İçeriğe geç

3. Bölüm

Telaktron'un en büyük zafer kutlamalarından biri, başkentin en gösterişli konaklarından birinde yapılıyordu. Salon yüksek rütbeli subaylar, diplomatlar ve soylularla doluydu.

Uzun boylu, göbekli bir adam dans pistini gören müstesna köşesindeki masada dostlarıyla oturuyordu. Siyah ceketi altın ve gümüş madalyalarla doluydu. Ev sahibi olarak gece boyunca birçok kez dans etmiş artık yorulmuştu. Dans eden çiftleri izliyordu. Piposundan ağır ağır bir nefes çekiyor, arada bir cebindeki altın kaplama saati çıkarıp kapağını açıyordu.
Hâlâ gelmedi.

— Üzülmeyiniz Abrogodas ağabeyim.

—Üzüldüğümü nerden çıkarıyorsun Raugna?

Raugna ’nın sağında sessizce oturan adam, gecenin başından beri davetin en güzel hanımlarıyla dans etmişti. Kıvırcık saçlarının sağ yarısı, üzerindeki yakut kırmızısı takım elbisesiyle aynı çarpıcı renkteydi. Birkaç hanım hâlâ uzaktan ona bakarken, o kahverengi gözlerini Abrogodas ‘tan ayırmadan sakince konuştu:

— Dans bittiğinden beri dördüncü kez saate baktınız.

Abrogodas, Ekima Eriay'ı hiçbir zaman sevmemişti. Abrogodas onu iz sürme ve istihbarat yeteneklerinden dolayı yanında tutuyordu. Ne düşündüğünü ne istediğini anlamak imkânsızdı. En korkuncu, savaşın ortasında attığı o anlamsız kahkahalardı. Rez kanyonundaki savaşın en kanlı olduğu bir anda gülmeye başlamış. Savaş bitene kadar yüzünde korkunç bir gülümseme ile onlarca adamı öldürmüştü.  O gün, ona neden güldüğünü sormaya cesaret edememişti.

Raugna piposundan ağır bir nefes çekti, dumanı yavaşça havaya bıraktı.  Duman üstüne gelen Jihira yelpazesiyle dumanı uzaklaştırıp.

— Aytraion gelmediği için üzülüyorsunuz.

Abrogodas cevap vermedi. Üzüntüsü Aytraion ‘un gelmemesinden değildi. Asıl üzüntüsü, orduya geri dönme ihtimalinin de gelmemesiydi. Kuzeyde devam eden savaş için yeni bir ordu kurulduğunu Ekima’dan duymuştu. Bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Bu ordunun komutanı o olmalıydı.

—Üç yıl oldu.

 Sözler ağzından düşünmeden çıkmıştı.

Raugna piposunu eline aldı. Bir an sustu.

— Ordudan uzak kalmak bir asker için en kötü şeydir.

Abrogodas, kuzenin kendini anlamasına sevindi.

O gün hırsıma yenilip kendimi veliaht ilan etmeseydim, beni askerlerimden uzak tutmazlardı.

— Aytraion Efendi, Kaon gibi bir adam değil. Sizin değerinizi bilecektir, dedi Raugna

— Aytraion Efendi cepheden yeni geldi. Ailesi ile zaman geçirmek istemiştir, diye araya girdi Jihira

Abrogodas kız kardeşine hak vererek hafifçe başını salladı.  Adam daha dün cepheden gelmiş, nazır olmuş elbette dinlenmek isterdi. Hem Aytraion davetlerde nerdeyse hiç görünmezdi.

Dışarıdan bakıldığında gayet sakin pipo içen bir adamdı. Ancak içinde bir şüphe filizleniyordu.

Ya dinlenmiyorsa?

Üç uzun yıl… Telaktron da güç, askerin zihninde ne kadar yer ettiğinizle ölçülürdü. Geçen her gün gücü erimiş, unutulmaya başlanmıştı.

Abrogodas piposunu bıraktı. Masaya uzanıp beyaz şarabından bir yudum aldı. Hızla etrafı süzdü.

Rezerias davette değildi.

Gerçi Rezerias başka bir davete söz verdiğini söylemişti. Fakat... Tam da Aytraion'un katılmadığı gece onun burada olmaması rastlantı olabilir miydi? Belki de şu anda birlikte lojistik planları yapıyorlardı.

