İçeriğe geç

Jonglör

Gün ağır ağır akşama devrildi, gökyüzü morla karışık kızıl bir renge boyandı. Güneşin yerini ay aldığında Nox hâlâ yürüyordu.

Adımları ağırlaştı, kasları sızladı.

Bir köşe bulup oturdu.

“Bacaklarım… ağrıyor. Kaç saattir yürüyorum ben?”

Ellerini dizlerine koyup öne eğildi.

O sırada midesi homurdanarak kendi tepkisini verdi.

“Üzgünüm midem… sana para harcayamayacağım.”

Başını sallayıp doğruldu, kararlı bir nefes verdi.

“Öyleyse… istasyona doğru yola koyulalım.”

Ayağa kalktı, yavaş ama kararlı adımlarla yürümeye başladı.

Biraz yürüdükten sonra Nox, önceden gördüğü jonglörü yeniden fark etti.

“Gitmeden son kez izlemeliyim.” diye düşündü ve yavaşça küçük kalabalığa yaklaşıp izlemeye koyuldu.

Jonglör, Nox’u görür görmez tanıdı; göz kırpıp hiç ara vermeden gösterisine devam etti.

Birkaç dakika sonra ellerini havaya kaldırıp bağırdı:

“Ve işte, günün son gösterisine geldik!”

Kalabalıktan uğultular yükseldi, herkes daha da dikkat kesildi.

Nox da merakla bekliyordu.

“Bu gösteri için bir adet eşe ihtiyacım var!” dedi jonglör.

“Gönüllüler, lütfen ellerini kaldırsın!”

Birkaç el havaya kalktı.

Nox kollarını göğsünde kavuşturmuş, gayet kararlı bir şekilde kıpırdamıyordu.

Jonglör kalabalığı süzdü, sonra ani bir hareketle parmağını doğrulttu.

“Seni seçtim! Kar saçlı çocuk!”

Kalabalık bir anda dönüp Nox’a baktı.

Nox ise yüzünü buruşturdu.

Ama el bile kaldırmadım ki… diye geçirdi içinden.

Bir an geri çekilmeyi düşündü, fakat sonra derin bir nefes aldı.

En fazla ne olabilir ki…

Yavaş adımlarla öne çıktı, kalabalık alkışlarla ona yol açtı.

Jonglör büyük bir şovmen edasıyla elini Nox’a uzattı.

“Buyurun sahneye efendim! Bugünün yıldızı sizsiniz!”

Nox, “Harika… tam da istediğim şeydi.” diye homurdandı ve sahneye çıktı.

Nox, jonglörün işaretiyle sahneye yürüdü.

Kalabalık alkışlarla ona yer açarken o, biraz isteksiz, biraz da meraklı bir ifadeyle etrafına baktı.

“Kar saçlı çocuk mu? Pek yaratıcıymış.”

Jonglör gülümseyerek kalabalığa döndü.

“Daha önce hiç böyle bembeyaz saçları olan birini gördünüz mü?”

“Hayııır!” diye bağırdı kalabalık hep bir ağızdan.

Nox gözlerini devirdi.

“Sanki sirkteyim…”

“Peki!” dedi jonglör, elindeki üç parlak topu havaya kaldırarak.

“Günün son gösterisinde bir oyunumuz var. Adı: Kaybolan Toplar!”

Toplardan birini Nox’un eline tutuşturdu.

“Senin görevin basit. Ben topları havada çevirirken sen düşen fazlalıkları yakalayacaksın. Bir tür… yardımcı çöp kutusu.”

Kalabalık kahkahalara boğuldu.

“Harika,” dedi Nox kuru bir sesle.

“Hayatım boyunca hep çöp kutusu olmayı istemişimdir.”

Jonglör dramatik bir şekilde topları fırlattı.

Birini bilerek çok yükseğe savurdu.

“Ah!” diye bağırdı sahte bir telaşla.

Top Nox’un üzerine düştü.

Nox refleksle yakaladı.

“Gördünüz mü!” diye bağırdı jonglör, seyirciye dönerek.

“Doğuştan yetenekli!”

Alkışlar yükseldi.

Bir topu ayağıyla sektirip Nox’un kafasına doğru gönderdi.

Nox yüzünü buruşturdu ama yakaladı.

“Beni böyle kullanmaya devam edersen sinirleneceğim.”

“Seyirci seni sevdi!” dedi jonglör sahte bir ciddiyetle.

Gösteri ilerledikçe hızlandı.

İki topu aynı anda Nox’a fırlattı.

Nox ikisini de yakalamaya çalışırken seyirci kahkahalara boğuldu.

Ardından cebinden gizlice dördüncü bir top çıkardı ve yoktan var etmiş gibi gösterdi.

Seyirci büyülenmiş gibi alkışladı.

“Şimdi final zamanı!” dedi jonglör.

Cebinden parlak, neredeyse yanıp söner gibi duran özel bir top çıkardı.

Dramatik bir ses tonuyla ekledi:

“Efsaneye göre bu topu yakalayamayanın alnında üç gün boyunca kocaman bir gülücük izi çıkar!”

Kalabalık gülmekten kırıldı.

“Bana masal anlatmayı bırak da at şunu.” dedi Nox, gözlerini kısarak.

Jonglör topu gökyüzüne fırlattı.

Kalabalık nefesini tuttu.

Top hızla düşerken Nox ellerini açıp yakaladı.

Seyirciden büyük bir alkış ve tezahürat yükseldi.

“Ve işte! Kar saçlı kahramanımız günü kurtardı!” diye bağırdı jonglör.

Alkış tufanı arasında Nox biraz utandı, fakat dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.

