İçeriğe geç

Merdiven Boşluğu

İhsan haklı çıktı. Gece geldiler.

Saat on birden sonra sokak tenhalaştı. Çay ocağı kapandı. Denizden gelen rüzgâr çöp poşetlerini sürükledi. Nar Apartmanı’nın girişine önce siyah minibüs yanaştı, sonra bir motosiklet. Veysel’in yanında iki adam vardı. İsimlerini bilmezdim; bu işte isim gerekmez. Biri kısa boylu, ensesi kalın. Diğeri zayıf, hep dişlerini sıkar gibi duran tiplerden.

“Konuşup çıkacağız,” dedi Veysel.

Bu memlekette “konuşup çıkacağız” cümlesi genelde bir şeyi kırmadan bitmez.

Safiye kapıyı açmadı önce. Sonra zili susturmak için açtı herhalde. Sesler merdiven boşluğuna yayıldı. Ben alt katta duruyordum. Çıkmayabilirdim. Çıktım. İnsan bazen suça koşarak değil, merak ederek ortak olur.

“Abla,” dedi Veysel, tatlı bir sesi taklit ederek. “Bak, sana yardımcı olalım. Taşınma masrafını biz verelim.”

“Ben taşınmıyorum,” dedi Safiye.

“Kamu güvenliği.”

“Para güvenliği.”

Sonrası hızlı olmadı. İnsan hafızası bazen kendini korumak için bazı anları bulanık bırakır. O yüzden kesin konuşamam. Sadece şunu biliyorum: zayıf adam kapıya omuz vurdu. Safiye geri çekildi. Ben “yapmayın” dedim ama benim “yapmayın”larım hiçbir zaman çok güçlü çıkmaz. Safiye bana döndü, “Sen de mi?” diye sordu. O sırada koluna dokundum mu, ittim mi, sadece yetişmeye mi çalıştım; bugün bile emin değilim. Bildiğim, bedeninin merdiven kenarında bir an boşluğu seçtiği.

Ses, insanın içine bir daha çıkmamak üzere giren seslerden biriydi.

Bir kat. Sonra yarım kat. Sonra başının duvara çarpması.

Aşağı koştum. Nefesi vardı. Çok az. Gözleri açıktı. Bana baktı mı, bakmadı mı; o da bulanık. Dudakları hareket etti. Belki küfretti, belki babamın adını söyledi. Belki hiçbir şey demedi.

“Ambulans,” dedim.

Veysel kolumdan tuttu. Sıkı. “Dur.”

“Kadın ölüyor.”

“Zaten yaşlı.”

“Bırak.”

“Bir ambulans gelir, tutanak olur, polis gelir, tahliye durur. Yarın bu iş yine bize döner. Nefes hâlâ varsa da sen vermedin.”

İnsan bazen yumruk atmaz, yine de bir şeyin faili olur.

Ben telefonu çıkardım. Veysel elimden aldı, duvara çarptı. Parçalanmadı ama ekran çatladı.

Safiye’nin nefesi kesildi.

Merdiven boşluğunda bir süre kimse konuşmadı. Sonra zayıf adam, çok sıradan bir sesle, “Ne yapıyoruz abi?” dedi.

Veysel bana baktı. İlk kez o gece korktuğunu gördüm. Çünkü şimdi ben de onun sırrıydım.