İçeriğe geç

PROLOG

Bir insan doğduğunda, Arşiv bunu bilirdi.

İlk nefesinden önce.

İlk çığlığından önce.

Annesi onu kucağına almadan, babası yüzünü görmeden, bir isim dünyada ilk kez ona ait olmadan önce.

Bir kitap açılırdı.

Bazen ince olurdu.

Bazen kalın.

Bazen ilk sayfasında yüzlerce ihtimal belirirdi. Bazen yalnızca birkaç satır.

Ama mutlaka açılırdı.

Dört bin yıldan uzun süredir bunun aksi görülmemişti.

O gece görüldü.

◆

Kâtip yazmayı bıraktı.

Kaleminin ucu kâğıdın birkaç milimetre üzerinde hareketsiz kaldı.

Etrafındaki raflarda milyonlarca sayfanın birbirine karışan sesi vardı. Arşiv hiçbir zaman tamamen sessiz olmazdı. İnsanlar uyurken bile gelecek değişirdi. Bir karar başka bir kararı doğurur, bir ihtimal güçlenirken diğeri zayıflar, mürekkep durmadan yer değiştirirdi.

Kâtip başını kaldırdı.

Bir şey eksikti.

Ne olduğunu bilmiyordu.

Bu, onun için yeni bir histi.

Bilmemek.

Kalemi masaya bıraktı.

Önündeki kayıt satırlarına baktı.

Bir doğum.

Vélora.

Saat 06.45.

Kayıt tamamlanmıştı.

Anne mevcuttu.

Baba mevcuttu.

Soy çizgisi mevcuttu.

Doğum gerçekleşmişti.

Kâtip bekledi.

Bir saniye.

İki.

Üç.

Yeni kitabın gelmesi gerekiyordu.

Gelmedi.

Kaşları hafifçe çatıldı.

Sonra raflardan biri titredi.

Kâtip ayağa kalktı.

Binlerce kitabın arasında tek bir boşluk oluşmuştu.

Bir kitabın eksildiği boşluk değildi.

Daha tuhaftı.

Sanki raf, orada hiçbir zaman kitap olmaması gerektiğine karar vermişti.

Kâtip yaklaştı.

Parmaklarını boşluğa uzattı.

Raf soğuktu.

Arkasından bir ses geldi.

“Dokunma.”

Elini çekti.

Kadının geldiğini duymamıştı.

Her zamanki gibi.

Kırmızı kumaş rafların arasındaki loş ışıkta neredeyse siyah görünüyordu. Belindeki metal zincir yürümeyi bıraktığında hâlâ hafifçe sallanıyordu.

Halkalar birbirine değdi.

Ses çıkmadı.

Kadın boşluğa baktı.

“Ne kadar oldu?”

“On yedi saniye.”

“Tekrar kontrol et.”

Kâtip gözlerini kapattı.

Arşiv’in içinden geçen kayıtları bir kez daha taradı.

Doğum.

Anne.

Baba.

Yer.

Saat.

Nabız.

İlk nefes.

Her şey vardı.

Bir tek...

“Yok.”

Kadının bakışları ona döndü.

“Ne yok?”

Kâtip ilk kez cevabından emin değildi.

“Sonrası.”

Kadının yüzü değişmedi.

“Tekrar.”

Kâtip tekrar baktı.

“Yok.”

“Tekrar.”

“Yok.”

“Tekrar.”

Bu kez Kâtip cevap vermedi.

Çünkü Arşiv cevap verdi.

◆

Önce en üst raflardan bir kitap düştü.

Sonra bir tane daha.

Sonra yüzlercesi aynı anda açıldı.

Sayfalar hızla dönmeye başladı.

Mürekkep satırlar boyunca koştu.

İsimler değişti.

Tarihler silindi.

Yeniden yazıldı.

Kâtip iki adım geriledi.

“Bu olmamalı.”

Kadın ona bakmadı.

“Biliyorum.”

Rafların arasından derin, metalik bir çatlama sesi yükseldi.

Bu kez ses vardı.

Kadın başını çevirdi.

Arşiv’in merkezindeki eski mühür çatlamıştı.

Kusursuz çemberin içinden ince, altın renkli bir çizgi geçti.

Çizgi büyüdü.

Çember iki noktadan ayrıldı.

Ve kırıldı.

Parçalardan biri taş zemine düştü.

Kadın eğilip onu aldı.

Avucunda kırık bir halka vardı.

Sıcaktı.

“Bu nedir?” diye sordu Kâtip.

Kadın cevap vermedi.

Çünkü karşılarındaki raf yeniden hareket etmişti.

Boşluk genişliyordu.

Arşiv kitap arıyordu.

Bulamıyordu.

Başka bir raf.

Sonra bir başkası.

Binlerce kayıt aynı anda tarandı.

