İçeriğe geç

Bölüm 1 — Sessizliğin Ardındaki Tehlike

VAELTHAR 

Vaelthar, farklı ırkların ve krallıkların bir arada yaşadığı geniş bir kıtaydı. 

İnsanlar kıtanın batısında, kuzeyinde ve güneyinde büyük krallıklar kurmuştu. Batıda Rhovannis, kuzeyde Kaldreth, güneyde Sahrya ve güneybatıda Elarion bulunuyordu. Elfler kuzeybatıdaki ormanlık topraklarda kendi krallıklarını yönetirken cüceler, batıdaki dağların derinliklerinde büyük yeraltı şehirleri inşa etmişti. 

Kıtanın merkezine yakın geniş bir alanı ise Ilyr Ormanı kaplıyordu. Burası sıradan bir orman değildi. Orklar, Ogreler, Oni'ler, Kijinler ve Goblinler gibi pek çok farklı ırk burada yaşıyordu. Bu ırkların kendilerine ait köyleri, yerleşimleri ve toplulukları vardı. İnsanlar ise hepsini genellikle tek bir isimle anıyordu: Canavarlar. 

Kıtanın doğusunda ve güneyinde, insan krallıklarından uzakta, farklı ırkların yönettiği yedi ayrı ülke bulunuyordu. Bu ülkelerin hükümdarları, Vaelthar'da Yedi Şeytan Kral olarak tanınıyordu. 

Bu dünyada gücün temelinde Magicule'ler bulunurdu. Her canlının yetenekleri, sahip olduğu güç ve gelişimi birbirinden farklıydı. Bazıları doğuştan gelen becerilere sahipken bazıları zamanla eşsiz yetenekler kazanabiliyordu. 

Ve bu büyük kıtanın merkezine yakın, küçük bir köyde sıradan başlayan bir gün, kısa süre sonra korkunç bir saldırıyla kesilecekti.  

Sabah güneşi küçük köyün üzerine doğmuştu. 

Birkaç düzine evden oluşan köyde insanlar günlük işlerine başlamıştı. Bazıları hayvanlarıyla ilgileniyor, bazıları evlerinin önünde çalışıyor, çocuklar ise evlerin arasında oyun oynuyordu. 

Köyün küçük evlerinden birinde, mutfaktan yemek kokuları yükseliyordu. 

??? : Elyra, kahvaltı hazır. Hadi gel! 

Elyra: Geliyorum! 

On iki yaşındaki kız, odasından çıkarak mutfağa geldi. Masaya oturup önündeki yemeklere baktı. 

Elyra: Yine sebze mi? 

??? : Evet. Ne olmuş? 

Elyra: Biraz et de olabilirdi. 

??? : O zaman gidip kendin avlayabilirsin. 

Elyra: Şey... Aslında sebze de güzel. 

Kadın gülümseyerek kızının önüne bir tabak koydu. 

??? : Afiyet olsun. 

Elyra: Sana da! 

İkisi kahvaltılarına devam etti. Her şey sıradan görünüyordu. 

Ta ki dışarıdan gelen bağırışmalar duyulana kadar. 

Köylü: ORKLAR! ORKLAR GELİYOR! 

Kadın hızla ayağa kalktı. 

??? : Ne?! 

Köylü: Çok fazlalar! Yüzden fazla Ork var! 

Elyra: Anne... 

Kadın hemen kapıya yöneldi. Dışarı baktığında uzaktaki tepelerin ardından ilerleyen kalabalığı gördü. Orklar, köye doğru hızla yaklaşıyordu. Ellerinde baltalar, kılıçlar ve çeşitli silahlar vardı. Sayıları o kadar fazlaydı ki uzaktan bile büyük bir kalabalık oluşturuyorlardı. 

Kadın kızının kolunu tuttu. 

??? : Elyra, benimle gel! 

Elyra: Ne oluyor? 

??? : Şimdi soru sorma. Hemen! 

Kadın onu evin arka tarafına götürdü. Depolama için kullanılan küçük bir bölmenin kapağını açtı. 

Elyra: Buraya mı saklanacağım? 

??? : Evet. Ne olursa olsun dışarı çıkmayacaksın. Sesini de çıkarmayacaksın, tamam mı? 

Elyra: Sen de gelecek misin? 

