İçeriğe geç

XIII. Perde: Kaçış

Adrian telefonu kapattıktan sonra birkaç saniye boyunca elindeki telefona baktı. Az önceki gülümsemesinden eser kalmamıştı. Çenesi hafifçe gerilmiş, bakışları bir noktaya takılıp kalmıştı. Telefonu yavaşça cebine koydu ve derin bir nefes aldı. Maria onun yüzündeki değişikliği fark etti. “Ne oldu?” Adrian bir an cevap vermedi. Ceketine uzanırken başını hafifçe iki yana salladı. “Bir arkadaşımı hastaneye kaldırmışlar.” Kısa bir süre durdu. “Özür dilerim ama gitmem gerekiyor.” Maria hemen ayağa kalktı. “İyi mi?” Adrian omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Bilmiyorum. Telefonda fazla bir şey söylemediler.” Maria birkaç saniye boyunca onun yüzüne baktı. Adrian normal görünmeye çalışıyordu ama ellerinin hareketlerinden bile ne kadar gergin olduğu belli oluyordu. “Gelmemi ister misin?” Adrian başını iki yana salladı. “Yok, gerek yok. Gidip anlarım.” Ceketini giydi. “Sana da haber veririm.” Maria başını salladı. “Tamam.” Adrian kapıya doğru yürüdü. Elini kapının koluna uzattıktan sonra bir an durdu ve arkasını dönüp Maria’ya baktı. “Seni eve bırakayım.” Maria hafifçe gülümsedi. “Olur.” Adrian kapıyı açtı. Maria çantasını alıp onun yanına geldi. Birlikte villadan çıktılar. Dışarıda hava serinlemişti. Denizden gelen hafif rüzgâr saçlarını savuruyordu. İkisi de birkaç saniye boyunca konuşmadan arabaya doğru yürüdü. Adrian’ın aklı hâlâ telefonda duyduğu birkaç kelimedeydi. Alfonso. Hastane. Acil. Bir türlü düşüncelerini toparlayamıyordu. Arabanın yanına geldiklerinde Adrian kapıyı açtı. Maria yolcu koltuğuna oturdu. Adrian da direksiyonun başına geçti. Motoru çalıştırdı. Bir süre ikisi de konuşmadı. Maria ona baktı. Az önce yanında oturan adam gitmiş gibiydi. Birkaç dakika önce gülümseyen, onunla şakalaşan Adrian şimdi direksiyona sıkıca tutunmuş, gözlerini yoldan ayırmıyordu. Maria bir şey sormak istedi. Ama vazgeçti. Ne olursa olsun, şimdi üstüne gitmeyeceğim. Adrian arabayı yola çıkardı. “Eve bırakınca sana haber veririm,” dedi. Maria başını salladı. “Tamam.” Adrian kısa bir an ona baktı. “Teşekkür ederim.” “Ne için?” “Anlayışın için.” Maria hafifçe gülümsedi. “Git. Arkadaşının yanında ol.” Adrian tekrar yola baktı. “Olacağım.” Arabanın içinde yeniden sessizlik oluştu. Bu kez ikisi de konuşmadı. Adrian’ın zihni hastanedeydi. Maria’nın zihni ise Adrian’da.