Bir isim aranıyordu.

Henüz dünyada birkaç dakikadır var olan bir insanın ismi.

Hiçbir yerde yoktu.

Kâtip fısıldadı.

“Onu bulamıyor.”

Kadın kırık halkayı avucunda sıktı.

“Hayır.”

İlk kez sesinde bir şey vardı.

Korku değildi.

Korkuya çok yakın bir şeydi.

“Onu yazamıyor.”

◆

Emir üç dakika sonra geldi.

Tek satırdı.

Kâtip okudu.

Sonra tekrar okudu.

Kadına uzattı.

Kadın kâğıdı almadı.

“Sesli.”

Kâtip tereddüt etti.

“Anomali doğrulandı.”

Kadın bekledi.

Kâtip devam etti.

“Kayda dâhil edilemiyor.”

Sessizlik.

“Devam et.”

Kâtip son satıra baktı.

SONLANDIRIN.

Kadın uzun süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra arkasını döndü.

“Nereye gidiyorsun?”

“Vélora’ya.”

“Emri yerine getirecek misin?”

Kadın durdu.

Omzunun üzerinden Kâtip’e baktı.

“Henüz karar vermedim.”

◆

Bebek uyuyordu.

Bu, kadını rahatsız etti.

Ölmek üzere olduğunu bilmediği için değil.

Yeni doğmuş bir bebeğin hiçbir şey bilmemesi normaldi.

Onu rahatsız eden başka bir şeydi.

Arşiv de bilmiyordu.

Kadın yatağın yanında durdu.

Oda küçüktü. Hastane koridorundan tekerlek sesleri geliyor, kapının altından beyaz ışık sızıyordu.

Dışarıda dünya normal şekilde devam ediyordu.

Bir hemşire güldü.

Uzakta bir telefon çaldı.

Bir adam koridorda kahve makinesine küfretti.

Ve bütün bunların ortasında, Arşiv’in dört bin yıldır ilk kez yazamadığı insan uyuyordu.

Kadın elini uzattı.

Bebeğin göğsü düzenli biçimde yükselip alçalıyordu.

Bir hareket yeterdi.

Çok küçük bir hareket.

Arşiv düzelirdi.

Boşluk kapanırdı.

Düzen devam ederdi.

Kadının eli havada kaldı.

Yüzyıllar önce başka bir odada başka biri de böyle durmuştu.

Elinde emir.

Karşısında öldürmesi gereken bir insan.

O adam emri yerine getirmemişti.

Kadın o gece hayatta kalmıştı.

Gözlerini kapattı.

“Lanet olsun.”

Elini indirdi.

Ama bebeğe değil.

Cebine.

Kırık altın halkayı çıkardı.

Bir süre avucunda tuttu.

Sonra ince zincirini bebeğin boynuna geçirdi.

Halka küçük göğsünün üzerinde durdu.

Bebek kıpırdandı.

Gözlerini açtı.

Kadın dondu.

Açık renk gözlerin çevresinde belli belirsiz altın bir halka vardı.

Bir an birbirlerine baktılar.

“Bunun için bir gün benden nefret edebilirsin,” dedi kadın.

Bebek esnedi.

Kadının ağzının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.

“Evet. Ben de öyle düşünmüştüm.”

Ayağa kalktı.

Kapıya yöneldi.

Sonra son kez arkasına baktı.

“Bakalım ne yapacaksın.”

Ve gitti.

◆

Arşiv’de Kâtip hâlâ boş rafın karşısında duruyordu.

Kadın dönmedi.

Bir saat geçti.

Sonra iki.

Emir yerine getirilmemişti.

Kâtip bunu biliyordu.

Arşiv de biliyordu.

Gece yarısına doğru boş rafın önünde bir şey belirdi.

Bir kitap.

Kâtip ona dokunmadı.

Siyah bir kapağı vardı.

Başlığı yoktu.

İsmi yoktu.

Mührü yoktu.

Yavaşça kendi kendine açıldı.

İlk sayfa boştu.

İkinci de.

Kâtip sayfaların çevrilmesini izledi.

Boş.

Boş.

Boş.

Son sayfaya gelince hareket durdu.

Mürekkep kâğıdın üzerinde ağır ağır oluşmaya başladı.

Kâtip öne eğildi.

Üç kelime vardı.

SEN BURADA OLMAMALIYDIN.

Uzun süre baktı.

Sonra ilk kez hayatında, bildiği bir şeyi Arşiv’e kaydetmedi.

Kitabı kapattı.

Ve sakladı.

Çok aşağıda, hiçbir kitabın bulunmadığı bir yerde, bir şey gözlerini açmadı.

Henüz değil.

Ama karanlığın içinde ilk kez bir düşünce oluştu.

Ya diğerini seçseydi?