İçeriğe geç

Sıfırıncı Sınıf

Ertesi Gün…

Bütün birinci sınıf öğrencileri, sınıflarına göre ayrılmış hâlde dev eğitim sahasında sıralanmıştı. Daha dün derslerin yapıldığı bu alan bugün bambaşka bir havaya bürünmüştü. Tribünlerin en üst basamaklarına kadar üst sınıf öğrencileri dolmuş, daha başlamadan tezahüratlar ve ıslıklar eğitim sahasının dört bir yanında yankılanmaya başlamıştı. Kimileri korkuluklara yaslanmış aşağıyı izliyor, kimileri ise daha şimdiden hangi sınıfın öne çıkacağını tartışıyordu.

"Hey, yakala."

Elinde iki bardak içecek ve büyük bir kova mısırla merdivenleri çıkan üçüncü sınıf öğrencisi, yiyecekleri arkadaşına uzatıp yanına oturdu. Eğitim sahasına şöyle bir göz gezdirdikten sonra gülümsedi.

"Şu manzarayı görünce kendi giriş seremonimiz aklıma geliyor."

Yanındaki öğrenci mısırdan bir avuç alıp aşağıdaki birinci sınıflara baktı.

"Evet... İnsan her sene aynı heyecanı yeniden yaşıyor."

"Dorian Vex'in inişi, ardından üst sınıfların birinci sınıfları dağıtması..."

"Akademinin en keyifli günlerinden biri."

Bir süre sessizce sahayı izlediler.

"Sence bu seneki birinci sınıflarda göze çarpan biri var mı?"

Diğeri dikkatlice aşağıya baktı. Sınıfları tek tek süzdü.

"Bir şey söylemek zor. Şimdilik hepsi acemi gibi duruyor."

"Şu Matt'i döven çocuk var ya..."

"Ha, o."

"Bence onda iş var."

Diğeri mısırı ağzına atıp başını iki yana salladı.

"Matt'i yere sermesi etkileyiciydi ama onu yenmek tek başına bir şey ifade etmiyor."

Bakışlarını yeniden sahaya çevirdi.

"Kendini göstermek istiyorsa bugün daha büyük bir şey yapması gerekecek."

İlki de aynı yöne baktı.

"Asıl benim merak ettiğim o değil."

"Neymiş?"

"Şu sıfırıncı sınıf."

Parmağıyla aşağıdaki öğrenci grubunu işaret etti.

"Daha önce akademide böyle bir sınıf hiç açılmadı."

"Ben de hatırlamıyorum."

"Özel bir sınıf mı bunlar? Yoksa başka bir şey mi var?"

İkisi de uzun süre sıfırıncı sınıfı inceledi. Öğrencilerin arasında dolaşan bakışları tek tek yüzlerde gezindi; kimi heyecanlıydı, kimi gergin, kimi de tamamen ifadesizdi.

"Ne dersin?"

"Bilmiyorum."

"Dışarıdan bakınca diğerlerinden pek farkları yok."

"Sanırım biz fazla anlam yükledik."

Tam o anda tribünlerin başka bir köşesinden heyecan dolu bir ses yükseldi.

"Dorian Vex!"

Ardından onlarca kişi ayağa kalktı.

"Bakın! Dorian Vex geliyor!"

Bu ismi ilk kez duyanlar da, Nox da dâhil olmak üzere, istemsizce başlarını gökyüzüne çevirdi.

Elleri cebinde, siyah gömleği ve uzun ceketi rüzgârda hafifçe dalgalanan siyah saçlı bir adam, hiçbir acele göstermeden boşlukta aşağı süzülüyordu. Yere inmiyor, sanki havanın kendisi onu taşıyormuş gibi ağır ağır alçalıyordu.

Öğrencilerin coşkusu her metre biraz daha artarken Dorian sonunda herkesin rahatça görebileceği bir yükseklikte durdu. Etrafına şöyle bir baktı, boğazını temizler gibi hafifçe öksürdü.

"Koç... koyun... kedi..."

Birkaç saniye bekledi.

Sonra başını hafifçe salladı.

"Güzel."

Dorian dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı.

"Sesim hâlâ taş gibi."

Kalabalığa şöyle bir göz gezdirdi, ardından iki elini hafifçe açtı.

"Selam millet."

Tribünlerden yükselen tezahüratlar bir anda daha da şiddetlendi.

"On üçüncü Giriş Seremonisi'ne hoş geldiniz."

Kısa bir duraksayıp omzunu gevşetti.

"On üç... Uğursuz sayı falan diyorlar ama ben bugüne kadar yanlışını görmedim. Demek ki o kadar da uğursuz değilmiş."

Tribünlerden kahkahalar yükselirken Dorian devam etti.

"Bu yıl akademiye epey ilginç tipler gelmiş."

Bakışları birinci sınıfların üzerinde ağır ağır dolaştı.

"Aranızda gerçekten işe yarayacak birkaç kişi var gibi duruyor."

Bir an durup sırıttı.

"Tabii geri kalanınız da... en azından seyretmesi eğlenceli olur."

Üst sınıflardan kahkahalar yükselirken birinci sınıfların arasında homurdanmalar başladı.

"Merak etmeyin."