Adrian hastanenin önüne geldiğinde arabayı aceleyle park etti. Kontağı kapatır kapatmaz araçtan indi ve hızlı adımlarla acil girişine yöneldi. Koridora girdiğinde gözleri hemen etrafta dolaştı. Doktorlar, hemşireler ve hastane personeli birbiri ardına yanından geçiyordu. Adrian’ın kalbi hızla atıyordu. Birkaç metre ileride Victor Moretti’yi gördü. Victor koridorun ortasında tek başına duruyordu. Yüzü her zamanki gibi ifadesizdi ama gözlerindeki öfke her şeyi anlatıyordu. Adrian hemen yanına gitti. “Ne oldu patron? O iyi mi?” Victor başını kaldırıp Adrian’a baktı. Birkaç saniye cevap vermedi. Sonra ağır bir nefes aldı. “Ameliyata aldılar. Şimdi yoğun bakımda. Bilmiyoruz.” Adrian’ın yüzü gerildi. “Nasıl olmuş? Kim yapmış?” Victor etrafına kısa bir bakış attı. Ardından Adrian’ın koluna girdi. “Gel. Dışarıda konuşalım.” İkisi birlikte hastanenin çıkışına doğru yürüdü. Bahçeye çıktıklarında gece havası yüzlerine çarptı. Victor birkaç adım daha ilerleyip boş bir banka oturdu. Adrian da yanına oturdu. Bir süre ikisi de konuşmadı. Victor ellerini birbirine kenetledi. Bakışlarını yere dikti. “Leonardo piçi yapmış.” Adrian’ın yüzü sertleşti. Victor devam etti. “Aklınca Yuri’nin intikamını alacak.” Adrian çenesini sıktı. “Ne yapacaksın?” Victor başını kaldırdı. Adrian devam etti, “Elimiz kolumuz bağlı oturacak mıyız?” Victor birkaç saniye sessiz kaldı. “Önce Alfonso iyileşsin.” Gözleri karardı. “İyileşmezse zaten bu şehri kana bulayacağım.” Adrian ona baktı. Victor’un sesindeki soğukkanlılık gitmişti. Yerine bastırılmış, ağır bir öfke gelmişti. Adrian birkaç saniye düşündü. Sonra elini Victor’un dizine koydu. “Yapmamı istediğin bir şey var mı?” Victor ona baktı. Adrian’ın sesi bu kez daha ciddiydi. “Bak. İş başka, bu başka.” Kısa bir an durdu. “Sen benim abim gibisin. Alfonso da kardeşim gibi.” Gözlerini Victor’dan ayırmadı. “Sizin için her şeyi yaparım.” Victor birkaç saniye boyunca Adrian’a baktı. Ardından elini onun omzuna koydu. “Biliyorum.” Başını hafifçe salladı. “Sen elindeki işi hallet. Bu iş şahsi.” Victor’un bakışları sertleşti. “Kimseye bırakmayacağım. Kendim halledeceğim.” Adrian başını salladı. İkisi birkaç saniye daha sessizce oturdu. Hastanenin içinden gelen ışık bahçeye vuruyordu. Victor gözlerini yere indirirken Adrian’ın zihninde tek bir düşünce vardı. Leonardo artık sadece Moretti ailesine değil, kendisine de dokunmuştu.

--—-

Ertesi sabah, gecenin bütün ağırlığı henüz şehrin üzerinden kalkmamışken Maria’nın telefonu çaldı.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Maria aramayı açtı. “Alo?” Karşı taraftan birkaç saniye boyunca yalnızca düzensiz nefes sesleri geldi. “Sofia?” Sofia’nın sesi titriyordu. “Maria…” Maria hemen doğruldu. “Ne oldu?” Sofia cevap vermekte zorlandı. “Alfonso…” Kısa bir sessizlik oldu. “Alfonso vuruldu.” Maria’nın yüzündeki ifade bir anda değişti. “Ne?” “Vuruldu Maria. Gözümün önünde vurdular.” Sofia’nın sesi kırıldı. “Hastanedeyim. Ameliyata aldılar. Durumu kritikmiş.” Maria birkaç saniye boyunca konuşamadı. “Sen iyi misin?” “Bilmiyorum.” Sofia derin bir nefes aldı. “Eve geçtim. Burada tek başıma kalmak istemiyorum.” Maria hiç düşünmeden ayağa kalktı. “Geliyorum.” “Maria…” “Bekle beni.” Telefonu kapattı. Kısa süre sonra Maria Sofia’nın evinin kapısına geldi. Zile bastı. Kapı birkaç saniye sonra açıldı. Sofia karşısındaydı. Gözleri şişmiş, saçları dağılmıştı. Maria hiçbir şey söylemeden içeri girdi. Sofia kapıyı kapattıktan sonra birkaç saniye olduğu yerde durdu. Sonra Maria’ya baktı. Gözleri yeniden doldu. “Gözümün önünde vurdular Maria.” Sesi titredi. “Hiçbir şey yapamadım.” Maria ona doğru yaklaştı. Sofia’nın dudakları titremeye başladı. “Kan