Sofia’nın elleri titriyordu. Alfonso’nun başını kollarının arasına almış, ne yapacağını bilemeden etrafına bakıyordu. “Yardım edin! Ne olur biri yardım etsin!” Etraftaki insanlar birkaç metre ötede toplanmıştı. Bazıları telefonlarını çıkarıp yardım çağırıyor, bazıları ise ambulansın geçebilmesi için kalabalığı uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Sofia’nın gözleri Alfonso’nun yüzündeydi. “Alfonso… Beni duyuyor musun?” Cevap gelmedi. Sofia ellerini onun göğsüne bastırdı. Parmaklarının arasından kan sızıyordu. “Ne olur…” Sesi titredi. “Ne olur gözlerini aç.” Uzaklardan siren sesi duyuldu. Ses giderek yaklaştı.
Birkaç dakika sonra ambulans sahile ulaştı. İki sağlık görevlisi hızla Alfonso’nun yanına koştu. “Geri çekilin lütfen.” “Ben onunla birlikteyim.” “Hanımefendi, biraz geri çekilin.” Sofia birkaç adım geriye çekildi. Sağlık görevlilerinden biri Alfonso’nun nabzını kontrol ederken diğeri yarasına müdahale etmeye başladı. “Nabız zayıf.” “Kurşun yarası.” “Bilinç yok.”
Sofia olduğu yerde donup kalmıştı. “Yaşıyor mu?” Sağlık görevlisi kısa bir an ona baktı. “Şimdilik evet. Ama durum ciddi.” Alfonso hızla sedyeye alındı. Sofia ambulansın kapısına kadar peşlerinden koştu. “Ben de geleceğim.” Sağlık görevlisi ona baktı. “Yakını mısınız?” “Arkadaşıyım.” “Tamam. Bin.”
Sofia ambulansa bindi. Kapılar kapandı. Ambulans hareket etti. Sofia, sedyenin yanında oturmuştu. Gözleri Alfonso’nun yüzünden ayrılmıyordu. Sağlık görevlileri bir yandan müdahale ediyor, bir yandan birbirlerine kısa ve hızlı cümlelerle durumunu aktarıyordu. Sofia ise ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemiş, titreyerek onları izliyordu.
Alfonso’nun yüzü solgundu. Sofia elini onun eline uzattı. “Dayan.” Sesi neredeyse fısıltıydı. “Ne olur dayan.” Alfonso’dan hiçbir tepki gelmedi. Sofia gözlerini kapattı. Az önce sahilde yaşananları tekrar hatırladı. “Adrian…” Sonra silah sesi. Sofia gözlerini açtı. Bir şey söylemeye çalıştı ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Ambulans hastanenin acil girişine yanaştığında sağlık görevlileri Alfonso’yu hızla içeri götürdü. Sofia peşlerinden koştu. “Ben de geleyim!” Bir hemşire önüne geçti. “Burada beklemeniz gerekiyor.” “Ama ben onunla geldim.” “Doktorlar müdahale ediyor. Lütfen bekleyin.”
Sofia çaresizce geri çekildi. Alfonso gözden kayboldu. Sofia koridorun ortasında tek başına kaldı. Ellerine baktı. Kan hâlâ parmaklarının arasındaydı. Bir süre ne yapacağını bilemeden öylece durdu. Sonra yavaşça en yakın sandalyeye oturdu. Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra iki polis memuru hastanenin koridorunda göründü. Etraflarına baktıktan sonra Sofia’nın yanına geldiler. “Hanımefendi?” Sofia başını kaldırdı. “Evet?” “Sahildeki silahlı saldırıyla ilgili birkaç soru sormamız gerekiyor.”
Polislerden biri yanındaki sandalyeye oturdu. “Adınız?” “Sofia Klada.” “Alfonso Moretti ile ilişkiniz nedir?” “Arkadaşım.” “Peki. Olayı bize baştan anlatabilir misiniz?”
