İçeriğe geç

Yalnızlığın Türleri

Nox gözlerini açtığında kendini upuzun bir mısır tarlasının içinde buldu. Nemli toprak kokusu burnuna doldu, rüzgârın mırıltısı kulaklarında yankılandı.

Rüyada mıyım?

Ellerini toprağa bastırarak ayağa kalktı, başının üzerinden boyunu geçen mısır saplarını kenara itip ilerlemeye başladı. Her adımında yapraklar yüzünü çiziyor ama o pes etmeden kendine yol açmaya çalışıyordu.

Fakat ne kadar yürürse yürüsün sonu gelmeyen bir labirentin içinde gibiydi. Hiçbir yere varamıyordu. Sanki her adım onu daha da kaybolmaya sürüklüyordu.

Derken aniden sert bir rüzgâr koptu. Gürleyen bir uğultuyla tüm mısırlar köklerinden sökülüp havaya kalktı. Nox'un da ayaklarının altındaki denge kayboldu; rüzgâr onu savurdu, etrafındaki her şeyi uçurdu.

Bir anda sessizlik çöktü.

Nox dengesini toparladığında kendini sonsuzluğa uzanan dümdüz bir arazinin ortasında buldu. Ufuk çizgisi bile seçilmiyordu.

Göğsünde tuhaf bir his belirdi.

"Burada yalnız değilim..."

İçgüdüleri ona bunu fısıldıyordu. Başını sağa sola çevirdi, boşluğu taradı. Fakat ne bir gölge ne de bir iz vardı; hiçbir şey yoktu.

Tam pes edip omuzlarını düşürmüşken beyninin içinde bir ses belirdi.

"Nox..."

Soğuk bir ürperti sırtından aşağı kaydı. Bu sesi daha önce hiç duymamıştı. Tanımadığı, yabancı ama güçlü bir ses.

Ardından cümleler yağmur gibi zihnine düştü.

"Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. SENİ SEVİYORUM!"

Son kelime beyninde yankılandı, bir çanın çınlaması gibi kulaklarını sağır etti.

Nox irkilerek gözlerini açtı. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Ter içinde kalmıştı.

"Ne... neydi bu?"

Düşünmeye vakti kalmadan içeriden televizyon sesi geldi. Ses o kadar netti ki sanki evin duvarlarından taşarak kulaklarına doluyordu. Bir haber kanalı açıktı.

"...Fransa'da hükümet düştü. Gece yarısı yapılan açıklamada başbakan istifasını verdi. Paris sokaklarında halk protestolara devam ediyor..."

"...Nepal'de süregelen gösteriler dördüncü gününe girdi. Güvenlik güçleri ile halk arasındaki gerginlik artarken, Katmandu'da yüzlerce kişi yaralandı..."

Nox yavaş adımlarla odasından çıktı. Salonda, Soma'yı koltuğa yayılmış halde buldu. Islak kahverengi saçları omuzlarına yapışmış, keyifsiz bir suratla televizyona bakıyordu.

Nox'u fark ettiği anda yüzündeki ifade tamamen değişti; sanki maskeyi bir anda çevirmiş gibi. Yarı sahte ama oldukça neşeli bir tonla,

"Günaydın, Panda," dedi.

Nox kaşlarını çattı.

"Erken uyandım... Panda da ne alaka?"

Soma ekrandaki saati işaret etti. Dijital saat 15.00'i gösteriyordu.

Nox'un gözleri büyüdü.

"Ne ara...? Bu kadar uyumuşum... Peki sen işe gitmeyecek miydin?"

Soma kahkaha attı. Sesi biraz yorulmuş, biraz da alaycıydı.

"Dışarıdan bihabersin. Bak dışarıya. Doğa Ana ağlıyormuş gibi yağıyor. Böyle bir sağanakta işe gidemezdim."

Nox pencereye baktı. Camlardan süzülen yağmur damlaları sanki gökyüzünden ince bir perde inmiş gibi görünüyordu. Sonra Soma'nın yanına yerleşti, koltuğun kenarına oturdu.

"Acaba istasyona gidebilir miyim..." diye mırıldandı.

