İçeriğe geç

Traktörlü Karpuzcu

Öğlen sıcağı yavaş yavaş geçip ikindi vaktine yaklaşırken sonbaharın etkisiyle hava da değişmeye başlamıştı. Rüzgâr çıkmış, deniz kabarmış ve dalgalar kıyıya daha hareketli vurmaya başlamıştı.

Normalde öğle güneşinde denize girmeyi pek tercih etmeyen Mert Bey, Selen Hanım, Arca ve Asel o gün sonbaharın serin havasından yararlanıp ikindiye doğru denizden çıkmaya karar verdiler. Eve doğru yürürlerken uzaktan bir ses duyuldu:

— Karpuzcu! Karpuzcu!

Arca bir anda heyecanlandı.

— Baba, gördün mü? Bak, orada! Traktörlü karpuzcu geliyor!

Arca’nın gözleri traktöre takılmıştı. İstanbul gibi büyük bir şehirde sıkça karşılaşmadığı bu görüntüyü, küçük ilçelerinde ilk kez görüyordu. Traktörün arkasında rengârenk karpuzların ve kavunların bulunması ona çok ilginç gelmişti.

Arca heyecanla babasının elini çekiştirdi.

— Baba, karpuz alalım mı? Karpuz alalım!

Sonra daha fazla bekleyemeyip karpuzcuya doğru koşmaya başladı.

— Dur! Dur karpuzcu! Karpuz alacağız! Gitme!

Mert Bey hemen seslendi:

— Arca’cığım, bekle oğlum. Zaten buraya kadar gelecek. Bu kadar heyecanlanmana gerek yok. Gel, yanıma.

Karpuzcu biraz sonra onların yanına geldi. Traktörünü durdurup kontağı kapattı ve aşağı indi.

Mert Bey karpuzların arasından küçük bir tanesini gösterdi.

— Arca’cığım, şu karpuzu beğendin mi? Bunu alalım mı?

Arca dikkatlice karpuza baktı.

— Evet baba, ben onu beğendim. Ama bir tane daha karpuz istiyorum.

Mert Bey gülümseyerek:

— Bugün bir tane alalım. Karpuzcu bir dahaki gelişinde yine taze karpuzlar getirecek. O zaman bir tane daha alırız, dedi.

Arca karpuzlara bakarken bu kez yanlarında duran sarı renkli bir şeyi fark etti.

— Baba, o zaman bir tane de yanındaki sarı şeyden alalım mı?

Mert Bey güldü.

— Onun adı kavun, oğlum. Kavun da yaz mevsiminde yetişen, tatlı ve lezzetli bir meyvedir. Elbette bir tane de kavun alabiliriz.

Arca’nın yüzü hemen güldü.

Karpuz ve kavunu seçip paralarını ödedikten sonra Mert Bey karpuzcuya teşekkür etti.

— İyi günler, kolay gelsin.

Aile birlikte evlerine çıktılar.

Akşamüstü eve geldiklerinde Selen Hanım yemek hazırlığının telaşına girmişti. Mert Bey de bir yandan ona yardımcı oluyor, bir yandan aldığı karpuz ve kavunu kesiyordu.

Önce kavunu kesti. Arca merakla babasının yanına geldi.

Mert Bey kavunun içini göstererek:

— Bak Arca, dışındaki sert kabuğu kesip çöpe attık. Ama içindeki yumuşak kısmı yiyebiliriz. Tadına bakmak ister misin?

Arca merakla küçük bir dilim aldı.

Bir ısırık aldıktan sonra gözleri büyüdü.

— Baba! Bu ne kadar da lezzetliymiş!

Sonra hemen ikinci dilimi istedi.

Akşam yemeği hazırlanmış, herkes sofraya oturmuştu. Yemekler yenilirken karpuz ve kavunun da tadına bakıldı. Arca özellikle bugün tanıştığı kavunu çok sevmişti.

Yemekten sonra bir süre oyun oynadılar.

Bir ara Arca küçük traktörünü eline aldı. Traktörün arkasındaki kasaya oyuncak karpuzlarını yerleştirdi.

Sonra evin içinde traktörünü sürmeye başladı:

— Karpuzcu! Karpuzcu! Taze karpuz var!

Mert Bey oğlunu uzaktan izliyordu.

Sabahından beri yaşanan küçücük bir olayın Arca’nın oyununa nasıl dönüştüğünü fark etti. Arca için traktörlü bir karpuzcuyla karşılaşmak yalnızca karpuz satın almak değildi. Yeni bir şey görmek, merak etmek, öğrenmek ve sonra öğrendiği şeyi kendi dünyasında yeniden canlandırmaktı.

Mert Bey düşündü:

Çocuklar bazen tek bir görüntüden bile yepyeni dünyalar kurabiliyordu.

Büyük şehirden küçük bir ilçeye gelmek, Arca’nın daha önce alışık olmadığı birçok şeyi görmesine fırsat vermişti. Traktörlü karpuzcu da bunlardan yalnızca biriydi.

Belki de farklı yerler görmek, farklı insanlarla tanışmak ve alıştığımız çevrenin biraz dışına çıkmak insanın dünyasını genişletiyordu. Çocuklar ise gördükleri her yeni şeyi oyunlarına taşıyarak kendi hayal dünyalarını daha da zenginleştiriyordu.

Arca ise bütün bunlardan habersiz, minik traktörünün arkasındaki karpuzları satmaya devam ediyordu:

— Karpuzcu geldi! Taze karpuz var!

Sonra traktörünü biraz daha ileri sürdü.

Belki de o akşam Arca’nın zihninde, traktörünün kasasındaki karpuzlardan çok daha büyük bir hikâye başlamıştı.