Bir pazartesi sabahı. Yanlız başıma yaşadığım küçük tek odadan oluşan 12 katlı ucuz sitemdeki ucuz dairemde uyanırım. Heryer dap dağınık heryerde eşyalar tüm daire birbirine girmiş şekilde dağınık yatağımda bacaklarımı açmış şekilde uyanırım.
Uyanır uyanmaz okula geç kaldığımı fark ederim. Bu kaçıncı geç kalışım bilmem ama artık umursamamaya başlamıştım. Hantal sadece kilotlu şekilde yavaş yavaş 2 metre uzaktaki mutfağa gidip mavi teneke kutulu enerji içeceğimi beyaz benle aynı boyda olan dolapdan çıkartıp açıp aç karnına onu içerim. İçecek bitene kadar yatağımın yanındaki tuvaletin önündeki camdan dışarı seyrederim.
Tüm o insanlar küçücük ve sanki karınca gibilerdi. Hepsi bir koyun gibi takım elbiselerini giymiş ellerinde çanta sürü halinde işe, okula veya gezmeye gidiyorlardı. Kimse konuşmuyor etrafta sadece otobüsler taksiler ve diğer araçların sesleri vardı. Havada egzoz dumanları ile sigara dumanları karışmış bu güzel ülkemin kokusunun içine etmişlerdi.
Saat 09:02 idi. İlk ders başlayalı 2 dakika olmuştu. İçeceğim bitince yorgun yorgun mavi üst ve siyah eşofmanlı okul formamı giyip saçımı tarayıp evden çıkarım. Siyah JBL kulaklığım kafamda müzik açmış durakta otobüs beklerim. 09:10 da gelmesi gereken otobüs 09:20 de gelir ve binerim. İlk bulduğum koltuğa oturup uzun soluklu ve cama bakıp düşüncelere daldığım yolculuğum başlar. 15 dakikalık yolcuğun ardından o lanet olası liseme gelirim.
4. Kattaki 12/E sınıfımın kapısını çalıp içeri girerim.
"Geç kaldığım için kusura bakmayın öğretmenim."
Öğretmen umursamayıp yerime geçmemi söyler. Ben gelir gelmez okulun zorba tayfası benimle alay edip beni iteleselerde artık alışmış olduğum için onları umursamayarak yerime geçerim. Hoşlandığım kız olan Max dahil herkesin gözleri benim üzerimde idi.
Hergün aynı geçtiği gibi bugün de aynı idi. Tenefüs oluyor evden hazırladığım sandiviçimi yiyip sınıfta sosyal tayfayı izleyip diğer tenefüslerde kitabımı okuyup Max'in o beni kendine aşık eden; altları mavi üstleri siyah boynuna gelen saçı, özene bezene hazırladığı makyajlı suratı, yeşil gözleri, pembe parlak küçük dudakları, hafif kilolu balık etli tarzı dolgulu vücuduna bakıp onla evlenme hayali kurup sonra sevgilisinin gelmesiyle depresyona girip geri kitabıma dönüyorum. Toplam 6 tenefüsün hepsinde zorbalanıp zorbalar tarafından dayak yiyip okulun kıytı köşelerinde dövülsemde artık alıştığım için umursamıyorum. Her günüm böyle idi.
Bugün 5. Tenefüste çöp atmaya sınıfın yanındaki çöp kutusuna giderken yanlışlıkla zorba tayfanın lideri denilen Harry'nin omzuna çarparım.
Harry; iri yarı 185cm boyunda, kalıplı, kaslı, yakışıklı ve sarı saçlı biri idi. Onun o sert kaslı omzuna çarpınca ondan çok ben zarar görürüm.
Harry onun omzuna çarpmam ile feci şekilde sinirlenir.
"Hey ezik önüne bak!"