içerisinde kaldı.” Maria hiçbir şey söylemedi. Sadece arkadaşına sarıldı. Sofia başını Maria’nın omzuna yasladı ve kendini tutamadan ağlamaya başladı. Maria kollarını onun etrafında sıkıca kenetledi. Bir süre ikisi de konuşmadı. Sofia’nın ağlaması yavaş yavaş azaldı. Birkaç dakika sonra başını kaldırdı. “Hayatımda ilk defa böyle bir şey gördüm.” Gözlerini sildi. “İnanamıyorum hâlâ.” Derin bir nefes aldı. “Bu kadar kolay mı birini öldürmek?” Maria cevap vermedi. Sofia gözlerini yere indirdi. “Umarım ölmez.” Birkaç saniye sonra başını kaldırıp Maria’ya baktı. “Ölmez değil mi, Maria?” Maria onun gözlerinin içine baktı. “Merak etme. Geçecek her şey.” Sofia sessizce onu dinledi. Maria elini onun omzuna koydu. “İyi olacak. Yakında iyi bir haber alacağız.” Sofia başını salladı ama gözlerindeki korku hâlâ geçmemişti. Bir süre sessizlik oldu. Sofia bakışlarını boşluğa çevirdi. Sanki az önce yaşananları yeniden zihninde canlandırmaya çalışıyordu. “Bir şey var…” Maria ona baktı. “Ne?” Sofia kaşlarını hafifçe çattı. “Alfonso vurulmadan hemen önce bana bir şey söyleyecekti.” Maria sessizce bekledi. Sofia gözlerini kapattı. “Ne söyleyeceğini tam hatırlayamıyorum. Çok hızlı oldu.” Birkaç saniye düşündü. “Bana arkadaşımı uyarmamı söyledi.” Maria’nın yüzü ciddileşti. “Arkadaşını mı?” Sofia başını salladı. “Evet. Sonra…” Bir an durdu. “Adrian dedi.” Maria’nın yüzündeki ifade bir anda değişti. “Ne?” “Adrian.” Sofia ona baktı. “Arkadaşını uyar dedi. Sonra Adrian dedi.” Maria birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı. “Ne Adrian’ı?” “Senin Adrian.” Sofia’nın sesi daha da yavaşladı. “Başka Adrian mı var?” Maria cevap vermedi. Sofia devam etti. “Ben de ne hakkında uyaracaksın diyecektim. Ama konuşamadan…” Sesi kesildi. “Vuruldu.” Maria’nın bakışları yere indi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra zihninde az önceki gece yeniden canlandı. Adrian’ın yüzü. Gülümsemesi. Ona bakarken söylediği sözler. “Sanırım iyi geliyorsun bana.” O an Maria’nın yüzünde istemsizce oluşan gülümseme geldi aklına. Ardından Adrian’ın telefonunun çalması. Bir anda değişen yüzü. Çenesinin gerilmesi. Gözlerinin dağılması. “Bir arkadaşımı hastaneye kaldırmışlar.” Maria o an onun sesindeki telaşı hatırladı. Ne kadar hızlı ayağa kalktığını… Ne kadar aceleci davrandığını… Ve şimdi düşündüğünde, Adrian bir kez bile “Arkadaşım vuruldu” dememişti. Sadece hastaneye kaldırıldığını söylemişti. Maria yavaşça başını kaldırdı. “Bir dakika…” Sofia ona baktı. “Ne oldu?” Maria birkaç adım attı. “Adrian yanımdan ayrılırken telaşlıydı.” “Ne dedi?” “Bir arkadaşını hastaneye kaldırmışlar dedi.” Sofia sessizce dinliyordu. “Sonra hemen gitmesi gerektiğini söyledi.” Maria bir an durdu. “Ama arkadaşının vurulduğunu söylemedi.” O cümleyi söylerken kendi sesini bile yabancı buldu. Adrian’ın neden bunu sakladığını anlamaya çalışıyordu. Belki panikten söylememişti. Belki ne olduğunu bilmiyordu. Belki de sadece kötü bir haber vermek istememişti. Bunların hepsi mümkündü. Ama Alfonso’nun son sözleri de aklından çıkmıyordu. “Bunlar arkadaş mı acaba?” Sofia cevap vermedi. Maria gözlerini yere indirdi. “Eğer arkadaşlarsa…” Sesi yavaşladı. “Neden beni uyarmak istedi?” Sofia’nın yüzündeki korku yeniden belirdi. Maria başını iki yana salladı. “Bir de…” Durdu. “Adrian neden arkadaşım vuruldu demedi?” Odanın içinde uzun bir sessizlik oluştu. Sofia Maria’ya bakıyordu. Maria ise hiçbir şey söylemeden karşısındaki duvara bakıyordu. Az önce Adrian’ın yanında hissettiği sıcaklık hâlâ içindeydi. Onun sesini, gülüşünü, kendisine bakışını hâlâ hatırlıyordu. Fakat şimdi o anıların arasına küçük bir şüphe girmişti. Ve Maria, o şüphenin nedenini bulamıyordu.

