"Ağlıyorsun," dedi Zofia.
Nox eliyle gözünün altına dokundu fakat ağlamadığını, sadece gözünün hafifçe yaşardığını fark etti. Anlamsız bir şekilde Zofia'nın suratına baktı.
"Şaka yaptım," Zofia, gülümseyerek. Sonra telefonunda açık olan oyuna gömüldü. "Ama ağlayacak gibi duruyordun."
Nox içinden bu kızın burada ne işi var diye düşündü. Etrafına bakındı, fakat ondan başka kimse yoktu odada. Tekrar Zofia'ya baktığında kız telefonunu kenara koymuş, ona bakıyordu.
Bir süre öylece birbirlerine baktılar.
"Susadın mı?" Zofia.
"Hayır." Nox.
"Aç mısın?"
"Hayır."
"Tuvaletin mi geldi?"
"Hayır."
Bir süre daha bakıştılar.
Sonunda Zofia cebinden bir gofret çıkardı, paketini hızlıca soyup Nox'un ağzına doğru uzattı.
"Bunu al."
Nox kafasını yana çevirdi.
Fakat bu Zofia'yı durdurmadı; gofreti Nox'un ağzına tıkıştırmaya çalışırken bir yandan da enerji vereceğini, yataktan daha hızlı kalkacağını iddia ediyordu ısrarla.
Nox az önce gördüklerinin ağırlığı ile Zofia'nın çocuksu tavırları arasında sıkışıp kalmıştı, ne düşüneceğini bilemiyordu.
Zofia gofreti tam Nox'un ağzına sokmaya çalışırken kapıda duran Soo Yeon'u fark etti.
Elleri havada asılı kaldı.
Yüzü bir anda kızardı. Gofreti hızla geri çekip arkasına sakladı, sanki suçüstü yakalanmış gibi.
"Ben... ben sadece ona enerji versin diye..." Sesi küçüldü, gözlerini yere indirdi.
Soo Yeon'un bakışları yumuşaktı ama Zofia yine de kendini küçük hissetmekten alamadı. Az önceki o rahat, şakacı hali bir anda yok olmuştu; şimdi omuzları çökmüş, parmakları gofretin paketiyle oynuyordu.
"Zofia, Nox'la biraz yalnız konuşabilir miyim?"
"Tabii, tabii." Zofia hızla başını salladı, adeta kendini toparlamaya çalışıyordu. "Ben zaten... gidiyordum."
Kapıya doğru geri geri yürüdü, gofreti göğsüne bastırmış halde.
Kapıdan çıkmadan önce bir kez daha Nox'a baktı, sonra hızla dışarı süzüldü, arkasından kapıyı usulca kapattı.
Soo Yeon yavaşça yatağın başucuna geldi, gözleri Nox'un yüzünü tarıyordu.
"İyi misin?"
"İyiyim." Nox'un sesi düzdü. "Sadece başım biraz ağrıyor."
Karşısında duran, kimsenin göremediği o korkunç silüeti gizledi, yüzünde hiçbir iz bırakmadan.
"Buna sevindim." Soo Yeon'un dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. "İki öğrenciyle düello yapacağını duyduğumda çıldırmıştım, biliyor musun? Seni vazgeçirmeye gelecektim resmen."
Gülümsemesi genişledi bir an. "Sonra düşündüm, zaten başarır bu dedim kendi kendime."
Ama gülümseme tam ortasında kırıldı.
"Gülünç değil mi ama? Yıllardır bir kere aramadım seni, sonra çıkıp geliyorum, 'düelloya girme' diyeceğim." Kısa bir nefes verdi, neredeyse kendine gülüyordu. "Hakkım yok buna aslında."
Elini yavaşça Nox'unkinin üzerine koydu.
"Aradım seni." Soo Yeon'un sesi bir an duraksadı, sanki kelimeyi ilk kez söylüyormuş gibi ağırdı. "Duyar duymaz, o gün geri dönüp her yeri aradım."
Gözleri bir noktaya takılı kaldı, Nox'un yüzüne değil de sanki geçmişteki bir ana.
"Günlerce sordum. Kapı kapı gezdim, tanıdığım kim varsa aradım." Bir nefes verdi. "Bir market çalışanı vardı, seni tarif etmiştim ona, 'evet böyle biri geldi buraya' dedi. O gün hiç uyumadım, seni bulmak için."