Ben varken Rezerias…

Başka birini seçiyorlardı. Kesinlikle böyleydi. Onca para harcamış, böylesine büyük bir davet düzenlemişti ama hepsi boşunaydı.  Kendi bu düşünceden kurtarmaya çalıştı. Raugna Kartion muharebesinde yaptıkları hücumu onuncu kez anlatıyordu. Düşüncelerinden kurtulmak için onu dinlemeye başladı.

Ekima dinlemiyor salonu seyrediyordu.

—Şu köşede yalnız oturan güzel hanım efendi kim?

Jihira kafasını hafice arkasına çevirip baktı.

—Kuzenimiz Eliria de Telaktron, çok güzel değil mi?

Ekima mahcup bir şekilde kafasını eğdi.

—Saçları altın sarısı?

—Annesi Varionlu.

—Davetin başından beri kapıyı gözlüyor. Dans davetimi de kabul etmedi, dedi hafif bir şaşkınlıkla.

Jihira hafifçe gülümsedi.

—Ağabeyimle aynı adamı bekliyor da ondan.

Abrogodas kendisinden bahsedildiğini anlayınca sola döndü. Bakışları Eliria'ya kaydı. Altın sarısı saçlarını ensesinde toplamış, çiçekli mavi elbisesi içinde kapıyı gözetiyordu. Onu en son kılıç eğitimi verdiği zaman görmüştü.

—Aytraion’ nun evli olduğunu bilmiyor mu?

Jihira, Abrogodas' a doğru eğilip sesini alçalttı.

—O evliliğin kâğıt üstünde olduğu tüm sosyetede konuşuluyor.

Abrogodas kardeşinin dedikodu konusundaki seviyesinden bir kez daha korktu.

— Bir kızları var diye biliyorum.

Jihira cevap verecekken Eliria birden ayağa kalktı. Yüzünde bir sevinç vardı. Genç kadın gözlerini kapıdan ayırmıyordu.

Salondaki birkaç kişi daha ayağa kalktı.  Salonda bir fısıltılar artı. Misafirler kapıya bakmaya başladı. Müzisyenler müziği durdu.

Abrogodas kapıya baktığında onu gördü.

Sonunda geldi.

Sanki göğsünün üzerinden ağır bir taş kaldırılmıştı.

Raugna sevinçle Abrogodas 'a sarıldı. Jihira' nın yüzüne bir tebessüm yayıldı. Ekima ise dikkatle kapıdan giren adamı izliyordu.

Beyaz takımı içinde, kendinden emin bakışlarıyla Harbiye Nazırı Aytraion, kapıya yakın masalardakilerle tokalaşıyordu. Uğradığı her masada birkaç kelime ediyor, kimsenin gönlünü kırmadan salonda ilerlemeye devam etti. Bir süre sonra müzik yeniden başladı; salondaki konuşmalar da yavaş yavaş eski hâline döndü. Abrogodas yerinden kalkmadan onu izlemeye devam etti.

Yüksek yıldızların temsilcilerinin ve iş adamlarının olduğu bir masada durdu. Onlarla şakalaştı. Levin Svannor ile biraz sohbet etti. Urkiyon ve Mahtron temsilcileri ise peş peşe bir şeyler anlatıyor, Aytraion onları dikkatle dinliyor arada gülümsüyor, başıyla onaylıyordu.

Sonra göz göze geldiler.

Aytraion gülümsedi. Masadakilere birkaç kelime söyleyip Abrogodas ‘ın yanına doğru gelmeye başladı. Abrogodas kendini toparladı. Niyetini belli etmemeliydi.

Aytraion masaya ulaştığında herkes ayağa kalktı. Önce Jihira ‘nın elini sıktı.

Abrogodas

—Kız kardeşim Jihira

Aytraion Jihira’ nın elini bırakırken 

— Tanıştığıma memnunun oldum hanımefendi.

Sonra Abrogodas'a döndü. Ellerini sıktıklarında Abrogodas, Aytraion'un elindeki sağlamlığı hissetti.

—Davetime geldiğiniz için teşekkür ederim.

—Geç kaldığım için kusuruma bakmayınız. İşlerimi ancak bitirebildim.

