İçeriğe geç

IX.Perde: Şüphe

Alfonso sokakta ağır adımlarla yürüyordu.

Aklı hâlâ az önce gördüğü evdeydi.

Maria.

İsmi zihninde dönüp duruyordu.

Gülümsemesi, konuşması, gözlerindeki o yorgun ifade...

Alfonso istemsizce gülümsedi.

Sonra yüzündeki ifade bir anda değişti.

Manuel Blanca.

Şimdi her şey yerine oturuyordu.

Fotoğraftaki adam.

Victor'un önüne gelen dosya.

Yapılan araştırma.

Ve karşısında oturan kızı.

Alfonso birkaç saniye olduğu yerde durdu.

"Lanet olsun..."

Başını iki yana salladı.

Bu bilgi kimsenin kulağına gitmemeliydi.

En azından şimdilik.

Victor'a söylerse Maria'nın adı bir anda başka insanların önüne çıkabilirdi.

Leonardo'nun duyması ise daha büyük bir sorun yaratabilirdi.

Alfonso cebine ellerini soktu ve yürümeye devam etti.

Bu bilgi kendisinde kalacaktı.

Belki bir gün işe yarardı.

Belki de hiç gerek kalmazdı.

Ama artık Maria'nın kim olduğunu biliyordu.

Ve garip olan, bunu öğrendikten sonra ondan uzak durmak yerine onu daha fazla merak etmesiydi.

Ertesi gün Adrian, Maria'yla buluşacağı gün erkenden hazırlandı. Dolabının önünde normalden biraz daha uzun süre durdu. En düzgün kıyafetlerini seçti, saçını düzeltti ve aynada kendisine baktı.

Bir süre sessizce kendisini izledi.

"Ne yapıyorsun sen?"

Cevap beklemeden evden çıktı.

Kafeye vardığında kapıyı açıp içeri girdi.

Gözleri masaları taradı.

Sonra onu gördü.

Maria pencerenin yanında oturuyordu.

Adrian birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Kalbi hızlandı.

Ellerini cebine soktu.

"Ulan..."

Derin bir nefes aldı ve masaya doğru yürüdü.

Maria başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Maria gülümsedi.

Adrian'ın yüzünde de istemsiz bir gülümseme oluştu.

"Merhaba."

"Merhaba."

El sıkıştılar.

Adrian karşısındaki sandalyeye oturdu.

Garson yanlarına geldi. İkisi de kahve sipariş etti.

Kısa bir sessizlik oldu.

Adrian Maria'ya baktı.

"Nasılsın?"

Maria'nın yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.

"İyiyim."

Bir an durdu.

"Gerçi... pek sayılmaz."

Adrian kaşlarını çattı.

"Bir şey mi oldu?"

Maria gözlerini masaya indirdi.

"Babamı kaybettik."

Adrian'ın yüzündeki ifade değişti.

"Başın sağ olsun."

Maria başını salladı.

"Teşekkür ederim."

"Nasıl oldu?"

"Cinayet."

Adrian birkaç saniye sustu.

Maria nefesini verdi.

"Konuşmak istemiyorum."

"Tamam."

Adrian daha fazla soru sormadı.

Garson kahveleri getirdi.

Maria fincanını iki eliyle tuttu.

Adrian ise bir süre onu izledi.

Sonra konuyu değiştirdi.

"Bugün biraz daha iyi görünüyorsun."

Maria hafifçe gülümsedi.

"Beni teselli etmeye mi çalışıyorsun?"

"Hayır."

Adrian kahvesinden bir yudum aldı.

"Başaramayacağımı biliyorum."

Maria istemsizce güldü.

"En azından dürüstsün."

Aralarındaki gerginlik biraz olsun dağıldı.

Konuşmaları uzun sürmedi ama ikisi de birbirini tanımaya çalışıyordu. Maria, Adrian'ın sorularından çok bakışlarını fark ediyordu. Adrian ise Maria'nın her güldüğünde yüzündeki ifadenin nasıl değiştiğini.

