Alfonso birkaç saniye boyunca telefondaki fotoğrafa baktı. Adrian yüzündeki şaşkınlığı fark etti. "Tanıyor musun?" Alfonso gözlerini fotoğraftan ayırıp Adrian'a baktı. "Sofia tanıştırdı geçen gün." Adrian'ın yüzünde bir anda gülümseme belirdi. "Sofia mı?" "Evet." "Demek tanıyorsun." "Tanıyorum tabii." Adrian biraz daha yaklaştı. "Sofia kimdi tam olarak? Senin onunla ne bağlantın var?" Alfonso bardağından bir yudum aldı. "Eski bir arkadaşım." Adrian'ın gülümsemesi biraz daha büyüdü. "İyiymiş." Alfonso ona baktı. "Niye sevindin lan?" Adrian omuzlarını silkti. "Ne bileyim. Dünya küçükmüş."
Alfonso hafifçe gülümsedi. Ardından bakışları ciddileşti. "Kadınlar tehlikelidir, dikkat et." Adrian kaşını kaldırdı. "Öyle mi?" "Öyledir." Alfonso kısa bir süre sustu. "Özellikle bizim işimizde daha tehlikeli olurlar." Adrian birkaç saniye ona baktı. Sonra tebessüm etti. "Merak etme. Ben ne yaptığımı bilirim."
⸻
Ertesi sabah Sofia mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Bir yandan telefonuna bakıp Maria'ya mesaj yazdı.
"Bugün buluşalım mı? Kahve içeriz."
Mesajı gönderdikten kısa süre sonra cevap geldi.
"Bugün olmaz. Adrian'la buluşacağız."
Sofia'nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Vay be. Sanatçı bey işi ilerletiyor."
Telefonunu masaya bıraktı. Tam o sırada babası Jese mutfağa girdi.
"Günaydın kızım."
"Günaydın baba. Kahve ister misin?"
"Olur."
Jese sandalyeye oturdu. Sofia önüne kahvesini bıraktı.
"Sağ ol."
Bir süre sessizce kahvaltı yaptılar.
Jese kızına baktı.
"Sen şu Alfonso'yla hâlâ görüşüyor musun?"
Sofia'nın yüzündeki ifade hafifçe değişti.
"Baba..."
"Ne?"
"Görüşüyorum."
Jese derin bir nefes aldı.
"Sofia, o aileden uzak durmanı istiyorum."
"Yine mi başladın?"
"Başlamıyorum kızım. Sana anlatmaya çalışıyorum."
"Alfonso bana hiçbir kötülük yapmadı."
Jese başını iki yana salladı.
"Alfonso'nun sana kötülük yapması gerekmiyor. Kimlerle iç içe olduğunu biliyor musun sen?"
Sofia sessiz kaldı.
Jese kahvesinden bir yudum aldı.
"Moretti ailesi temiz bir aile değil."
Sofia kaşlarını çattı.
"Biliyorum baba. Ama Alfonso onların yaptığı her şeyden sorumlu değil."
"Bunu nereden biliyorsun?"
Sofia cevap vermedi.
Jese kızına baktı.
"Ben senin babanım. Seni korumaya çalışıyorum."
Sofia'nın sesi yumuşadı.
"Biliyorum."
Tam o sırada mutfağın kapısı açıldı. Annesi içeri girdi. Elinde bir tabak vardı.
"Sabah sabah yine neyin kavgasını yapıyorsunuz?"
Sofia gülümsedi.
"Babam yine Alfonso'yu anlatıyor."
Kadın tabağı masaya bırakıp kocasına baktı.
"Yine mi?"
Jese kaşlarını çattı.
"Ben sadece kızımı uyarıyorum."
"Tamam da kızın kaç yaşında Jese?"
Jese cevap vermedi.
"Yirmi altı yaşında kadın. Kiminle görüşeceğine biraz da kendisi karar versin."
Sofia annesine bakıp göz kırptı.
"Bak, annem beni anlıyor."
Annesi kahvesini alıp sandalyeye oturdu.
"Anlıyorum tabii. Ama sen de babanı anla. Korkuyor."
Jese hafifçe başını salladı.
"Ben sadece başına bir şey gelmesini istemiyorum."
Sofia babasının eline uzandı.
"Biliyorum baba."
Tam o sırada Sofia'nın telefonu masanın üzerinde titredi.
Ekrana baktı.
Alfonso: "Günaydın. Buluşmamız lazım."
⸻
Maria sabah kahvesini içerken telefonuyla oynuyordu. Adrian'dan gelen mesaja bakıp gülümsedi.
