Ateş!
Gece büyük bir gürültüyle bir anlığına aydınlandı.
—Bataryaları ateşe hazırlayın!
Güvertedeki askerler hızla topları tekrar doldurdu. Topçuların başındaki zayıf subay nişan aldı. Yüzünde bir gülümsemeyle üst güvertedeki altın zırhlı adama döndü.
—Hedef neresi, Fastraion?
Fastraion boynundaki dürbünü çıkarıp baktı. Hava bulutluydu, ay gözükmüyordu. Düşman gemileri fenerlerini karartmıştı. Gözleri karanlığın içinde düşman silüetlerini aradı. Karşıdan gelen top ateşinin parıltısını gördü. Oradalar.
—Sancak yirmi derece. Mesafe altı yüz seksen metre. Patlayıcı mermi... Ateş!
Subay emri alır almaz flandra işaretleriyle emri filoya iletti. Gemilerden aynı anda atış yapıldı. Toplar gecenin sessizliğini yırtıp attı. Dürbünle karşıya bakan Fastraion, düşman gemilerinden bazılarının alev aldığını gördü. İsabet.
—Mermileri sürün! Düşman pruvamızdan yaklaşıyor.
Subaylar namluları tekrar doldurmaya başladı. Fastraion yanında duran iri adama döndü.
—Khonir, filoya işaret ver. Plan F uygulansın. Düşmanı bordamıza yaklaştırmayın.
Üçüncü komutan Khonir başını sallayıp sinyal güvertesine doğru koştu. Prenses Zeisa’nın ağır bataryaları yeniden ateşlendi. Topların gürültüsü gecenin içinde yankılanırken Fastraion dürbününü indirmedi. Öncü Artron gemileri eski modeldi. Zeisa’nın ağır mermileri karşısında fazla dayanmıyorlardı. Fakat arkalarından yenileri dümen suyuna girip geliyordu.
Fastraion gözlerini iskele tarafına çevirdi. İki kalyon yan yana ilerliyordu. Arkalarında kalan karanlıkta başka bir şey vardı. İlk bakışta direklerinden biri sanılabilirdi. Fastraion dürbününü yeniden kaldırdı.
Gemi.
İki kalyonun arkasında gizlenmişti. Diğerlerinden daha yüksek, daha geniş ve çok daha yeni görünüyordu. Fenerleri söndürülmüş, gövdesi karanlığa gömülmüştü. Fastraion birkaç saniye boyunca onu izledi. Zırhına bakarak onun Artron ‘nun en üst seviye gemilerinden biri olduğunu tahmin etti. Zeisa ‘nın rotasına doğru dümen kırmıştı. Biraz daha yaklaşırsa kendi ağır toplarını ateşleyebilecekti.
—Rukondor-480 hazır mı?
Solda sigarasını yakmaya çalışan Gieser hemen cevap verdi.
—Hazır, efendim!
Fastraion dürbünüyle karanlığı taradı. İki kalyonun arasındaki boşluktan ağır zırhlının silueti bir anlığına göründü.
—İskele kırk derece. Mesafe iki bin altı yüz kırk metre. Zırh delici mermi...
Biraz daha bekledi. Zırhlıyı kalyonların arasından göründüğünde elini indirdi.
—Ateş!
Prenses Zeisa’nın alt top güvertesinden ince bir uğultu yükseldi. Ses giderek tizleşti. Fastraion küpeşteye sıkıca tutundu. Güvertedeki yeni subaylar sesten rahatsız olup kulaklarını elleriyle kapattılar. Direklerden birine tutunmuş duran Klauser onlara bakarak bir kahkaha attı.
—Nuries ’in Çığlığı.
Tırmalayıcı uluma bıçak gibi kesildi. Prenses Zeisa şiddetle sarsıldı. Bazı subaylar sarsıntıyla ana güverteye düştü. Boğuk bir patlama duyuldu. Dört yüz seksenlik topun ateşi gecenin karanlığını parçaladı. Mermi iki kalyonun arasından geçerek ağır zırhlının gövdesine çarptı. Düşman gemisinin zırhını hiç yokmuşçasına delip geçti. Bir an sonra Artron gemisinin içinden büyük bir patlama yükseldi. Alevler Artron zırhlısının üst güvertesini saniyeler içinde kapladı.
Filodan bir çoşkulu bir nida yükseldi.
—Telaktron çok yaşa! İmparator çok yaşa!
Ağır zırhlının grandi direği sancak tarafına doğru devrildi. Gövdesi omurgasından yarılıp, parçaları denize savruldu. Gemi yavaş yavaş sulara gömülürken Fastraion dürbününü diğer tarafa çevirdi. Tahmin ettiği gibi, düşman filosundaki ağır gemiler dümen kırıp geri dönmeye başladı.
Bu korku onlara yeter.
Eski kalyonlar ise tam yolla ilerlemeye devam etti. Gemide herkesin yüzünde bir gülümseme vardı. Klauser ambara doğru bağırdı.
—Tekrar doldurun.
Topçu subayı gülümseyerek cevap verdi.
—Emredersiniz!
Emrin ardından Zeisa’nın derinliklerinden zincirlerin şakırtısı yükseldi. Çelik dişliler ağır ağır birbirine geçiyor, aşağıdaki adamların bağırışları güverteye kadar ulaşıyordu. Fastraion yanan gemilerin aydınlattığı karanlıkta görebildiği düşman gemilerini saydı. Elli altı öncü gemi pruvadan üzerlerine basıyordu. Fastraion dürbünü bırakıp komuta güvertesine döndü. Khonir ona doğru koşuyordu.
—Hepsi geldi mi?
Khonir soluk soluğa durdu.
—Geldiler efendim.
Eliyle köşede top yükleyen askerlerle şakalaşan Klauser i çağırdı. Klauser, muhabbetinin bölünmesinden hiç hoşlanmadığını belli eden huzursuz bir ifadeyle yanlarına geldi.
—Klauser biz kodamanlarla plan yaparken sen düşmanı topçu ateşine boğ.
Topçuları yönlendirme işini çok nadir ona bırakırdı. Klauser çok kötü bir nişancıydı. Herhalde bu mesafeden de ıskalamazdı.
Kamarasına doğru hızlı adımlarla yürüdü. Kamaraya girdi. Küçük kardeşi Edarion, Krav de Urkiyon, Ruhin de Feiron ve Luier de Feiron, İven Ruka, Maherias de Mahtron masanın başında oturuyorlardı. Miğferlerini masaya koymuşlardı. Fastraion u görünce aynı anda ayağa kalktılar. Fastraion da altın miğferini çıkarıp masanın başına geçti. Arkasından Treinir ve Gieser içeri girdiler.
—Şu top düşmanın o mahmur zırhlısının amına koydu, dedi Krav de Urkiyon
Urkiyonlar aslen denizci değildi. Böyle bir ateş gücünü ilk defa görmesi normaldi. Gemilerinin çoğu da ticaret gemisiydi zaten.
—O çığlık midemi bulandırdı dedi Iven Ruka
—Sizinle sohbet etmeye gelmedim, dedi Fastraion
Onların bu ahmak lakırdılarını dinlemeye hiç vakti yoktu. Adamlar sustu. Küçük kardeşi Edarion masadaki büyük haritada iki yeri işaretledi.
—Artron filosu ikiye ayrılmış vaziyette.
—Düşmanın neden aniden tearuza kalktı? Diye sordu Gieser
Ruhin de Feiron dudaklarının arasındaki bitmek üzere olan sigaranın ateşiyle yeni bir sigara yaktı. Derin bir nefes çekip dumanı masaya üfledi.
— Stayglayzer, Nisbluria’nın desteğe geleceğinin haberini almış olmalı.
— Onlar ulaşmadan en azından bizi imha etmek istiyor, dedi Maherias de Mahtron
—Geri çekilelim. Savaşmamıza gerek yok, dedi Iven Ruka
—Katlıyorum. Nisbluria gelince de sayı avantajı bize geçer, dedi Ruhin de Ferion
— Hem onların gemileri bizimkilerden çok daha donanımlı, diye mırıldandı Luier de Feiron, kardeşini destekleyerek.
