1995 yılının sonbaharıydı.
Şehrin üzerine çöken gri hava, büyük evin yüksek pencerelerinden içeri süzülüyordu. Bahçedeki ağaçların yaprakları rüzgârla savruluyor, evin taş duvarlarına vuran dalların sesi koridorlarda yankılanıyordu.
Ev oldukça büyüktü.
Mermer zeminler, yüksek tavanlar, ağır ahşap kapılar…
Bu evde her şeyin bir yeri vardı.
Ama evin içinde, bütün bu düzenin arasında özgürce dolaşan tek kişi beş yaşındaki küçük çocuktu.
Adı henüz hikâyenin kimse tarafından önemsenmeyen ismiydi.
O gün üzerinde küçük bir kazak ve pantolon vardı. Elinde ise eski bir oyuncak araba taşıyordu.
Koridorda koştururken bir anda durdu.
Babasının odasının kapısı aralıktı.
Çocuk kapıya yaklaştı.
İçeri baktı.
Babası odadaydı.
Masanın başında oturuyor, bazı evrakları inceliyordu.
Çocuk kapının kenarından başını uzattı.
— Baba?
Adam başını kaldırdı.
Yüzünde yorgun ama sıcak bir ifade belirdi.
— Gel bakalım.
Çocuk içeri girdi.
Babasının yanına kadar koştu.
Adam elindeki kâğıtları masaya bıraktı ve oğluna baktı.
— Ne oldu?
Çocuk cevap vermedi.
Sadece babasının masasının üzerinde duran eşyalara bakıyordu.
Kalemler…
Saat…
Anahtarlar…
Ve masanın biraz ilerisinde duran bir silah.
Çocuğun gözleri silaha takıldı.
Babasının silah taşıdığını daha önce de görmüştü.
Ama onun için bunun anlamı yoktu.
Silah, yetişkinlere ait başka bir eşya gibi görünüyordu.
Baba çocuğun baktığı yeri fark etti.
— Ona dokunma.
Çocuk hemen başını kaldırdı.
— Neden?
— Çünkü o oyuncak değil.
Çocuk sustu.
Babasına baktı.
Sonra tekrar silaha…
Adam birkaç saniye sonra odadan çıktı.
Çocuk ise odada kaldı.
O an her şey sıradandı.
Henüz kimse bilmiyordu.
O birkaç dakikanın yıllar sonra bir cinayetin başlangıcı olarak hatırlanacağını…
Öğleden sonra ilerledikçe ev sessizleşti.
Çocuk odasında oyuncaklarıyla oynuyordu.
Annesi aşağı kattaydı.
Baba ise tekrar çalışma odasına geçmişti.
Evin koruması da giriş katında görev başındaydı.
Koruma yıllardır bu ailenin yanındaydı.
Çocuğu kendi çocuğu gibi severdi.
Çocuk da onu severdi.
Onunla oyun oynar, bazen peşinden koşar, bazen de şaka yapmak için saklanırdı.
O gün de her şey normal görünüyordu.
Ta ki çocuk tekrar babasının odasına girene kadar.
Kapı açıktı.
Babası içerideydi.
Çocuk bir süre kapının yanında durdu.
Sonra gözleri masaya kaydı.
Silah hâlâ oradaydı.
Çocuk etrafına baktı.
Sandalyeyi gördü.
Masaya ulaşmak için sandalyeyi çekti.
Sandalyenin ayakları mermer zeminde hafifçe sürtündü.
Çocuk sandalyenin üzerine çıktı.
Küçük ellerini masaya uzattı.
Silaha dokundu.
Onu kaldırdı.
Silahın ağırlığı beklediğinden fazlaydı.
Çocuk onu iki eliyle tutmaya çalıştı.
Babası o sırada başka tarafa dönmüştü.
Çocuk gülümsedi.
Kendi dünyasında bir oyun kurmuştu.
Bir an için babasının dikkatini çekmek istedi.
Silahı kaldırdı.
Çocukça bir şaka yapar gibi babasına doğrulttu.
Sonra silahı biraz daha yaklaştırdı.
Ve…
PAT!
Silah sesi bütün evi doldurdu.
Her şey bir anda oldu.
Silahın geri tepmesiyle çocuk geriye doğru savruldu.
Sandalyenin üzerinden düştü.
Başını sert bir şekilde yere çarptı.
Gözleri kapandı.
Elindeki silah yere düştü.
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Baba hareketsizdi.
Sonra kapı hızla açıldı.
Anne içeri girdi.
Gördüğü manzara karşısında olduğu yerde dondu.
Kocası yerdeydi.
Çocuğu birkaç adım ötede hareketsiz yatıyordu.
Yerde bir silah vardı.
Kadının ağzından yalnızca tek bir kelime çıktı:
— Hayır…
Çocuğuna koştu.
Onu kollarının arasına aldı.
— Oğlum…
Cevap yoktu.
Kadın başını kaldırıp kocasına baktı.
Sonra tekrar oğluna…
Ne olduğunu anlayamıyordu.
Birkaç dakika içinde evin bütün dengesi değişmişti.
Ve o gün orada bulunan hiç kimse, aslında olayın gerçek yüzünü bilmiyordu.
Saatler sonra evin önünde polis araçlarının ışıkları yanıyordu.
İçeride insanlar konuşuyor, sorular soruyor, cevaplar aranıyordu.
Koruma ise koridorun sonunda sessizce bekliyordu.
Yüzü bembeyazdı.
Bir polis memuru yanına geldi.
— Odaya ilk kim girdi?
Koruma cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü.
— Hanımefendi.
— Siz neredeydiniz?
— Aşağıdaydım.
Polis not aldı.
Koruma başını kaldırdı.
Koridorun diğer ucunda çocuğu gördü.
Küçük çocuk hâlâ kendinde değildi.
Korumanın gözleri doldu.
Bir adım atacak oldu.
Ama polis onu durdurdu.
— Şimdilik burada kalın.
Koruma şaşkınlıkla baktı.
Henüz kimse açıkça bir suçlama yapmamıştı.
Ama şüphe çoktan başlamıştı.
Ve o gece…
Beş yaşındaki çocuk, hayatının en önemli anını hatırlamadan uyudu.
Fakat zihninin en derin yerlerinde, o günün görüntüleri çoktan yerlerini değiştirmeye başlamıştı.
Bir silah…
Bir sandalye…
Bir patlama…
Yere düşen bir adam…
Ve kapıdan içeri giren bir anne…
Bazı hatıralar insanın zihninden silinmez.
Bazıları ise hiç yaşanmadığı hâlde yaşanmış gibi hatırlanır.
Aradan yıllar geçecekti.
Ve o çocuk büyüdüğünde, babasının katilini bulduğunu sanacaktı.
Ama gerçeği bilmiyordu.
Henüz bilmiyordu.
Çünkü gerçek…
O gün odada onunla birlikteydi.…