Adrian: "Ne yapıyorsun?"
Maria birkaç saniye düşündükten sonra yazdı.
Maria: "Senin tablolarını görmek için sabırsızlanıyorum."
Cevap fazla bekletmeden geldi.
Adrian: "İlk defa birine göstereceğim. Heyecanlıyım."
Maria tebessüm etti.
Maria: "O zaman beklentimi yükseltme."
Adrian: "Söz veremem. Belki hayal kırıklığına uğrarsın."
Maria: "Sanmam."
Maria telefonu masaya bıraktı. Tam kahvesinden bir yudum almıştı ki telefon yeniden çaldı.
Ekranda Daniel Ross yazıyordu.
Maria'nın yüzündeki ifade bir anda ciddi bir hal aldı.
Telefonu açtı.
"Merhaba?"
"Maria, Daniel ben."
"Bir şey mi oldu?"
Ross birkaç saniye sustu.
"Babanın dosyası hakkında konuşmamız gerekiyor."
Maria'nın duruşu sertleşti.
"Ne oldu?"
"Dosyayı benden aldılar."
"Ne demek aldılar?"
"Başka bir komisere verdiler. Benim elimden alındıktan sonra çok kısa sürede kapatıldı."
Maria sessiz kaldı.
"Nasıl kapattılar?"
"Bir adam karakola gelip cinayeti kendisinin işlediğini söyledi."
Maria'nın eli kahve fincanının üzerinde dondu.
"Ne?"
"Evet. Her şeyi üzerine aldı. Dosyada başka bir şeye ihtiyaç kalmadığını söylediler."
Maria'nın sesi titredi.
"Ama sen buna inanıyor musun?"
"Hayır."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Maria, babanın dosyasında çok karanlık işler dönüyor. Bazı deliller ortadan kayboldu. Kamera kayıtlarına ulaşılamıyor. Birilerinin bu dosyanın kapanmasını istediği çok açık."
Maria gözlerini yere indirdi.
"Peki sen ne yapacaksın?"
"Şimdilik elimden bir şey gelmiyor. Ama sana bunu bilmen gerektiği için söylüyorum."
Maria derin bir nefes aldı.
"Anladım."
"Dikkatli ol, Maria."
"Olacağım."
Telefon kapandı.
Maria birkaç saniye boyunca kıpırdamadan oturdu.
Sonra gözleri masanın üzerindeki telefona kaydı.
Ekranda hâlâ Adrian'la olan konuşması açıktı.
⸻
Öğle saatlerinde Alfonso ile Victor, şehrin sakin bir köşesindeki restoranda yemek yiyordu. Masada fazla konuşulmuyor, ikisi de yemeklerine odaklanıyordu. Alfonso bardağından bir yudum aldı.
"Baba."
Moretti başını kaldırdı.
"Dün Adrian'la görüştüm."
"Ne olmuş?"
"Şüphelerimde yanılmamışım. Çocuk gerçekten âşık olmuş."
Moretti'nin yüzündeki ifade değişti.
"Emin misin?"
"Eminim. Kızın fotoğrafını gösterdi. Gözlerinin içine bakıyordu resmen."
Moretti çatalını tabağa bıraktı.
"Demek mesele bu."
Alfonso başını salladı.
"Muhtemelen dünkü işi de bu yüzden bitiremedi."
Moretti birkaç saniye sessiz kaldı.
"Bu iyi değil."
"Ben de öyle düşünüyorum."
Moretti arkasına yaslandı.
"En iyi sanatçımı bir kız yüzünden kaybetmek istemiyorum."
Alfonso gülümsedi.
"Belki kızdan vazgeçer."
Moretti ona baktı.
"Sen olsan vazgeçer miydin?"
Alfonso cevap vermeden hafifçe güldü.
"Benim bir buluşmam var baba. Kaçıyorum."
Moretti başını iki yana salladı.
"Kaçma. Usul usul git."
Alfonso ayağa kalktı.
"Tamam baba."
Ceketini alıp restorandan çıktı.
Bir süre sonra Adrian içeri girdi. Moretti onu görünce eliyle yanına çağırdı.
Adrian oturdu.
"Patron, son iş için üzgünüm."
Moretti yüzünde hiçbir şey belli etmeden ona baktı.
"Bir derdin mi var?"
Adrian başını kaldırdı.
"Yok."
"Bu sıralar dalgın gibisin."
"Bir şeyim yok patron."