Edarion limanı gösterdi.
—Çekilirsek Varionlara saldırırlar.
—Varionlar direnir dedi Gieser.
— Nah direniler. Koca bir filoyu altın tepside teslim ederler dedi Krav de Urkiyon.
—Sanmıyorum ateş güçleri asla yetmez, dedi Maherias.
Baştan beri onun gibi sessizce dinleyen Treinir konuştu.
—Siz niye susuyorsunuz, Mareşal?
Bütün gözler bir anda Fastraion’ a döndü. Mareşal sessizce haritaya bakıyordu. Fastraion ve bu odadaki hiç kimse gerçek bir açık deniz komutanı değildi. Fastraion, ağabeyi Raphergar’ın yanında birçok deniz savaşına katılmıştı elbette. Fakat geri çekilip açık denizde böylesine toplama bir filoyla Deniz Kurdu Stayglayzer ‘le savaşa girmek, ona göre cesaret değil, aptallıktı. Farklı gemilerden oluşan bir filoyu sürekli manevra hâlinde tutmak, rüzgârı ve akıntıyı hesaba katmak, hatları bozmadan yön değiştirmek Raphergar’ın işiydi.
Limanda, durgun suda savaşmak onları rüzgâr ve manevra derdinden büyük oranda kurtaracaktı. Üstelik savaş sırasında Varion kadırgaları limandan çıkmayı başarırsa düşmanı kuşatma ihtimalleri de vardı. Fakat şu an limanda kıstırılmış, abluka altında bekliyorlardı. Bire üç gibi ezici bir sayı dezavantajıyla, oldukları yerde resmen açık hedeftiler. Düşmanın kalyonlarını bu kadırgaları ezmekten alıkoyan tek şey, şehirden açılan topçu ateşiydi. Fastraion buradan çekilirse düşman tüm gücüyle limana yüklenir, manevra şansı olmayan Varionları acımasızca batırırdı. Başını haritadan kaldırdı.
—Çekilme işini aklınızdan çıkarın. Savunma olarak ne yaparız onu düşünün.
Masadakiler bu kesin emrin ardından haritaya daha dikkatli bakmaya başladılar.
—Düşman ablukayı tutmak için filosunun vurucu gücünün bir kısmını orada bırakacak, dedi Maherias
—Ama yine de düşman bizden sayıca üstün kalacak dedi İven Ruka
Gieser kendinden emin bir şekilde karşılılık verdi.
—Artron toplarının çoğu eski model. Bize yaklaşamadan onlarcasını batırırız.
—Stayglayzer Zeisa ‘yı batırmak istemeyecektir, dedi Ruhin
Fastraion buna hak verdi. Şehri alamayan Stayglayzer için bu gemi eve boş dönmemek olurdu.
—Zeisa’ nın alt güvertesindeki top şehre bedel zaten, dedi gülümseyerek Krav de Urkiyon
Ruhin, Edarion ‘nun elindeki kalemi aldı. İskele tarafına küçük bir hat çizdi. Ağzında sigara konuşmaya başladı.
—Urkiyon alınma! Senin çürük gemileri Zeisa nın arkasına koyalım. Zeisa nın mürettebatına sürekli takviye yaparsın.
Krav alınmış gibi gözükmüyordu. Aksine gemileri batmayacağı için yüzünde bir gülümseme vardı. Fastraion realist adamları severdi.
Ruhin doğu tarafına bir hata daha çizdi.
—Siz de burada durun İven
—Reddediyorum, dedi İven de Ruka
Ruhin şaşırdı. Maherias, üzerine gelen dumanı öfkeyle eliyle itti.
—Sen kimsin de bizi kafana göre dağıtıyorsun?
Ruhin onu görmezden gelip batıya bir hat daha çizdi.
Maherias bu harekete daha da sinirlendi.
—Feiron piçi, yüzüme bak!
—Ağabeyim size bir öneride bulundu. Daha iyi bir planınız varsa buyurun, siz anlatın, dedi Luier.
—Mareşal uygun görürse ben ve on yedi gemimle sol kanadı savunuruz, dedi Maherias.
—Siz orada durursanız düşman sizi iki mil öteden batırır, dedi Ruhin, yüzünde piççe bir gülümsemeyle.
—Seni sikerim, dedi Maherias.
Fastraion güldü.
—Sol kanat için benim gerçek gemilerim daha uygun, dedi Ruhin.
Sanki adamı çığırından çıkarmak için özellikle uğraşıyordu. Fastraion dışarıdan Klauser’ın sevinç çığlığını duydu.
Vurmuş.
Fastraion’ın yüzüne bir gülümseme yayıldı. Masadaki soylu generaller ise hâlâ birbirlerini hor görüyor, kimin gemisinin daha üstün olduğunu tartışıyordu. Fastraion için bu tartışma, tahammül edilemez bir zaman kaybından ibaretti. Burada onları yalandan dinlemekten sıkılmıştı. Onlardan bir fikir alabilmeyi ummuştu. Hayal kırıklığına uğradı.
Onları kestirip atmaya karar verdi. Ruhin’e küfürler savurmaktan kıpkırmızı olmuş Maherias de Mahtron’a döndü.
—Maherias!
Maherias sustu ve ona döndü.
—Sen ve gemilerin, ağabeyim Raphergar’ın yanında sağ kanatta mevzilenin. Ruhin’e döndü.
—Sen de gemilerinle sol kanada geç, Ruhin de Feiron.
Ruhin’in yüzü kızardı.
Şimdi “Beni niye tek başıma bıraktı?” diye kıvranıyordur, diye geçirdi içinden Fastraion.
Madem gemilerin gerçek gemiler, göster gücünü.
Eliyle Ruhin’den kalemi istedi. Ruhin kalemi uzatırken şaşkınlık içinde ona bakıyordu.
Fastraion, Prenses Zeisa’nın etrafına bir yay çizdi. Ardından gemilerin gerisinde, daha geniş bir yay daha çizerek işaret etti.
—İven, sen solda dur. Düşman bordalama menziline girene kadar sürekli ateş et. Krav, sen de sağda, zırhlıların arkasında dur. Eksilen gemilere takviye yap.
Odadaki herkes şaşkınlık içinde ona bakıyordu. Zeisa ‘ nın yarım mil gerisine bir nokta koydu.
—Kardeşim Aerion’un gemisini koruyun.
Fastraion miğferini giydi. Kalemi Edarion’ a verdi.
—Edarion size geriye kalan ayrıntıları anlatsın.
Adamların arasından geçip kapıya doğru yürüdü. Treinir ve Gieser de onla beraber çıktı.
Güvertedeki topçu subaylarından biri bağırdı:
—Bataryalar atışa hazır!
Gözcü gabyadan bağırdı:
—Düşman taarruza kalkıyor! Saat bir yönü!
Fastraion dürbününü tekrar gözüne getirip baktı. Yanan gemiler sayesinde görüş alanı oldukça genişlemişti. Yaklaşan büyük kalyonu gördü. Borda zırhını delmeleri uzun sürerdi. Kalyonun baş bataryaları ateşlendi. Iskaladılar. Düşman topları gerçekten rezil durumdaydı. Amaçları vurmak değildi.
Fastraion hemen emretti:
—Pruva on derece. Mesafe üç yüz otuz metre. Hedef pruva direği...
Topçuların nişan almasını bekledi.
—Ateş!
Gemideki elli dört top aynı anda ateş etti. Mermilerden biri kalyonun pruva direğine isabet etti. Kalyonun yelkenleri çöktü. Hızı ciddi oranda azaldı. Ama arkasından birçok gemi dümen suyundan ilerlemeye devam etti.
Klauser onun sesini duyup yanına geldi.
—Yüksek şuaramız neye hükmetti? diye sordu alaycı bir sesle.
Fastraion aynı alaycı tonla cevap verdi.
—Zaten planladığım şeyleri tekrar edip durdular.
—Az önce üç gemi batırdım.