Abrogodas hafifçe başını salladı.

— Önemli değil. Sizi burada görmek benim için yeterli.

Abrogodas Ekima’ yı göstererek

— General Ekima Eriay. Kendisi bir dönem Telaktron İstihbarat Bürosu'nda görev yaptı.

Ekima saçlarını düzeltip elini uzattı.

— Sizinle tanışmak bir onurdur.

Aytraion kahverengi gözleri biraz büyüdüğü Abrogodas ’ın gözünden kaçmadı. Ekima'nın ismi sosyetede ne kadar iyi biliniyorsa, orduda da o kadar kötü biliniyordu.

— İsminizi daha önce duymuştum. Zat-ı âlinizle tanışmak şimdi nasip oldu.

Sırasını bekleyen Raugna atıldı.

—Tüm gece sizden bahsettim komutanım.  Siz ordunun başına geçmeseydiniz hepimiz ölmüş olurduk. Tanrıya şükürler olsun.

Aytraion küçük bir kahkaha attı.
— Asıl senin süvarilerin olmasaydı, ölmüş olurduk.

Aytraion Jihira nın yanına geçip oturdu. O oturunca diğerleri de oturdu.

— Pipo içmeseniz olur mu?

Abrogodas ve Raugna pipolarını kenara bıraktı. Pipoların koru bir süre daha kızıl kaldı.

—Bir şey içer misiniz? dedi Abrogodas

—Blurian şarabı olabilir.

Abrogodas servis yapan hizmetlilerden birini çağırdı. Kadın işini bırakıp geldi.

—Misafirimize Blurian getir.

Hizmetli kadın kısa süre sonra şarap ve kadehlerle geri döndü. Kadehleri doldurup sessizce çekildi.

— Kuzenim bütün gece savaştan bahsetti bir de sizden dinlemek isterim.

—Fazla vaktim yok ama size merak etiklerinizi anlatabilirim.

—Kaon ‘nun yaptığı taarruzdan bahsedin bana. Kaon neden dağdaki topçulara önlem almadı?

—Topçulardan haberi yoktu. Oraya biz daha önce geldik topların dağa çıkarılma ihtimalini düşünmedi.

Jihira elini yanağına götürdü.

—Neden emin olmadan taarruz yaptınız?

Raugna cebinden dürülü bir harita çıkarıp Aytraion’ a uzattı.

—Efendim hatıra olarak sakladım. Buradan anlatabilirsiniz.

Aytraion haritayı açıp biraz baktı. Abrogodas göz ucuyla Eliria ‘ya baktı. Genç kadın hâlâ yerinde oturuyor, gözlerini Aytraion'dan ayırmıyordu. Aytraion ceketinin iç cebinden bir kalem çıkardı. Kırmızı mürekkep kalemiyle haritada dağı, tepeleri ve ormanları işaretledi. Masadaki herkes dikkatle haritaya bakıyordu.

 — Düşmanı karşılamak için sabah erkenden gelip ormana mevzilenmiştik. Çok iyi bir savunma planı yapmıştım. Ormanın arkasındaki tepelere topları yerleştirmiştim.

Ormanın içindeki top bataryalarının yerlerini ve süvari birliklerinin konumlarını farklı şekillerle işaretledi. Ekima kafasını eğip bir müddet savaş planını inceledi. Etkilenmiş gibi gözüküyordu.

Aytraion dağı işaret etti. Yan masada bir şampanya şişesi patladı; birkaç kişi kahkahaya boğuldu. Aytraion hiç istifini bozmadı.

—Düşman ordusu öğlene doğru dağın eteklerinde mevzilendi. Onların hücum etmesini bekliyorduk. 

— O hâlde neden siz saldırdınız? diye sordu Abrogodas

—İkindi vakti çadırımıza bir haber geldi. Düşmanın sahile daha büyük bir kuvvet çıkardığına dair.

Raugna şaşkınlıkla Aytraion’a baktı

— O yüzden mi umumi taarruz emri geldi?

—Evet doğruluğu kesin olmayan bir haber yüzünden. Düşman hatlarının arkasına gönderdiğim gözcüler daha gelmemişti.

Raugna’ nın sesi sertleşti.