Moretti birkaç saniye onu süzdü. Adrian'ın kız meselesini kendisinden saklaması hoşuna gitmemişti. Ama bunu belli etmedi.
Yanındaki iş çantasını açtı. İçinden bir dosya çıkarıp masanın üzerine bıraktı.
"Bu hafta hallet."
Adrian dosyayı aldı.
Moretti gözlerini ondan ayırmadan ekledi:
"Umarım yine ıskalamazsın."
Adrian'ın yüzünde kısa bir utanç belirdi.
"Peki."
Dosyayı aldı, ayağa kalktı ve restorandan çıktı.
⸻
Leonardo karanlık odanın ortasında duruyordu. Karşısında üç adam sessizce bekliyordu. Masanın üzerinde birkaç dosya, bir tabanca ve yarısı içilmiş bir viski bardağı vardı. Leonardo ağır adımlarla masaya yaklaştı. Elindeki fotoğraflardan birini aldı. Bir süre sessizce baktı. Sonra fotoğrafı masaya bıraktı. "Demek Moretti karşılık vermeye çalıştı." Odadaki adamlardan biri başını eğdi. Leonardo'nun bakışları sertleşti. "Yuri'mi aldı benden." Kısa bir sessizlik oldu. Leonardo viski bardağını eline aldı, fakat içmedi. Gözlerini adamlarından ayırmadan devam etti. "Ben de onun en sevdiğini alacağım." Adamlar birbirlerine baktılar. Leonardo bardağı masaya bıraktı. "Bu kez hata istemiyorum." Başını kaldırıp karşısındaki adamlara baktı. "Moretti ne kaybettiğini anladığında çok geç olacak."
⸻
Maria, sahile yakın ve şehrin gürültüsünden uzak bir bölgede taksiden indi. Karşısındaki dubleks villaya baktı. Etraf sessizdi. Denizin sesi uzaktan duyuluyordu.
Kapıya yaklaşıp zile bastı.
Birkaç saniye sonra kapı açıldı.
Adrian gülümsedi.
"Hoş geldin."
"Merhaba."
Maria içeri adım attı ve etrafına baktı.
"Burada mı yaşıyorsun?"
"Bazen."
Maria şaşkınlıkla ona baktı.
"Şehre biraz uzak ama."
Adrian gülümsedi.
"Hayır. Burası kafamı dinlemek, yalnız kalmak ve resim çizmek için geldiğim bir yer."
Maria başını salladı.
"Anladım."
Adrian kapıyı kapattı.
"Gel, salona geçelim."
Birlikte salona geçtiler. Maria koltuğa otururken Adrian mutfağa yöneldi.
"Ne içersin?"
"Kahve."
Adrian gülümsedi.
"Mükemmel seçim."
Kısa süre sonra iki fincan kahveyle salona döndü. Karşılıklı oturdular.
Maria fincanını eline aldı.
"Burası çok güzel."
"Sevdiğine sevindim."
"Buraya sık sık geliyor musun?"
"Fırsat buldukça."
"Yalnız kalmayı seviyorsun yani?"
Adrian omuzlarını silkti.
"Bazen. İnsanlardan uzaklaşmak iyi geliyor."
Maria ona baktı.
"Benden uzaklaşmak istemezsin umarım."
Adrian gülümsedi.
"Şimdilik böyle bir planım yok."
Maria hafifçe güldü.
"Güzel. Çünkü daha kahvemi bile bitirmedim."
Adrian kahvesinden bir yudum aldı.
"Bence acele etme."
"Niye?"
"Belki seni biraz daha burada tutabilirim."
Maria gözlerini hafifçe kıstı.
"Bu bir davet mi?"
"Belki."
"Sanatçı bey, sandığımdan daha cesurmuş."
Adrian gülümsedi.
"Sen de sandığımdan daha tehlikelisin."
Maria gülümsemesini gizleyemedi.
"Ben mi?"
"Evet."
"Ne yaptım?"
"Bilmiyorum. Yanıma oturdun, kahvemi içtin, şimdi de bütün dikkatimi dağıtıyorsun."
Maria başını eğip gözlerini kaçırdı.
"Bunun için özür dilemeyeceğim."
"Zaten dilemeni istemiyorum."
Bir süre daha sohbet ettiler. Konuştukça ikisinin de yüzündeki sıcaklık eksilmedi.
Sonunda Maria fincanını masaya bıraktı ve etrafa baktı.
"Tablolar nerede? Göremedim sanatçı bey."
Adrian gülümsedi.
"Üst katta."
Maria ayağa kalktı.
"Göster bakalım."
