Nox labirentten çıkar çıkmaz göz bandını çözüp Hana Voss'a teslim etti. Daha birkaç adım atmıştı ki Aiden ile Minami kalabalığın arasından koşarak yanına geldi. İkisinin yüzünde aynı anda merak ve rahatlama vardı.
"Nox! İyi misin?" Aiden'ın sesi telaşlıydı.
Minami hemen araya girdi. "İçeriden bir canavarın kükremesi geldi. Herkes duydu. Gerçekten canavarla mı karşılaştınız?"
"Evet."
Aiden'ın gözleri büyüdü. "Demek gerçekten vardı..."
Üçü kalabalığın dışına doğru ilerlerken Minami'nin soruları peş peşe gelmeye başladı. "Bizim labirentte sadece tuzaklar vardı. Bir tane bile canavar görmedik. Sonra ne oldu?"
"Öldürdüm."
İki çift ayak aynı anda durdu.
"...Ne?"
Nox dönüp onlara baktı. "Canavarı öldürdüm."
Aiden birkaç saniye yüzünü inceledikten sonra güldü. "Tamam, bu kadarı olmaz."
"Gözlerin kapalıydı," dedi Minami. "Yanında silah bile yoktu. Nasıl öldürdün?"
"Oldu işte."
"İnanmıyorum."
"Ben de," dedi Aiden. "Bize biraz daha gerçekçi bir yalan söyle."
Nox yalnızca ellerini ceplerine soktu. "İster inanın ister inanmayın."
Tam o sırada eğitim alanının öteki ucundan Elias Kane'in sesi yükseldi.
"Aiden Ryu!"
Aiden'ın yüzündeki gülümseme kayboldu. "Benim sıram."
Koşarak öğretmenlere giderken Minami de arkasından seslendi. "Haydi Aiden! Yaparsın sen de!"
Nox onları bir süre izledi. Kalabalığın sesi yeniden birbirine karışırken kendisi o gürültünün dışına çekildi. Eğitim alanının kenarındaki uzun taş bloğa oturdu ve başını geriye yasladı.
Nihayet birkaç dakika yalnız kalabilecekti.
Arkasından gelen hafif ayak sesleri bu düşünceyi kısa sürede bozdu.
Zofia, ellerini arkasında birleştirmiş, parmak uçlarında hafifçe sallanarak yanına geldi. Hiçbir şey söylemeden oturdu. Bir süre ikisi de konuşmadı. Sessizlik tuhaf değildi; aksine Nox'un gün boyunca hissettiği en rahat şeydi.
Sonunda Zofia başını ona çevirdi.
"Yanında çikolata var mı?"
Nox istemsizce güldü. "Demek gerçekten çikolata bağımlısısın."
Zofia kaşlarını çattı. "He?"
"Seni hatırladım. Çikolata istemeni falan."
Bal rengi gözleri bir anda parladı. Sevinç yüzüne yayılmadan önce onu bastırmaya çalıştı ama dudaklarının kenarları çoktan yukarı kıvrılmıştı. Ayağının ucuyla yere hafifçe vurmaya başladı.
"Sevindim..."
Ardından tanıdık bir ses geldi.
"Nox?"
Nox gözlerini kapattı. "Seninle uğraşacak modda değilim, Lilith."
Lilith bu cevabı hiç duymamış gibi yanlarına geldi. Önce Zofia'ya, sonra Nox'a baktı. Yüzündeki hafif gülümseme, gözlerindeki tehditin aksine oldukça masum görünüyordu.
"Hmm... Bence modundasın."
Yanına oturup Nox'un elinin üzerine elini bıraktı.
Tam konuşacağı sırada Minami'nin sesi duyuldu.
"Nox?"
Üçü birden ona döndü.
Minami birkaç metre ötede durmuş, karşısındaki manzarayı anlamlandırmaya çalışıyordu. Bakışları önce Zofia'ya, sonra Lilith'in Nox'un elindeki eline kaydı.
Zofia da Lilith'e baktı.
Lilith'in gülümsemesi değişmedi.
Ama gözlerindeki sıcaklık kayboldu.
Minami'nin yüzündeki ifade de aynı şekilde sessizleşti. Kimse bir şey söylemedi. Yine de aralarındaki birkaç metre, bir anda olduğundan çok daha uzun görünüyordu. Lilith'in parmakları Nox'un elinin üzerinde hafifçe sıkıldı.
Nox gözlerini kapattı.
