İçeriğe geç

BÖLÜM 2 : KÖŞEDEKİ KUYUMCU

Polislerle karşı karşıya geldim, bir anda polisleri karşımda görünce avcısını görmüş geyik gibi dondum kaldım. İki polisten biri, sanki benim orada korktuğumu anlamış gibi cana yakın bir yüzle yüzüme baktı. Kısa boylu, tıknaz, beyaz yüzlü olan polis beni hiç umursamadı. Araca binerken, esmer, kalın kaşlı, asık suratlı ve iri yapılı polis ilk bakıştıktan sonra bana doğru gelerek "Merhaba" dedi, "gece burada bir kuyumcu soyuldu, herhangi bir şey görüp, duyduğunuz oldu mu?"

Aklıma hemen Fırat gelse de Fırat'ın böyle bir şeyi yapsa da en azından onun yaptığını bilmiyordum bile; zaten yapsa bile bu hayata katlanmamı, yardımcı olarak kişiyi ele veremezdim. Gözümü kırpmadan polise bir şey görmediğimi ve konuyla alakalı bir şey duymadığımı söyledim. Kalın kaşlı, gayet ciddi bir yüz ifadesine sahip polis kendinden emin bir şekilde "Bir şeyler görür ve duyarsanız bizimle iletişime geçin" dedi. Bende onlara tabii diyip ve başımla ciddi bir şekilde onaylıyorum gibi yaptım gerçekte pek umrumda değildi . Polis başka bir cevap demeden araca bindi ve diğerlerinde işlerini bitirip araca bindiler kırmızı mavi renkler gözüme çarparken onlarda uzaklaşmıştılar . Çok rahatlamıştım, bir kuşun kanadındaki tüy gibi hafiflemiştim.Tekrardan kahveye doğru devam edip asıl işime konsantre olmak vardı aklımda sadece içeri girdiğimde Fırat her zamanki kahvenin dip tarafında çatlamış kolonun yanında oturup kafasını gazeteden kaldırmıyor ve hiçbir şey de konuşmuyordu. Bu sessiz bekleyiş beni daraltmıştı ki gazeteyi usulca kapatıp bana gözlerini çevirerek rahat ve soğukkanlı bir tarzda "Sen polisleri görür görmez heyecanlanırsan bu işi yapamazsın Bedir efendi" deyince benim de yüzümde istemsizce bir tebessüm oluştu. Aynı yaşta olmamıza rağmen artık insan sarrafı olmuştu, hemen yüzümden korktuğumu anlamıştı.

Fırat'ın beni toy ve acemi gördüğünü biliyordum ama ona ihtiyacım olduğunu da biliyordum, bu yüzden söylediklerine pek aldırış etmeyen, ustasının sözlerini dinleyen çırak gibi dinliyordum.

Fırat uzunca ve meraklı bir şekilde çevirdiği gazete sayfasında eliyle bir haberi işaret etti: "Bu resme iyi bak."

Meraklı ve kendinden emin bir şekilde oturduğum sandalyeyi düzelterek gazete sayfasına doğru yaklaşıp uzun uzun gazetenin manşetindeki resme baktığımda; "Hayırsever iş adamından kimsesiz çocuklara büyük yardım" haberini okuduğumda bir an verdiğim kararı unutup kendi çocukluğum aklıma gelmişti. Ben de annesiz büyümüştüm, ben de kimsesizdim. Bir an kendimi o gazetedeki çocukların yerine koyup, uzanan yardım elinin ne kadar değerli olduğunu düşünüp iç geçirdim ama ortalık çok geçti, ben yolumu değiştirmiştim, ben artık başka bir insandım. Fırat'a ne yapacağımızı sorduğumda, bu adamı bir haftadır takip ediyorum. Girdiği bankadan her gün düzenli gittiği ofisi ve evi, her şeyi takip ediyorum. Peki planımız ne? Böyle bir insanın yanında koruma olmadan gezmez, bu iş nasıl yapılacak?"

Fırat, adam her sabah sekizde evinden işine gidiyor. Şoförü aynı zamanda koruması. Yedi kırk beşte villanın önünden alıp şehir merkezindeki büyük, camlı mavi binaya giriyorlar. Biz evine girmeyeceğiz, artık adam her gün saat ondörtte gelen paraları bizzat kendisi bankaya yatırmak için yola çıkıyor ve iki sokak ötedeki bankaya giriyorlar."