Sofia derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı. O an yeniden gözlerinin önüne geldi. Karşı kaldırımdaki adam. Alfonso’nun ona bakışı. Adamın beline uzanan eli. Silah. İki el ateş. Alfonso’nun yere yığılması. Sofia gözlerini açtı.
“Bir adam karşı kaldırımdaydı.” “Adamı tanıyor muydunuz?” “Hayır.” “Size veya Alfonso’ya bakıyor muydu?” “Evet.” Sofia’nın sesi titredi. “Alfonso da onu fark etti. Birkaç saniye birbirlerine baktılar.” “Sonra?” “Adam silahını çıkardı.” Sofia bir an sustu. “İki el ateş etti.”
Polis not almaya devam etti. “Adamın eşkâlini hatırlıyor musunuz?” Sofia başını iki yana salladı. “Hayır. Her şey çok hızlı oldu.” Polis memuru notlarını kapattı. “Şimdilik bu kadar. Lütfen daha sonra polis merkezine gelip yazılı ifadenizi verin. Geçmiş olsun.”
Sofia başını salladı. Polisler uzaklaştı. Sofia yeniden ameliyathanenin kapısına baktı. Bir süre sonra kapı açıldı. Beyaz önlüklü bir doktor koridora çıktı. Sofia hemen ayağa kalktı. “Doktor?”
Doktor ona baktı. “Alfonso Moretti’nin yakını mısınız?” “Evet. Durumu nasıl?” Doktor kısa bir nefes aldı. “Biz ailesine de haber verdik ama yine de durumunu size de anlatayım. Alfonso’nun vücudunda iki adet kurşun yarası tespit ettik. Cerrahi operasyona alacağız birazdan, ancak durumu kritik.”
Sofia’nın yüzü düştü. “Ne demek kritik?” “Kurşunlardan biri ciddi hasara yol açmış.” Sofia’nın gözleri doldu. “Yaşayacak mı?” Doktor birkaç saniye sustu. “Şu an bunun garantisini veremem.” Sofia başını eğdi. Dudaklarından yalnızca tek bir kelime çıktı. “Alfonso…”
Doktor uzaklaşırken Sofia yeniden sandalyeye oturdu. Ellerini yüzüne kapattı. Bir süre öylece kaldı. Sonra telefonunu çıkardı. Ekranda Maria’nın ismine baktı. Parmağı arama tuşunun üzerinde durdu. Ama basamadı. Önce Alfonso’nun yaşayıp yaşamayacağını bilmeliydi.
Hastanenin koridorunda saatler ağır ağır ilerliyordu. Sofia hâlâ aynı sandalyede oturuyordu. Gözleri ameliyathanenin kapısındaydı. Ellerini ne kadar yıkamış olursa olsun, Alfonso’nun kanını hâlâ hissediyor gibiydi.
Koridorun diğer ucunda ayak sesleri duyuldu. Victor Moretti hastaneye girdi. Yanında eşi ve kızları Jasmine vardı. Victor’un yüzü her zamanki gibi sakindi. Fakat bu kez o sakinliğin altında başka bir şey vardı.
Eşi etrafa bakarak hızlı adımlarla ilerliyordu. “Alfonso nerede?” Victor cevap vermedi. Jasmine’in gözleri dolmuştu. “Baba… Ona bir şey olmayacak, değil mi?” Victor kızına baktı. “Bilmiyorum.” Jasmine bu cevabı duyunca gözlerini yere indirdi.
Üçü birlikte koridorda ilerledi. Victor bankoda duran hemşireye yaklaştı. “Alfonso Moretti.” Hemşire bilgisayara baktı. “Ameliyattan çıktı. Şu anda yoğun bakımda.” “Durumu?” Hemşire kısa bir an duraksadı. “Doktor birazdan sizinle görüşecek.” Victor başını salladı. “Teşekkür ederim.”