Adrian önden yürüdü. Merdivenleri çıkıp geniş bir koridordan geçtiler. Bir kapının önünde durdu.
Adrian kapıyı açtı.
Maria içeri adım attığı anda durdu.
Oda beklediğinden çok daha büyüktü. Duvarların neredeyse tamamı tablolarla kaplıydı. Bazıları büyük tuvaller, bazıları daha küçük çalışmalardı. Odanın ortasında birkaç şövale duruyor, köşelerde boyalar ve fırçalar bulunuyordu.
Maria'nın gözleri büyüdü.
"Adrian..."
Adrian onun yüzüne baktı.
"Ne?"
"Bunların hepsini sen mi yaptın?"
Adrian başını salladı.
"Evet."
Maria yavaşça ilk tabloya yaklaştı.
"Bu inanılmaz."
Adrian tebessüm etti.
"Gerçekten beğendin mi?"
Maria cevap vermeden diğer tabloya geçti.
"Şuna bak."
Bir sonraki tablonun önünde durdu.
"Renkleri nasıl böyle kullanabiliyorsun?"
Adrian'ın yüzündeki gülümseme büyüdü.
"Bilmiyorum. Sanırım elim alıştı."
Maria başka bir tabloya geçti.
"Bu çok güzel."
Sonra diğerine baktı.
"Bu da harika."
Bir süre sonra Adrian sadece onu izliyordu.
Maria döndü.
"Niye gülüyorsun?"
"Bilmiyorum."
"Benden dolayı mı?"
Adrian başını salladı.
"Evet."
Maria tebessüm etti.
"Tablolarından bu kadar mutlu olman çok tatlı."
Adrian bakışlarını tablolarına çevirdi.
"İlk defa birine gösteriyorum."
Maria ona baktı.
"Nasıl olur da daha önce kimseye göstermedin?"
Adrian'ın yüzündeki gülümseme biraz daha derinleşti.
Bir süre daha tabloların arasında dolaşıp resimler hakkında konuştular. Maria her yeni tabloya yaklaştığında başka bir ayrıntı buluyor, Adrian ise onun yorumlarını sessizce dinleyip gülümsüyordu. Sonunda birlikte yeniden aşağıya, salona geçtiler. Maria koltuğa otururken Adrian karşısındaki koltuğa geçti.
Maria kahvesinden bir yudum aldı.
"Peki, nereden geliyorsun?"
Adrian kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl yani?"
"Bilmiyorum. Ailen nerede? Kardeşin var mı? Annen, baban?"
Adrian bir süre sessiz kaldı.
"Abim vardı. Hapiste."
Maria'nın yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.
"Annemle babam da vefat etti."
Maria başını eğdi.
"Üzgünüm."
Adrian omuzlarını hafifçe silkti.
"Sen?"
"Annem ben küçükken öldü."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Babamı da yeni kaybettim."
Adrian'ın bakışları yumuşadı.
"Başın sağ olsun."
"Teşekkür ederim."
Maria birkaç saniye boyunca fincanına baktı. Sonra başını kaldırıp gülümsedi.
"İkimizin de aile konusunda pek şanslı olmadığı kesin."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Öyle görünüyor."
Maria koltuğa biraz daha yaslandı.
"Ama sen hâlâ çok gizemlisin."
Adrian güldü.
"Gizemli miyim?"
"Evet."
"Nasıl yani?"
"Bilmiyorum. Seni tanıyorum gibi hissediyorum ama aslında hiçbir şey bilmiyorum hakkında."
Adrian başını yana eğdi.
"Ne anlatayım?"
"Bilmem. Kendini anlat biraz."
Adrian düşündü.
"Hep ressamlık mı yaptın?"
"Evet. Kendimi bildim bileli çiziyorum."
"Başka hobilerin var mı?"
Adrian birkaç saniye düşündü.
"Pek yok."
"Hiç mi?"
"Yok. Resim yaparım, kahve içerim, bazen yürürüm. Hepsi bu."
Maria gülümsedi.
"Ne kadar sakin bir hayat."
"Seviyorum."
"Bir günün nasıl geçiyor mesela?"
Adrian kahvesinden bir yudum aldı.
"Sabah kalkarım. Kahve yaparım. Çizerim. Bazen dışarı çıkarım. Sonra yine çizerim."
Maria şaşkınlıkla baktı.
"Gerçekten bütün gününü böyle mi geçiriyorsun?"
"Çoğu zaman."
"Hiç sıkılmıyor musun?"
Adrian başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Neden?"
Adrian birkaç saniye düşündü.
