İçeriğe geç

7. Bölüm

Aytraion saatler süren harp toplantısının ardından artık eve gidip uyumak istiyordu. Nisbluria ’nın savaşa müdahil olması, kuşatma altındaki Varion’u kurtarmak için mükemmel bir fırsattı. Gece boyunca bunun üzerine birçok komutanın fikirlerini dinlemiş, olası durumlar için tedbirler planlamışlardı. Ne kadar tedbir alsalar da emirlerin cepheye ulaşması en erken otuz altı saati bulacaktı. Stayglayzer ise denklemin bilinmeyeniydi. Aytraion onun adını duymuştu. Nevi şahsına münhasır bir adam olduğunu biliyordu. Toplantıda Telaknuren, bu adamın son derece ihtiyatlı, eski bir deniz kurdu olduğuna dikkat çekmişti. Stayglayzer, Nisbuluria’nın Riga’dan üzerine doğru geldiğini öğrenirse ne yapacaktı? Saldırmayı göze alır mıydı? Saldırması durumunda Fastraion ne yapacaktı? Keşif gemileriyle Nisbuluria’nın geldiğini öğrenirse direnmek isteyeceğini tahmin ediyordu.

Varionluların limandan çıkıp yardım etmeyeceğini de düşünüyordu. Şehrin düşmeyeceğinden emindiler. Fakat babasının düşündüğü kadar sadık olup Fastraion’a yardım edecekler miydi?

Fastraion her halükârda halleder. Tüm karargâhın ortak fikri bu minvaldeydi. Fastraion nu tanıyordu. Haber bile almasa en doğru yolu seçerdi. Kibirli bir adam olmakla beraber realist bir adamdı.

Aytraion bir müddet daha pencereden dışarı baktı. Varion'da ne olacağını artık beklemekten başka yapabileceği hiçbir şey yoktu. 

Yanında kitap okuyan Hargis’ i dürtü.

—Buyurun efendim

—Bana sormayacak mısın?

—Neyi?

—Deli olup olmadığımı?

—Ne haddime.

Aytraion gülümsedi.

—Abrogodas’ ı kuzey cephesine komutan olarak göndermek nasıl bir hareket sence.

Hargis elindeki kitabı kapatıp biraz düşündü.

—Sizin muhakkak bir planınız vardır. — Biraz duraksadı. — Tüm sarayı karşınıza aldınız. Normal bir adam, onlarca komutanın arasından özellikle o adamı seçmez. Bana kalırsa yakında büyük bir şeyler olacak.

Aytraion yapabilseydi ona gerçeği söylemek isterdi.

—Tebrikler bir şeyler öğrenmeye başladın. Yakında bu hamlenin sonuçlarını görürüz.

Hargis bir süre camdan dışarı baktı. Sonra başını Aytraion’a çevirdi.

—Minorin ‘i onlara vermeseydik keşke…

—Onun savaşta kullanılmasından mı korkuyorsun?

—Evet. Abrogodas gibi bir kumarbaza güven olmaz.

—Merak etme. Bu konuda kesin emir verdim.

—Teşekkür ederim. Onu çok seviyorum. O olmasa karargah çok sıkıcı bir yer olur.

Aytraion da Minorin’i çok severdi. Elinden gelse onu hiç göndermezdi. Minorin, yüzyıllardır Telaktron komutanlarını cepheye götüren genç dişi bir ejderhaydı.

—Korkmadan sevebileceğin nadir ejderhalardan.

Hargis başıyla onayladı.

—Efendim sizden bir konuda fikir almak istiyorum.

Aytraion merakla sordu.

—Ne?

Hargis mahcup oldu.

—Baba… Bir Hanım hakkında…

Aytraion, Hargis in kendisine baba dediğini ilk defa duyuyordu. Hargis ‘in kızaran yanaklarına baktı. Bu çocuğu bu hale kim getirdi.

—Kim?

Hargis sıkıla sıkıla cevap verdi.

—Faseda Varion

—Ne!