Tam geri dönecekken eşi koluna dokundu. “Victor…” Victor ona baktı. “İyi olacak.” Eşi gözlerini kapatıp başını salladı. “Umarım.” Jasmine ise birkaç adım geride durmuştu. Bir eliyle telefonunu sıkıca tutuyordu. “Onu görebilecek miyiz?” Victor kızına döndü. “Doktor izin verirse.” Jasmine başını salladı.
O sırada koridorun diğer tarafında oturan Sofia ayağa kalktı. Victor’un gözleri ona takıldı. Sofia’nın üzerindeki kıyafetlerde hâlâ belli belirsiz kan izleri vardı. Victor birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra yavaşça yanına doğru yürüdü.
“Sen…” Sofia başını kaldırdı. “Evet?” “Alfonso’yla birlikte miydin?” Sofia yutkundu. “Evet.” Victor’un bakışları Sofia’nın ellerine kaydı. “Sen miydin yanında?” “Evet.” Sofia’nın sesi titredi. “Ben… hiçbir şey yapamadım.”
Victor birkaç saniye cevap vermedi. “Ne oldu?” Sofia derin bir nefes aldı. “Bir adam geldi. Karşı kaldırımdaydı.” Victor’un yüzündeki ifade değişmedi. “Tanıyor muydun?” “Hayır.” “Alfonso tanıyor muydu?” “Bilmiyorum. Birbirlerine baktılar.” Victor gözlerini Sofia’dan ayırmadı. “Sonra?” “Adam silahını çıkardı.” Sofia’nın sesi titremeye başladı. “İki el ateş etti.”
Victor başını hafifçe eğdi. “Adam ne yaptı?” “Kaçtı.” “Peşinden gittin mi?” Sofia başını iki yana salladı. “Hayır. Alfonso’nun yanına koştum.”
Victor birkaç saniye sessiz kaldı. “Doğru olanı yaptın.” Sofia şaşkınlıkla ona baktı. Victor’un yüzünde hâlâ hiçbir ifade yoktu. “Onu yalnız bırakmadın.” Sofia’nın gözleri doldu. “Çok korktum.”
Victor bir şey söylemedi. Arkasını dönüp ailesinin yanına yürüdü. Jasmine Sofia’ya bakıyordu. Gözlerinde hem korku hem de merak vardı. Annesi ise Sofia’nın yanından geçerken kısa bir an durdu. “Senin için de zor olmuştur.” Sofia başını salladı. “Çok.” Kadın elini kısa bir süre Sofia’nın omzuna koydu. “Geçecek.” Sonra ailesinin yanına döndü.
Victor koridorun sonunda durdu. Hastanenin camından dışarı baktı. Şehrin ışıkları karanlığın içinde titriyordu. Bir süre hiçbir şey yapmadan öylece durdu. Sonra cebinden telefonunu çıkardı. Ekrana baktı. Yuri. Alfonso. İki isim zihninde yan yana duruyordu. Yuri’nin ölümü. Leonardo’nun buna karşılık vereceğini zaten biliyordu. Ama Alfonso… Bu artık başka bir şeydi.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir adam göründü. Jese Klada hızlı adımlarla kızı Sofia’ya doğru geliyordu. Sofia ayağa kalktı. “Baba…” Jese kızına yaklaştı. “Ne oldu sana?” “İyiyim.” Jese onun yüzüne baktı. “Alfonso nerede?” Sofia cevap vermeden önce gözlerini kaçırdı. “Yoğun bakımda.” Jese’nin yüzü gerildi. “Ne oldu?” “Vuruldu.”
Jese birkaç saniye boyunca kızına baktı. “Sen de orada mıydın?” Sofia başını salladı. “Evet.” Jese derin bir nefes aldı. “Ben sana ne dedim?” Sofia gözlerini kapattı. “Baba, şimdi sırası değil.” “Tam sırası.” “Alfonso vuruldu.” “Biliyorum.” Jese’nin sesi yükselmeye başladı. “Ben sana o aileden uzak dur dedim. O insanlardan uzak dur dedim. Sana tehlikeli dedim.”