"Çünkü çizdiğim her şeyin başka bir hikâyesi oluyor."
Maria gözlerini ondan ayırmadan sordu.
"Peki benim bir hikâyem olsa çizer miydin?"
Adrian gülümsedi.
"Belki."
"Belki mi?"
"Önce hikâyeni anlatman gerekir."
Maria hafifçe güldü.
"Benim hikâyem o kadar ilginç değil."
Adrian gözlerini ondan ayırmadı.
"Bence ilginç."
Maria bir an sustu.
"Neden?"
"Çünkü seni daha yeni tanıyorum."
Maria'nın yüzünde küçük, utangaç bir gülümseme belirdi.
"Sanırım sen insanlara bakmayı seviyorsun."
"Evet."
"Ve ne gördüğünü hemen söylemiyorsun."
Adrian gülümsedi.
"Belki de bazı şeyleri söylemek için doğru zamanı bekliyorum."
Maria başını eğdi.
"Sen gerçekten gizemli birisin."
"Bunu iltifat olarak kabul ediyorum."
Maria güldü.
"İltifat zaten."
⸻
Alfonso deniz kenarındaki bankta oturmuş, karşısındaki dalgaları izliyordu. Birkaç dakika sonra Sofia göründü ve yanına yaklaştı.
"Neden burada buluştuk?"
Alfonso başını ona çevirdi.
"Konuşacaklarımız önemli. Sessiz bir yer olsun istedim."
Sofia yanına oturdu.
"Nasılsın?"
"İyiyim. Sen?"
"Ben de iyiyim."
Kısa bir sessizlik oldu. Alfonso ellerini birbirine kenetleyip denize baktı.
"Benim bir arkadaşım var. Adı Adrian."
Sofia kaşlarını kaldırdı.
"Adrian?"
"Dün barda sohbet ederken bana Maria'nın fotoğrafını gösterdi."
Sofia'nın yüzü bir anda değişti.
"Evet, kafede tanışmıştık. Senin arkadaşın mı o?"
"Evet."
Alfonso ayağa kalktı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden denize baktı.
Sofia onu izledi.
"Ne oldu? Sorun ne, Alfonso?"
Alfonso yavaşça ona döndü.
"Arkadaşını uyar, Sofia."
Sofia'nın kaşları çatıldı.
"Ne hakkında?"
Alfonso ağzını açtı.
"Adrian..."
Tam o anda gözleri karşı kaldırıma takıldı.
Bir adam orada durmuş, doğrudan ona bakıyordu.
Alfonso birkaç saniye boyunca adamı anlamlandırmaya çalıştı. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Adam da hiç kıpırdamadan ona bakıyordu.
Alfonso'nun bakışları adamın gözlerinden ayrılmadı.
Sonra adamın eli yavaşça beline gitti.
Alfonso'nun yüzündeki ifade bir anda değişti.
Silahı gördü.
Fakat artık çok geçti.
Adam silahını çekti.
İki el ateş etti.
Patlama sesleri sahilde yankılandı.
Alfonso hareket bile edemeden bedenine isabet eden kurşunlarla geriye doğru savruldu ve yere yığıldı.
Saldırgan silahını geri çekip arkasını döndü ve kalabalığın arasına karışarak hızla uzaklaştı.
Sofia birkaç saniye boyunca olduğu yerde donup kaldı.
Ne olduğunu anlamamıştı.
Gözleri hâlâ karşı kaldırıma bakıyordu.
Sonra yavaşça başını Alfonso'ya çevirdi.
"Alfonso?"
Cevap yoktu.
Sofia'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"ALFONSO!"
Ayağa kalkıp ona doğru koştu.
Alfonso'nun yere yığılan bedeninin yanına dizlerinin üzerine çöktü ve onu kollarının arasına aldı.
"Alfonso! Alfonso, ne oldu sana?"
Ellerini onun üzerine bastırdığında avuçlarının kanla kaplandığını gördü.
Sofia'nın nefesi kesildi.
"Hayır..."
Ellerine baktı.
Parmaklarının arasından kan süzülüyordu.
"Hayır, hayır, hayır..."
Alfonso'nun başını kollarının arasına aldı.
"Beni duyuyor musun?"
Cevap gelmedi.
Sofia çığlık atmaya başladı.
"YARDIM EDİN!"
İnsanlar etraflarında toplanmaya başlarken Sofia hâlâ Alfonso'yu bırakmıyordu.
"Lütfen biri yardım etsin!"
Gözyaşları yüzünden süzülüyor, kan bulaşmış elleri titriyordu.