Fırat'ın bu söylediklerinden bir şey anlamamıştım. Gözümdeki şaşkınlık ve yüzümde duran şaşırmışlığı anlamış olmalı ki bana akşam kahvenin önünde tekrar buluşmamızı söyledi. Belli ki bir planı vardı. Planından hiç bahsetmeyip beni daha da meraklandırdı. Şimdi sadece bir an önce akşam olmasını bekliyordum.

Kahveden ayrılıp eve doğru yürümeye koyulduğumda, benim sokağın başında sabah gördüğüm o iki polis tekrar gözümün önündeydi. Sokağa girmeden köşede bekliyordum, beni görmelerini istemiyordum. Sabahki durumu tekrar yaşamaya hiç niyetim yoktu. Polisler birkaç apartmanın zilini çalıyor, konuşuyor, sorular soruyorlardı. Acaba benimle ilgili konuşuyorlar mı, sorguluyorlar mı dedim. Acaba benim emniyette kaydım mı vardı? Benim evin zilini çaldı, bu da neydi şimdi? İçime düşen korku, şüphe karışımı bir duygu mantıklı düşünmeme engel oluyordu. Neler oluyordu? Babamın şaibeli bir adam olduğunu tüm mahalle bilirdi, neden böyle bir adama soruyorlardı? Daha dün ne yediğini bilmeyen bir ayyaşın söylediklerini kim ciddiye alabilir? Polisler babamı çok fazla tutmadı, gittiler. Kendime sorduğum diğer nokta ise babamın yine ayık olması bu duyulmuş birey değildi. Ben adamı iki senedir ayık görmüyorum, normalde hiç alışkın olduğum durum değildi.

Polisler gider gitmez eve girdim, ihtiyar koltukta oturmuş gazete okuyordu. Elindeki gazeteden ve sayfadan hemen anlamıştım. Son zamanlarda bugün hırsızlık için Fırat'ın izlediği haberin tam üzerindeydi. Habere baktı sonra bana: "O dağıttığın parayı sende çok tutmazlar yerler onu?" deyince bu sefer hiç renk vermedim, yanaştım. Bir hata her şeyi berbat edebilirdi. Yüzüne baktım, hiçbir şey demeden yine odama girmek üzere hareketlendim. "çalarlar efendi , çalarlar " deyince o an bu bunak bir şeyler bilip bildiğini ama benden sakladığını düşündüm. Ama bu imkansızdı, çünkü daha iki gündür bireyler yapmaya çalışıyordum ve beni takip etmediğinden emindim.

Odama geçip bir an o masanın üzerindeki annemin fotoğrafı dikkatimi çekti. Canım annem, sen hayatta olsaydın her şey daha farklı olabilirdi ve en önemlisi ben çok farklı bir insan olabilirdim , mutlu bir yuvam olabilirdi. Hayat işte hep sürprizlerle dolu, ne zaman neyi getireceği hiç belli olmuyor. Ben eski anılarımı, o nemli duvarlı odamı düşünürken zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamamışım. Saatime baktığımda saat dokuz yirmi geçiyordu. Aklıma Fırat'la buluşacağım gelince apar topar yataktan fırlayıp çıktım. Hava soğuk ve ayazlı olduğundan sırtımın teri kışın da verdiği soğukluktan dolayı iyice beni üşütmüştü. Köşeyi döndüğümde Fırat kahvenin on metre ilerisinde beni bekliyordu. Yanına doğru ilerlerken benimle konuşmadan eliyle peşimden gel der gibi bir işaret yaptı. Hiçbir şey sormadan onu arkasından takip ettim. Akşamın karanlığında hiçbir şey sormadan sadece yürüyordum. On dakika kadardır yürüyorduk, ben hiçbir şey sormuyordum, o da hiçbir şey demiyordu. Elleri paltosunun yan ceplerinde dik, kendinden emin bir şekilde sessizliğini bozmadı. Sadece yürüdü. Geçtiğimiz sokaklar ıssız ve sessizdi. Bu şehre sanki ilk defa gelişimde ilkdefa bu yollardan geçiyor gibiydim. Bir ara kendime Fırat burada ne işin var demekten kendimi alıkoyamıyordum. Biraz daha yürüdükten sonra iki katlı, verandalı, geniş bir bahçesi olan çevresi boş yalnız bir evin önüne geldik. Fırat etrafını kontrol edip sonra bana, yine bir şey demeden başıyla gel der gibi işaret yaptı. Fırat'ın bu işaretinden sonra ben de refleks ile çevremi kontrol edip Fırat'ı takip ettim. Cebinden farklı farklı birkaç anahtar çıkartıp kapının kilidini açmayı denedi. Anahtarları denedikten sonra geç de olsa doğru anahtarı bulmuştu. İçerisi rutubet, örümcek ağları ve toz içerisindeydi, sanki biri burayı uzun zaman önce terk etmiş gibiydi. Acaba burada ne olmuştu, sofra bile kaldırılmamış, toz ve böceklerle doluydu her taraf. Sonra Fırat sessizce sandalyeye geçip oturdu.