Sonra beni hafif iter. O itme bile duvara kapaklanmama sebep olur. Tüm sınıf gülünce Harry bundan zevk almış halde beni yere yatırıp yumruklamaya başlar. İş ciddileşmiş sert darbeler almaya başlayınca ince sıska güçsüz vücudumla tüm gücümü kullanıp Harry'i iterim. Harry sadece 3-4cm kıpırdasa da ona ilk defa baş kaldırmam onu çileden çıkartır. Harry beni tuttuğu gibi uzun beyaz tahtaya kafamı saçımdan tutarak sert bir şekilde vurur. Herkes susmuş korku ile kafamdan akan kanlara bakıyordu. Gözlerim siyahlaşmış etrafımı algılayamıyor kulaklarım boğuk duyuyordu. Harry güç zehirlenmesi yaşıyordu. Beni ensemde tutup beton zemine kafamı durmadan vurup vurup kafamı parçalamıştı. Sadece 30 saniye süren bu olaydan sonra Harry kendini kaybettiğini fark eder etmez dursada artık iş işten geçmiş beynim gözükecek kadar kafam parçalanmıştı. Ölmüştüm.
Büyük bir aranın ardından gözlerimi açtığımda heryer bembeyaz olan bir hiçliğin ortasındaydım. Bi anda önümde minyon denilicek kadar kısa etraftaki herşey gibi bembeyaz sadece ağzı siyah olan durmadan sırıtan bir "varlık" bana bakıyordu.
"Sen seçildin... Sen seçildin ULTİ-MAN!"
Bir anda etraf yine kararmıştı. Gözlerimi tekrar açtığımda eyaletin kendi devlet hastenesinde serumla yeşil örtülü, boyumla aynı uzunlukda klasik hastane yatağında beyaz LED lambaya bakıyordum. Yanımdaki uzun sarı saçlı maske takan kadın bir hemşire uyandığımı fark edip yanıma geldi. Anadan hüryan halde çırıl çıplak olmamın utancını yaşayamıyacak kadar heryerim ağrı ve acı içindeydi.
"Günaydın Bay Silver. Mucize eseri hayattasınız. O kadar darbeye rağmen vücudunuz nasıl olduğu bilinmeyen şekilde kendi kendi iyileştirdi. Sadece anlınızda ufak bir çizik var. Kendinize gelir gelmez taburcu olabilirdiniz."
Uzun aradan sonra gördüğüm en güzel kadınlardan biri idi. Bana bunları söyleyip gitti. Yaklaşık yarım saat sonra taburcu edildim. Daha yeni 18 yaşımda olduğum için insanların bana "bay" demesi hala tuhafıma gidiyordu.
Hemen bir taksiye atlayıp evime giderim. Okuldan sonraki part time işime bile gidememiştim bugün. Son zamanlarda para sıkıntısı çekiyordum. Bunları düşünerek daireme girerim. Bu uzun maceranın ardından duşa girmek için soyunup banyoya girerim. Yarama bakmak için aynaya bakınca şaşkınlıkdan yere düşerim. Aynaya tekrar bakınca gözlerime inanam.
Tüm vücudum tam bir kas yığını olmuştu. Fit, yağ oranı düşük ve kaslarım aşırı belirgin olan bir vücudum vardı. Kaslarımı sıkıp deniyordum. Damarlarlı kollar ve çizgili karın kasları derken dünyanın en iyi fiziği vardı karşımda. Aşırı kalıplı olmamın yanı sıra uzadığımıda fark ederim. Hemen bir mezura alırım ve boyumu ölçerim. Tam olarak 190cm çıkarım. 20cm uzamıştım. Alt tarafında uzadığını fark edip onu da ölçerim. Normalde 13cm olan şey 24cm devasa birşeye dönüşmüstü.
Duştan sonra tüm gün bunu düşünürüm. Kendimi test etmek için ağırlık vs. Kaldırırım. Evdeki en ağır şey olan çalışma masamı tek kolumla inanılmaz bir şekilde kaldırabiliyordum. Tek kolda 400kg ediyordu bu. Dışarı çıkıp mahalle arası bir yere girerim. Mercedes markalı yaklaşık 3 ton ağırlığındaki kocaman otobüsü hiç zorlanmadan tek kolumla kaldırabiliyordum. 12 metreye kadar zorlanmadan zıplayabiliyordum. Duvara yumruk atınca 2 metre uzunluğundaki delikler açabiliyordum.
