İçeriğe geç

9. Bölüm

Sessizce diz çökmüş, dua eden
Aytraion, alt katta akan suyun sesini duydu. Bir müddet olduğu yerde kaldı.
Ardından ayağa kalkıp merdivenlerden indi. Nima salonda görünmüyordu. Kapının
önünde cansız halde yatan Mahdes’ e tiksintiyle bakarak banyoya doğru gitti. Banyonun
kapısının eşiğinde Nima’nın  kan içindeki
elbiseleri ve kendi kılıcı duruyordu. Kapının kolu kanlar içindeydi. Aytraion
kapıya iki kez vurup içeri girdi. Nima mermerin üstünde dizlerinin üzerine
çökmüş öylece oturuyordu. Aytraion ’un içeri girdiğini fark etmedi.  Arada kovadan su alıp üzerine döküyordu. Aytraion
ona seslendi, ama cevap alamadı. Tekrar, bu sefer daha yüksek sesle seslendi.

—Nima!

Kadın kafasını yavaş yavaş
kaldırdı. Yüzü bir ölünün yüzünü andırıyordu.  Önüne düşen saçlarının arasından o donuk mavi
gözleri seçildi.

—Özür dilerim, Aytraion.

Aytraion cevap vermeyip onun
yanına geldi. Yaşadığı onca şeyden sonra aklında tek bir soru vardı.

—Kızımız…dedi titreyen bir
sesle.

—O iyi.

Aytraion hayatında bu iki
kelimeyi duyduğunda bu kadar mutlu olacağını hiç düşünmemişti. Onun gözlerinin
içine merakla baktı.

—Neden hiçbir şey
hatırlamıyor?

Kadın kafasını zar zor
tutuyor gibi görünüyordu.

—Senin kılıcın sayesinde.

Aytraion kılıcının nasıl
böyle bir şeyi yaptığını anlamlandıramadı ancak kadının sakin konuşmasından
durumun iyi olduğunu kavradı. Nima’ nın elinden maşrapayı güçlükle aldı. Kovaya
elini daldırdı. Su buz gibiydi. Bu soğuk mart ayında buz gibi suyla banyo
yapıyordu.

 —Sana
sıcak su getireyim.

Aytraion aceleyle banyodan
çıkıp mutfağa girdi. Sönmek üzere olan sobanın üzerinde hala sıcak olan su
kazanını banyoya getirdi. Nima’ yı banyoda uyuklarken halde buldu. Suyu
hazırladıktan sonra onu dürttü. Nima’yı mermerin üzerinden kaldırıp tabureye
oturttu. Kadının sırtındaki kurumuş kanı yıkamaya başladı. Kadının sırtını sabunlarken
sırtında uzanan yaraları gördü. Elini yaraların üzerinde gezdirdiğinde bunların
çok daha önceden meydana gelmiş yara dokuları olduğunu anladı. Muhtemelen
hançer veyahut bıçak yaralarıydı.

—Nima? diye fısıldadı.

Nima’ dan bir müddet cevap
gelmedi.

—Efendim?

Aytraion kadının cevap
verebilmiş olmasına sevindi.

—Bu yaraları ilk defa
görüyorum.

—Babam… ölünce büyüsü de yok
oldu.

Aytraion sırtını sabunlamayı
bırakıp Nima’ nın karşısına geçti.  Önce gözleri
gördüklerine inanamadı.

Nima nın baldırında, göğüslerinde ve
kollarında da yanık izleri vardı. Kadının göbeğinin altında diğer izlerden
farklı olarak düz bir şerit halinde olan izi gördü.

Aytraion elindeki sabunu boğacak gibi sıktı.  Sabun elinden kayıp yere düştü. Ne diyeceğini
bilemedi. Nima onun gözlerinin içine bakıyordu.

Aytraion zihnindeki tüm düşünceleri defedip
yerden sabunu aldı. Eşini bu konu hakkında konuşturmayı saygısızlık olarak
nitelendirdi.  Kadını yıkamayı bitirene
kadar konuşmadı.