Fastraion başını bile çevirmeden sırıttı.
—Ne yapayım, madalya mı takayım göğsüne?
Klauser bu lafı zerre umursamadan keyifli bir homurtuyla arkasını döndü ve topçularının başına geri yürüdü.
Fastraion onun ardından kısa bir an baktı. Yirmi üç koca yıl... Birlikte geçirdikleri onca savaşın ardından Klauser ‘in deliliğine zor da olsa alışmıştı.Hatta fark etmeden bazı yönlerden ona benzemeye başlamıştı.
Ne de olsa, diye geçirdi içinden hafif bir tebessümle, üzüm üzüme baka baka kararırdı.
Khonir nefes nefese geldi.
—Efendim, iskele hattımızdaki gemilerimiz düşmanla paralel rotaya girdi.
—Sonunda kamaradan çıktılar.
—Düşman filosu bordalama taarruzuna kalkıyor! diye bağırdı gözcü.
Zeisa’nın direğine bir top mermisi isabet etti. Gemi şiddetle sarsıldı. Fastraion başını kaldırıp direği inceledi. Ana direk hâlâ ayaktaydı.
—Bizi hareketsiz bırakmaya çalışıyorlar. Hafier ve Nories zırhlıları bizi savunsun
Khonir emri iletmek için yine koşturdu. Fastraion’ın üçüncü filosu durmaksızın ateş ediyordu. Düşman topları da artık isabet menziline girmişti. Önlerine geçen Hafier uzun süre dayandı.
Fastraion sürekli dürbününden düşman filosunu gözetliyor, ağır zırhlı bir gemi olup olmadığını arıyordu.
Fakat düşman artık mesafeyi kapatıyordu.
Sağdan, soldan ve merkezden üzerlerine gelen gemiler sürekli ateş altında kalıyordu. Her salvo birkaç gemiyi daha vuruyor, fakat arkalarındaki gemiler hemen açılan boşlukları dolduruyordu.
Özellikle sol kanatta Ruhin ve gemileri yaklaşan düşman gemilerine ölüm kusuyordu. Ağabeyi Raphergar ise yayı daha geniş tutmuştu. Gemileri daha seyrek ateş ediyor, fakat her atışın isabet edeceği mesafeyi ve açıyı bekliyordu.
Artık düşman gemilerinin bordalarını açıkça seçebiliyordu.
—Yüz elli metre! diye bağırdı Klauser.
Bir salvo daha ateşlendi. Yaklaşan kalyonlardan birinin bordasına çarptı. Ahşap ve metal parçaları havaya savruldu. Fakat gemi rotasını bozmadı.
Başka bir düşman gemisi iskele tarafından yaklaşıyordu. Fastraion dürbünü indirdi. Klauser bir oraya bir buraya koşuşunu seyretti.
—İskele yetmiş metre!
Filonun topları aynı anda ateşlendi. Düşman kalyonlarından bazıları yoğun ateşe dayanmayıp batmaya başladı.
Fastraion kılıcını çekti. Artık topçuların nişan almasına gerek yoktu. Düşman gemileri kılıç mesafesine giriyordu.
—General Klauser!
Klauser hemen döndü.
— Güvertede olası bordalama hazırlığı yap!
Klauser güvertede emirler yağdırmaya başladı. Yıllar sonra ilk defa bir savunma savaş vereceklerdi. Bin üç yüz asker, tek bir emirle güvertede dağıldı. Koşuşturan, bağıran ya da birbirine çarpan kimse yoktu. Her adam nereye gideceğini biliyordu. Küpeşteler boyunca kalkanlı askerler sıralandı. Arkalarında mızraklılar yerlerini aldı; okçular ise daha geride, yaylarını sessizce hazırladı. Kılıçlı birlikler güvertenin merkezinde yaklaşan düşmanı beklemeye başladı. Filonun arkasındaki gemiler ateşe devam ediyordu.
Fastraion yaklaşan gemilere bir defa daha göz atıktan sonra güverte hazır bekleyen askerlerine hitaben:
—Telaktron’ nun yenilgi nedir bilmeyen 3. Ordusu!
Askerlerin hepsi sessizce yüzünü ona döndü.
—Sizinle yıllardır çöllerde kan döktük, dağlarda donduk, ormanlarda pusuya yattık! Savaş Denizi’nin her köşesinde sırt sırta cenk ettik! Bazen açlıktan matara kayışlarımızı çiğnedik... Bazen ele geçirdiğimiz şehirlerde kadın ve şarap için birbirimize girdik! Sizler benim kader yoldaşlarımsınız!
Fastraion kılıcını havaya kaldırdı.
—İmparator hazretleri bize bu muhteşem gemiyi emanet etti. Şimdi onun için burada benimle ölümü kucaklayın!
Askerler hep bir ağızdan bağırdılar.
—Telaktron çok yaşa! İmparator çok yaşa!
Khonir savaş davuluna iki defa vurdu. Diğer gemilerde davula eşlik etti. Sonra borazanlar öttü. Telaktron ‘nun savaş marşı çalmaya başladı. Fastraion bir müddet marşa eşlik etti.
Düzeni hazırlayan Klauser yanına koştu.
—Birazdan gösteri başlayacak.
—Hazır mısın?
Klauser iğrenç bir balgam attı. Fastraion ‘nun onu bu konuda onlarca kez uyarmasına rağmen bu köpeğin huyları değişmiyordu.
—Elbette
İlk düşman askeri Zeisa’nın küpeştesinden atladı. Ardından diğerleri.
Düşman askerleri durmaksızın Zeisa nın güvertesine geliyordu. Amiral gemisinin elit mürettebatı gemiye atlayan her düşmanı biçti. Fastraion otuz küsür senedir yanında çarpışan adamları ile ön safta çarpışmaya devam etti. Artron öncülerinin bazılarının zırhı bile yoktu. Kılıcını her savuruşunda birkaç adamı yere indiriyordu Fastraion düşmanların arasında adeta dans ediyordu. Birinin kılıcı omzunun yanından geçiyor, diğerinin mızrağından sıyrılıyor, ardından kendi kılıcını bir başka askerin göğsüne saplanıyordu. Kimse ona dokunamıyordu.
Fastraion ileri atılıp bağırdı.
—Telaktron çok yaşa!
Güvertede savaşan askerleri hep bir ağızdan cevap verdiler.
—İmparator çok yaşa!
Fastraion, kılıcını geniş bir kavisle savurduğu Bora Savuruşu ile üç düşmanı tek hamlede yere serdi. Adamlar tahta güvertede kıvranırken, daha ne olduğunu anlayamadan üzerlerine atılıp işlerini bitirdi. İskele tarafından garip, kesik kahkahalar duyuluyordu. Klauser’di bu. Manyak herif kılıcını ateşe vermiş, alevler içinde önüne çıkan herkesi biçiyordu.
Sonra gemiye zırhlı askerler de girmeye başladı. Düşmanın içinde rütbeli odluğu belli olan iri bir adam önündekileri iterek ona doğru koştu. Uzaktan bir ördeği andırıyordu. İçinden gülmek geldi. Adam sağ omuzuna doğru kılıcını savurdu.
Çok yavaş
Fastraion sadece hafifçe eğilerek bu hantal darbeyi savuşturdu. Savuşturmayla eş zamanlı olarak, sağ elinde tuttuğu Tirin çeliğinden hançeri adamın göğüs zırhına sapladı. Kalın çelik zırh parşömen gibi parçalandı; hançer hiçbir direnişle karşılaşmadan adamın kalbine oturdu. Tek damla kan akmadı. Koca adamın gözleri yuvalarından fırladı. Ağzını açtı ama tek bir kelime edemeden yavaşça güverteye devrildi.
Fastraion bu hançeri ilk defa gerçek bir zırh üzerinde kullanmıştı. Altın suyuna batırılmış, gül desenleriyle süslenmiş hançere hayretle baktı. Onu Eliria ’dan yirmi bir milyon altına satın aldığı o gün geldi aklına.