Hâlâ şaşkındım, sonra merdiven altında ardiye gibi duran dolabı açtı ve bu bir dolap değildi; açtığı yer mahzen gibi bir yere iniyordu. Açtığı kapının hemen sağ tarafında eski bir aydınlatma düğmesi vardı, ışıkları yakınca mahzene inmediğimizi anladım, aşağıya inince ortalık çok temiz ve düzenliydi. Bu Fırat'an beklemediğim bir titizlikti; odanın her tarafında raflar vardı, raflarda bir sürü alet edevat, kıyafet dikkatimi çeken çok şey vardı. Peruklar bile vardı. Fırat'ı hiç böyle hayal etmemiştim, şaşkınlığımı gizlemem mümkün değildi. Fırat yüzümdeki şaşkınlığı anlamış ki kendisi konuşmaya başladı: Bedir herkesin bir hayatı var, bu da benim hayatım. Burada gördüklerin burada kalacak yoksa bir daha hayatında hiçbir şey göremezsin." Fırat'ın bu lafı üzerinde istemsizce bir baskı oluşturmuştum kekeleyerek "Tabii tabii" dedim. İleriye doğru birkaç adım atıp kilitli, bir demir altı kutuya benzeyen bir çantayı getirip ortadaki masanın üzerine koyup beni yanına çağırdı. Masanın yanına, onun karşısına geldim. Çantadan birkaç elektronik alet edevat birşeyler çıkardı, merakımdan bunlarda ne diye sorduğumda "Bunlar bizim giriş biletlerimiz, bunları nasıl kullanacağımı bile bilmiyorum. Bu kutuyu biraz daha karıştırdıktan sonra bana otopark kumandasına benzeyen, üzerinde birden fazla tuşları, kısa bir anteni olan bir cihaz uzattı. "Ben bunu ne yapacağım?" diye sorduğumda "Acele etme anlatacağım Bedir diyerek kendisi de bir kaç tane alet alıp sandalyeye oturdu, bana oturmam için işaret etti. "Bak şimdi Bedir kulaklarını aç beni iyi dinle" deyince masaya vücudumu daha yakınlaştırıp ciddi bir şekilde ona baktım.

Fırat: "Amacımız iş adamının paralarını almak, bu çok kolay bir iş değil, dikkat ve beceri istiyor. Sana verdiğim cihaz on metre mesafeden içerideki tüm elektronik sinyallerini kesmeye yarıyan mini bir sinyal kesici . "Peki bunu nerede, ne zaman, ne şekilde kullanacağım?" dediğimde eliyle sus işareti yaparak "Bekle soru sormakta acele etme dedim, sırası var anlatacağım."

Fırat: "Bak şimdi ben bu adamı neredeyse sekiz on gündür takip ediyorum. Adam ofisten çıkıp bankaya paraları yatırmaya giderken sadece bir gün bankaya gitmeden başka bir yere uğruyor."

– Nereye?

Fırat: "Cuma günleri cuma namazını hiç kaçırmıyor ama şoförü namaza gitmiyor, o namaza gidince arabanın dışında nöbet tutuyor. Şimdi gelelim bizim planımıza; ofisten oniki otuzda çıkıyorlar. caminin önüne geldiklerinde saat bir sıfırbeşde iniyorlar. Şoför patronunu gönderdikten sonra hatta gittiğinden emin olduktan sonra sigarasını yakıyor. İşte burası bizim için çok önemli; orada bizim filmimiz başlıyor. Şoför oradan inince kapıları kumandadan kilitleyip bagaj da dahil tüm kapıları kontrol ediyor. Sana verdiğim kumandada beyaz olan düğmeye iyi bak, o düğme bizim arabayı giriş anahtarımız. Sen sokağın başında arabayı gördüğün gibi caminin girişine doğru yürümeye başlayacaksın ama sakın dikkat çekme ve etrafına sakin bakma. Sanki namaza giden insan gibi rahat olmalısın. Adımlarını ve mesafeni öyle titizlikle ayarlamalısın ki araç yanaşıp adam içinden çıktığında sen de cihazın etki alanında olman gerekiyor. Sen menzile girer girmez beyaza sürekli basacaksın. Cihaz on metrelik alanda ne kadar radyo dalgası varsa etkisiz hale getirecek, şoför kapıyı kilitlediğini zannedecek."