Aytraion birkaç saniye Hargis'e baktı. Faseda de Varion. Harbiyenin vasat kız askerlerinden biri. Gerçekten çok güzel olmakla birlikte melankolik bir tipti. Sorun Faseda'nın kim olduğu değildi. Sorun, en iyi öğrencisi Negsor'un da bu kıza âşık olduğunu hatırlamasıydı.

—Ne zamandır?

—Üç hafta önce baloda tanıştım.

Aytraion elini gözlerine götürdü. Bir müddet cevap vermedi. Negsor'u bu kızın vasatlığı konusunda ikna etmeye çalıştığı zamanlar geldi aklına. Negsor'a ne dediyse ikna edememişti. Bir insan askerî olarak bu kadar zeki olup hiç konuşmadığı bir kıza âşık olacak kadar da aptal olabilirdi.

Hargis in gözlerine baktı. Aşık.

Ne derse bunun boşa gideceğini Negsor sayesinde öğrenmişti.

Belki henüz o kadar kör olmamıştır.

—O kız senden altı yaş büyük. Harbiyede taktik ve kılıç eğitimi verdiğim beş yılda gülümsediğini hiç görmedim. Onun evlenmek için uygun biri olduğunu düşünmüyorum. Siyasi olarak birtakım kazanımları olsa da yine de onu sana tavsiye etmiyorum.

—Efendim, ben de onunla konuşmadan önce soğuk bir insan olduğunu düşünmüştüm. Yanılmışım. Onu tanıdıkça çok iyi kalpli ve komik bir insan olduğunu öğrendim.

Aytraion tiksintiyle Mineria ‘ yı hatırladı. Arabanın camından kendi evini gördü.

—Neyse bu konuyu daha sonra tekrar görüşelim.

Hargis başıyla onayladı. Arabacı durunca Aytraion arabadan indi.

—Hargis, iyice dinlen. Faseda konusunda ihtiyatlı hareket et. Ben akşam yedide Nezarete gelirim.

—Dikkat ederim efendim.

Aytraion arkasını dönüp evine doğru yürüdü. Hava güneşliydi. Nima’nın düğünden önce satın aldığı köşk, sokaktaki sade evlerle hiç alakası olmayan huzursuz bir taş yığınıydı. Aytraion bu köşkte beş yıl içinde on gece bile uyumamıştı. Kızı olmasa bu boğucu yere asla gelmezdi.

Aytraion evinin kapısını açtığında salonda oturan Mahdes’i gördü. Mahdes, Aytraion’un geldiğini fark etmemişti. Messeliana, dedesine yaptığı çizimleri gösteriyor; Mahdes ise kahkahalarla her birini inceliyor, küçük kızın anlattıklarını dikkatle dinliyordu.

Aytraion’u fark edince Mahdes, Messeliana ’nın saçlarını okşadı.

—Baban geldi.

Küçük kız hemen yerinden fırlayıp Aytraion’a koştu ve bacaklarına sarıldı. Aytraion kızının saçlarını okşadı. Yanaklarını sıktı. Dört yaşındaydı. Küçük, neşeli yüzü ve bitmek bilmeyen merakıyla evin içindeki bütün ağırlığı dağıtacak kadar tatlıydı.

—Hoş geldin baba. Seni çok özledim.

Onu kaldırıp kucağına aldı.

—Ben de seni özledim, Liana

Salonun merkezindeki son derece pahalı masaya doğru yürüdüler. Evdeki her şey gibi bu masa da Nima’nın gösteriş merakından nasibini almıştı. Aytraion bu altın işlemeli masadan nefret ediyordu.

Mahdes ayağa kalktı. Yüzünde her zaman takındığı gülümseme vardı.

—Hoş geldin, damadım. Muzafferiyetini tebrik ederim.

—Hoş buldum. Zât-ı âlinizi tekrar görebilmek beni ziyadesiyle sevindirdi.

Aytraion kızını masanın üzerine bırakıp kayınbabasına sarıldı. Karşılıklı oturdular. Messeliana bu sefer de çizimlerini babasına göstermeye başladı.