Seyirciler yavaş yavaş dağılmaya, birkaç meraklı çocuk da annelerinin elini çekiştirerek uzaklaşmaya başlamıştı.

Ortada yalnızca jonglör ve Nox kalmıştı.

Jonglör, ellerini birbirine çırparak döndü.

“Bana yardım eder misin burayı toplamakta?” diye sordu, sesinde alışkanlıkla karışık bir rica vardı.

Nox ifadesiz yüzüyle omuz silkti.

“Biraz boş zamanım var.”

“Harika!” dedi jonglör, gözlerinde belli belirsiz bir parıltı yanıp sönüyordu.

Teşekkür edip ipleri, topları, parlayan halkaları toplamaya başladı.

Nox da sessizce birkaç torbayı toparlayıp yanına bıraktı.

Birkaç dakika uğraştıktan sonra jonglör doğruldu, alnındaki teri kolunun tersiyle sildi.

“Evim buradan uzak değil,” dedi.

“Bunları oraya beraber taşıyalım. Sana da bir şeyler ısmarlayayım.”

Sonra sahte bir ciddiyetle ekledi:

“Fakat müessesemizde alkol bulunmamaktadır.”

Nox, ağır bir torbayı sırtlanırken başını yana eğip baktı.

“Sanırım su yeter.”

Jonglör kıkır kıkır güldü, sesi sokağın taş duvarlarında yankılandı.

“En iyisi,” dedi.

İkisi yan yana yürümeye başladılar.

Nox sırtındaki torbanın ağırlığını pek hissetmiyordu; daha çok, yanında yürüyen bu tuhaf adamın neyin peşinde olabileceğini düşünüyordu.

Jonglör ise neşeli bir mırıldanmayla, sanki hâlâ sahnedeymiş gibi hafif adımlarla ilerliyordu.

Nox, eve vardıklarında karşısına çıkan manzaraya dikkatle baktı.

Küçük, tek katlı, bahçesi bile olmayan, düz tabanlı çatısıyla sıradan bir evdi.

Eğer tek gelir kaynağı bu sokak gösterileriyse, böyle bir yerde kalması mantıklı, diye geçirdi içinden.

Jonglör anahtarı çevirdi, kapıyı açarken teatral bir edayla kollarını iki yana açtı.

“Kıymetli evime hoş geldiniz!”

Nox sessizce adımını attı.

İçeride loş bir ışık ve hafifçe dağınık ama samimi bir hava vardı.

“Bunları nereye bırakmalıyım?” diye sordu elindeki torbaları göstererek.

Jonglör salonun köşesini işaret etti.

“Üst üste koyabilirsin.”

Nox torbaları nizami şekilde yerleştirirken göz ucuyla etrafı süzdü.

Salon oldukça küçükmüş, diye düşündü.

Tam o sırada jonglör elinde bir bardak suyla belirdi.

Koltuğu işaret ederek,

“Otur biraz,” dedi.

Nox sessizce oturdu.

Su bardağını teşekkür ederek aldı ve tek dikişte içti.

Soğuk su boğazından aşağı inerken bedenine aniden bir yorgunluk çöktü.

“İstersen bir bardak daha getireyim,” dedi jonglör gülümseyerek.

Nox başını salladı.

“Teşekkürler… ama ben artık gideyim.”

Ayağa kalkmaya çalıştı.

“Çok acelen yoksa bu gece burada kalabilirsin,” dedi jonglör.

“Sana zahmet çıkarmak istemem.”

“Bugünkü mükemmel performansın için bir maaş gibi düşünebilirsin.”

Nox, bacaklarının tutmadığını hissetti.

Sanki yorgunluk kemiklerine kadar işlemişti.

Sanırım onu dinlemeliyim…

“Sadece bu gecelik,” dedi.

“Harika!”

Jonglör hemen doğruldu.

“Odanı hazırlayayım.”

Ve içeri doğru kayboldu.

Nox tekrar koltuğa otururken içeriden seslendi jonglör:

“İsmin ne, kar saçlı çocuk?”

“Nox.”

“Ben de Soma,” diye cevap geldi.

“Nereden geliyorsun Tokyoya?”

“Osakadan geldim… bugün geri dönmek üzereydim aslında.”

Soma, odaların birinden kapıda belirdi.

“Osakada da böyle misin, yoksa Tokyoya özel mi?”

Nox kaşlarını çattı.

“Ne söylemek istiyorsun?”

“Yanlış anlattıysam özür dilerim… Ama bir eve sahipmiş gibi görünmüyorsun.”

Nox başını hafifçe eğdi.

“Sanırım öyle.”

Soma gülümser gibi yaptı, sonra dolaba işaret etti.

“Acıktıysan yemek var. Ama ben artık yatmak zorundayım, yarın işe çıkmam gerekiyor.”

“Her gün böyle mi çalışıyorsun?” diye sordu Nox.

“Gerektiğinde, evet.”

Soma kapıya yöneldi.

“İyi geceler.”

Nox yalnız kaldığında kısa bir süre evi gözden geçirdi.

Karnı guruldasa da kendi kendine,

Yarın yerim, dedi.

Küçük odalardan birine göz attı; yatağı, daracık alanı ve boş raflarıyla oldukça sade bir odaydı.

İşimi görür.

Çantasını yatağın yanına bıraktı.

Yatağa uzandığında bir anlığına Keşke ceketimi de alsaydım, diye düşündü.

Tavanı izlerken siyah saçlı, mor gözlü kadın belirdi zihninde.

Umarım ceketimi çöpe atmamıştır…

Gerçekten benden hoşlanıyor mu?

Göz kapakları ağırlaştı.

Düşünceler bulanıklaştı ve aniden derin bir uykuya daldı.