Nima’ yı yıkamayı bitirdikten sonra kadını
havlulara sarıp mutfağa sobanın yanına getirdi. Nima yı kanepenin üzerine
yavaşça yerleştirdi.

—Giyinebilir misin?

Kadın gözlerini açtı.

—Evet

—Tamam ben üst kata gidip sana bir şeyler
getireyim. Sen burada kal.

Aytraion hızla üst kata çıktı. Messeliana
‘nın odasının kilidini açtı. Küçük kız yatağında uyuyordu. Aytraion yanına
gidip kızının saçlarını okşadı.

Tanrım sana şükürler olsun.

Kızın nefes alışını bir müddet seyrettikten
sonra kapıyı kilitleyip odadan çıktı. Yatak odasından elbiseleri alıp hızla
mutfağa indi. Nima kanepenin üzerinde uyuyordu. Elbiseleri kanepenin yanına
koyup sobaya odun atmaya koyuldu.

Yemek yaparken aklında kılıcının Liana’nın
anılarını nasıl çaldığı vardı. Bu, üzerinde düşünerek cevap bulabileceği bir
şey değildi. Nima kendine geldiğinde sormaya karar verdi.

Aklına takılan bir diğer mesele Nima’yı bu
olaydan nasıl kurtaracağıydı. Zaten akşamına asılacak bir adamın cinayete
kurban gitmesi nasıl açıklanırdı? Babası dün gece uğrayacağını söylemesine
rağmen hâlâ gelmemişti. Aytraion onun hâlâ şehirde olmasını umdu. Eğer gelirse,
İnfazın dört efendisinden biri bir suçlunun idamını öne almış olurdu. Vlinair
gitmiş olsa bile bu işi rahatlıkla çözebilecek kardeşi Ahametirin vardı.
Aytraion, Nima’nın karnını doyurduktan sonra başkentteki infaz bürosuna gitmeyi
düşündü.

Yemeği hazırlayınca tabaklara pay etti.
Masayı kurup Nima’yı hafifçe dürttü. Kadın kıpırdandı. Aytraion ıslak saçlarını
okşayıp parmağıyla yanağına küçük bir fiske vurdu. Kadına şimdi daha başka
bakıyordu. Aytraion, evlilikleri boyunca Nima’yı hep sığ ve cahil bir kadın
sanırdı. Gözünde balolara, tiyatroya giden, lüks aşığı, dedikodudan başka
hiçbir şey konuşmayan, zengin adamın kızıydı.

Nima’nın gözleri aralandı.

— Şimdi nasılsın?

Nima üzerindeki battaniyeyi kaldırıp kanepeden
doğruldu.

— Biraz daha iyiyim.

— Yemek yiyelim. Üstünü giymene yardım edeyim
mi?

— Sağ ol. Ben giyerim.

Nima elbiselerini giyip sofraya oturdu. Hâlâ
yorgun gözüküyordu. Salonlarında var olan ceset eşliğinde öğle yemeklerini
sessizce yediler.

— Aytraion, seni zor durumda bıraktığım için
özür dilerim, dedi Nima sesi bitkin geliyordu.

Aytraion çatalını bırakıp yeleğinin cebinden
gümüş saatini çıkardı. Sabah harbiyeden eve geleli beş saat olmuştu. Sanki
bugün zaman daha bir yavaş geçiyordu.

— Özür icap ettiren bir durum yok Nima.
Unutma ki benim babam bir İnfaz Efendisi.  Mahdes zaten idam edilecekti.

Yalnızca celladı sen oldun.

Aytraion elinden geldiğince gülümsedi.

— Yemekten sonra Cezzar ‘ın yanına gideceğim.

Nima bir an için sustu. Yüzündeki endişe kayboldu.

— Teşekkür ederim Aytraion.

—Sen kızla ilgilen. Cesedi ben hallederim.  Eğer kabul edersen bu gece…İvas ‘ın yanına
gidelim.

Nima ‘nın yorgun gözleri açıldı.                     