“Kuzenim olmasan sana bunu elliden aşağı vermem,” demişti Eliria gülümseyerek. “Bunu dövmem tam üç yılımı aldı.”
O gün, “Dolandırdı beni bacaksız kız,” diye düşünmüştü.
Fastraion gülümsedi.
Ona bir hediye almam lazım.
Hançere baktığı o kısacık anda, zırhındaki yaldızlı armalardan soylu olduğu belli olan genç bir düşman subayı avazı çıktığı kadar bağırarak üzerine atıldı. Fastraion, adamın öfkeden kör olmuş, onlarca açık veren hamlesini basit bir sağa sıçrayışla savuşturdu
Adam öfkeyle bağırdı.
—Yak kutsal ateş!
Alev alan kılıç ile ona tekrar atıldı.
Yeteneksiz köpek
Adamı sol elindeki kılıcıyla tek darbede yere serdi. Yerde kıvranan adamın elinden yanan kılıcı alıp adamın göğsüne soktu. Adam acı bir çığlık attı. Yanan etin iğrenç kokusu burnunu doldurdu. Koku onu Yorin ‘ne götürdü. Orada bu kokuya fazlasıyla maruz kalmışlardı. Aytraion ile savaş bitene kadar et yemekten tiksinir olmuşlardı.
Ardından bir başkası geldi. Her gelen aynı kaderi yaşıyordu. Fastraion güvertede savaşan askerlerine moral vermek ve düşmanı korkutmak için ileri atıldı.
—Telaktia Kasırgası
Kılıcının ucundan yayı andıran şiddetli bir rüzgâr dalgası fırladı. Görünmez bir tırpan gibi etrafını saran adamların göğüslerine çarptı. Çelik zırhlarını ezip parçaladı. Adamlar acı dolu çığlıklarla güverteye savruldu.
Fastraion nefese nefese bağırdı.
—Artronlular kaçın! Burada size ancak ölüm var!
Ben durdurulamayanım
Fastraion bu sesi zihninde duyduğunda şaşırmadı. Saraydaki üstatlar, güçlendikçe kılıcın sahibine seslenmesinin normal olduğunu söylemişlerdi. Artron askerlerinden bazıları korkuyla ondan uzaklaştı. Geri çekilenleri gören Artron komutanlarından biri Fastraion ‘nun üzerine atıldı.
—Tiranlara ölüm! diye boğuk bir sesle kükredi.
Fastraion adamın düzenli saldırılarını savuşturmaya başladı. Karşısındaki adam normal bir savaşçı değildi. Durmadan saldırıyor, Fastraion ise darbelerini olabildiğince savuşturmaya çalışıyordu. Tam sonraki hamlesini tahmin ettiğini sandığı anda adam kılıcını ters tarafa savurdu. Fastraion ’un dizine ağır bir darbe indi. Fastraion bu anda hançeri adamın karnına saplamasaydı, adam kılıcını boynuna indiriyordu. Adam sendeleyince Fastraion hançeri adamın karnından boynuna doğru hızla çekti. Adam düştü. Fastraion güçlükle ayağa kalktı. Yerde yatan düşmanına saygıyla baktı muhtemelen bir generaldi.
Kılıcını kaldırıp bağırdı.
—Ölüm bekle bizi ölüm biz geliyoruz diye bağırdı.
Güverteden hep bir ağızdan karşılık geldi.
—Telaktron çok yaşa, Fastraion çok yaşa!
Adamlarının arasından geçip merdivenlere doğru yürüdü. Merdivenin üçüncü basamağına oturdu. Az önce yaptığı gösteri ona pahalıya patlamıştı.
Aptallık ettim
Gücümü mümkün olduğu kadar saklamaya çalışmam gerek, diye düşündü. Stayglayzer’ in planını az çok tahmin ediyordu.
Fastraion biraz dinlenip tekrar ayağa kalktı. Tekrar savaşmaya başladı. Bu sefer gösteri yapmıyordu. Aerion gibi savaşmaya başladı. Düşmanın saldırılarını yavaşça savuşturuyor, bir açık bulduğunda kesin bir darbeyle adamın işini bitiriyordu.
Gemileri Prenses Zeisa ‘nın etrafı sarılmıştı. Güverteye sürekli düşman çıkıyordu. Fastraion gözleriyle Khonir ‘i aradı. Köşede sinyal bölüğünün hemen yanında savaşan zırhın arkasında yeşil yılan resmedilmiş olan adamı gördü.
—Khonir!
Üçüncü komutan onu duymadı. Fastraion üzerine atılan mızraklı adamın saldırısından kaçınıp adamın mızrağına bastı. Mızrağını çekmeye çalışan adamın zırhını yarıp kalbine hançeri sapladı.
—Khonir! Pupa ya bak!
Khonir önündeki adamı kesip pupa ‘ya döndü.
—Emredin.
—Vaironlara işaret verdin mi?
—Verdim. Sol kanatta düşman gemilerinin bazıları geri çekildi. Ruhin sol kanatan ablukayı yarmayı denemek istiyor.
Üzerine atılan adamın miğferine hançeri soktu. Hançer kafatasına kadar sanki ekmek keser gibi ilerledi. Miğferin içinden fışkıran kan kendi miğferinin vizörüne geldi.
Bu haksız rekabet.
Vizörünü silip etrafa baktı. Sol kanadı terk etmesi halinde etrafları sarılabilirdi.
— Denemesin. Mevkisini terk etmesin.
Khonir önündekileri biçe biçe güvertede ilerlemeye devam etti. Fastraion pruvaya çıkıp bağırdı.
—Hepsini öldürün! Gemiyi savunun!
Güvertedeki öncü düşman birliklerinden kalanlar dakikalar içinde imha edildi. Düşman filosu top atışlarına yeniden başladı.
Filo gözlem subayı Fenir nefes nefese onun yanına geldi.
—Efendim, sol cenahta ejderha. Büyük.
—Vurun ne varsa ona ateş edin. Merkeze yaklaştırmayın.
Ejderhayla uğraşmak can sıkıcı olacaktı. Merdivenlere oturdu. Bu adamlar onları yormak için gönderilmiş yemlerdi. Stayglayzer ’ın asıl amacının bu gemiyi ele geçirmek olduğu belliydi.
Bir top mermisi önlerindeki Nories’e isabet etti. Nories’in zırhı son darbeye daha fazla dayanamadı. Gemi ağır ağır yan yatıp batmaya başladı.
Gemi batarken içeride kalan bir avuç mürettebat kendini denize attı. Yanlarındaki Raugna V’nin kadın subaylarından biri onları kurtarmak için halatlar atışını izledi. Tam o sırada kadının kafasına bir ok isabet etti. Kadın suya düştü. Kurtarmaya çalıştığı adamlar da sırtlarından peş peşe oklarla vurulup birer birer denize gömüldü.
Ahmak.
Fastraion, savaşlarda geçirdiği otuz sekiz yılın ardından düzenin ve disiplinin önemini acı tecrübelerle öğrenmişti. Formasyon bozmak demek ölüm demekti.
Fastraion bakışlarını Raugna V’den çevirip yaklaşan gemilere baktı.
—Toplar dolduruldu, diye bağırdı güvertede bir subay.
—Üç yönüne ateş! diye emir verdi Klauser.
Toplar ateş edildi. Düşman gemilerinden onlara doğru yaklaşanlardan biri isabet aldı. Gemi yan yatıp battı. Kuzeni General Klauser de Mahtron büyük bir keyif almış gibi görünüyordu. Arada bir gemide dolaşan hemşirelere korkunç bakışlar atıyordu. Kadınlara karşıda ayrı bir nefreti vardı. Fastraion bu nefretin Niria ile alakalı olduğunu düşünüyordu.
—Tekrar doldurun! diye kükredi Klauser.
Tam bu sırada kıç tarafına bir mermi isabet etti. Gemidekilerden bazıları yere düştü. Subaylar acı içinde bağırıyordu. Düşen hemşirelerden birini Klauser yüzünde iğrenç bir gülümsemeyle kolundan tutup kaldırdı. Bakışları kadının üzerinde birkaç saniye dolaştı.