Kadın bir an duraksadı. Ardından kızının yüzünü iki eliyle tuttu. 

??? : Merak etme. Her şey yoluna girecek. 

Elyra: Söz mü? 

??? : Söz. 

Kadın kızını bölmeye yerleştirdi ve kapağı kapattı. 

Dışarıdaki bağırışlar giderek yükseliyordu. 

Orklar köye ulaşmıştı. 

Yüzden fazla Ork, küçük köyün çevresine yayılmıştı. Bazıları evlere yöneliyor, bazıları da karşılarına çıkan insanlara saldırıyordu. Köydeki insanlar kaçışmaya çalışırken evlerden çığlıklar yükseliyordu. 

Orkların arasında diğerlerinden çok daha iri yapılı bir figür bulunuyordu. Üzerinde parçalı bir zırh, elinde ise büyük bir silah vardı. Diğer Orklar onun söylediklerini dinliyor, verdiği emirleri yerine getiriyordu. 

??? : Evleri kontrol edin! Yiyecekleri toplayın! 

Bir Ork yanına yaklaştı. 

Ork: Bize söylenenler doğru mu? Ormanın dışında gerçekten yiyeceklerle dolu topraklar var mı? 

??? : Bize verilen söz buydu. 

Ork: Peki halkımız artık aç kalmayacak mı? 

??? : Evet. Ormanın dışında daha iyi bir hayat bizi bekliyor. 

Ork: O hâlde buradan eli boş dönmemeliyiz! 

İri Ork bakışlarını köye çevirdi. 

??? : Öyleyse oyalanmayın. Her yeri arayın! 

Orklar saldırılarını sürdürdü. Küçük köyün evleri birer birer zarar görürken insanlar ya kaçıyor ya da saklanmaya çalışıyordu. 

Aynı gün, Elarion Krallığı'nın Valcrest Dükalığı'nda... 

Aldren Valcrest, çalışma odasında oturmuş önündeki belgeleri inceliyordu. Masasının üzerinde biriken evraklardan biriyle ilgilenirken kapı çalındı. 

Caelan: İçeri gelebilir miyim? 

Aldren: Gel, Caelan. 

Caelan içeri girdi. Elinde mühürlü bir mektup vardı. 

Caelan: Kraliyet sarayından haber geldi. 

Aldren: Ne olmuş? 

Caelan: Küçük bir köye Ork saldırısı düzenlenmiş. Sayılarının yüz civarında olduğu söyleniyor. 

Aldren mektubu alıp gözden geçirdi. 

Aldren: Köyün adı ne? 

Caelan: Eilford. 

Aldren: Buraya uzak değil. Ne kadar zaman geçmiş? 

Caelan: Saldırı sabah başlamış. Haber bize biraz geç ulaşmış. 

Aldren mektubu masaya bıraktı ve ayağa kalktı. 

Aldren: Altmış asker hazırlansın. Hemen yola çıkıyoruz. 

Caelan: Dain'e haber vereyim. 

Aldren: Ben de hazırlanıyorum. 

Caelan odadan çıktı. Kısa süre sonra dükalık askerleri avluda toplanmaya başladı. 

Dain Havel, askerlerin hazırlığını kontrol ederken Caelan yanına geldi. 

Caelan: Dain, altmış askerle birlikte yola çıkıyoruz. Hazırlıkları tamamla. 

Dain: Anlaşıldı. Bir sorun mu var? 

Caelan: Eilford Köyü'ne Orklar saldırmış. 

Dain: Anladım. Askerleri hemen hazırlatıyorum. 

Bir süre sonra Aldren avluya geldi. Askerler atlarının başında hazır bekliyordu. 

Aldren: Herkes hazır mı? 

Dain: Birkaç dakika içinde çıkabiliriz. 

Caelan: Altmış asker hazır. 

Aldren: Güzel. Vakit kaybetmeyelim. 

Dain: Askerler, hareket! 

Aldren atına bindi. Caelan ve Dain de kendi atlarına geçtiler. Altmış kişilik birlik, Eilford Köyü'ne doğru yola çıktı. 

Gece çöktüğünde birlik, Eilford Köyü'nün yakınlarına ulaştı. 

