Mert geliyor gibiydi sanki. Bu kafayla yanlış görmüş de olabilirdim.

“Buraya gel!” diyerek biri kolumdan çekti.

“Ne oluyor be? Ooo, Mert Bey teşrif etmiş demek ki! Hayırdır, ne oldu?” dedim sitemkâr bir şekilde.

“Sarhoşsun sen.” dedi.

Onu ne ilgilendiriyorsa!

“Olabilir. Hiç mi sarhoş bir kadın görmedin? Bir kere de ben düşünmeden hareket edeyim.”

Tekrar Ömer'e doğru döndüm. Hemen etrafımıza üşüşmüşlerdi bizimkiler. Ortalık karınca yuvasına dönmüştü.

“Gel, yüzünü yıkayalım.” diyerek kolumdan tuttu.

“Ayık olmak isteseydim herhâlde içmezdim, değil mi? Dans edeceksen et, yoksa beni bırak.” deyip kolumu sertçe çektim.

“Hadi gel güzellik, asıl parti burada!” diyerek Ömer'le Mirkan beni DJ tarafına çektiler.

Gerçekten burası yanıyordu!

Mert, bıraktığım yerde kalmış, hâlâ oradan bana bakmaya devam ediyordu. Ama şu an hiç umurumda değildi. Tabii bunda alkolün etkisi de büyüktü. Büyük ihtimalle yarın yaptığım birçok şeyden pişman olacaktım.

“Garson, sula bizi!” diye bağırdım.

Herkes bir anda çığlık atmaya başladı. Üzerimdeki ceketi çıkarıp halat gibi salladım ve bir kenara fırlattım.

Garson geldi, şampanyayı salladı, kapağı açtı ve şov başladı! 🍾

Ömer içtikçe dozunu da artırmaya başladı. Biraz fazla abartmıştı. Bu kadarı benim için bile fazlaydı. Mirkan da onu kendine getirmeye çalışıyordu.

Sarhoştum ama bilincimi kaybetmemiştim sonuçta.

“Mirkan, Ömer çok sarhoş oldu. Onu götür lütfen artık.” dedim hızlıca. Ortalık karışmadan bir an önce gitmeleri gerekiyordu.

“Deniyorum Nehir ama gelmiyor.” dedi çaresizce.

Adam da ne yapsın? Baygır gibi Ömer!

“Beraber götürelim, arabaya kadar.” dedim.

İkimiz de Ömer'in kollarına girdik. Dans ede ede arabaya doğru gitmeye başladık. Ömer ağzını yaya yaya bir şeyler söylüyordu. Tabii ki hiçbir şey anlamadım.

Hızlıca arabaya oturttuk. İşte bu kadar!

Ben de biraz orada kalmaya karar verdim. Biraz nefes almam gerekiyordu.

Onları gönderdikten sonra tenha bir yerde öylece durmaya başladım. Tabii bana yalnızlık haram! Hiç istediğim olur mu?

“Gittiler sonunda.” diyerek Mert yanıma yaklaştı.

“Evet.”

Hemen damlamıştı yanıma, bostan korkuluğu! Hâlâ tavırlı olduğumu anlamış olacak ki:

“Bak, özür dilerim öyle davrandığım için ama...” diye yine başlamıştı ki sözünü kestim.

“Bence yeter bu gece. Kafam şu an hiçbir şeyi kaldıracak gibi değil. Sürekli bir şeyler yapıp özür diliyorsun.”

Haklıydım. Ben artık hayatımda sürekli özür dilemek zorunda kalan insanlar istemiyorum. Özür dileyecek bir şeyler yapmayın yeter!

“Lütfen dur, konuşalım. Haklısın, bak... Sadece benim öpmeye kıyamadığım, istediğim zaman sarılamadığım insana sürekli birilerinin rahat rahat sarılması sinirime dokunuyor.” dedi.

Tabii ki cevap vermeyecektim buna. Bekle, bekle! Daha çok beklersin.

“Bak, özür diliyorum ve söz veriyorum, bir daha asla o şekilde davranmayacağım.” dedi.

Ben de yalan! Yine bir şey olacak ve yine kendine engel olamayacak. Bunu biliyorum. Ama ne yapayım, ben de kıyamıyorum.

“Söz mü?”

“Söz veriyorum. Ama sen de lütfen ne olursa olsun beni o şekilde cezalandırma. Birinin sana dokunduğunu düşünmek kafayı yedirtiyor bana.” dedi.

Kendi bile kendinden emin değil ki böyle cezalandırma diyebiliyor!

“E, o sana bağlı. Rahat durursan ben de rahat dururum. Kimdi o kıkırdak kadınlar?” diye birden dönüp hesap sorar gibi sordum.

Mert bu kez sesli bir şekilde kahkaha attı. İlk defa bu kadar yüksek sesle güldüğünü duyuyordum.

“Sen o yüzden mi öyle yaptın?” diye sordu.

“O da var tabii ama tek sebebi değil.” dedim.

Yaptıklarının bir bedeli olduğunu da bilsin!

“Müşterilerimizden biriydi. Uzun süredir tanışırız. Eşi yakın arkadaşım olur.” dedi gülerek.

Oh be! İçim rahatlamıştı.

Öyle güzel gülüyordu ki... Sarhoşluğun etkisiyle aklımdan kötü kötü şeyler geçiyordu. Biraz daha yanına yaklaşarak iyice sokuldum. Biraz da üşümüştüm açıkçası.

O da fark etmiş olacak ki hemen sordu:

“Üşüdün tabii, değil mi? Öyle kovboyculuk oynarsan böyle olur.” deyip bana sarıldı.

Sıcacıktı.

Bu adamın bütün sıcaklığını hissetmek istiyordum. Sanırım bu düşüncemde şu an damarlarımda dolaşan alkolün de büyük etkisi vardı.

“Kaçırayım mı seni? ;)” diye sordu çapkın çapkın.

“Nereye?”

“Yemek yeriz, sonra eve bırakırım.” diye cevap verdi.

Bu da her şeyi yemek bahanesine bağlıyor!

“Kendi evimde kalacağım bugün. Annemgile bu hâlde gidemem.” diye cevap verdim.

Annem beni böyle sarhoş görürse ağzıma tükürür, bir ay konuşmazdı.

“Öyle mi? O zaman o çok daha güzel olur.” deyip gülümsedi.

Aklından neler geçiyordu acaba? Sonuçta benim üst katımda oturuyordu!