Altan: "Dur bir dakika, sen şoförün tüm kapılarını kontrol ettiğini söyledin bana. Kontrol ettiğinde kapının kilitlenmediğini anlamayacak mı?"

Fırat: "Bingo! İşte burada ben devreye giriyorum. Ben adam tam sigarasını yakıp kapıları kontrol etmeye giderken oyuna dahil olacağım."

Ben de uzaktan seni ve şoförü izliyor olacağım. Adam tam sigarasını yakıp birinci dumanı içine çektiğinde motosikletle düşeceğim. Cemaat camiye girdiği için çevrede sadece cami çıkışını bekleyen dilencilerden başka kimse olmayacak. Böyle insanların içinde acıma duygusu olur ama o cami avlusunda insanların dini duygularını sömürüp para isteyen sahte insanlarda bu acıma duygusu olmaz , onlar başkasına yardım etmeye gelmeyecek kadar sahte ve umursamazlardır . Sen şimdi sinyali kestiğin zaman arkana bakmadan, çevrene aldırış etmeden cami avlusuna doğru yürümeye devam edeceksin. Sen benim motor görür görmez oyunumuzun üçüncü ve final perdesini açacağız. Hırsız olmak istiyordun ya, işte sana fırsat, göster kendini,peki ben ne yapacağım bundan sonra dediğimde.Sen adamın yanıma yardıma geldiğini görür görmez arka koltuğun ayak altında duran çantayı alacaksın. Dikkatli ve sakin ol, arkaya bakma ve arabanın kapısını sessizce aç, kapının açıldığını şoförün duymaması lazım. Çantayı alır almaz heyecan yapma soğukkanlı ol heyecanlanırsan etrafta tepki toplarsın. Çantayı aldıktan sonra normal bir hızla, tabii kaplumbağa gibi değil, bir yere gider gibi geldiğin yere doğru geri yürü ve uzaklaş. Seninle tekrar burada buluşacağız, sakın beni arama, her ne olursa olsun ben ölsem bile beni arama. Ve unutmadan bu eldivenleri de al, bunlar nono latex eldivenler. Elinde olduğunu kimse anlamaz, dokunduğun yerlerde parmak izi bırakmaz. Bunları İsviçre'den getirtmek bana pahalıya patlamıştı, arkada iz falan bırakmayacağız."

Bedir: "Evet her şey çok güzel ama bir problemimiz daha var."

Fırat: "Altan şaşırtıyorsun beni, bir saatte profesyonel oldun. Nedir problem?"

Bedir: "Biz bu kadar şeyi yaparken bizi hiçbir kamera görmeyecek mi? Böyle birini soyduğumuzda polisin ilk bakacağı yer kamera olacak."

Fırat: "Hmm... Evet bu büyük bir soru ama o kadar şeyi düşündükten sonra onu düşünmeyeceğimi zannetmedin herhalde. Güvenlik kameralarını son düşünme, onları ben halledeceğim."