—Klauser!
Klauser başını kaldırdı. Kadını bıraktı ve hiçbir şey olmamış gibi işine döndü. Fastraion onun ardından baktı.
Teyzesinin yıllar önce söylediği söz geldi aklına:
“Bu çocuğu sen adam edersin.”
Fastraion, o zayıf çocuğu ilk gördüğünde teyzesine elinden geleni yapacağına dair şeref sözü vermişti. Klauser, henüz on üç yaşındayken Mahtron hanedanından sürülmüştü. Sırf tiyatro okumak, sahnede olmak istediği için ailesinin gözünde silinmez bir utanç lekesiydi.
Fastraion, ilk zamanlarda onun bu tutkusunu gelip geçici, çocuksu bir heves sanmıştı. Klauser ‘in eğitimlerinden kaçıp gizlice tiyatro kumpanyalarına katıldığı her seferinde onu bayılana kadar dövmüştü. Onu asker olmaya, kan dökmeye zorlamıştı. Zamanla Klauser kaçmaktan vazgeçti. Eğitimlere vaktinde geldi. Herkesten çok çalıştı. Orduda hızla yükseldi.
Şimdi ise Mahtronlar her baloda ondan övgüyle bahsediyorlardı.
Fastraion bazen Klauser’in bütün bunları bilerek yaptığını düşünüyordu. Belki de gerçekten yapıyordu. Onların görmek istediği adam olmuştu.
—Abi!
Fastraion sese döndü.
Edarion yanına gelmişti. Üzerinde savaş sırasında tedbiren giydiği yılardır tek çizik bile almamış siyah göğüs zırhı vardı. Kahverengi gözleri az ışığa rağmen parlıyordu. İki ay önce evlenmesine rağmen gözünde zerre korku yoktu.
Sigara tabletinden bir sigara uzattı.
Fastraion sigarayı aldı. Edarion onun yanına merdivene oturup bir kolunu ağabeyinin omuzlarına attı.
—İyi misin, abi?
—Ne işin var burada.
—İçerde sıkıldım.
Fastraion gülümsedi.
—Taktisiysen olmasaydın.
—Ölmek istemiyorum. Savaş kaybedilse bile çok değerli bir esir olurum.
—Eve git.
Edarion başını ona yasladı. Bir müddet sessizlik oldu. Birlikte topçuların bir oraya bir buraya koşturuşunu seyrettiler.
—İresirina’ nın memelerini özledim, dedi Edarion fısıltıyla.
Fastraion kardeşini çok severdi. Ama onun o kadına olan saplantısını bir türlü çözememişti.
—Daha yeni evlendin ama aklın hala o orospu karıda.
Edarion sigarasını dışarı doğru üfledi. Tam bu anda gemileri isabet aldı. Gemi sarsıldı. Fastraion yaklaşan gemilere baktı. Yeterince dinlendim.
Sigarasından son bir nefes çekip kalanını denize attı. Fastraion yavaşça ayağa kalktı. Edarion da onla beraber ayağa kalktı.
—Kamaraya gir. Khonir ile iletişimi koparma.
Edarion sigarasını tüttüre tüttüre kamaraya doğru yürüdü. Fastraion kardeşinin arkasından biraz baktıktan sonra güverteye döndü. Eliyle köşede yüzünden tedavi gören Treinir’i çağırdı. Adam hemşireyi umursamadan parçalanmış miğferini takıp yanına geldi. Yüzünde derin bir kesik vardı.
—Treinir, gemi kaybedilirse diye hazırlık yap.
Treinir ‘in kanlı yüzü gerildi.
—Ne hazırlığı, efendim?
Fastraion gözlerini düşman filosuna çevirdi.
—Geminin alt güvertesine patlayıcı yerleştir.
Treinir selam verip ambara doğru gitti. Düşman gemileri ve kendi gemileri arasındaki topçu düellosu ikinci bordalamanın başlamasıyla kesildi. Bu sefer gelenler çok daha iyi adamlardı. Kalkanlarında yeşil zemin üzerine bir yaban domuzu resmedilmişti. Gemiye atlayanların en önünde altın zırhlı bir soylu kılıcını çekip bağırdı.
—Ryon ileri! Domuzların öfkesi sizinle olsun!
Fastraion bu adamın boğuk sesini tanıdı. Gaes de Ryon. Sonunda güçlü bir rakip. Gaes ve adamları güvertede vuruşmaya başladılar. Gaes bir ateş ustasıydı. Alevleri Eriaylara rakip olmasa da fena değildi. Bir süre sonra Gaes’le göz göze geldiler. Gaes kılıcını kaldırıp boğuk sesiyle bağırdı.
—Fastraion de Telaktron seni düelloya davet ediyorum.
Fastraion böyle bir davet beklemiyordu. Oda kalabalığın içinden kılıcını kaldırıp bağırdı.
—Kabul ediyorum.
Güvertede çatışma bir anda durdu. Herkes kılıçlarını kınına soktu. İki taraf da geri çekilerek aralarında genişçe bir alan bıraktı. Gemilerin direklerine beyaz bayrak çekildi. Arkadaki bir asker havaya iki işaret fişeği fırlattı. Fişeklerden biri beyaz, diğeri yeşil bir ışık saçarak gökyüzünde patladı.
Fastraion, önünde açılan koridordan Gaes’e doğru ilerledi.
—Şartlar?
Ryon askerlerinin arasından zayıf bir adam çıktı. Gaes’ in kolundan tuttu.
—Ne yapıyorsunuz? Stayglayzer buna çok kızacak!
Gaes adamı geri itti.
—Sikmişim Stayglayzer ’i . Geç yerine,Lories!
Gaes, Fastraion’un karşısına geçip onunla el sıkıştı.
—Tanrı ‘ya yemin olsun ki. Seninle dövüşmeyi hep hayal ettim. Gün bugüne nasipmiş.
Fastraion gözlerini ondan ayırmadı.
Gaes gülümsedi.
—Ben Gaes de Ryan. Ryan Kontu Leias de Ryan’nın amcası oluyorum.
—Seni tanıyorum. Şartların nedir?
İki komutan arasındaki bir düello eski zamanlardan beri kan dökmekten kurtulmanın en temiz yolu olduğundan kutsal sayılırdı. Fastraion hayatında üç kez böyle düello ederek binlerce adamın hayatını kurtarmıştı.
Gaes miğferini çıkarıp yere koydu. Fastraion da ona uyup yere koydu. Sonra kalabalığın arasından bir asker fırladı. Elindeki bir fotoğraf makinesi ile yere oturdu.
—Efendim, ışık yetersiz.
Gaes etrafına baktı.
—Lories. Kılıcını yak.
Artronluların arasından az önceki zayıf adam öne çıktı. Kılıcını bir ateş tekniğiyle tutuşturduktan sonra iki komutanın arkasına geçti. Alevlerin ışığı güverteyi aydınlattı.
—Saçmalama bu gazete ye düşerse alay konusu olurum.
Gaes kahkahayı bastı.
—Ne zamandır Telaktron’da Artron gazetesi okunuyor?
Fastraion cevap vermedi. Güverteden birkaç gülüşme yükseldi. Fastraion’un hayatında yaşadığı en garip anlardan biriydi. Etraflarında savaş sürerken iki komutan birlikte fotoğraf çektiriyordu.
Gaes omuz silkti.
—Kendi albümüm için istiyorum.
—Tamam. Acele et.
Fotoğrafçı makinesini doğrulttu.
—Hazır mısınız, efendim?
İki komutan birbirine baktı.
Sonra ikisi de gülümsedi.
Flash patladıktan sonra Gaes ona döndü.
—Prenses Zeisa ve alt güvertedeki topu kullanmasını bilen mürettebat.
Pruva direğinin yanındaki Klauser öfkeyle ona baktı. Bir şeyler mırıldandığını görebiliyordu.
—Kabul ediyorum.
Güvertede herkes şaşkınlık içinde birbirine bakıyordu. Klauser in öfkesi görmeye değerdi. Fastraion gülümsedi.