Yalnız kalmak istediğimde neden hep böyle şeyler oluyor?
Zihnindeki ses hemen cevap verdi.
"Konuş da tadını çıkar. Üç kızın etrafında olması bu hayatta isteyebileceğin en güzel şey."
Üç kızı boş ver. Şu an etrafımda konuşan hiçbir şey istemiyorum.
Nox ayağa kalktı.
"Aiden'la gitmemiş miydin?" diye sordu Nox.
"Gitmiştim ama..." Minami gülümsedi. "Onun çıkışını beraber bekleriz diye düşünmüştüm."
Cümlenin geri kalanı bakışlarında kaldı.
Nox ellerini ceplerine soktu.
"Kimsenin beni bulamayacağı bir yere gidiyorum."
Birkaç adım attıktan sonra arkasına bile dönmeden ekledi:
"Beni takip etmeyin."
Zofia telaşla ellerini birbirine geçirdi. "Şey... Ben zaten takip etmeyecektim."
Lilith ise yalnızca Nox'un arkasından baktı.
Ayağa kalkarken Minami'nin yanından geçti ve elini onun omzuna koydu. Parmakları bir anlığına sertçe bastırdı.
Minami'nin omzundan geçen sızı yüzüne yansımadı.
Lilith uzaklaşınca Zofia da ayağa kalktı.
"Ee... sonra görüşürüz."
Minami'ye küçük bir gülümseme bıraktı ve Nox'un gittiği yönün tersine doğru uzaklaştı.
Günün son dersi bittiğinde öğrenciler yeniden eğitim alanında toplandı. Gün boyunca süren hareketliliğin yerini bekleyiş almıştı. Hana Voss öne çıktığında öğrencilerin konuşmaları birer birer kesildi.
"Bugünkü eğitimler yalnızca sizi tanımak için değildi."
Bakışları sıranın üzerinde gezindi.
"Aynı zamanda akademideki ilk Rank sıralamanızı belirlemek içindi."
Kalabalığın içinden uğultular yükseldi.
"Bu akademide herkes sıralanır. Sıralamanız yükseldikçe daha iyi odalara yerleşir ve daha fazla Ryonium kazanırsınız."
Kısa bir gülümseme belirdi.
"Kendi sınıfında ilk beşe girenler ise öğretmenlerden birebir özel eğitim alma hakkı kazanır."
Aoki Mio elini kaldırdı.
"Bunu bize daha önce söylememiştiniz."
Hana'nın bakışları doğrudan ona çevrildi.
"Ne oldu? Rekabetten mi korkuyorsunuz?"
Elini indiren Aoki cevap vermedi.
Hana bir adım öne çıktı.
"İyi dinleyin."
Sesi eğitim alanının taş duvarlarında yankılandı.
"Burası bir okul değil."
Bir adım daha.
"Burası sizi hayatta kalmaya hazırlayan bir akademi."
Yumruğu yavaşça kapandı.
"Yanınızdaki arkadaşınız güçlenirse sizi geçecek. Siz güçlenirseniz onu geçeceksiniz. Burada kimse sizi elinizden tutup zirveye çıkarmayacak."
Sesi giderek yükseldi.
"Düşeceksiniz. Kalkacaksınız. Yeniden düşeceksiniz. Ama her seferinde biraz daha güçlü ayağa kalkacaksınız."
Son cümlesi neredeyse bir meydan okumaydı.
"Çünkü bu dünyada zayıfların sonu değişmez."
Sessizlik.
"Ya bir hiç olarak ölürsünüz..."
Bakışları öğrencilerin üzerinden geçti.
"...ya da korkularınıza yenilip burayı terk eder, eski sıradan hayatınıza dönersiniz."
Hana yumruğunu açtı.
"Ama burada kalmayı seçen herkesin tek bir hedefi olmalı."
Gözleri sertleşti.
"Her gün dünkü hâlinizi ezip geçmek."
Sözleri sona erdiğinde eğitim alanında çıt çıkmıyordu.
Öğretmenlerin bulunduğu tarafta Shin Rhea hafifçe iç geçirdi.
"Çok gaza geldi..."
Yanındaki Takahashi Reina'ya baktı.
"Sen de öyle düşünmüyor musun?"
Reina gözlerini Hana'dan ayırmadı.
"İnsanları peşine takma konusunda gerçekten çok iyi."
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
"Belki de bu yüzden müdür yardımcısı olabilmiştir."