Uzaktan bile köyün çevresindeki hareketlilik görülebiliyordu. Meşalelerin ışığı karanlığı aydınlatıyor, Orklar evlerin çevresinde dolaşıyordu. Sayıları yaklaşık yüz kadardı. 

Dain: Sayıları gerçekten fazla. 

Caelan: Yüz civarında olmalılar. 

Aldren: Köydekilere daha fazla zarar vermelerine izin vermeyeceğiz. Dain, askerleri hazırla. 

Dain: Emredersiniz! 

Aldren atından indi. Sırtında taşıdığı iki büyük kılıcı çıkardı. Her iki kılıç da iri ve ağırdı. Aldren onları rahatça kavrayıp ileriye baktı. 

Aldren: Ben önden gireceğim. Siz de arkamdan gelin. 

Dain: Anlaşıldı! 

Aldren birkaç adım ilerledi. Sol elinin çevresinde hafif bir rüzgâr dolaşmaya başladı. 

Orklar yaklaşan insanları fark edince bağırarak onlara döndü. 

Aldren: Başlıyoruz! 

İlk Ork, elindeki baltayı Aldren'e doğru savurdu. Aldren saldırıdan yana çekilerek kurtuldu. Ardından sağ elindeki kılıcı savurdu. Ağır kılıç Ork'u göğsünden yakalayarak geriye savurdu. 

Arkasından gelen iki Ork aynı anda saldırdı. Aldren sol kılıcıyla birinin saldırısını karşıladı, diğerinin hamlesinden ise kısa bir hareketle sıyrıldı. Ardından iki kılıcını art arda savurarak ikisini de yere düşürdü. 

Bu sırada Valcrest askerleri de çatışmaya katılmıştı. 

Dain: Dağılmayın! Birbirinizi kollayın! 

Askerler Orkların arasına girerek saldırılarını karşılamaya başladı. Kimi kılıcını kullanıyor, kimi kendi yetenekleriyle Orkları geri püskürtüyordu. Kısa süre içinde birkaç Ork daha yere serildi. 

Caelan, çatışmanın gerisinde kalarak çevreyi gözlemliyordu. 

Caelan: Aldren! Dikkatli ol! Daha büyük bir tanesi var! 

Aldren başını çevirdiğinde diğer Orklardan belirgin şekilde daha iri bir figür gördü. Üzerinde parçalı bir zırh, elinde ise büyük bir silah vardı. Çevresindeki Orklar ona yol açıyordu. 

İri Ork ağır adımlarla Aldren'e doğru yürüdü. 

Aldren: Demek liderleri sensin. 

??? : İnsanların buraya gelmesini beklemiyordum. 

Aldren: Bu köye neden saldırdınız? 

??? : Orman artık bize yetmiyor. Halkım açlık çekiyor. 

Aldren: Bunun için masum insanların evlerini mi yıktınız? 

??? : Bize bir söz verildi. Ormanın dışında yiyeceklerle dolu topraklar var. Artık aç kalmayacağız. 

Aldren: Birilerinin verdiği söz uğruna yüz Ork'u buraya sürükledin demek. 

??? : Halkımın daha iyi bir hayatı olacak. Bunun için savaşacağım. 

Aldren: Önce beni geçmen gerekecek. 

İri Ork silahını iki eliyle kavradı. 

??? : Benim adım Grazhor! Beni küçümseme, insan! 

Aldren: Aldren Valcrest. Hatırlamana gerek kalmayacak. 

Grazhor öfkeyle ileri atıldı. Ağır silahını Aldren'in üzerine savurdu. Aldren iki kılıcıyla saldırıyı karşıladı. Çarpışmanın etkisiyle ayaklarının altındaki toprak ezildi. 

Grazhor ikinci saldırısını bekletmeden gerçekleştirdi. Aldren bu kez kılıçlarını ayırarak darbeyi yönlendirdi ve Grazhor'un dengesini bozdu. 

Grazhor: Güçlüsün! 

Aldren: Sen de fena değilsin. 

Grazhor yeniden saldırıya geçti. Ağır silahını art arda savuruyordu. Aldren iki kılıcıyla darbeleri karşılıyor, uygun anlarda karşılık veriyordu. 

Bir anlık boşluk yakaladığında sol elini hafifçe kaldırdı. Etrafındaki rüzgâr yoğunlaştı ve Grazhor'un hareketini sekteye uğrattı. Aldren'in sağ elinin çevresinde ise ateş belirdi. Yakınındaki askerlerden birinin kullandığı ateş elementiyle güçlenmişti. 