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden öylece durdu. Sofia’nın sesi onu düşüncelerinden çıkardı. “Maria?” Maria başını kaldırdı. “Efendim?” Sofia ellerini birbirine kenetlemiş, huzursuzca odanın içinde dolaşıyordu. “Ben burada oturup bekleyemeyeceğim.” Maria ona baktı. “Nereye gideceksin?” “Hastaneye.” Sofia’nın sesi titriyordu. “Deliriyorum Maria. Alfonso’nun ne durumda olduğunu bilmiyorum.” Bir an durdu. “İyi mi acaba?” Maria ayağa kalktı. “Sofia…” “Hayır, gerçekten. Beklemekten başka hiçbir şey yapamıyorum.” Sofia’nın gözleri doldu. “Keşke annesinin ya da kardeşinin numarasını alsaydım. En azından birinden haber alırdık.” Birkaç saniye sustu. “Ne olur Maria, hastaneye gidelim.” Maria arkadaşının yüzüne baktı. Sofia’nın korkusu gözlerinden okunuyordu. “Tamam.” Sofia hemen başını kaldırdı. “Gerçekten mi?” “Evet. Hazırlan.” Sofia derin bir nefes aldı. “Sağ ol.” Maria çantasını eline aldı. Fakat kapıya yönelirken zihninde hâlâ aynı soru vardı. Adrian neden ona her şeyi anlatmamıştı? Bunu öğrenmenin zamanı değildi. Şimdilik tek yapmaları gereken hastaneye gitmek ve Alfonso’nun durumunu öğrenmekti.

Hastanenin koridoruna girdiklerinde Sofia’nın adımları hızlandı. Gözleri koridor boyunca dolaşıyor, tanıdık bir yüz arıyordu. Sonunda onu gördü. Victor Moretti, koridorun kenarındaki sandalyelerden birinde oturuyordu. Yanında Adrian vardı. Sofia, Victor’u görür görmez hızlı adımlarla yanlarına gitti. Victor başını kaldırdı. Sofia’nın yüzündeki endişeyi görünce ayağa kalktı. “Var mı bir gelişme?” Sofia’nın sesi titriyordu. “İyi mi?” Victor başını yavaşça iki yana salladı. “Hâlâ yoğun bakımda. Doktorlar henüz bir şey söylemedi.” Sofia’nın yüzü düştü. “Hâlâ mı?” “Evet.” Victor tekrar yerine oturdu. Sofia tam yanına geçecekken Maria birkaç adım geride kaldı. Bakışları Adrian’a takıldı. O an sanki koridorun geri kalanındaki bütün sesler kesildi. Adrian da aynı anda başını kaldırmıştı. Maria’yı gördüğü anda yüzündeki ifade değişti. Gözleri birkaç saniyeliğine büyüdü. Ayağa kalkacakmış gibi hafifçe doğruldu ama olduğu yerde kaldı. Maria ise olduğu yerde donmuştu. Adrian’ı burada görmeyi beklemiyordu. Birkaç saniye boyunca sadece birbirlerine baktılar. Adrian’ın yüzündeki şaşkınlık giderek yerini kontrol etmeye çalışan bir ifadeye bıraktı. Maria’nın bakışları ise daha farklıydı. Şaşkınlığın yanında kırgınlık ve kuşku da vardı. Victor bu sessizliği fark etti. Bakışlarını Maria’ya çevirdi. “Arkadaşın mı?” Sofia başını salladı. “Evet.” Maria gözlerini Adrian’dan ayırmadan konuştu. “Arkadaşım hastaneye kaldırıldı demiştin.” Adrian’ın yüzündeki ifade hafifçe gerildi. Maria’nın sesi sakin görünüyordu ama kelimelerinin altında açıkça bir sitem vardı. “Tesadüfe bak.” Victor ikisine bakıp kaşlarını çattı. “Tanışıyor musunuz Adrian’la?” Adrian kısa bir sessizlikten sonra Victor’a baktı. “Evet. Yeni tanıştık sayılır.” Sonra gözlerini yeniden Maria’ya çevirdi. Aralarında birkaç saniyelik sessizlik oldu. Adrian hafifçe başını yana eğdi. “Gel. Seninle gidip kantinden çay alıp gelelim.” Maria hemen cevap vermedi. Adrian’ın yüzüne baktı. Sonra kısa bir nefes alıp başını salladı. “Tamam.” Adrian koridora doğru yürümeye başladı. Maria birkaç saniye sonra onun arkasından ilerledi. Sofia, ikisinin uzaklaşmasını izledi. Ardından