"O hâlde başlayalım mı?"
"Yolla gelsin."
Dorian'ın sesi kulaklıktan kesildi. Hemen ardından havada süzülen Dorian, aşağıdaki yüzlerce öğrenciye baktı.
"Hadi bakalım, birinci sınıflar! Kendinize sağlam bir yer bulun."
Sözünü bitirir bitirmez eğitim sahasının tam karşılıklı iki ucunda iki farklı ışık aynı anda parladı.
Sol taraftan su yeşiline çalan parlak bir enerji çizgisi fırladı. Sağ taraftan ise göz kamaştıracak kadar yoğun, altın sarısı bir ışık ona doğru hücum etti. İki enerji, saniyenin çok küçük bir kesrinde arenanın tam merkezinde çarpıştı.
BOOOOM!
Patlamanın oluşturduğu basınç dalgası tribünlere kadar ulaştı. Rüzgâr öğrencilerin saçlarını ve üniformalarını savururken tüm eğitim sahası birkaç anlığına su yeşili ve altın renkli ışıklarla kaplandı.
"Ne oluyor?!"
"Çok hızlıydı!"
"Kim onlar?"
Şaşkınlıkla karışık haykırışlar tribünlerin dört bir yanından yükselirken Dorian, iki elini cebine sokup manzarayı birkaç saniye keyifle izledi. Sonra ağzının kenarı yukarı kıvrıldı.
"İşte başladı."
Başparmağını omzunun üzerinden rastgele salladı.
"Bana müsaade."
Cümlesi biter bitmez bulunduğu yerde yalnızca havayı titreştiren zayıf bir dalga kaldı. Dorian Vex, insan gözünün takip edemeyeceği bir hızla ortadan kaybolmuştu. Tribünlerdeki uğultu ise aksine daha da büyüyor, herkes arenanın ortasında çarpışan iki gizemli figürün kim olduğunu görmeye çalışıyordu.
Su yeşili ve altın sarısı enerjiler çarpıştıktan sonra oluşan patlama yavaş yavaş dağılırken iki siluet de havada geriye savruldu. Birkaç metre açıldıktan sonra aynı anda dengelerini yeniden kurup boşlukta karşı karşıya durdular.
Nox gözlerini hafifçe kıstı.
"Shin Rhea."
"Takahashi Reina."
İsimler duyulur duyulmaz tribünlerden alkış ve ıslıklar yükseldi. Üst sınıf öğrencilerinin büyük kısmı ayağa kalkmış, daha düello başlamadan tezahürat yapmaya başlamıştı.
Reina katanasını omzuna yasladı.
"Uzun zaman olmuş."
Shin Rhea gözlüğünü düzeltti.
"Son düellomuzdan beri epey zaman geçti."
"Bugün de çocuklara güzel bir açılış borçluyuz."
Rhea'nın dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
"Öyleyse gösteriyi uzatalım."
Reina cevap vermedi. Bir anda ortadan kayboldu ve bir sonraki an Shin Rhea'nın arkasında belirip katanasını çapraz şekilde savurdu. Henüz hedefe ulaşamadan Rhea'nın arkasında beliren yarı saydam bir ruh saldırıyı tek eliyle durdurdu. Kılıçla ruhun eli çarpıştığında havaya altın ve su yeşili kıvılcımlar saçıldı.
Reina geri çekilmek yerine saldırılarını hızlandırdı. Katanası her savruluşunda havada ateşten izler bırakıyor, onlarca kesik aynı anda farklı açılardan geliyordu. Shin Rhea ise yerinden neredeyse hiç oynamıyor, her saldırıyı arkasında beliren farklı ruhlar karşılıyordu. Kimisi kılıcı avuçluyor, kimisi omzuyla durduruyor, kimisi ise Reina'nın önünü keserek onu yön değiştirmeye zorluyordu.
Bir anda Reina havaya yükseldi. Katanasını iki eliyle kavrayıp aşağı indirdiğinde metrelerce uzunlukta altın renkli bir ateş yarığı eğitim sahasını ikiye bölecekmiş gibi ilerledi. Rhea önüne çağırdığı devasa ruhun tek yumruğuyla saldırıyı parçaladı. Alevler iki yana savrulurken gökyüzü peş peşe gelen patlamalarla doldu.
"Vay..."
Minami istemsizce nefesini tuttu. Aiden ise gözünü bile kırpmıyordu.
Reina yeniden saldırıya geçti. Bu kez her kılıç darbesiyle havaya küçük ateş sembolleri bırakıyor, semboller birkaç saniye sonra aynı anda patlayarak Rhea'yı dört bir yandan kuşatıyordu. Rhea'nın etrafında beliren farklı ruhlar ise saldırıları bedenleriyle karşılıyor, patlamaların arasından uzanan dev kollarıyla Reina'yı yakalamaya çalışıyordu. İkisi de birbirini alt etmeye çalışmıyor, yalnızca her hamlede izleyenleri daha da şaşırtıyordu.
Nox sessizce izledi.
"İkisi de şov peşinde."