Bir süre sonra Maria fincanını masaya bıraktı.

"Sen de biraz garipsin."

Adrian kaşını kaldırdı.

"Garip mi?"

"Evet."

"İyi anlamda mı?"

Maria birkaç saniye düşündü.

"Henüz karar vermedim."

Adrian güldü.

"Adil."

Bir süre sonra kafeden çıktılar.

Yan yana yürümeye başladılar.

Aralarında eskisi kadar mesafe yoktu.

Bir süre sessizce yürüdüler.

Maria ona baktı.

"Bugün... iyi geldi."

Adrian başını ona çevirdi.

"Bana da."

Maria hafifçe gülümsedi.

Bir süre daha yürüdüler.

Sonra Maria merakla sordu.

"Sen ne iş yapıyorsun?"

Adrian kısa bir süre düşündü.

"Sanatla uğraşıyorum."

"Ne sanatı?"

"Resim."

Maria şaşırdı.

"Gerçekten mi?"

Adrian başını salladı.

"Gerçekten."

"Tabloların var mı?"

"Var."

Maria gülümsedi.

"Bir gün görmek isterim."

Adrian da gülümsedi.

"Olur."

Karşılarına çıkan taksi yavaşlayarak durdu.

Maria kapıyı açtı ama binmeden önce Adrian'a döndü.

"Sanatçı mısın gerçekten?"

Adrian gülümsedi.

"Öyle diyorlar."

Maria başını iki yana sallayıp güldü.

"Peki, Sanatçı. Görüşürüz."

"Görüşürüz, Maria."

Maria taksiye bindi.

Araç uzaklaşırken Adrian birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Taksi gözden kaybolduktan sonra bile yüzündeki gülümseme silinmedi.

⸻

Aynı saatlerde Leonardo çalışma odasında tek başına oturuyordu. Önündeki dosyayı kapattı ve karşısında bekleyen adamlara baktı.

"Moretti'nin üç mekânı."

Adamlar sessizce bekledi.

"Bu gece üçünü de tarayın."

Adamlardan biri başını kaldırdı.

"Efendim?"

Leonardo'nun yüzünde hiçbir ifade yoktu.

"Kim varsa."

Adam başını eğdi.

"Emredersiniz."

Gece çöktüğünde üç ayrı araç şehrin farklı noktalarına doğru ilerledi.

İlk araç küçük bir bara yanaştı. Kapılar açıldı. İçeri giren adamlar silahlarını çıkarır çıkarmaz ortalık karıştı. Masalar devrildi, insanlar çığlık atarak kaçışmaya başladı. Moretti'nin adamları karşılık vermeye çalıştı ama saldırı çoktan başlamıştı.

İkinci araç bir depoda durdu. İçerideki adamlar ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan silah sesleri duyuldu. Karanlık koridorlarda ayak sesleri yankılandı. Birkaç dakika sonra depo sessizliğe gömüldü.

Üçüncü araç ise Moretti'nin adamlarının sık kullandığı küçük bir lokalin önünden yavaşlamadan geçti.

Camlar açıldı.

İçerideki adamlar ne olduğunu anlayamadan araçtan peş peşe ateş açıldı. Camlar paramparça oldu. İçerideki masalar devrildi, insanlar yere kapandı. Araç hızını kesmeden sokağın sonuna doğru ilerledi.

Birkaç saniye sonra geride yalnızca kırık camlar ve panik içinde bağıran insanlar kaldı.

Üç saldırı.

Üç ayrı nokta.

Aynı gece.

Leonardo savaşın ilk kurşununu atmıştı.

Üçüncü saldırının ardından sokak hâlâ karışık durumdaydı. Kırık camların arasında yerde yatan adamlardan biri güçlükle doğruldu. Omzunu tutuyor, nefes almakta zorlanıyordu.

Titreyen elleriyle telefonunu çıkardı. Rehberde Alfonso'nun adını buldu ve aradı.

Telefon birkaç kez çaldı.

"Alfonso..."