Victor’un yanındaki sandalyeye oturdu. Adrian hastanenin bahçesine açılan kapıya doğru yürüdü. Maria birkaç adım arkasından geldi. Kapıdan çıktıklarında serin hava yüzlerine vurdu. Adrian birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra bahçedeki boş banklardan birine doğru yürüdü. Maria arkasından geldi. “İlk günden bana yalan mı söyledin?” Adrian durdu. Başını ona çevirdi. “Hayır.” Maria’nın yüzü ciddiydi. “Arkadaşım hastanede dedin.” Adrian başını salladı. “Evet. Hastanedeyim, Maria.” Maria’nın kaşları çatıldı. “Vurulduğunu söylemedin.” Adrian birkaç saniye sustu. Sonra gözlerini yere indirdi. “Seni korkutmak istemedim.” Maria cevap vermedi. Adrian ona baktı. “Özür dilerim.” Birkaç saniye sonra bankın üzerine oturdu. Maria da yanına oturdu fakat aralarında küçük bir mesafe bıraktı. Adrian ellerini birbirine kenetledi. “Senin ne işin var burada?” Maria derin bir nefes aldı. “Arkadaşım Sofia.” Adrian başını çevirdi. “Sofia?” “Evet.” Maria ona baktı. “Alfonso’yla tanışıyorlar.” Adrian, “Alfonso bahsetmişti Sofia’dan birkaç gün önce.” Maria sessizce dinliyordu. “Sana söyleyecektim bugün ama fırsatım olmadı.” Maria’nın yüzündeki ifade değişmedi. Ciddiyetle Adrian’a döndü. Adrian onun bakışını görünce hafifçe gülümsedi. “Bir şey geliyor. Hazırım.” Gülümsemesi kısa sürdü. Maria gözlerini ondan ayırmadan konuştu. “Alfonso’nun son sözü…” Adrian’ın yüzündeki ifade yavaşça değişti. “Arkadaşını Adrian’dan uzak tut olmuş.” Adrian’ın gülümsemesi bir anda kayboldu. Birkaç saniye boyunca Maria’ya bakakaldı. “Ne?” “Bunu Alfonso söyledi.” Adrian’ın kaşları çatıldı. “Haberim yok.” Sesinde gerçek bir şaşkınlık vardı. “Neden öyle bir şey söyledi ki?” Maria başını hafifçe iki yana salladı. “Bilmiyorum.” Adrian’ın yüzünü dikkatle izledi. “Cevabını senden bekliyordum.” Adrian birkaç saniye sustu. Sonra derin bir nefes aldı. “Uyarıyı ben yapmadım.” Maria’nın gözleri hafifçe kısıldı. Adrian devam etti. “Uyanınca Alfonso’ya soralım beraber.” Maria ona baktı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonunda yalnızca başını yavaşça salladı. Adrian hafifçe gülümsedi. “Dünden bugüne çok değişmişsin.” Maria kaşını kaldırdı. Adrian gülümseyerek devam etti. “Bugün biraz gergin ve ciddisin.” Maria’nın yüzündeki ifade değişmedi. “Senin hakkında bazı garip şeyler oluyor.” Kısa bir sessizlik oldu. “Ve hoşuma gitmedi.” Adrian’ın gülümsemesi biraz daha silikleşti. “Ne yani?” Maria’ya doğru hafifçe döndü. “İnsanların konuşmaları mı önemli?” Bir an durdu. “Yoksa senin ne düşündüğün, ne hissettiğin mi önemli?” Maria gözlerini ondan ayırmadı. “Bilmiyorum, Adrian.” Birkaç saniye sustu. “Seni tanımak için zamana ihtiyacım var.” Maria ayağa kalktı. Adrian onu izledi. Maria başka hiçbir şey söylemeden hastanenin kapısına doğru yürüdü. Kapıdan içeri girdi ve gözden kayboldu. Adrian birkaç saniye bankta tek başına oturdu. Yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmuştu. Maria’nın söylediklerini düşündü. Ardından başını kaldırıp hastanenin binasına baktı. Bir süre sonra ayağa kalktı. Hastanenin kantinine girdi. Dakikalar sonra elinde dört çay bulunan bir tepsiyle koridora geri döndü. Koridora geldiğinde Victor, Sofia ve Maria yan yana oturuyordu. Adrian yanlarına yaklaştı. Tepsiyi önlerindeki küçük masaya bıraktı.