Aldren: Şimdi bakalım buna nasıl karşılık vereceksin. 

Ateş ve rüzgârın etkisiyle Grazhor geriye doğru savruldu. Ancak yere düşmeden ayakta kalmayı başardı. 

Grazhor: Bu kadar güçlü olacağını düşünmemiştim! 

Aldren: Daha bitmedi. 

Grazhor dişlerini sıkarak tekrar ileri atıldı. Silahını tüm gücüyle savurdu. Aldren iki kılıcını çapraz biçimde kaldırarak darbeyi karşıladı. Ardından rüzgârın itişiyle ileri atıldı ve kılıçlarını iki yandan savurdu. 

Grazhor darbelerden birini savuşturmayı başardı ancak diğeri zırhına çarparak onu geriye itti. 

Grazhor: İnsan... Sen kimsin?! 

Aldren: Az önce söyledim ya. 

Aldren sol elindeki rüzgârı yeniden yoğunlaştırdı. Grazhor'un hareketleri bir anlığına yavaşladı. Aldren bu fırsatı kaçırmadı. İki kılıcını savurarak güçlü bir darbe indirdi. 

Grazhor yere çarptı. Elindeki silah birkaç metre uzağa fırladı. 

Grazhor kalkmaya çalıştı ancak başaramadı. 

Çevredeki Orklar, liderlerinin düştüğünü görünce tereddüt etmeye başladı. Bazıları geri çekilirken bazıları kaçmaya yöneldi. 

Dain: Komutanım! Orklar geri çekiliyor! 

Aldren: Kaçanların peşine düşmeyin. Önce köydekileri kontrol edin. Yaralı varsa yardım edin! 

Dain: Anlaşıldı! 

Aldren iki kılıcını yeniden sırtına yerleştirdi ve askerlerin yanına döndü. 

Aldren: Caelan, köyü tamamen arayın. Hayatta kalan biri olabilir. 

Caelan: Hemen ilgileniyorum. 

Askerler küçük yerleşimdeki evleri tek tek kontrol etmeye başladı. Aldren de yıkılmış evlerin arasından geçerken bir evin içinden çok hafif bir ses duydu. 

Durup içeri yöneldi. 

Evin içi darmadağın olmuştu. Devrilmiş eşyaların ve kırılmış tahtaların arasında ilerlerken arka tarafta saklanabilecek küçük bir bölme fark etti. 

Aldren: Orada biri mi var? 

Bir süre sessizlik oldu. 

Aldren diz çökerek bölmenin üzerindeki tahtaları kaldırdı. Altında küçük bir kız saklanıyordu. Kız korkuyla geriye çekildi ve Aldren'e bakakaldı. 

Aldren: Korkma. Orklar gitti. 

Kızın gözlerinden yaşlar süzüldü. 

Elyra: Annem... 

Aldren'in yüzündeki ifade ciddileşti. 

Aldren: Annen nerede? 

Elyra cevap veremedi. Yalnızca başını eğdi. 

Aldren elini uzattı. 

Aldren: Gel. Seni buradan çıkaralım. 

Elyra bir süre tereddüt ettikten sonra elini uzattı. 

Aldren onu dikkatlice kucağına aldı ve evden dışarı çıktı. 

Caelan onları gördüğünde yanlarına geldi. 

Caelan: Birini buldunuz demek. 

Aldren: Evet. Şimdilik bulabildiğimiz tek kişi. 

Caelan: Onu güvenli bir yere götürmeliyiz. 

Aldren: Önce köyde başka kurtulan var mı, onu öğrenelim. 

Küçük kız, Aldren'in kollarında sessizce duruyordu. 

Aldren: Adın ne? 

Elyra: Elyra... 

Aldren: Merak etme, Elyra. Artık güvendesin. 

Elyra cevap vermedi. Yalnızca Aldren'in pelerinine biraz daha sıkı tutundu. 

Aldren, Caelan'a döndü. 

Aldren: Köydeki arama bitene kadar burada kalacağız. 

Caelan: Anlaşıldı. 

Aldren, Elyra'yı kucağında taşırken askerler köydeki evleri kontrol etmeye devam etti.