—Karşılığında senin filon, mürettebatının tamamı ve kızın Kilria benim karım olacak.
Gaes in gözleri fal taşı gibi açıldı. Yüzündeki gülümseme öfkeye döndü.
—Sen aklını mı kaçırdın? Bir gemiye karşılık otuz yedi gemi, bütün mürettebatım ve Ryon’un en değerli hazinesini istiyorsun.
Artron askerleri arasında fısıltılar duyuldu. Fastraion adamdan savaşın ortasında taraf değiştirmesini istemişti.
—Prenses Zeisa ederi budur.
Artronlu bir general olduğu zırhından belli bir adam öne çıktı.
—Bunu kabul etmeniz bile bir ihanet teşkil eder.
Gaes ona döndü.
—Stayglayzer bu gemi için bizi ölüme göndermedi mi?
Gaes birkaç saniye onu süzdü.
—Kazanırsam Stayglayzer de, dolayısıyla Artonlular da zafer kazanmış olacak.
Sonra Fastraion’a baktı.
—Eğer olur da kaybedersem Ryon kaybetmiş olur.
Kısa bir sessizlik oldu.
—Siz değil.
General elini kaldırdı.
—Gemiyi terk ediyoruz!
Artron askerleri gemilerine doğru hareket ettiler. Güvertede ağır bir sessizlik çöktü. Fastraion ileriye baktı. Sanki zaman durmuştu. Uzakta, Flandraların direklerinde beyaz bayraklar dalgalanıyordu.
—Fastraion, hiçbir kural yok. Elinde ne varsa kullan.
Fastraion belindeki hançeri kınıyla beraber çıkardı. Klauser e doğru attı. Klauser köpek gibi onu havada kaptı. Yüzünde sevinç vardı.
—Klauser hakem olsun.
Gaes sessizce başıyla onayladı. Klauser yanlarına gelip durdu.
İki düşman birlikte miğferlerini takıp birkaç adım geri çekildiler.
Gemide, kanun gereği çıt çıkmıyordu. Az önce birbirlerinin boğazına sarılan adamlar şimdi yan yana durmuş, kaderleri için oynanan kumarı izliyordu.
Klauser elindeki altın parayı havaya attı.Para havada dönerken o da bir adım geri çekildi.
Altın güverteye düştüğü anda Gaes ve Fastraion aynı anda ileri atıldı. Kılıçları havada art arda buluştu.
Fastraion, bir yıl önce turnuvada izlediği adamın geçen zaman içinde düşündüğünden çok daha güçlendiğini fark etti.
Gaes durmadan saldırıyordu. Fastraion onun hamlelerini okumaya çalışırken adım adım geri çekildi. Gaes onu askerlerin üzerine doğru sürmeye başladı.
İki savaşçı yaklaştıkça askerler halkayı genişletti. Kılıçların savrulduğu alandan uzaklaşmak için geri çekildiler.
—Yık ve bük!
Fastraion’un kılıcından güçlü bir hava akımı savruldu. Rüzgâr, üzerine atılan Gaes’in altın zırhının içine doldu. Gaes’in bedeni bir anlığına geriye doğru savruldu.Fastraion o anı kaçırmadı. Üzerine atılıp kılıcını Gaes ‘İn sol omzuna indirdi. Gaes bu saldırıyı karşılayamadı. Geriye sendeledi.
—Ne biçim bir büyü bu? Dedi dahada boğuklaşan sesiyle Gaes.
Gaes kılcını hışımla savurdu. Fastraion onun yüzündeki öfkeyi tahmin edebiliyordu. Amacı da buydu zaten onu öfkelendirmek.
—Yak, ateş! Yak! Yak ve ölüm getir!
Gaes in kılıcından devasa bir ateş çıktı. Herkes hayranlıkla o ateşe bakıyordu.
Fastraion’un üzerine gelen ateş topu bir anda büyüdü.
Fastraion duruşunu bozmadan kılıcını kaldırdı. Dövüşü uzatmanın tehlikeli olacağını o an kavradı. Gaes beklediğinden daha tehlikeliydi.
—Rüzgâr Kalkanı!
Ateş topu kalkanına çarpınca daha şiddetlendi. Kalkanı var gücüyle zorladı. Ama aşamadı.Fastraion ileri doğru üfledi. Önünde büyüyen ateş gerisin geri Gaes in üzerine gitti. Gaes savunmaya geçeceği sırada Fastraion Rüzgâr Geçişi tekniği ile arkasında belirdi. Gaes in sırtına kılıcını var gücüyle sapladı. Otuz sekiz yıldır kullandığı kılıcı altını paramparça edip içeri girdi. Gaes in ağzından kan fışkırarak ve yere düştü.
Ryonlular efendilerine doğru ilerlemeye çalıştı. Klauser elini kaldırarak onları durdurdu. Düşen Gaes’in yanına geldi. Birkaç saniye ona baktı.
—Tanrı hükmünü verdi. Fastraion de Telaktron düelloyu kazandı.
Ryonlular Gaes’in yanına çöktü. Efendilerini kollarına aldılar. Bazıları ağlıyordu. Bir boğuk ses duyuldu.
—Telaktron çok yaşa!
Fastraion neden son anda kılıcını kalbe değil de ciğere soktum diye düşündü. Ryonlular da efendilerinin yaşadığını görünce sevindiler. Gaes ağzından kanlar gelerek
—Fastraion çok yaşa!
Fastraion yanan ciğerinin acısına rağmen cevap verdi.
—İyi dövüştün Ryonlu.
Gaes güçlükle elini kaldırıp yumruk yaptı.
—Lories, Amiral ne emrederse onu yap. Ryon Kontluğu Telaktron’nun yanında artık.
Ryonlular yenilmelerine rağmen ellerini yumruk yapıp kaldırdılar.
—Telaktron çok yaşa!
—Benim revirime götürün. Yaklin dünyadaki en iyi cerrahlardan biridir, dedi Fastraion
Gaes ağzından akan kana rağmen gülümsedi.
—Teşekkür ederim damadım.
Böyle zor bir savaşın ortasında bir müttefik kazanmak. Tanrının ona bir lütfu olmalıydı. Aynı zamanda güzelliği ile meşhur olan Kilria ‘yı da elde etmişti. O nu Ryon da olan geçen seneki turnuvada görmüştü. O altın saçları gözünün önüne geldi.
Ryonlular Gaes ‘i bir sedyeye yerleştirip götürdüler. Flandralardaki beyaz bayraklar indirildi. Fastraion arkasını dönüp merdivene doğru yürüdü. Merdivenin dördüncü basamağına oturdu. Nefes alışverişi göğüs kafesini yakıyordu. Dışarda devam eden top ateşleri eşliğinde biraz dinlendi. Rüzgar Geçişi’ ni her kullandığında böyle oluyordu. Zihninde babasının küçümseyen sesi yankılandı. “Zayıf adamlar bu tekniği kullanamaz”
Babası bunu söylerken gülmüştü. Bu tekniği öğrenmek için Vlinair amcasına yıllarca yalvarmıştı.
Lories in sesini duydu.
—İki kılıç çarpışıyor. Bir adam koskoca bir ülkenin onuru ile kumar oynuyor.
Lories, Ryon subaylarına bir şeyler anlatıyordu. Bu durumu pek kabullenmiş gibi gözükmüyordu. Fastraion buna şaşırmadı. Ona göre de düello kanunu saçmaydı. Ama kanun kanundur.
Klauser’in Ryonluların yanına gittiğini gördü. Adamların arasına sokulup onlarla sohbet etmeye başladı. Birden Lories’e okkalı bir tokat attı.
Zayıf adam, darbenin etkisiyle yere kapaklandı. Çevresindeki adamlar hemen Klauser’ın üzerine atıldı. Ancak Klauser hepsini birkaç hamlede yere serdi. Gemilerine doğru ilerleyen Ryonlu askerler dönüp baktılar. Fastraion doğrulmaya çalıştı ama yapamadı.
Klauser öfkeyle bağırdı:
—Efendiler konuşurken kölelere söz düşmez.