“Alfonso bana hiçbir şey yapmadı.” “Bugün vuruldu!” Sofia sustu. Jese bir adım yaklaştı. “Daha ne olması gerekiyor Sofia?” Sofia’nın gözleri doldu. “Ben onun vurulmasını istemedim.” “Biliyorum.” Jese’nin sesi biraz yumuşadı. “Ama seni de kaybetmek istemiyorum.” Sofia başını eğdi. “Baba…” “Yeter artık.”
Jese kızının koluna hafifçe dokundu. “Benimle geliyorsun.” “Ben burada kalacağım.” “Hayır.” “Alfonso burada.” “Doktorlar onunla ilgileniyor. Senin burada yapabileceğin hiçbir şey yok.” Sofia babasına baktı. “Ya uyanırsa?” “Uyandığında yine gelirsin.”
Sofia bir süre sessiz kaldı. Sonunda başını eğdi. “Tamam.” Jese kızının omzuna kolunu attı. Birlikte hastanenin çıkışına doğru yürüdüler. Sofia kapıdan çıkmadan önce son kez arkasına baktı. Yoğun bakımın kapısı uzakta hâlâ görünüyordu. Gözleri doldu. Sonra babasının yanında hastaneden çıktı.
Aynı saatlerde, şehrin diğer ucunda Adrian ve Maria villanın salonunda oturuyordu. Maria etrafa baktı. Duvarlarda birbirinden farklı tablolar vardı. Bazıları tamamlanmış, bazılarıysa yarım bırakılmıştı. “Bunların hepsini sen mi yaptın?” Adrian başını salladı. “Çoğunu.” Maria birkaç adım atıp tablolardan birinin karşısında durdu. “Güzeller.” Adrian hafifçe gülümsedi. “Beğenmene sevindim.”
Maria ona döndü. “Yalnız yaşamayı seviyorsun, değil mi?” Adrian kısa bir süre düşündü. “Alıştım.” Maria başını eğdi. “Alışmakla sevmek aynı şey değil.” Adrian cevap vermedi. Maria yeniden ona baktı. “Bazen seni anlamak çok zor.” Adrian hafifçe gülümsedi. “Ben de kendimi anlamakta zorlanıyorum.”
Maria’nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Aralarında kısa bir sessizlik oldu. Adrian ona doğru bir adım attı. Maria geri çekilmedi. Birbirlerine birkaç santim kala durdular. İkisinin de söyleyecek bir şeyi vardı ama ikisi de sustu.
Maria’nın gözleri Adrian’ın gözlerine kilitlendi. Adrian bir anlığına gözlerini kapattı. Maria da aynı şeyi yaptı. Tam birbirlerine yaklaşacakları sırada telefon çaldı.
İkisi de gözlerini açtı. Adrian bir adım geri çekildi. Telefonunu çıkardı. Ekranda tek bir isim vardı.
Victor Moretti.
Adrian’ın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. Maria bunu fark etti. “Önemli mi?” Adrian birkaç saniye ekrana baktı. “Bilmiyorum.” Telefon yeniden çaldı.
Adrian aramayı açtı. “Alo?” Karşı taraftan gelen sesi duyduğu anda yüzündeki ifade değişti. Birkaç saniye hiçbir şey söylemeden dinledi. “Ne?” Ayağa kalktı.
Maria da yavaşça doğruldu. Adrian birkaç adım attı. “Ne zaman?” Kısa bir sessizlik. “Hangi hastane?” Karşı tarafın cevabını dinlerken gözleri bir noktaya kilitlendi. “Tamam.” Derin bir nefes aldı. “Hemen geliyorum.”
Telefonu kapattı.
Maria ona baktı. “Ne oldu?” Adrian birkaç saniye cevap vermedi. Sonra gözlerini Maria’ya çevirdi. “Arkadaşımı hastaneye kaldırmışlar.”