—O çocuk beni öldürecekmiş gibi bakıyordu.

—O zaman çocuktu. Şimdi ise genç bir adam
oldu.

—Seni onun elinden aldım. Bir çocuk bunu
kolay unutmaz.

Salondan gelen cesedin kokusu Aytraion ‘nu
rahatsız etti. Onlarca muharebeye katılmasına rağmen bu kokuya halen tam olarak
alışamamıştı.

—Açıkçası Nima, Mahdes’ i hatırlatan her
şeyden uzak durmak istiyorum. Ben oğlumun yanına gideceğim. —Aytraion
duraksayıp elindeki aşırı pahalı porselen fincana iğrenerek baktı. —Sen de
geleceksin.

Bu bir emirdi. Nima cevap vermedi sadece
başıyla onayladı. Yemek bitene kadar konuşmadılar.

Aytraion bulaşıkları hızlıca yıkadı. Zihni bu
basit işleri yaparken daha verimli çalıştığını düşünüyordu. Nima ise sobanın
başında sessizce oturuyordu.

Bulaşığı yıkamayı bitirdiğinde Ahametirin
yanına gitmekte karar kıldı. Tüm bürokratik işi kardeşine yıkmanın en kolay yol
olduğunu düşündü.

—Ben Cezzar ‘ın yanına gidiyorum. Sen önemli
eşyalarını topla akşam çıkarız. Geri kalanını sonra taşıtırım.

Nima güçlükle ayağa kalktı.

—Teşekkür ederim Aytraion.

Aytraion odasındaki gardırobuna gidip
üstündekiler değişti. Özel dikim kahverengi takımlarından birini giyip salona
indi. Mahdes’i yerinden oynatmadan kapıyı açması mümkün değildi. Mahdes’in
soğumuş cesedini kapının sağına doğru çekti.

Ahırdan Rezerias ‘ın hediyesi kızıl atı
çıkardı.  Nru-Nru orta boylu asil ve
hızlı bir attı. Kalın bacakları ile diğer atlardan ayrılıyordu. Aytraion at
yarışlarına özel bir ilgi duymamasına karşın başkentin soylu güruhu için yarış
atına sahip olmak değer görüyordu.

Aytraion, İnfaz Birliği'nin başkentteki
ofisine kadar olabildiğince hızlı at sürdü. Hava bozuyordu. Babasının neden
hâlâ uğramadığını düşünüyor, Kazenler hakkında onu bilgilendirmek istiyordu.
Babasına Mahdes ‘in koz olarak öne sürdüğü Tega dağlarını sormalıydı. “Tega
dağlarında bir çocuğun ne işi var” Mahdes bundan fazlasını biliyor olmalıydı.
Nima ‘nın öfkesini anlamakla beraber Mahdes’ in yaşaması onun dünyanın farklı
bir tarafını görmesini sağlayabilirdi. Bu zamana kadar Telaktronlar ne dediyse
ona inanmış olduğundan madalyonun diğer yüzünü görmenin onu daha ileri
taşıyacağına inanıyordu. Daha çok bilgiye erişmek için artık tek ümidi
Abrogodas’ tı. Onun kuzeyde başarılı olması için kuzeydeki sancakların hızlı
toplanması lazımdı. Aytraion sabah yaşadığı onca şeyden sonra harbiyedeki
ofisine gidecek yine birçok boş adamın boş raporunu dinleyip ikmal hatlarını
planlarını inceleyecekti. Harbiye Nazırı bir adamın dinlenebileceği tek yer
mezardı.

Adliyeye yaklaştıkça sokaklar kalabalıklaştı.
Sokakta yürüyenlere çarpmamak için yavaşladı. Bir kadının selam verdiğini
duydu. İnce, hoş sese doğru döndü. Arkasında beyaz dişi atının üzerinde,
siyahlar içindeki Eliria de Telaktron'u gördü. Yüzünde bir gülümseme vardı.
Sarı saçları arkadan bağlanmıştı. Samur kürkünden siyah pelerini göz
kamaştırıcıydı.