Sustu bir süre.
"Ama kimse yoktu. Ne sen, ne bir iz."
Elleri Nox'un elinin üzerinde hafifçe sıkıştı.
"Sonra ne yaptım biliyor musun? Hiçbir şey. Akademiye döndüm, derslerime girdim, öğrencilerimle ilgilendim." Sesi titredi.
Gözlerini kaldırıp Nox'a baktı, bu sefer gerçekten baktı.
"O gün aramaya devam etseydim belki... belki bir şey değişirdi. Ama gittim. Kendi hayatıma devam ettim, sen kayıptayken."
Sesi kısıldı, boğazına bir şey takılmış gibi.
"Seni bulamadığım için özür dilerim."
Nox ise onu bulmasının imkansız olduğunu biliyordu. kim bilebilirdi ki bir rifte düştüğünü.
"Senin suçun değil. Ben sana daha erken ulaşmalıydım ama kim olduğumu ben bile bilmiyordum."
Soo Yeon kaşlarını çattı, anlamamıştı.
Nox kısaca anlattı: hafızasını nasıl kaybettiğini bilmiyordu, annesinin eşyalarını görünce bir şeyler geri gelmişti ama hâlâ boşluklar vardı.
"Hana'nın eşyaları?" Soo Yeon'un sesi hafifçe yükseldi. "Beni oradan mı hatırladın yani?"
"Herhalde seni çok seviyormuş annem. İsmin her yerdeydi." Nox bir an durdu. "Ama seninle geçirdiğim şeyleri hatırladığım söylenemez. O yüzden ismi bir yere oturtmak biraz zaman aldı."
"Önemli olan şu an burada olman."
İçinden, sessizce, Hana'ya seslendi: Sana verdiğim sözü artık tutabilirim.
Bir süre ikisi de hayatlarını, başlarına gelenleri anlattılar. Soo Yeon çoğunlukla akademi hatıralarını paylaşıyor, arada bir de akademi hakkında küçük bilgiler ve tavsiyeler veriyordu.
"Gücünü ne zamandan beri taşıyorsun?" diye sordu sonunda, gözlerinde bir merak vardı. "Dengeli kullanıyorsun, az kullanmana rağmen kontrolün gayet iyi."
Nox bir süre düşündü. Akademiye girmeden önce Soma'yla geçirdiği vakitleri hatırladı, sonra Lilith'le girdiği olayları, en sonunda Minami ile tanıştığı günü. Geriye saydığında üç dört ay çıkıyordu, belki daha fazla.
"Üç dört ay olmuştur," dedi. "Belki de daha fazla, tam emin değilim."
Soo Yeon'un gözleri büyüdü.
"Bu harika!" Sesi neredeyse çığlık gibiydi. "Bu kadar kısa bir zamanda senden yıllarca fazla çalışmış insanlara karşı kafa tutabilmen bile mucize."
"Teyze, biraz abartıyorsun." Nox bir an durdu. "Ayrıca... yıllarca mı?"
"Tanıştığın neredeyse her insan en az üç dört yıldır bu güçle içli dışlı. Bazıları çocukluktan itibaren taşıyor bu gücü." Soo Yeon'un sesi yükseldi, gözlerinde bir parlaklık belirdi. "Sen ise birkaç ayda akademiye katılıp onların yürüdüğü yoldan yürüyebilmişsin."
Gözünden bir damla yaş süzüldü, gülerek sildi.
"Bu gerçekten çok gurur verici."
"Teyze, sanırım burnun akıyor," dedi Nox, sesinde hafif bir alay vardı.
Soo Yeon cebinden mendil çıkarıp burnunu sildi.
"Sana öğrettiğim şeylerin işe yaraması beni oldukça mutlu etti." Sonra kaşları çatıldı. "Ama neden tekmeni kullanmıyorsun? Tekmene gerçekten odaklansaydın bugünkü karşılaşmanı hemen bitirirdin. Aynı labirentte canavara tekme atıp kafasını kopardığın gibi."
Nox elini başının arkasına götürdü.
"Şey... yani, ne bileyim." Bir an durdu. "Sanırım hemen bitsin istemedim. Açıkçası buranın tehlikeli olduğunu biliyorum, bu yüzden buraya geldiysem kendimi geliştirmem gerekli. Tek bir harekete bel bağlayamam."