— O İhtiyar neye güvenerek kör bir taarruz başlattı?

Abrogodas, yan masadaki iki diplomatın konuşmalarını kesip kendilerine baktığını fark etti. Kuzenine uyarıcı bir bakış attı.

— O eski tarihten kalmış bir adamdı. Ejderhaların hala büyük bir güç olduğunu sanıyordu, dedi Aytraion.

Ekima ve Abrogodas birbirlerine baktılar. İkisi de aynı cehennemi yaşamışlardı.

—Karedar’da o devir bitti, dedi Abrogodas

Ekima başıyla onayladı.

—Ben Karedar da sırf o ok makineleri için sayfalarca rapor yazdım.

—Raporlarınızın çoğu açılmamıştır bile. Ben döndüğümde kendi raporlarımın çoğunun mührü dahi kırılmamıştı dedi Aytraion.

Abrogodas, Aytraion'un sesinde anlık bir öfke yakaladığını sandı. Bunun kendi kuruntusu mu, yoksa gerçek mi olduğundan emin olamadı. Demek ki o da Kaon'dan hoşlanmıyordu. Belki de üç yıl önce kendisinin kızağa çekilmesine karşı çıkmıştı.

Jihira merakla Aytraion'a baktı.

—Ejderhalara ne oldu?

Aborogdas kardeşinin yüzüne baktı. Kızın yüzünde hem merak hem de belli belirsiz bir mutluluk vardı. Jihira ne zamandan beri savaşa ilgi duyuyordu?

Yoksa…

Aklından geçen düşünce o kadar saçmaydı ki hemen vazgeçti. Aytraion ise hâlâ önündeki haritaya bakıyordu.

—Maalesef. Hücum ettiğimizde o ejderhalar daha düşman ordusuna yaklaşamadan birer birer düştü.

Raugna yüzünü bir hüzün kaplamıştı.

— O aletler… Birçok arkadaşımı öldürdü.

— Blurian V menzilleri eski modellerin çok ötesinde, dedi Ekima

—Savaşı nasıl kazandın? diye sordu Jihira.

Aytraion haritada kalemle geriye doğru bir hat çizdi.

—Tanrı’ya şükür o ahmak ihtiyar öldüğünde bütün riskleri göze alıp orduyu ormana doğru geri çektim. Blurian ordusu, komutanımız öldüğü için panikle kaçtığımızı sandı. Aç bir kurt gibi arkamızdan saldırdılar.

Aytraion az önce ormanda işaretlediği topçu ve süvari birliklerini gösterdi. Abrogodas savaşı kafasında canlandırmaya çalıştı.

—Menzilden çıktığımıza emin olunca topçulara ve ormanda Kaon’ dan habersiz sakladığım ihtiyat kuvvetlerine taarruz emri verdim.

Raugna gururla söze girdi.

—O süvarilerin başında ben vardım. Düşmanın arkasını sardık ve imha ettik.

Aytraion haritayı Raugna ’ya geri uzattı.

—O aletlerden ele geçirebildiniz mi? diye merakla sordu Ekima.

— O aletlerden birini ele geçirmek nasip olmadı. Biz oraya vardığımızda tüm silahları götürmüşler. Orada tepeye topları çıkarmak için kurdukları makaralı sistemleri de gördüm. Düşman komutanları canlarından çok önemsiyor o aletleri.

Abrogodas İnstegblur’ un bu gelişimini şaşkınlıkla karşıladı. Üç saat gibi bir sürede dağa taşıma sistemi kurmuş olmalarına hayranlık duydu.

Salonda çalan müzik hızlandı. Neşeli ve gösterişli bir vals melodisi bütün salonu doldurdu.

Bir süre daha masada kaldılar.

Jihira, başkentin son dedikodularından söz açtı. Geçen hafta hangi Yüksek Yıldız'ın kızının kiminle görüldüğünü, kimlerin birbirine küstüğünü, hangi ailenin yeni bir evlilik peşinde olduğunu anlattı.

Abrogodas birkaç kez gülümsedi. Bir ara kendisini tutamayıp güldü.

Ekima'nın iki dükkân sahibinin kavgasına nasıl karıştığını anlatınca masadan büyük bir kahkaha koptu.

Abrogodas kadehinden bir yudum aldı.