"Eminim sevgili abileriniz ve ablalarınız sizi son derece... sıcak karşılayacaktır."

"Sıcak" kelimesini özellikle uzatarak söyledi.

"Ayrılmak isteyenler için ise her şey çok geç."

Kollarını iki yana açtı.

"Evet."

"Boş muhabbet yeter."

"On üçüncü Giriş Seremonisi'ni resmen başlatıyorum."

Parmaklarını şıklattı.

Şık!

Boşlukta mavi çizgiler belirmeye başladı. Birbirlerine bağlanan ışık parçaları saniyeler içinde devasa bir holograma dönüştü.

En üstte tek bir harf yazıyordu.

A SINIFI

İsimler mavi hologramın üzerine tek tek işlenmeye başladı. Sıralama tamamlanınca görüntü birkaç saniye havada kaldı, ardından bir titreşimle dağılıp yerini diğer sınıfa bıraktı.

"Devam edelim."

B SINIFI.

Ardından...

C SINIFI.

İsimler yine aynı hızla belirip kayboldu.

Dorian iki elini cebine soktu.

"Ve sıra geldi..."

Sesini uzatarak gülümsedi.

"...akademimizin en gizemli sınıfına."

Tribünlerden meraklı uğultular yükseldi.

"Haydi bakalım."

"Sıfırıncı sınıf."

Parmaklarını şıklattığı anda yeni bir hologram gökyüzüne yayıldı.

0. SINIF

Aiden Ryu - Akademi Rankı: 90

Zofia Wójcik - Akademi Rankı: 96

Kaito Rex - Akademi Rankı: 101

Lilith Veyra - Akademi Rankı: 108

Shou Kaai - Akademi Rankı: 114

Lorenzo - Salvi Akademi Rankı: 120

Minami - Sora Akademi Rankı: 126

Elena - Zorin Akademi Rankı: 132

Lucas - Silva Akademi Rankı: 139

Park - Min-Jae Akademi Rankı: 145

Lars - Haugen Akademi Rankı: 151

Sakura - Vane Akademi Rankı: 158

Aoki Mio - Akademi Rankı: 165

Sato Ryota - Akademi Rankı: 172

Choi Ji-Woo - Akademi Rankı: 179

Nox Miller - Akademi Rankı: 186

Fujita Aya - Akademi Rankı: 193

Emir Demir - Akademi Rankı: 200

Hologramdaki rakamlar yerlerine oturur oturmaz tribünlerde kısa süreli bir uğultu yükseldi. Bazıları isimleri tanımaya çalışıyor, bazıları ise yalnızca akademi sıralarına bakıp kendi aralarında yorum yapıyordu. İlk yüzün sonlarına kadar uzanabilen birkaç isim dikkat çekse de, genel kanı aynıydı.

"Beklediğimden daha düşük sıralamalara sahipler..."

Nox ise gözlerini listeden ayırmadı.

Şaşırmamıştı.

Kuklayla yaptığı dövüş yarıda kesilmişti. Kendi isteğiyle saldırmamış, performansını da tam olarak göstermemişti. Labirent dersi ise başlı başına bir fiyaskoydu. Takım düzenini hiçe saymış, canavarı tek başına öldürmüş, ardından grubunu geride bırakıp tek başına çıkışa yürümüştü. Öğretmenlerin puan kırması için bundan daha iyi bir sebep olamazdı.

186...

Beklediğinden farklı değildi.

İçindeki ses hafifçe güldü.

"Şaşırmadın."

"Neden şaşırayım?"

Nox bakışlarını listeden ayırmadan cevap verdi.

"Ben zayıf değilim."

İçindeki ses birkaç saniye sustu.

"Yine de insanların çoğu bunu görünce seni zayıf sanacak."

Nox'un yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

"Bırak öyle sansınlar."

Tam o sırada tribünlerden birkaç ıslık yükseldi. Bazıları sıralamayı alkışlıyor, bazıları ise hangi ismin hak ettiği yerde olmadığını tartışıyordu. Eğitim sahasının ortasında duran Dorian Vex ise bütün bu uğultuyu keyifle izliyor, sanki asıl eğlence şimdi başlıyormuş gibi gülümsüyordu.

Hana Voss kulağındaki ince iletişim kulaklığına hafifçe dokundu. Gözlerini hâlâ eğitim sahasının üzerinde tutuyordu.

"Dorian... sen de biraz abarttığını düşünmüyor musun?"

Karşı taraftan kahkahayı andıran rahat bir ses geldi.

"Hangisini?"

"Sahte sıralamalar."

Hana'nın sesi sakindi.

"Diğer öğrencilere haksızlık olacak. Sıfırıncı sınıftaki herkes, gerçek güçleriyle değerlendirildiğinde ilk elliye girebilecek potansiyele sahip."

Dorian'ın cevabı gecikmedi.

"Sadece izle."

Sesindeki keyif gizlenmeye çalışılmıyordu.

"Bu gösteri oldukça eğlenceli olacak."

Kısa bir duraksamanın ardından gülümseyerek ekledi.

"Onlara meydan okumaya kalkışan herkesin suratını görmek istiyorum."

Hana derin bir nefes verdi.

"Anladım."

Başını hafifçe salladı.

"O hâlde başlayalım mı?"

"Yolla gelsin."