—Merhaba Eliria Hanım, dedi Aytraion atını
yavaşlatıp onun yaklaşmasını bekledi.

—Nasılsınız? Seferden sağ dönmenize çok
sevindim.

—Tanrıya şükürler olsun. İyiyim, siz
nasılsınız?

—Ben de iyiyim. Zaferinizi canı gönülden
tebrik ederim.

—Teşekkür ederim. Nereye gidiyorsunuz?

—Postaneye gidecektim. Bazı siparişlerim
gelmiş. Siz?

—Kardeşim Ahametirin'le hukuki bir mesele
hakkında konuşmaya gidiyorum.

Eliria'nın beyaz, hafif dolgun yüzü kızardı.

—Yakın zamanda müsait misiniz?

—Keşke, dedi Aytraion.

—Zaferiniz için size bir hediye vermek
istiyorum.

Aytraion gülümsedi.

—Hargis'e verebilirsin. O bana getirir.

Kız buna bozulmuş gibi görünüyordu.

—Bizzat size vermek isterim.

Aytraion postaneyi gösterdi.

—Benim biraz acelem var. Doğrusu hediyenizi
gerçekten merak ettim ancak bu sıralar çok yoğunum. —Aytraion kızın yüzündeki
kırgınlığı görüp biraz duraksadı. —Perşembe akşam Rdin Tepesi’nde tutulmayı
seyretmeyi planlıyordum. İşlerimi erken bitirebilirsem orada olurum. Söz
vermiyorum.

Eliria’ nın yüzüne aynı gülümseme yayıldı. Başıyla
onaylayıp atını postaneye doğru çevirdi. Aytraion bunca işinin ortasında bir de
Rukia'nın kızıyla uğraşmak istemiyordu. Huysuzlanan atının yelesini okşayıp
tekrar hızlandı. Nru-Nru, yanındaki dişi attan ayrılmış olmaktan huzursuz
gibiydi.

İnfaz Ofisine ulaşınca atının dizginlerini
çekip durdu. Seyislerden biri koşarak yanına geldi. Adam hayretler içinde ona
bakıyordu. Anlaşılan harbiye nazırını burada görmeyi beklemiyordu. Dizginleri
seyise bıraktı, adamın şaşkın bakışlarına aldırmadan doğrudan binaya girdi.
Kendisine verilen selamlara kısa cevaplar verip ikinci kattaki kardeşinin
dairesine doğru gitti.

Ahametirin de Telaktron bacaklarını masanın
üzerine uzatmış puro içiyordu. Hemen yanında ise boynundan zincirli halde
cüsseli bir aslan kafasını bacaklarının üstüne koymuş uyuyordu. Aytraion
önce gördüğü manzaraya şaşırdı. Ardından üç yıl önce buluştuklarında Cezzar’ın sürekli
aslan alacağından bahsettiğini hatırladı.

—Aytraion seni hangi rüzgâr attı buraya, dedi
Ahametirin ayaklarını masadan indirip doğrularak.

Ahametirin ayağa kalkıp Aytraion’a sarıldı.
Boyu iki metrenin üzerindeydi. Aytraion onun yanında bir çocuğu andırıyordu.
Vlinair’in öz oğluyla evlatlık oğlunu birbirinden ayıran en belirgin özellik bu
devasa cüsseydi. Aytraion ondan üç yaş büyük olmasına rağmen herkes Ahametirin’
i abisi sanırdı. Ahametirin babasının gölgesinden gitmeyi seçmiş bir infazcı
olmuştu.  Yirmi yılda yaptığı mümteni
işler İmparator ‘un dikkatini çekmiş ona Cezzar lakabını takmıştı. Zamanla bu
lakap halk arasında öyle yaygınlaşmıştı ki Aytraion bile bazen kardeşinin
gerçek adını unutuyordu.

—Sana acil bir işim düştü Cezzar.

—Nedir?

—Yolda anlatırım.

—Temizlik mi yine?