Lories kalkmaya çalıştı. Klauser ayağını adamın göğsüne bastı. Lories inledi.
—Düelloya biz mi sizi çağırdık, Ryonlular?
Kimse cevap vermedi.
—Bu düellonun adil olmadığını düşünen var mı?
Güvertede yine çıt çıkmadı.
Ryonlu subaylardan biri bağırdı.
—Lories sen nasıl kanunu sorgularsın?
Lories çizmenin altında inleyerek cevap verdi.
—Bu salak, saçma kanunlar eskide kaldı.
Gemideki tüm mürettebat şaşkınlık içinde ona baktı. Fastraion, bir kanunun açıkça sorgulandığına ilk kez şahit oluyordu.
Bu adam neden bu kadar cesur?
Klauser adamın üzerine eğildi. Elini zorla tutup bir şey çıkardı. Bir süre elindekini inceledikten sonra Fastraion’a ve diğer subaylara gösterdi.
—Az önce fotoğraf çekimi sırasında gördüm bu yüzüğü. Bana kalırsa bu yüzük normal değil.
—Ne saçmalıyorsun sen, Klauser? —dedi Fastraion.
Ayağa kalkıp yanlarına doğru yürümeye başladı. Her adımı bedenine acı saplıyordu.
Tam o sırada gözcünün sesi duyuldu:
—Düşman tekrar taarruza geçiyor!
Fastraion, Savaş yeniden başlamışken neden böyle saçma bir şeyle uğraşıyorum? diye düşündü.
Klauser’in yanına geldi.
—Topçuların başına geç, Klauser! Müttefiklerimizle kavga etme!
Klauser ona yüzüğü gösterdi.
Sıradan, kırmızı bir yüzüktü. Üzerinde Ryonca bir yazı ve Lories’in tam adı yazıyordu.
Lories yerden onlara gülümseyerek bakıyordu. Fastraion o kısacık an Lories in gözünde bir korku gördü. Düşman topçusunun mermisi yanlarında bulunan bir Ryon gemisine isabet etti. Onları merkezde tutmanın bir manası yoktu. Ryon subayları gemilerine dönmüyor. İkinci komutanlarına ithaf edilen suçun sonuçlanmasını izliyordu. Bu işi hızla çözmeliydi. Güvertede flandralara haber ileten Khonir de Urkiyon ‘ a döndü.
—Khonir gelir misin?
Khonir koşarak yanına geldi. Khonir diller üzerine yüksek ihtisas yapmış sonra da uzun yıllar istihbaratta çalışmış bir adamdı. Fastraion onu Ekima de Eriay yaptıkları bir anlaşma ile yanına almıştı. Anlaşma biteli çok zaman geçmiş olsa da Khonir geri gitmemişti. Khonir ‘ yüzüğü uzattı.
—Acele et!
Khonir ‘in yüzüne bir gülümseme yayıldı. Sonra yüzüğün içine tükürdü. Lories yüzü kıpkırmızı oldu.
—Sen bunu nasıl bilebilirsin?
Klauser bir kahkaha attı. Lories in karnına daha sert bastırdı.
—O yüzüğü bir yerlerde gördüğüme emindim.
Khonir, Lories’in üzerine doğru eğildi.
—Kendinizi çok akılı sanıyorsunuz Artonlular
Ryonlu subaylar ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Lories cevap vermedi. Yüzündeki kırmızılık gitti. Khonir yüzüğü diğer subaylara uzattı. Yüzüğün içi kırmızıdan beyaza dönmüş. Üzerinde Artron dil ile yazılmış yazı görünüyordu.
Tuğgeneral Lories de Genir
Genir hanesi Artron un en köklü hanelerinden biriydi.
—Ekima de Eriay ustam olur kendisi. On bir yıl önce Artron casusu olduğunu düşündüğümüz bir generali aylarca sorguladık. Adam inatla hain olmadığını söylüyordu. Tam ikna olduğumuz bir sırada bir subay adamın eline tükürdü.
Lories şaşkınlık içinde bakıyordu. Fastraion ise korktu. Artronluların istihbarat işinde bu kadar ileri gitmesi kanını dondurdu. Ryon ordusunun ikinci komutanı bir Artronluydu. Telaktron ordusunda belki bu adamlardan binlercesi vardı.
—Artron istihbaratında görevli bir tuğgeneral bu adam! —diye bağırdı Khonir.
Lories gülümsedi.
Ryonlular birbirlerine baktılar. Yüzlerindeki öfkenin yerini utanç almıştı.
Fastraion bu adamla daha fazla uğraşmak istemedi.
—Treinir! Bu adamı esir al.
Topçulara emirler veren Treinir onu duymadı. Ryonlu subaylardan biri Fastraion’ın yanına geldi.
—Efendim, o haini bize verin.
Adamın yüzünde öfke vardı.
—Ona Ryon’un misafirperverliğini gösterelim.
Fastraion bu adamı daha fazla görmek istemedi. Başıyla onayladı. Lories ‘i yerden kaldırıp götürdüler. Lories hiç direnmedi.
Para edeceğinin farkında olmalıydı.
—Ryonlular, derhal sol kanada, Ruhin de Feiron’un yanına geçin!
Ryonlu subaylar sonunda gemiyi terk ettiler.
Onları sol kanada göndermek Fastraion’ın içine sinmiyordu. Fakat onları merkezde tutmak ya da sağ kanada göndermek başka sorunlara yol açabilirdi. Dürbününü kaldırıp yaklaşan düşman gemilerine baktı.
Ryon gemilerini sola göndermek, Stayglayzer’in öfkesini de oraya göndermek demekti.
Ruhin’in işi zor olacaktı.
Fastraion, Klauser’in yardımıyla tekrar merdivene oturdu. Klauser de topçuların yanına döndü. Khonir’in Edarion’a rapor vermek için kamaraya doğru koşturduğunu gördü.
—Khonir!
Khonir hemen durup döndü.
—Bana yiyecek bir şeyler getir. Karnım acıktı.
Khonir başıyla onayladı. Kamaraya girdi. Birkaç dakika sonra helva ve ekmekle geri döndü.
—Etleri yemişler.
—Olur, bu da yeter.
Helvayı ekmeğin arasına doldurdu. Topların gümbürtüsü altında ekmeği yerken aldığı tat bir başkaydı. Helva ve top sesi onun hayatının büyük bölümünü oluşturuyordu.
Ağabeyi Raphergar’ın cephede yaptıkları düğün, Aerion’ın bir ejderha tarafından kaçırılması... Sonra dört ay boyunca bütün vadiyi arayıp Aerion’ı bir mağarada ayıyla sohbet ederken buldukları o an geldi aklına.
Gülümseyerek geminin güvertesine sinmiş barut kokusunu içine çekti. Tüm anıları birbiri ardına zihnine hücum ederken ekmekten büyük bir ısırık aldı.
Bir süre böyle oturdu. Arada bir Khonir yanına geliyor, manevralar için aldığı talimatları ilgili subaylara iletiyordu. Fastraion ise sağ ve sol kanadı sürekli izliyor, Nisbluria gelene kadar dayanabilmek için dua ediyordu.
Ruhin, yeni gelen destekle daha da agresif saldırmaya başlamıştı. Ağabeyi ise hiç istifini bozmadan ağır ağır yaklaşan düşman gemilerini batırıyordu.
Fastraion ona ne planladığını sorsa bile söylemeyeceğini biliyordu. Ağabeyi ketum bir adamdı.
Klauser’in bağırışını duydu.
—Rukondor-480’i ateşlemeye hazırlayın!
Koşarak onun yanına geldi.
—Fastraion, Stayglayzer ağır zırhlılarla sol kanada doğru yol alıyor.
Fastraion elindeki ekmekten son bir ısırık alıp ayağa kalktı. Yorgunluğu biraz olsun gitmişti.
—Hançerimi geri ver.
Klauser bundan memnun olmamış gibi görünüyordu.
—Onu bana hediye ettin sanıyordum.