"Yani bu yüzden tekmeni kullanmadın," dedi Soo Yeon, gözlerinde bir anlayış belirdi. "Kaybetme riskini göze alarak mana ile vücudunu kullanmayı çözdün ve rakibini yendin."
Elini uzatıp Nox'un saçını okşadı.
"Düşününce... her zaman böyle riskler alıyordun değil mi?"
Nox normalde eli itmek isterdi. Ama karşısındaki kadın alelade biri değildi. İkinci annesi saydığı, onu hayatta tutan şeyleri öğreten kadındı. En önemlisi, bu yakınlık ona annesinin sevgisini hatırlatıyordu.
Gülümsedi. "Hiç değişmedim, değil mi?"
Soo Yeon başını okşarken gözü beyaz saçlarına takıldı. Kaderin bir cilvesi olsa gerek, siyahın tam zıttı olan bu renk Nox'un görünüşünü tersine çevirmiş olsa da, karşısındaki Nox'un her zamanki Nox olduğunu görmek Soo Yeon'u rahatlatmıştı.
"O tekmeye eskiden verdiğin ismi hatırlıyor musun?"
Nox ve Gölge aynı anda konuştu.
"Yıldırım Mermisi."
Soo Yeon bir an durakladı, sonra kahkahayı tutamadı, elini ağzına götürdü.
"Hâlâ çok çocukça geliyor kulağa," dedi Nox, kendisi de gülümseyerek başını salladı. "Niye sürekli bunu söylüyormuşum ki acaba?"
Tam o sırada kapının önünden bir tıkırtı geldi, ardından ayak sürtme sesleri.
"Burada ne yapıyorsunuz?" Aiden'ın sesi kapının arkasından geldi, iğneleyici ve dalga geçer bir tonla.
Bir sessizlik oldu, ardından birkaç fısıldaşma. Soo Yeon gülümsemesini toparlayıp hızla kapıya yürüdü, kolunu uzatıp kapıyı açtığında karşısında dört kişi vardı: Minami, Zofia, Lilith ve Fujita, hepsi üst üste yığılmış gibi, sanki az önce kapıya yapışıp dinliyorlarmış gibi duruyorlardı. Meraklı ifadeleri bir anda şaşkınlığa döndü, gözleri Soo Yeon'dan Nox'a, Nox'tan birbirlerine kaydı.
Bir an kimse konuşmadı.
"Nox uyandı mı hocam?" Aiden sonunda sessizliği bozdu, sesindeki alaycılık hâlâ oradaydı ama gözleri gerçekten merak ediyordu.
"Evet," dedi Soo Yeon, gülümseyerek. "Henüz yeni uyandı." Grubu süzdü bir an. "Görmek mi istiyorsunuz?"
Fujita hemen öne çıktı, sanki bekliyormuş gibi bu soruyu. "Mana ile kontrol etmek istiyordum. Durumunu merak ettim ama..." Bir an durdu, sonra parmağıyla yanındakini işaret etti. "Bunu yapmamı Lilith söyledi."
"Hayır, öyle bir şey demedim ben." Lilith'in kaşları çatıldı, sesinde hafif bir rahatsızlık vardı. "Minami'yi burada beklerken gördüm, o yüzden ben de beklemeye başladım."
"Ha?" Minami'nin sesi bir anda yükseldi, şaşkınlıkla Lilith'e döndü. "Ben de Zofia'nın içeriden çıktığını gördüğüm için beklemeye başlamıştım."
Herkesin gözü şimdi Zofia'daydı. Kız bir an kıpırdandı, elleri arkasında birleşmiş, ne diyeceğini bilemeden etrafına bakındı.
"Soo Yeon öğretmenim," dedi sonunda, sesi biraz küçülerek, "benim burada durmamı istedi."
Gözleri umutla Soo Yeon'a kaydı, destek bekler gibi.
Soo Yeon derin bir nefes aldı, verdi. İçinden bir gülümseme yayıldı; Nox'un bu kadar kısa zamanda bu kadar çok kişiyi etrafına toplamış olması, kendisi de fark etmeden içini ısıtmıştı. Zofia'ya hafifçe göz kırpıp onu destekledi, sonra hepsine döndü, kapıyı iyice açarak.
"İçeri gelmek ister misiniz?"