—Aşağı yukarı.

—Hallederim. —Ahametirin uyuyan aslanı
gösterdi. —Adını sormayacak mısın?

Aytraion uyuyan aslana daha dikkatli baktı.
Erkekti. Yellerinin güzelliği göz alıcıydı.  Nefes alışverişinin düzeninden çok önceden
beri burada olduğu anlaşılıyordu. Pençelerindeki kurumuş kanı gördü.  Aytraion Cezzar ‘a döndü.

—İnfaz?

—Hayır.

Aslanın yelesini okşadı.

—Ona senin adını verdim.

Aytraion biraz şaşırmakla beraber gururlandı.

—Neden?

—İlk aklıma senin adın geldi.

—Neyse hadi çabuk gidelim.

İkisi birlikte binadan çıkıp atlarına
bindiler.  Aytraion yolda başına
gelenleri olabildiğince kısaltarak anlattı. 
Ahametirin hiç soru sormadan dinledi. Büyü meselesini duyduğunda şaşkın
halde baktı ama bir şey demedi. Ahametirin patavatsız bir adam olmakla beraber
iyi bir dinleyiciydi. Aytraion anlattıklarını bitirince atının başını okşadı.

—İlk defa kendimi bu kadar aciz hissettim. En
son Yorin’ de yanmış çocukların arasında gezerken buna benzer bir his
yaşamıştım, dedi Aytraion.

—Yengemden böyle bir cesaret beklemezdim.

—Analık böyle bir şey olmalı.

—Ah, evet. —Ahametirin sağ bileğindeki pençe
izini gösterdi. —O aslanı bir tavşan tuzağına yakalanmış, açlıktan ölmek
üzereyken buldum. Anası başından ayrılmıyordu.  Onu kurtarmaya çalışırken bana saldırdı.

Aytraion başıyla onayladı. Eve vardıklarında
kapının önünde tanıdık bir at gördüler. Uzun bacaklı, alaca bir savaş atıydı.

“Terazi.”

Babalarının ihtiyar atı. Ahametirin sevinçle
atı gösterdi.

—Babam başkente gelmiş.

—Dün gece bana Harbiye’de uğramıştı. Bugün
tekrar uğrayacağını söylemişti.

—Benim yanıma niye gelmiyor? Ona bunun
hesabını soracağım, dedi Ahametirin yüzünde bir tebessümle.

Aytraion güldü.

—Belki de gitmeden önce uğrayacaktı.

Birlikte atlarını Terazi ‘nin yanına
bağladılar. Bahçeden geçerken Aytraion ‘nun başına bir yağmur damlası düştü.  Kapıyı açtıklarında Nima’yı Vlinair ile halıyı
sabunlarken gördü. Vlinair gibi efsanevi bir infaz efendisi diz çökmüş oğlunun
kana bulanmış halısını temizliyordu. Ceset ortalarda görülmüyordu. Vlinair
kafasını kaldırdı.

—Kapıda dikileceğinize gelin de yardım edin.

—Babam çoktan haletmiş, diyerek içeri girdi
Ahametirin.

Aytraion kapıyı kapatırken salonu taradı.

—Mahdes?

—Gömdük, dedi Vlinair elindeki kanlı süngeri
kovaya sıkarken.

 Aytraion’ın
zihnindeki bütün sorunlar ve hesaplar bir anda kayboldu. Hızlıca ceketini
çıkardı. Kovanın yanından iki temiz bez aldı. Bezlerden birini Ahametirin’e
attı.

Dördü birden sessizce salonu temizlediler.
Nima’nın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.

Temizliği bitirince beraber mutfağa geçtiler.
Cezzar yemek için malzemeleri hazırlıyordu.

—Gelinim bana olanları anlattı, Aytraion.  Kazen ve diğer işlerle ben ilgileneceğim.

—Teşekkür ederim baba.

Vlinair biraz duraksadı. Etrafına göz
gezdirdi.

—Yaşadıklarınızın zor olduğunu anlıyorum.  Ancak bu olaydan daha önemli problemlerimiz
var.