—Siktir git! Ver hançerimi.
Klauser belinden hançeri istemeye istemeye çıkardı.
Fastraion hançeri alıp beline taktı. Dürbününü kaldırıp sol kanada baktı. Yanan gemilerin ışığında ağır zırhlıları gördü. Menzillerinin dışında ilerliyorlardı.
—Sonunda harekete geçti. Onu bu mesafeden vurmamız mümkün değil.
Merkezden ve sağ kanattan saldıran gemilere baktı. Merkezdekilerin çoğu daha zayıf gemilerdi. Batmak pahasına üzerlerine geliyorlardı.
Düşman aynı anda tüm gücüyle taarruz ediyordu.
—Merkezden gelen zırhlıları vurmaya devam et. Güvertede son savaş hazırlıklarını yap.
Klauser somurtarak gitti.
Nuries birkaç kez ateşlendi. Merkezden üzerlerine yüklenen zırhlıların en güçlüleri batmasına rağmen diğerleri ilerlemeye devam etti. Stayglayzer artık her şeyini ortaya koyuyordu.
O devasa topun her ateşlenişinde Prenses Zeisa sanki on yıl daha yaş alıyordu. Güverte beşik gibi sallanıyordu. Bazı askerler sarsıntıyla suya düşüyordu. Bu topu aralıksız ateşlemek gemiye ağır zarar veriyordu.
Düşman onlarca gemi kaybetmesine rağmen yaklaşmayı başardı. Üçüncü ve belki de son bordalama başladı.
Fastraion ona yaklaşan herkesi biçiyordu. Kimseye merhamet göstermiyordu. Savaşırken bir yandan emirler veriyor bir yandan düşman gemilerinin pozisyonları hakkında zihninde bir şema kuruyordu. O sırada iskele tarafından gelen karartıyı gördü.
—Ejderha! diye bağırdı gözcü.
Fastraion yaklaşan karartıya baktı.
—Aerion hava savunmalarını hazırlasın!
—Emredersiniz efendim, dedi Khonir
—Çabuk!
Ejderha alev kusarak alçalmaya başladı. Fastraion ondan çok daha büyük ejderhalar görmüştü. Ama bu kadar cesurunu ilk defa görüyordu. Normalde bir ejderha topçu menziline girmezdi ama şimdi topçular güvertede savaşırken rahatlıkla iniyordu. Ejderha yanlarında duran üç gemiyi alevler içinde bıraktı. Bazı askerler yanarak gemilerden denize atladı. Yanan etin o iğrenç kokusu, çığlıkların arasında güverteye yayıldı. Ejderha tam manevra yaptığı sırada sol kanadından vuruldu. Kardeşi Aerion muhteşem bir nişancıydı. Ejderha acı içinde yükselmeye çalıştı. Klauser yerden kaptığı bir mızrağı acı içinde kıvranan ejderhaya fırlattı. Mızrak ejderhaya yaklaşamadı ve denize düştü. Fastraion ona bakıp güldü.
—Muhteşem bir atış.
Klauser de ona sırıttı. Aerion topçuları ejderha menzilden çıkana kadar ateş etmeye devam etti.
Savaş uzadıkça yorgunluk katlanıyordu. Fastraion artık yalnızca kılıcını savuruyor gibiydi. Artık tüm gemiler birbirine girmiş, topçu ateşi tamamen kesilmişti. Sadece kılıç, ateş, gözyaşı ve acı vardı.
Düşman birlikleri sürekli geliyorlardı. Zeisa nın mümtaz mürettebatı çok yorulmuştu. Filolarındaki gemilerin çoğu düşmüştü. Tarihte birçok kez yaşandığı gibi çoklar azlara galip geliyordu.
Fastraion üzerine gelen gürzden bu sefer kaçamadı. Darbe onu sendeletti ama düşürmedi. Bir an gözü karardı. Görüşü yeniden yerine geldiğinde adam ikinci darbeyi indirmek üzereydi. Fastraion kılıcını yukarı savurdu. Adamın kolu koptu. Çığlık atan adamın gözünün içine hançerini sokup çevirdi. Görüşü hâlâ bulanıktı. Üzerine gelen bir başka adamı birkaç vuruşmada öldürdü. Sağ yanında tanıdık bir adamın sesini duydu.
—Efendim, yaralanmışsınız.
—Ne diyorsun sen?
Vizöründeki kanı sildi. Khonir’di bu.
—Varionlar geldi mi?
—Ablukayı yaramadılar.
Khonir’in gözlerinde korku belirdi.
—Efendim, karnınız! Doktor!
Fastraion karnına baktı. Zırhı paramparça olmuştu. Oluk oluk kan akıyordu. Bu ne zaman olmuştu? Böyle savaşması mümkün değildi. Kılıcını ve hançerlerini kınlarına soktu.
Kamarasına doğru yürümeye çalıştı. Ancak birkaç adım sonra sendeledi. Yere düşecekken Khonir ve birkaç subay onu tuttu. İçeri taşıdılar. Khonir masanın üzerindeki her şeyi hızla yere attı. Fastraion’u masanın üzerine yatırdılar ve zırhını çözmeye başladılar.
—Efendim iyi misiniz? Dedi subaylardan biri.
—Sence iyi miyim?
Subay sessizce masayı hazırlamaya devam etti. Doktor odaya geldi. Yüzünde korku vardı. Yatar haldeki Fastraion acıyla inledi. Kardeşini odada göremedi.
—Edarion nerde?
Kimse cevap vermedi.
—Doktor yarası ne durumda? dedi Khonir
Doktorun gözünde bir korku vardı. Fastraion kafasını kaldırdı. Tiksinerek karnına baktı. Doktor eldivenlerini ve maskesini giydi ve yarayla ilgilenmeye başladı. Çantasından çıkardığı narkozu görünce Fastraion sinirlendi. Eğer uyursa filoyu kim yönetecekti.
—Sakın… Beni tamamen uyutma.
—Efendim çok acı çekersiniz dedi Khonir
Doktor, Fastraion’un itirazı üzerine elindeki şırıngayı yavaşça çantasına geri koydu. Onun yerine başka bir iğne çıkardı.
—Karın bölgenizi uyuşturacak. Ama yine de acı duyacaksınız.
—Olur.
Sesi acıdan titriyordu. Doktor hızla çantasından pıhtılaştırıcı solüsyona batırılmış kalın sargı bezlerini çıkardı.Bezi doğrudan yaranın içine, kanayan damarların üzerine bastırmaya başladığında Fastraion’un nefesi kesildi. Boynundaki damarlar belirginleşti, alnından soğuk terler boşaldı ama ağzından tek bir inilti bile çıkmadı. Doktor iki eliyle yaranın üzerine bütün gücüyle abanırken, Fastraion kanlı elini kaldırıp Khonir’e işaret etti.
—Derhal lojistik birliğini ablukaya saldırıya gönder.
Khonir duyduğu emir karşısında dehşetle gözlerini açtı.
—Efendim, onlar savaşçı değil... Hepsi ölür!
Doktor, kanamayı yavaşlatmak için tamponu biraz daha derine itti. Fastraion’un yüzü şiddetle kasıldı ancak gözlerindeki o soğuk ve acımasız ifade değişmedi. Khonir’e dik dik baktı.
—Umurumda değil. Dikkat dağıtsınlar yeter. Varionlar limandan çıkmalı, yoksa hepimiz ölürüz.
Khonir hızla dışarı çıktı.
Fastraion arkasından bakmak istedi ama görüşü yeniden bulanıklaştı. Doktorun ellerini artık hissedemiyordu. Güvertedeki savaşın sesleri gittikçe uzaklaşıyordu.
—Efendim?
Doktorun sesi sanki çok uzaklardan geliyordu.
Fastraion bir şey söylemek istedi. Ağzını açtı fakat sesi çıkmadı.
Dışardan gelen kılıç şakırtıları artık duyulmuyordu
Ölüyor muyum?
Mümkün değil
Kalbinde bir sıkışma hisseti. Elleri kalkmıyordu.
Tanrım kardeşlerimi….