Kızına, kendisinde olmayan bir yetenek bahşedilmişti. Aytraion resimleri çok severdi. Milyonlar ödediği tabloları vardı ama çizme konusunda çok iyi sayılmazdı.

Mahdes’le birlikte çizimler üzerine konuşmaya başladılar.

—Liana yı resim okuluna vermeliyiz, dedi Mahdes.

—Daha yaşı çok küçük ama ben onun benim gibi bir asker olmasını tercih ederim.

—Torunumu asker yapmana asla izin vermem!

Aytraion gülümsedi.

—Şaka yapıyorum.

İkisi de bir süre güldüler. Aytraion akşam ölecek bu adamın son gülüşünü görmekten zevk duydu.  Bir süre daha resimlere baktılar. Liana masadan inip dedesinin ona aldığı oyuncakların hepsini Aytraion’a göstermeye başladı.

—Başkomutan Vekili olduğunu duydum, dedi Mahdes

İşte maskesi kalkmaya başladı.

—Evet. İmparator hazretleri artık çok yaşlandı. Mareşallerin tavsiyesi ile bu makama getirildim.

—Demek hakiki istidadını fark ettiler.

Aytraion bu konuşmanın nereye varacağını merak ediyordu. Ölü bir adamla pazarlık yapmak eğlenceli olabilirdi.

—Kızım sen annenin yanına üst kata çık. Biz babanla biraz sohbet edelim.

Kız üzüldü.

—Ama babama göstermek istediğim şeyler var.

Aytraion onu kolundan tutup kaldırdı.

—Liana anneye benim geldiğimi söyleme.

—Sürpriz mi yapacağız?

—Evet, dedi Aytraion gülümseyerek.

Kızını yere indirdi.  Messeliana gülümseyip üst kata doğru koştu. Kız gözden kaybolduğunda Mahdes'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

— Dosyaları geri çek!

Aytraion kaşlarını çattı.

— Hangi dosyaları?

Mahdes in düşündüğünden çok daha fazla gücü vardı. Bu yılan ne kadar büyüktü.

— Anlamamazlıktan gelmene gerek yok. Sabah mahkemeye gönderdiğin dosyaları derhal çek.

Aytraion oyun oynayıp oynanmamayı değerlendirdi. Mahdes her halükârda ölü bir adamdı. Elbette onu diriltecek kudrete kadirdi. Yüzünü okumaya çalıştı.

Çaresiz mi?

Hayır yüzünde bir tehdit vardı. Sanki istemediği bir kozu oynamak istemiyordu.

—Reddediyorum. Sizi hayatta tutmak için bir neden göremiyorum.

Mahdes in yüzünde mimik bile kıpırdamadı.

— Eğer o dosyalar hâkimin önüne giderse senin piçini de, kızım olacak o orospu karını da öldürürüm.

Aytraion elini istemsizce kılıcının kabzasına götürdü. Sonra elini hemen geri çekti. Ailesinin önünde kan dökmek istemiyordu. Aytraion hayatı boyunca birçok cani görmüştü. Fakat bu adamın, kendi torununu, hatta kendi kızını bile öldürmekle tehdit etmesini beklemiyordu.

— Eğer kızımın saçının teline bile dokunacak olursan incir ağacında asılmak senin en büyük hayalin olur.

Mahdes’in yüzünde en ufak bir korku belirtisi yoktu. Gülümsedi.

—Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun? İstersem o dosyaları kendim de yok ederim. Fakat ben sana hatandan dönmeni ve yaşama hakkını lütfediyordum.

Aytraion gülmemeye çalıştı.

—Sen kimsin? 

Bu soruyu sorarken içinde bir şaşkınlık vardı. Beş yıldır bu adamı araştırmasına rağmen yüzündeki şu anki rahatlığın bir blöf olmadığı çok belliydi.

Mahdes bacak bacak üstüne attı.

— Beni öldürsen ya da astırsan bile fark etmez. Biz Kazen’iz  iki bin üç yüz yıl önce Telaktronların gömmeyi unuttuğu adamlarız. Şehirlerimiz, kalelerimiz, halkımız her şeyimizi aldılar. Ama Kazen gölgede yaşamaya devam etti. Gün geldiğinde her şey tersyüz olacak.