Soma kısık bir kahkaha daha attı.

"Eğer bir yağmur damlasına dönüşmek istiyorsan seni tutmayacağım."

Nox hafifçe iç çekti.

"Yağmur bitene kadar burada kalabilirim diye varsayıyorum."

Bir süre sessizlik oldu. Televizyondaki spiker monoton bir sesle başka kriz haberlerine geçiyordu.

Nox başını çevirip sordu:

"Kahvaltı yaptın mı?"

"Hazır ama yemedim. Seni bekledim."

Nox hafifçe başını salladı, koltuktan kalktı.

"O zaman gidip alıyorum," dedi ve mutfağa doğru yürüdü.

Soma salondan seslendi, alaycı ama içten bir kahkahayla:

"İyice evi benimsedin ha."

Nox elinde tepsiyle mutfaktan çıktı.

"Sanırım hızlı alışıyorum," dedi ifadesizce.

Tepsiyi masaya bıraktı. İkisi de sessizce çorbalarından içmeye başladılar. Sadece televizyonun tekdüze haber sesi odayı dolduruyordu.

Bir süre sonra Nox kaşlarını çattı.

"Şunu değiştirme şansın var mı?"

Soma omzunu silkerek kumandayı aldı. Ekran bir anda başka bir kanala geçti. Birkaç saniyelik cızırtının ardından bir anons yankılandı:

"-Kayıp çocuk ilanı... Son olarak Tokyo'da görüldü..."

Ekranda siyah-beyaz bir fotoğraf belirdi.

Soma kısık bir kahkaha attı.

"Seni de burada görmeyiz, değil mi?"

Nox'un yüzünde en ufak bir kıpırtı yoktu.

"Beni kayıp ilanına koyacak kadar yakın biri yok."

Soma şaşırmış gibi ona döndü. En azından gözlerinde bir üzgünlük, buruk bir ifade beklemişti. Ama gördüğü şey duygusuz, sanki çoktan kabullenilmiş bir maskeydi.

"...Ailen nerede ki?" diye sordu çekinerek.

Nox çorbasından birkaç yudum aldı.

"Öldüler."

Soma yutkundu. Bir anlık sessizlik oldu. Sonra hafifçe gülümsedi, konuyu dağıtmak ister gibi.

"Benimkiler de beni evden attı."

Nox kaşlarını kaldırdı.

"Neden?"

"Babam jonglörlük yapmamı utanç verici buluyordu," dedi Soma. Sırtını yaslayıp derin bir nefes aldı. "Aslında zengin bir aileden geliyorum. Ama onların gözünde bu iş... şaklabanlıktı. Lekeydi."

Nox gözlerini kısmıştı.

"Zenginlik içinde bir hayat yaşamak varken... şimdi bu durumda kalmaktan memnunsun?"

Soma'nın dudakları kıvrıldı. Ama bu kez alaycı değil, neredeyse sakin bir gururla.

"Tutku," dedi. "Ben bu işe tutkuyla başladım. Ve bu yolda yürümek... beni mutlu eden tek yol."

Nox sessizleşti. Kâsesini kaldırıp son damlasına kadar içti. Peçeteyle ağzını sildi. Sonra bakışlarını Soma'ya çevirdi; yüzünde ilk kez gerçekten merak eden bir gölge vardı.

"Tutku..." diye fısıldadı.

Ve birden, sanki içinde biriken bir şey taşmış gibi:

"Tutkumu nasıl bulabilirim?" diye sordu.

Soma kısa bir süre düşündü, sonra omuzlarını silkti.

"Hiçbir fikrim yok."

Nox'un yüzündeki ufak düş kırıklığı gizlenemedi. Gözleri yere kaydı. Soma bunu fark etti, hafifçe güldü.

"Ama... elbet karşına yapmak istediğin bir şey çıkar."

Nox arkasına yaslanıp derin bir nefes verdi.

"Karşıma çıksa da anlayacağımdan şüpheliyim."

Soma gözlerini kısarak onu süzdü.

"Tabii böyle etrafını garip hisler sarmıyor, birisi sana fısıldamıyor. Ama..." Gülümsemesi genişledi. "Yaptığın şeyden keyif alıyorsan ve onu hayatının merkezine koyabiliyorsan, işte o senin tutkun olur."

Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Soma başını yana eğdi.

"Peki, ileride ne yapmayı düşünüyorsun?"

Nox gözlerini kaçırdı.

"Emin değilim. Sanırım... Ryon Akademisi'ne giderim."

Söylediği anda pişman oldu. Restorandaki insanların yüzlerini hatırladı; korku, nefret, tiksinti. Belki Soma da onlardan biriydi.

Aceleyle ekledi:

"Tabii... eğer ryon olabilseydim. Gitmek isterdim."

Soma kaşlarını kaldırdı ama yüzünde alaycı bir ifade belirdi. Yalanı görmüştü. Yine de üstüne gitmedi.

"Bence güzel bir hedef. Akademi, ha? Belki orada arkadaşlar bile edinebilirsin."

Nox kaşlarını çattı.

"Ryonlardan nefret etmiyor musun?"

"Ben mi?" dedi Soma, kahkahasını bastıramayarak. "Aslında ilk defa bir ryonla karşılaşıyorum. Ve gayet normal bir insansın. Kötü biri değilsen... ne olduğun pek umurumda değil."

Nox bakışlarını kısıp devam etti.

"Arkadaş edinmek istemiyorum. Ama... sanırım gücümü öğrenmek ve kimsenin bana zarar veremeyeceği kadar güçlü olmak istiyorum."

Soma sessizce onu inceledi, sonra başını salladı.

"Çok yalnız kalacaksın."

"Yalnızlığa alışkınım. Hatta yalnız kalmadığımda daha tedirgin oluyorum."

"Bu tercih edilmiş yalnızlık değil bence," dedi Soma. Ses tonu bu kez daha ciddiydi. "Sanırım senin zorunlu yalnızlığın var."

Nox kaşlarını kaldırdı.

"O da ne demek şimdi?"

"Bir insan yalnız kalmayı tercih edebilir ama tamamen kendini hayattan soyutlamaz. Zorunlu yalnızlığa sahip olanlar ise herkese kapılarını kapatıp böyle daha iyi olacağını sanırlar. Ama kalplerinin derinliklerinde... bir kalabalığın içinde var olmak isterler."

"Saçmalık." Nox'un sesi sertti. "Yalnızlık yalnızlıktır. Nasıl olduğunun önemi yok."

Ama içi, söylediğiyle çelişiyordu. Minami'nin gülümsemesi... mor gözlü kadın... ve daha niceleri zihninde belirdi. Omzunda beliren hayali bir el hissetti. Bir anlığına içini huzur kapladı.

Soma'nın kahkahası bu anı böldü.

"Bunlar sadece benim teorilerim. Doğru da olmayabilir." Sonra gözleri parladı. "Ama madem konu açıldı... Ryonların farklı bir kimliği olduğunu duydum. Göstersene."

Nox istemsizce cebine uzandı, kimliğini çıkarıp gösterdi.

Soma kartı aldı, dikkatle inceledi.

"E, bu bizden farklı değilmiş ki."

Gülerek geri vermek yerine daha yakından baktı.

Sonra aniden kahkaha attı.

"Ryon testine girmedin mi?"

Nox'un kaşları çatıldı.

"Öyle bir şeye ihtiyacım mı var?"

"Kimliğini almak için ihtiyacın var," dedi Soma. "Ve şu an... teknik olarak suçlusun. Biliyorsun değil mi?"

Nox ifadesizce karşılık verdi.

"Bana hiç öyle bir şey söylenmedi. Nerede yapılıyor şu testler?"

Bir sonraki gün Nox kendini gri taşlarla kaplı, soğuk ve kasvetli bir binayla burun buruna buldu. Binanın sert yüzeyi gökyüzüne meydan okuyormuş gibi yükseliyordu.

Bir süre hareketsiz kaldı. Bakışları yazıya kaydı.

"Ryon Tanı Merkezi."

Okudukça tüyleri ürperdi. İçinde açıklayamadığı bir sıkıntı kabardı.

Derin bir nefes aldı ve adımlarını hızlandırdı.