17 Kasım — Kayıtlara Göre
Şehrin arşivinde 17 Kasım tarihini taşıyan üç ayrı kayıt vardı. Üçü de resmîydi.
Üçünün de altında farklı memurların imzası, farklı saatlerde basılmış mühürler ve aynı
binanın adı bulunuyordu: Merkez Kayıt ve İdari Hizmetler Binası.
İlk kayıt, Silas Reed'in binaya saat 18.12'de girdiğini söylüyordu. Turnike
kamerasının görüntüsü de bunu doğruluyordu: koyu renk mont, sol omzunda ince bir
ıslaklık, başını girişteki saate kaldıran on altı yaşlarında bir çocuk. Yüzü kameraya tam
dönmüyordu. Yine de görüntüyü inceleyen memur, çocuğun Silas Reed olduğunu
yazmıştı.
İkinci kayıt, aynı çocuğun o gün binaya hiç girmediğini bildiriyordu. Turnike
sistemi saat 17.40'tan 19.03'e kadar kapalı kalmıştı; binanın elektrik çizelgesi,
güvenlik raporu ve bakım defteri bu noktada birbirini tutuyordu. Kapılar elle
açılmamıştı. Acil çıkış alarmı çalmamıştı. O saatlerde içeri giren kimse olmamıştı.
Üçüncü kayıt daha tuhaftı. Bir ziyaretçi, saat 18.26'da danışmada Silas Reed'le
konuştuğunu söylemişti. Çocuğun üzerinde mont yoktu. Saçları kuruydu. Sağ elinde
ince bir kesik vardı. Ziyaretçi, yüzünü hatırladığını özellikle belirtmişti; ama verdiği
tarifteki çocuk Silas'a benzemiyordu. Çenesinin altında küçük bir ben vardı. Silas
Reed'in böyle bir beni yoktu.
Üç kayıttan biri yanlış olmalıydı. Soruşturma görevlisi bu cümleyi raporunun ilk
sayfasına yazdı. Sonra aynı cümlenin altını iki kez çizdi. Bir hafta sonra rapordan o
sayfa çıkarıldı. Arşivde kalan kopyada ise cümlenin yerinde, kâğıdın liflerini zedelemiş
soluk bir dikdörtgen vardı.
Olayı görenlerin ifadeleri de kayıtlardan daha iyi değildi. Güvenlik görevlisi,
binanın lobisinde tek bir çocuk gördüğünü söyledi. Temizlik görevlisi, aynı dakikalarda
merdiven boşluğunda iki çocuğun yan yana durduğunu hatırlıyordu. Bir kadın,
çocuğun hiç konuşmadığını anlattı. Başka bir kadın, onun kendisine bir soru
sorduğunu ve sesini hâlâ unutamadığını söyledi.
Bir tanık, Silas'ın sağ kolunu göğsüne bastırdığını gördüğünü belirtti. Başka bir
tanık, çocuğun iki eliyle bir kapıyı tuttuğunu ve hiç yaralanmış gibi görünmediğini
söyledi. Hastane kayıtlarında o gece Silas Reed adına açılmış bir dosya yoktu. Buna
karşılık, adı yazılmamış bir hastanın dosyasında on altı yaşlarında bir erkek çocuğunun
kabul edildiği, birkaç dakika sonra odadan çıkarıldığı ve taburcu kaydının bulunmadığı
yazıyordu.
Dosyanın sonunda, siyah mürekkeple tek bir cümle yer alıyordu: “Bu olayda
bulunan herkesin ifadesi, diğer en az bir ifadeyle çelişmektedir.” Cümlenin altındaki
4
imza okunamıyordu. İmzanın yanına daha sonra başka bir el yazısıyla bir not
düşülmüştü: “Bu, ifadelerin yanlış olduğu anlamına gelmez.”
On yedi yıl sonra, bir gazeteci bu dosyayı ilk kez gördüğünde, sayfaların birbirine
karıştırıldığını sandı. Sonra tarihlere baktı. Mühürlere. Kâğıt türlerine. Her şey,
birbirinden bağımsız üç ayrı belgenin aynı olay için düzenlendiğini gösteriyordu.
Hiçbiri sahte görünmüyordu. Hiçbiri diğerinden kopyalanmış değildi.
Gazetecinin adı Nora'ydı. Dosyanın kapağını kapatırken, henüz bilmediği bir şeyi
düşünüyordu: Bazı günler yaşanır ve sonra hatırlanır. Bazı günler yaşanır, ama kimse
aynı günü hatırlamaz. Bir de hiç yaşanmamış olması gereken günler vardır; buna
rağmen, geride bıraktıkları her şey gerçektir.