Aytraion alaycı bir kahkaha attı.

—Her şey tersyüz olacak, he. Anlaşılan siz Kazenler gündüzleri de rüya görüyorsunuz.

Mahdes cebinden purosunu çıkardı. Ucunu altından bıçağı ile kesip yaktı.

—Sen daha kim olduğunu bile bilmiyorsun, Aytraion.

Aytraion adamın bu sefer de üzerine oynamaya çalıştığını fark etti. Cevap vermedi.

—Kazen her şeyi görür. Kazen her şeyi bilir, dedi Mahdes.

Aytraion bu Kazen saçmalığından sıkılmaya başlamıştı. İki bin yıllık bir tortu bile olsa hiçbir anlamı yoktu. Mahdes gibi aşağılık mafyaların otorite tahsisi için uydurduğu lakırdılardı bunlar.

—Sonuç?

Mahdes purosunun dumanını Nima ’nın pahalı altın işlemeli tüllerine doğru savurdu.

—Senin bütün hayatın bir yalan üzerine kuruldu. Telaktron ‘a asla güvenilmez. Büyük atam Lekr Kazen ’de bu hatanın kurbanı oldu.

—Seni yaşatmam için bana bir yalan söyle, dedi Aytraion.

Mahdes gözlerini Aytraion ‘ a dikti.

—Baban sana bir bebeğin Tega dağlarında kışın ortasında ne işi olduğunu anlattı mı?

Aytraion ilk defa ilgisini çeken bir şey duydu. Bu, yıllardır Vlinair’e sormak istediği ama bir türlü soramadığı bir soruydu.

—Fena değil, dedi Aytraion.

Mahdes gülümsedi. Mahdes ayağa kalktı ve kapıya doğru yürüdü.

— Dosyaları bir saat içinde geri al eğer alırsan kimse ölmez. Hatta bu hatanı affederim.

Bir müddet birbirlerine baktılar.

Mahdes kapıya vardığı sırada mutfaktan Nima ve Messeliana çıktı.

— Gidiyor musun, babacığım?

Mahdes yüzüne yeniden sıcak bir gülümseme yerleştirdi.

— Evet kızım. Maalesef fabrikada bazı işlerim var.

—Dede gitme, dedi Messeliana.

Nima, babasını uğurlamak için ona sarıldı. Aytraion da usulen ayağa kalktı. Sonra boğuk, et yırtılmasını andıran bir ses duydu.

Bir anda kan fışkırdı.

Mahdes’in boynundan boşalan sıcak kan, doğrudan Aytraion’un üzerine, diktirmesi bir servete mal olan ve çok sevdiği beyaz takımına sıçradı. Aytraion ne olduğunu anladığında çok geçti. Mahdes’in eli refleksle kılıcına gitti. Nima hançeri bir kez daha sapladı. Sonra bir daha. Mahdes’in ağzı kanla doldu. Konuşmaya çalıştı ama boğazından yalnızca boğuk hırıltılar çıkıyordu.

Messeliana, donmuş bir hâlde dedesinin yere yığılışını izliyordu. Aytraion'un bedeni düşünmeden, saf bir refleksle harekete geçti. Tek bir sıçrayışta kapının eşiğinde donup kalmış kızının yanına ulaştı. Çocuğun gözlerini sımsıkı kapattı. Onu göğsüne çekip yüzünü kendi omzuna bastırdı.

Arkasında hançerin bedene saplanırken çıkardığı boğuk, ıslak sesler yankılanıyordu. Kızının hiçbir şey görmesine izin vermiyordu. Aytraion dönüp bakmadı bile. Kızını salondan çıkarıp üst kata götürdü.

Aytraion onu yere bıraktığında küçük kız ağlamaya başladı. Aytraion ne yapacağını ilk defa bilemedi.

—Baba...

— Buradayım, Liana.

— Dede... Dede neden yere düştü?