Başkent dedikodularından sıkılmaya başlamıştı. Artık asıl niyetini konuşmak istiyordu.

— Vaktiniz ve müsaadeniz varsa, üst katta, bu kalabalığın gürültüsünden uzak çalışma odamda biraz sohbet etmek isterim.

 — Memnuniyetle, dedi Aytraion.

Aytraion masadakilerle tokalaşıp müsaade istedi. Ardından birlikte üst kata çıktılar.

Çalışma odasına girdiklerinde kapıyı kapattılar.

Abrogodas kadife koltuğa yayılarak oturdu. Aytraion da karşısındaki koltuğa geçti. Aytraion iyi bir adamdı. Kaon'u sevmiyordu. Üstelik kuzeyde yeni bir ordu kurulacaktı. İyi bir komutana ihtiyacı olacağı kesindi.

—Kuzey cephesinde durum nedir?

—Fastraion ‘un filosu ve 3. ordu güneyde, Artron ordusunun deniz ve kara kuşatmasını kırmaya hazırlanıyor. Nitrega kuşatma altında.

—Nitrega için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

—Yeni bir ordu kurmayı düşünüyorum. Kuzey bölgelerimizde seferberlik ilan edilecek.

—Yeni ordu için bir komutan seçtiniz mi?

—Hayır. İsimler üzerinde düşünmeye devam ediyoruz.

 Abrogodas niyetini gösterme sırası geldiğini düşündü.

—Kuzeyde yeni kurulacak ordunun başına beni geçirmenizi istiyorum.

Aytraion elini şakağına götürdü.

—Sizin o ordunun başında olmanız çok iyi olurdu. Ancak bu mümkün değil.

Abrogodas'ın içindeki umut bir anda sarsıldı. Aytraion'un yüzünü inceledi.

Neden?

Daha birkaç dakika önce iyi bir komutana ihtiyaçları olduğunu söylemişti. Üstelik Kaon'u da sevmediğini açıkça belli etmişti. O hâlde mesele neydi?

— Niçin mümkün değil. Ben o orduyu tanıyorum. Honstagastlar ile defalarca savaştım. Onların ejderhalarını, silahlarını zaaflarını biliyorum. Tekrar düşünmenizi rica ediyorum.

—Sizi cepheye gönderirsem. Saray bundan hiç memnun olmayacaktır.

Abrogodas ‘ın yüzü ekşidi. Saray mı?   Sürekli önüne çıkıyorlardı.

—Siz Başkomutan Vekilisiniz, güneyden zaferle döndünüz. Kimse siz gerçekten istediğinizde karşı çıkamaz.

—Abrogodas Bey ben daha yeni nazır oldum. Sizi o ordunun başına getirirsem saray size yaptığının aynını bana da yapar.

Abrogodas Aytraion ‘nu yüzünü okumaya çalıştı.  Beni kandırıyor. Saray bahane. Onu beni ölçmek için mi gönderdiler. Kaon ‘u bilerek kötülemişti ki ona güvensin.

—Beni askerlerimden uzak tutmayın.

—Saray sizin unutulmanızı istiyor. Kaon sizi kendi isteği ile kızağa çekmedi.

Aborgodas terliyordu. Beni unutturmak mı? içinde bir fırtına esmeye başladı. Ellerini ceketinden çıkardığı işlemeli beyaz mendiline sildi.

—Beni asla unutturamazlar, dedi Abrogodas. Sesi birazcık fazla çıkmıştı.

Aytraion üzgün bir yüz ifadesi takındı.

— Saray sizin yerinize başka isimler düşünüyor.

Kim?

Abrogodas elindeki mendili hafifçe sıktı.

—Benim tahminim Varion Kuşatmasını yarmayı başarırsa General Fastraion u veliaht ilan edecek, dedi Aytraion.

Abrogodas bu ismi duyunca donup kaldı.

Fastraion mu?

O buz kalpli adamı kim severdi ki? Fastraion kibirli, acımasız, askerlerinin bile sevmediği bir adamdı. Âmâ iyi bir komutandı. Hayır, iyi değil. Çok iyi.

Varion Kuşatması'nı yarmayı başarabilecek tek adam oydu. Donanmayı ve kara ordusunu baş ve gövde gibi bir bütün hâlinde yönetiyordu.