Resmen bir süper kahraman olmuştum. Bunları düşünerek uyuduğum bir gecenin ardından yine okula gitme zamanı gelmişti. Gece hiç uyumadığım kadar derin ve kaliteli uyumuştum. Sabah aşırı dinç kalkarım. Yine okula geç kaldığımı fark edip hızlıca okula doğru giyinip koşmaya başlarım. 3km uzaklıktaki okula 7 saniye de giderim. İnsanlar fark etmesin diye ara sokaklardan zıplayarak geçerek giderim. Bu olayları kimse görmemesi lazımdı.
İri yarı vücudum ile okula girince koridorda herkes bana bakıyor okulun en seksi kızları beni gözetleyip gülümseyerek bana bakıp selam veriyorlardı. Adını bilemediğim kişiler benimle selamlaşıyordu. Sınıfıma geçtiğimde okulun bana göre en güzel kızı olan hoşlandığım kız Max dahil tüm sınıf bana hayranlıkla bakıyordu. Zorba ekipten birileri etrafımı sarmıştı bile.
"Oha Silver ne bu hal!"
"Yakıyosun dostum."
"Dostum bu kaslar ne?!"
Kızlar geliyor bana selam veriyorlardı. Yanıma sarı uzun saçlı göbeği açık dar bir tişört altına ise tayt giyen cidden seksi bir kız gelip yanağımı öpüp elime kağıt sıkıştırıp eğilip kulağıma fısıldar.
"Seni istiyorum. Okul çıkışı gel..."
Bunlar beni aşırı mutlu etsede mütevazi davranıyor çok insanlarlarla sohbete girmiyordum. Tek sorun Max benle çok ilgilenmiyordu. Okulun en iyi kızları bana yanarken o bana bakmıyordu bile. Bu durum beni aşırı üzsede kafamda çıkışta çıkacağım kızlar vardı. İyice sapıtmıştım.
Okul çıkışı bir kaç kızla birlikte randevuya çıkarım. Okulun en güzel 3 kızı aynanda benle mağaza geziyor koluma girip sohbet ediyordu. Resmen hayal gibi bir hayattı. Randevudan sonra evime doğru son olan bu hızlı olayları düşünerek gidiyordum.
Evimden bir kaç sokak ötedeki bir yerde iki evin arasında, ara sokakda bağırarak tartışan bir çift görürüm. Uzun boylu ince kısa siyah saçlı bir adam kısa boylu turuncu ince bir kadının kolundan sertçe tutmuş ondan ayrılmamasını söyleyerek tehditler edip şiddet uyguluyordu. Bu duruma sessiz kalamayıp yanlarına giderim.
"Kadını rahat bırak!"
Adam anlamsız bir bakışla yan tarafına dönüp bana baktı. Bu cüsseme rağmen sinirli bir şekilde beni itmeye çalışır. Pek oynatamaz bile.
"Sen kimsin lan? Yürü git sinirimi bozma."
Geri dönüp kadına sert bir tokat atar.
"Kadın sende düş önüme keserim yoksa seni!"
Buna daha fazla göz yumamazdım. Amerika Birleşik Devletleri'nin adaletine teslim etmem gereksede beni aşırı sinirlendirmişti. Etrafı kolaçan edip kimsenin olmadığından emin olurum. Gözüm dönmüş şekilde yumruğumu sıkıp adamın yanağına normal bir yumruk atmamla adamın kafasının bedenince çıkıp parçalanarak 3 metre öteye uçması bir olur. Şaşkın bir şekilde anlamlandıramamış haldeyken adamın kafası kopmuş heryere kan fışkırıyor yanımdaki kadın çığlıklarla kaçıyordu.
Sadece tek bir dokunuşla bir adam öldürmüştüm...