Aytraion bir an sustu.

—Dede ve anne…

 Ne diyeceğini bilemedi.

—Sen burada bekle. Sakın alt kata inme.

Sonra doğruldu ve salona geri döndü. Nima hâlâ babasının başındaydı. Adamın takımı paramparça olmuştu. Aytraion, babasının üzerinde hançerle bekleyen Nima’nın yanına geldi. Kadının yüzüne baktı. Gözleri yırtıcı bir hayvanın gözlerini andırıyordu.

Bir tokat savurdu.

Nima, tokadın şiddetiyle savruldu. Nima elini yanağına götürdü. Aytraion'a bakmadı bile. Sadece başını eğdi.

—Neden? diye sordu Aytraion.

Nima başını kaldırdı.

— Şimdi bizi öldürmese bile... yıllarca şantaj yapacaktı.

Aytraion cevap vermedi.

— Seni emri altına alacaktı. Tıpkı amcamı, beni aldığı gibi.

Kaon ‘nun tüm yaptıkları zihninde bir şemaya oturdu. Her şeyin asıl sebebi bu mahluktu. Ahmak karısı onu öldürmese neler elde ederdi kim bilir.

—Neden bunu benden sakladın?

—Babam bunu söylediğim an beni öldürürdü.

—Gizlice söyleyebilirdin.

Nima emekleyerek Mahdes’in yanına geldi. Kan içinde ve paramparça olmuş ceketinin iç cebinden bir madalyon çıkarıp Aytraion’a uzattı.

Aytraion mendilini çıkarıp madalyonu sildikten sonra eline aldı. Madalyonun üzerinde garip yazılar vardı.

— Bu nedir?

Nima babasına iğrenerek baktı.

—Sapkın bir güç. Beni ve amcamı tahakküm altına alan şey.

Nima eliyle Mahdesi gösterdi.

—Sana yalan söylemiyordu. O, belki de imparator kadar güçlü.

Aytraion, Nima’nın anlattıklarını saçma buldu. Bir madalyon nasıl bir insanı tahakkümü altına alabilirdi?

Onu bağışlamam için yalan söylüyor.

Nima nın kanlı ellerine ve gözlerine baktı. Yalan söylüyor gibi gözükmüyordu.

— Bu madalyon nasıl dediğin şeyleri yapıyor? sesinde bir alay vardı.

—Kan büyüsü dedi Nima.

Gözlerinde bir ciddiyet vardı. Aytraion kahkaha atmamak için zor durdu.

Bu kadın keçileri kaçırmış.

—Ben altı yaşındayken babam bizi bir mahzene götürdü. Orada bizi bir çemberin içine koyup bağladılar. Annem, ben ve erkek kardeşim.

Nima ‘nın yüzünde bir öfke belirdi.

— Babam ve oradaki adamlar…anneme…

Nima elindeki hançere baktı.

—Önce annemi gözümün önünde parçaladılar. Sonra da kardeşimi. Kanları bu madalyonun içine akarken canavarlar etrafımda dans ediyorlardı. Sıra bana geldiğinde madalyon kapandı.

Aytraion duyduklarına inanmıyordu. Nima’nın tüm bu vahşeti son derece sakin anlatması da ürkütücüydü. Mahdes nasıl bir canavardı? Kendi karısını ve çocuğunu, inandığı dava uğruna kurban eden bir adam.

— Babam o günden sonra sürekli, ‘Senden utanıyorum,’ dedi. Seni gördüğü güne kadar her gün bana dayak attı… tecavüz etti.

Aytraion ‘nun kan beynine sıçradı. Aytraion yere eğildi. Çok sevdiği ceketinin kana bulanmasına aldırmadan Nima’ya sarıldı.

—Sen onun için bir avsın, dedi Nima fısıltıyla.

—Özür dilerim Nima.

Bir müddet bu şekilde durdular. Nima doğruldu. Gözleri madalyona kilitlendi.

—Madalyonu verir misin?

Aytraion madalyonu ona geri verdi. Nima madalyonun elinde biraz çevirdikten sonra madalyonun üzerine hançerin namlusundaki kanı damlattı.