--——

Hapishanenin derinliklerinde, dört kişilik karanlık bir koğuş. Hava ağırdı. İçerisi yoğun sigara dumanıyla dolmuş, duvarlara sinmiş eski rutubet kokusu dumanın altında kaybolmuştu. Tavandaki küçük lamba ara sıra titriyor, koğuşun duvarlarına soluk bir ışık vuruyordu. İki adam masanın başında oturmuş, alçak sesle konuşuyordu. Biri elindeki sigarayı küllüğe bastırırken diğeri karşısındakine bir şeyler anlatıyordu. Koğuşun diğer tarafında üçüncü adam yatağına uzanmış, elindeki bir resme bakıyordu. Resmi birkaç saniye inceliyor, sonra başını kaldırıp tavana bakıyordu. Koğuşun en uzak köşesinde ise başka bir adam şınav çekiyordu. Sessizdi. Düzenli bir ritimle aşağı iniyor, tekrar yukarı kalkıyordu. Nefesi kontrollüydü. Etrafında olup biten hiçbir şeyle ilgilenmiyor gibiydi. Bir süre sonra koridordan ağır ayak sesleri duyuldu. Sesler giderek yaklaştı. Demir kapının önünde durdu. Bir anda kapıya sert bir yumruk vuruldu. “Sebastian Dimora!” Koğuştaki konuşmalar kesilmedi. Adam şınav çekmeye devam etti. Sanki duyduğu isim ona ait değilmiş gibi davranıyordu. Gardiyan yeniden kapıya vurdu. “Sebastian Dimora!” Sebastian hareketini bozmadan cevap verdi. “Konuş.” Gardiyanın sesi sertleşti. “Önemli!” Sebastian bir kez daha aşağı indi. Sonra yavaşça yukarı kalktı. Başını kaldırdı. Bakışları kapıya çevrildi. Sertti. Soğuktu. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden gardiyana baktı. Sonra şınavı bıraktı. Ayağa kalktı. Sebastian doğrulduğu anda koğuşun havası değişti. Masanın başındaki iki adamın konuşması kesildi. Elinde resim tutan adam yatağından doğruldu. Üçü de Sebastian’a bakıyordu. Sebastian hiçbirine bakmadı. Ağır adımlarla demir kapıya doğru yürüdü. Gardiyan, kapının üzerindeki küçük parmaklıklı pencereden ona baktı. “Alfonso Moretti vurulmuş.” Sebastian durdu. Gardiyan devam etti. “Hastanede yatıyor. Yoğun bakıma almışlar.” Kısa bir sessizlik oldu. “Durumu kritik diyorlar.” Sebastian’ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Çenesini sıktı. Gözleri karardı. Bir saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra elini kaldırıp demir kapıya bütün gücüyle vurdu. GÜM! Çıkan ses koridoru ve koğuşu aynı anda inletmişti. Koğuştaki üç adam irkildi, ayağa kalkıp o yöne baktılar. Sebastian elini kapının üzerinde birkaç saniye tuttu. Nefesi ağırlaşmıştı. “Kim cüret eder lan buna!” Sesi koğuşun duvarlarında yankılandı. Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Sebastian geriye doğru birkaç adım attı. Başını öne eğip nefesini toparladı. Sonra tekrar kapının önüne geldi. Gardiyanın gözlerinin içine baktı. Sesi bu kez daha sakindi. Ama o sakinliğin altında çok daha tehlikeli bir öfke vardı. “Bu gece çıkıyorum.” Gardiyan kaşlarını çattı. Sebastian gözlerini ondan ayırmadı. “Ayarla.” Koğuşta kimse kıpırdamadı. Sebastian’ın bakışları demir kapının ardında kaybolurken, koridorda yalnızca ağır nefes alışverişleri duyuluyordu.