Yine de kazanamaz, diye geçirdi içinden.
Abrogodas boğulmak üzere olan bir adam gibi bu yılana tutunmaya çalıştı. Ama tutunduğu şey ölüydü.

Fastraion kazanabilirdi. Hatta kazanacaktı.

İşte o zaman Fastraion onun boşalttığı veliaht koltuğuna otururdu. Abrogodas'ın avucunda sımsıkı buruşturduğu mendil yavaşça gevşedi. Parmakları dermansızca masaya düştü.

Demek sonu gerçekten gelmişti.

—İstediğiniz her şeyi yaparım…Lütfen benim için savaşın.

Aytraion yüzünde bir mimik göremedi. Aytraion bir müddet sessiz kaldı. Masada duran kitaplardan birini eliyle düzelti.

Bir umut var.

—Tüm bu riske değecek bir şey olabilir dedi Aytraion.

— Nedir? diye sordu. Sesi kendiliğinden çıkmıştı.

—İmparator’ un Özel Arşivi’ne girmek istiyorum dedi Aytraion fısıltıyla.

Abrogodas beyninden vurulmuş gibi oldu. Bu imkânsızdı. Onca şey varken neden bunu istiyordu? Kanunlar çok açıktı. O arşive imparatordan başka hiç kimsenin girme izni yoktu.

Bu, darağacı demekti.

— İmkânsız. Sizin bu istediğiniz imkânsız. O arşiv çok özeldir. Yalnızca İmparator'un tek başına girmesine izin vardır. İmparator bile o odaya uçan sinek dahi sokamaz. Hem sizi hem beni asarlar.

— Güzel diye karşılık verdi Aytraion buz gibi bir sesle. O zaman kimseyi karşıma almak zorunda kalmam. Güvendiğim başka bir adamı ordunun başına geçiririm.

Abrogodas'ın zihni üç yıl önceye, Rez Kanyonu'na girmeye çalışan her ordunun imha edildiği o zamana gitti. Tepelerde, kanyona nasıl gireceğini çaresizce planlarken o gelmişti.

 Ekima. Kırmızı şeytan.

 Vadiye girmenin kolay yolu karşılığında ondan onurunu istemişti. Şimdi ise masanın karşısında oturan başka bir şeytan yine imkânsız bir şey istiyordu. Abrogodas uzun bir süre düşündü. Sonunda hırsı galip geldi.

—Tanrı şahidim olsun seni o arşive sokacağım.

Aytraion yüzünde yine tek bir mimik kıpırdamadı. Çantasında bir kâğıt çıkarıp bir isim yazıp imzaladı. Sonra ona uzattı.

— Seçtiğin altı komutanı sağ tarafa yaz. Saat yedide Harbiye'nin bahçesinden Minorin havalanacak.

Abrogodas evrağı göz ucuyla inceledi.

9 Mart 8719
TELAKTRON İMPARATORLUĞU — HARBiYE NEZARETİ

…

Kuzey Orduları Komutanlığı görevine Abrogodas de Telaktron getirilmiştir.

  Aytraion
Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili

Bugün. Başından beri hazırdı diye düşündü.  İçini garip anlamlandırmadığı bir öfke kapladı. Artık geri dönüş yolu yoktu. Yemininden dönmenin neye mal olacağını biliyordu.

—Minorin’ i savaşta kullanma, sakın alçaktan uçurma, dedi Aytraion.

Abrogodas başıyla onayladı. Aytraion çantasından birkaç evrak daha çıkardı.

—Hazırsanız savaş planını size anlatmaya…

Kapıya iki kez vuruldu.

Aytraion evrakları çantasına geri koyup kafasını kapıya doğru döndürdü.

— Girin.

İçeri beyaz takım elbise giymiş uzun boylu bir subay girdi. Abrogodas onu göğsündeki altın nişandan tanıdı. O nişanı Hargis de Mahtron’ a kendisi takmıştı.

Hargis bir topuk selamı verdi.

—Efendim, sizi konağınızda bulamayınca buraya geldim.  Cepheden ok önemli bir haber var.

— Nedir? diye sordu Aytraion.

—Nisbluria, Riga limanlarını bombalıyor.