Fırat tüm planı en ince ayrıntısına kadar düşünmüş, bana yavrusuna avlanmayı öğreten aslan gibi anlatmıştı. Ama merakımı söz geçiremiyordum, sonuçta bir hırsızlık yapacaktım. Göğsüm ne kadar korku ile dolu olsa da kendimi tehlikeye atmak istemiyordum. Fırat'a nasıl halledeceğini sormaktan geri durmasam da sonunda planın gizli yüzünü anlattı. Oyunda üçüncü kişi vardı artık. Bu gizemli üçüncü kişinin adını sormadım, zaten sorsaydım söylemezdi. Bu da benim için daha iyiydi, ne kadar az bilgi bilirsem o kadar daha iyiydi benim için ama bir yanım da içimdeki meraka söz geçiremiyordu Fırat açtığı dolabın kapağını kapatıp tam merdivenlere doğru yönelmişken "Dur bir dakika, bu işte berabersek benim her şeyi bilmeye hakkım var" deyince önce yere sonra bana baktı. Sonra bana doğru iki adım atıp yanıma doğru yaklaştı, o kadar dibime gelmişti ki burnunun deliklerinden çıkan nefesi hissedebiliyordum. Fırat gözlerimin içine bakıp Elektrikleri keseceğiz diyince Kafamı yapıyorsan benimle dalga mı geçiyorsun? Böyle önemli bir şeyi kim nasıl yapsın? Yapılacak şey basit gibi gözükse de en ufak bir yanlışlık benim bir ömür hayatımın sonuna kadar hapishanede kalmama yetebilirdi." Fırat öfkeden ve kızgınlığımdan anlamıştı, ciddi olduğumun farkındaydı . Bu bana da güvenmesi, bana her şeyi anlatması için önemli bir noktaydı; çünkü benim de en ufak hatamda kendi sonunun da geleceğine emindi. Fırat gitmekten vazgeçip dolaba yaslandı ve bana şu zamana kadar sakladığı sırrını anlattı, elektrik trafosunu patlatıp ilçenin elektriğini bir anda kesecekti. Bu yapacak kişi Fırat'ın öz kardeşi Selim'di. Ama bu nasıl olabilir Selim beş yıl önce trafik kazasında ölmüştü. Bu nasıl olabilir, Fırat'a benim kafamı karıştırmıştı. Acemi olabilirim ama şalak değilim duyduklarımdan sonra bana bir sandalye çekip oturmamı işaret etti.

Fırat: "Beş yıl önce kardeşimin öldüğünü duymuşsundur. Kardeşim aslında ölmedi, kardeşim ile bir gün büyük bir hırsızlık planlamıştık. Planımız o kadar iyiydi ki terslik çıkması imkansızdı. Evine gireceğimiz kişi bir iş adamıydı. Kardeşim eve girdiğinde işler istediğimiz gibi gitmedi, ne yazık ki o gün kardeşim ev sahibi tarafından silahla vuruldu. Sonradan öğrendik adam bu şehrin mafyalarından birisiymiş. Biz adamlar kardeşimin peşine düşmesinler diye, kardeşimin hayatta olduğunu bilmesinler diye her tarafa onun öldüğü haberini yaydık. O saatten sonra kardeşim artık bir hayalet gibi yaşıyor, aynı zamanda Selim artık benim gölgem gibi oldu."

Fırat'ın anlattıkları karşısında şoke olmuştum. Bu bir fedakarlıkmı yoksa korku mu hâlâ anlayamıyorum. Ama Fırat'ın kafasında olan şeylerin şeytanın bile aklına gelemiyeceğini düşünüyorum . Birini bukadar seven, bu benim tanıdığım Fırat olamazdı. İlk defa ikilemde kaldım. Toparlanıp Fıratla tam bir saat planı sistematik ve tıkır tıkır çalıştık herşeyin üzerinden onlarca geçtik. Fırat'ın anlattıklarını dinledikten sonra hem şok olmuş hem de heyecanlanmıştım. Bu benim için son başlangıcı olabilecek cinsten bir hikayeydi. Saat epeyce geç olmuştu, mahzenden çıkıp tek başıma dönüş yoluna koyulmuş, aklımda planı yaşıyordum. Aklımda o kadar çok farklı senaryolar yaşıyordum ki; kâh yakalanıyor kâh ölüyordum. Kendimi teselli etmek için de mutlu senaryoları aklımda canlandırmıyor değildim; aldığımız paralarla güzel bir hayat yaşayacağımı düşünüp motive oluyordum ve en etkilisi buydu. Bu beni hayata bağlıyordu. Fırat'ın beni soktuğu huzursuz ve kasvetli mahalleden çıkıp kendi mahalleme girerken aklım hâlâ konuştuklarımızdaydı. Fırat'ın bana verdiği sır kafamda dönüyordu. Bana verdiği sır acaba doğrumuydu. Fırat bu zamana kadar çevresine doğru söylenmiş bir insan değildi. Bence kardeşi olabilirdi, ama olmayadabilirdi güvenmekten başka çarem yoktu, saatin kaç olduğunun farkına varmadan gecenin ikisinde evimin kapısının önüne kadar geldim. Şuan tek isteğim kapıyı açtığımda babamı koridorda sızmamış görmek, sarhoş olmamasını, normal babalar gibi olmasını isterdim. Şu geldiğim noktada artık dualarım da değişmişti. Şimdi sadece bir an önce akşam olmasını bekliyordum.