— Astraeder der Kazen, diye bağırdı Nima.

Ev sallandı. Sanki duvarlar Aytraion’un üzerine gelmeye başladı. Kalbinde bir sıkışma hissetti.

—Ne oluyor?

Nima cevap vermedi. Bilmediği bir dilde kelimeleri söylemeye devam etti.

—Kazen enrorses en dera…

Vücudu ağırlaşmaya başladı. Kulağında çınlamalar duydu. Elleri titriyordu. Nima kayboldu. Artık yalnızca sesini duyabiliyordu. Sesi giderek tizleşti, sonunda yalnızca çığlığa dönüştü.

Arkasında bir hareket duydu. Kafasını çevirdiğinde Mahdes’i ayakta gördü. Boynundan kanlar akar hâlde üzerine atıldı. Aytraion onu savuşturmak istedi ama hareket edemedi. Mahdes, Aytraion’un boynuna sarıldı. Ona engel olamıyordu. Kolları kalkmıyordu. Mahdes in gözleri açıldı. Kıpkırmızıydılar. Madalyonun üzerinde gördüğü yazı gözlerinin içindeydi.

Kazen tekrar yükselecek!

Gözleri tam kapanacakken kılıcının kabzasına uzanmaya çalıştı. Elleri biraz olsun hareket etti. Kabzaya dokunup dokunamadığına emin olamadı.

—Yüksek Ateş Rattenda…

—Yapma Aytraion!

Bir ağlama sesi duydu. Mahdes’ in elinden bir şey onu geri doğru çekti.  Gözlerini açtığında kendini Nima nın kucağında buldu.

Evde hiçbir değişiklik yoktu. Kılıcı Nima nın elindeydi. Mahdes öldüğü yerde yatıyordu. Ne olduğunu anlamaya çalıştı. Karısının kandan zar zor görünen yüzüne baktı. Ağlıyordu. 

—Bu bir illüzyon mu?

—Sayılır.

—Az önce gerçekten o adam dirildi sandım.

—Bu imkânsız.

Nima güçlükle kılıcı yere bıraktı. Madalyonun kapağını kapattı. Aytraion onun kucağından kalktı. Kadının konuşmaya mecali yok gibiydi.

—Neydi o?

—Kan büyüsü.

—Sen mi yaptın?

—Hem ben hem de Mahdes.

—Ne demek istiyorsun? Açık konuş.

—Ölmek üzereyken akan kanıyla bize büyü yaptı.

Aytraion ne yaşadığını anlamlandıramıyordu.

—Çok yorgunum.

Nima’nın gözleri bir anlığına kapandı.

—Amacı bizi öldürmek değildi. Oyalamak için yaptı.

—Ne için yaptı peki?

—Liana için.

Nima’nın kafası yana düştü.

—Nima!

Cevap gelmedi. Aytraion midesinde bir kasıntı hissetti. Hemen üst kata koştu. Messeliana baygın halde yatıyordu.

—Liana!

Kızda en ufak bir hareket olmadı. Aytraion ona sarıldı. Nabzını kontrol etti.

Yaşıyor.

Kız uyandı. Yüzünde her zamanki tatlı gülümsemesi vardı.

—Baba, ne zaman döndün?

Aytraion şaşırdı. 

Uyumuş numarası mı yaptı? Az önce olanı hatırlamıyor mu?

Kızını öptü. Küçük kız da onu öptü.

—Baba üstüne ne döktün? dedi Messeliana, gülümseyerek.

Aytraion kan içinde kalmış ceketine baktı.

—Kırmızı boya.

—İğrenç kokuyor.

—Değiştirip geleyim kızım.

Kapıyı kilitleyip dışarı çıktı. Aytraion içerdekinin kızı olup olmadığını bilmiyordu. Büyünün sınırlarını bilmiyordu. Bilmediği bir şeyle mücadele edemezdi. Diz çöktü.

Tanrım kızıma bana bağışla

Uzun bir müddet böyle dua etti.