— Başka bir zaman konuşuruz.

—Yarın sabah erkenden şehri terk etmem
istendi. Krayzer benim varlığıma dayanamıyor.

Vlinair ‘in gözleri sobayı yakmaya çalışan
Nima ‘nın üzerindeydi. Dışarda yağmur yağıyordu.

—Bu sabah gelemedim çünkü önemli bir toplantıya
çağrıldım.

—Ne toplantısı?

Vlinair bakışları Nima ‘nın üzerinde
kitlendi.

—Ondan bir şey saklamanıza gerek yok.

Vlinair başıyla onaylayıp Aytraion’ a döndü.

—Abrogodas meselesinde tereddüt etmediğin
için teşekkür ederim oğlum. Ancak dün gece yanılmışım.

—Ne demek istiyorsunuz?

Nima sonunda sobayı yakmayı başardı.

—Baba… —Nima bunu söylerken tereddüt etmişti.
—Ben Liana ‘yı uyandırmaya gidiyorum.

Nima mutfaktan çıktı.

 —Zeki kadın,
dedi Vlinair.

—Dediğinizi yaptım. Abrogodas ’ı cepheye en
üst yetkilerle gönderdim.

—Evet. Ama benim asıl yanılgım imparatorun
durumunu yalnızca Mnerien’ in bildiğini sanmamdı. Başkentteki diğer mareşaller
de gerçeğe vakıfmış. Fastraion ve Remus da yakında öğrenirler.

Ahametirin bunların hiçbirini umursamıyor
gibi görünüyordu. Elindeki bıçakla etleri nizami kesiyor, bir şarkı
mırıldanıyordu. Adalet makamı iç çatışmalara böyle bakardı.

—Dün gece bana başkomutan vekilinin sözü
karşısında kimsenin duramayacağını söylemiştiniz.

Aytraion’ un boğazı gerildi. Daha bu sabah ölü
bir adam tarafından boğulduğunu hatırladı. Vlinair bu söze en ufak bir tepki
göstermedi.

—Başkente gelmeyeli yıllar oldu. Ne o eski
Mnerien ne de eski Tutsara var. Mnerien bana söz vermesine rağmen sözünde
durmadı. İnsanlar değişmişler Aytraion.

Vlinair elini yumruk yaptı.

—Onlara bazı şeyleri hatırlatmam gerekecek!

Aytraion dün gece itiraz ederken zaten bunu mülahaza
etmişti. Lakin her şeye rağmen babasını kırmamış ve isteğini yerine getirmişti.

—Abrogodas meselesini bana bıraktınız. Sizin
bu konuda bir endişeniz olmasın. Kanun bizim tarafımız da.

—Sabah Mnerien ‘ en beni gizli bir toplantıya
davet etti. Varion hanesinin bütün rütbeli adamları toplanmıştı.

—Kimi destekliyorlar?

—Rezerias.

Ahametirin et kesmeyi bırakıp onlara baktı.
Aytraion bu ismi az çok tahmin ediyordu. Babası Abrogodas’ı destekle demese o
da onu desteklerdi.

—Sorun olmayacak, dedi Aytraion kendinden
emin bir şekilde.

—Onun sorun olmayacağından nasıl eminsin?
dedi Ahametirin.

—Rezerias’ı gayet iyi tanırım. Sırf Varion
arkasında diye taht savaşına girecek bir adam değil. O zeki bir adam, savaşın
tüm risklerini pek tabii analiz edecektir. Tarihte zeki adamlar bu ihtiyat
yüzünden adım atamamışlardır. Abrogodas’ın karşısına zaferden emin olmadıkça
çıkamaz.

—Belli olmaz, dedi Vlinair.

—Hırs bir adamın kanından girdi mi akıl
unutulur, diyerek et kesmeye geri döndü Ahametirin.

—Rukia bu işin bilinmeyeni, dedi Aytraion.

—Evet. O kadının ne düşündüğünü Tanrı bilir.