Karşı taraftan Alfonso'nun sesi geldi.

"Ne oldu?"

Adam nefes nefese konuşuyordu.

"Bizi... bizi taradılar."

"Kim?"

"Bilmiyorum... Arabayla geçtiler. İçeri bile girmediler."

Alfonso'nun yüzündeki ifade değişti.

"Kaç kişi?"

"Bilmiyorum... Her şey çok hızlı oldu."

Adam acıyla inledi.

"İki kişi öldü. Diğerleri de yaralı..."

Alfonso ayağa kalktı.

"Neredesiniz?"

Adam bulunduğu yeri söyledi.

Alfonso telefonu kulağından çekmeden birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra adamın sesi yeniden duyuldu.

"Alfonso..."

"Ne?"

"Leonardo."

Alfonso'nun yüzü sertleşti.

"Emin misin?"

"Bunun başka açıklaması yok."

Telefon kapandı.

Alfonso birkaç saniye olduğu yerde durdu.

Sonra hızla dışarı çıktı.

Alfonso hızla eve geldi. Victor çoktan olaydan haberdar olmuştu. Salondaki masanın başında oturuyor, önündeki telefona bakıyordu. Alfonso içeri girdiğinde başını kaldırdı.

"Biliyorum."

Alfonso durdu.

"Üçünü de mi?"

Victor başını salladı.

"Üçünü de."

Alfonso yanına geldi.

"Leonardo."

Victor telefonunu masaya bıraktı.

"Leo kaçak oynuyor. Bu yakışmadı."

Alfonso hâlâ gergindi.

"Baba, ne yapacağız?"

Victor arkasına yaslandı. Birkaç saniye düşündü.

Sonra oğluna baktı.

"Satranç oğlum."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Hamle sırası bizde."

Ertesi sabah Dedektif Ross ve ekibi toplantı salonunda masanın etrafında toplanmıştı. Masanın üzerinde ifadeler, kamera görüntüleri ve olay yeri raporları duruyordu.

Ross dosyalara göz gezdirdi.

"Başlayalım. Elimizde ne var?"

Ekipten biri önündeki dosyayı açtı.

"Çalışanların ifadelerini aldık. Şimdilik ciddi bir çelişki yok. Aile tarafında da yeni bir şey çıkmadı."

Ross başını salladı.

"Parmak izi?"

Diğer polis elindeki raporu masaya bıraktı.

"Sonuçlar geldi."

Ross raporu aldı ve gözlerini satırlarda gezdirdi.

"Başka bir iz yok mu?"

"Hayır. Odada sadece Blanca'nın parmak izleri var."

Ross kaşlarını çattı.

"Peki kamera?"

"Adrian Dimora'nın görüntüleri elimizde. O gece Blanca'nın odasından çıkan son kişi."

Ross sandalyesine yaslandı.

Tam o sırada odanın kapısı açıldı.

İçeri başka bir görevli girdi.

"Efendim, Blanca'nın asistanının ifadesinde dikkat çeken bir şey var."

Ross başını kaldırdı.

"Ne?"

Görevli dosyayı açtı.

"En son bir adamı odadan çıkarken gördüğünü söylemiş. Adamı daha önce hiç görmemiş."

Ross dikkat kesildi.

"Başka bir şey?"

Görevli notlarına baktı.

"'Tabii efendim, istediğiniz raporları gün bitmeden masanızda olacak.' demiş."

Ross'un bakışları sabitlendi.

"Sonra?"

"Asistan, raporları normalde kendisinin getirdiğini söylüyor. O yüzden bu konuşmayı garip bulmuş."

Odada sessizlik oldu.

Ross hiçbir şey söylemedi.

Gözleri önündeki dosyaya kaydı.

Adrian Dimora.

Bir süre önce karakolda karşısında oturan adamın sakin yüzü zihninde belirdi.

Ross'un bakışları yavaşça sertleşti.

Parmak izleri yoktu.

Ama bir şey vardı.

Ve artık o şeyin nerede olduğunu biliyordu.