Bir süre daha süren düellonun ardından ikisi de aynı anda birbirlerinden uzaklaştı. Reina katanasını önünde dik tuttu, işaret parmağıyla havaya yukarı doğru incelen ve ucu kıvrılan tek bir alev çizgisi bıraktı.
Altın sembol gökyüzünde parlamaya başladı. Shin Rhea sembole baktı, ardından sağ elini kaldırarak su yeşili manayla tek hamlede ters bir soru işaretini andıran sembolünü çizdi.
"Son saldırını yap."
Reina gülümsedi.
"Pişman olma."
İkisi de aynı anda avuçlarını sembollerine vurdu. Reina'nın sembolünden gökyüzünü yaran devasa altın bir alev sütunu fırlarken, Shin Rhea'nın arkasındaki bütün ruhlar tek bir varlıkta birleşip su yeşili bir mana dalgasına dönüştü. İki saldırı havanın tam ortasında çarpıştı.
Bir anlığına bütün eğitim sahası sessizliğe gömüldü. Sonra gökyüzü beyaza kesen dev bir ışık patlamasıyla aydınlandı.
Patlamanın ardından su yeşili ve altın renkli mana parçacıkları yağmur gibi bütün arenanın üzerine süzülürken tribünler kulakları sağır edecek kadar yüksek alkış ve tezahüratlarla yankılandı. Giriş seremonisi, tam da bekledikleri gibi başlamıştı.
Gösteri sona erdiğinde eğitim sahası adeta ayağa kalkmıştı. Alkışlar, ıslıklar ve tezahüratlar birbirine karışıyor, biraz önce yaşanan düello herkesin diline düşüyordu. Birinci sınıflar hayranlıkla gökyüzüne bakıyor, üst sınıflar ise iki öğretmenin kullandığı teknikler üzerine kendi aralarında tartışıyordu.
Nox hariç.
Ne alkışladı ne de başını kaldırıp son kez baktı. Bu kadar gürültülü ortamları hiçbir zaman sevmemişti. Güç gösterileri de ilgisini çekmiyordu.
Sessizce arkasını döndü ve eğitim sahasının kapısından içeri girerek uzun, taş duvarlı koridorlardan yürümeye başladı. Koridorlarda yalnızca ayak sesleri yankılanıyordu. İlk gördüğü boş köşeye oturup sırtını soğuk duvara yasladı, dizlerinden birini kendine çekti.
İçindeki ses hafifçe söylendi.
"Ben gösteriyi izlemek istiyordum."
Nox gözlerini kapattı.
"Her şeyi bildiğini sanıyordum."
Kısa bir sessizliğin ardından alaycı bir ses tonuyla ekledi.
"Kıytırık bir akademi gösterisi mi seni bu kadar heyecanlandırıyor?"
Ses bu kez hemen cevap vermedi. Sessizlik birkaç saniye sürdü.
"Benim kadar yaşadığında anlarsın."
Nox kaşını kaldırdı.
"Neyi?"
"Bazen en saçma görünen anlar, geriye dönüp baktığında en değerli hatıraların olur."
Nox burnundan hafifçe soludu.
"Nasihat veresin mi tuttu?"
Başını duvara yaslamaya devam etti.
"Yabancının beynini işgal eden bir parazite göre fazla yumuşaksın."
İçindeki ses gücenmiş gibi iç çekti.
"Oldukça agresifsin."
Sonra sesi alışılmadık şekilde yumuşadı.
"Yine de bana izletir misin?"
Nox gözlerini açtı.
"Ciddi misin?"
Cevap gelmedi. Sessizlik, söylenmiş "evet"ten daha anlamlıydı.
Nox derin bir of çekti.
"Yapacak daha iyi bir işim de yok zaten."
Ayağa kalkıp koridordan geri yürümeye başladı. Açık alana çıkacağı sırada durup içinden mırıldandı.
"Bunu senin için yaptığımı sanma."
İçindeki ses bu kez gecikmeden cevap verdi.
"Teşekkür ederim."
Nox istemsizce gözlerini devirdi.
Eğitim sahasına geri döndüğünde kalabalığın uzağındaki bir sütuna sırtını yasladı. Ellerini göğsünde birleştirip konuşmadan gökyüzüne baktı.
Bu sırada gösteriler devam ediyordu. Gökyüzünde rengârenk üniformalar giymiş gösteri ekibi, yerçekimine meydan okuyormuş gibi havada birbirlerinin etrafında dönüyor, kusursuz bir uyumla şekiller oluşturuyordu. Bir anda yıldız, ardından çiçek, sonra da dev bir akademi arması meydana getiriyor, her hareketlerinde arkalarında parlayan mana izleri bırakıyorlardı.
Birkaç dakika sessizce izledikten sonra Nox içinden sordu.
"Nasıl herkes uçabiliyor?"
İçindeki ses hiç düşünmeden cevap verdi.
"Yerçekimi diye bir mana türü duydun mu, dâhi?"
Nox ifadesizce gökyüzünü izlemeyi sürdürdü.
"Hayır."
"Geniş çaplı bir yerçekimi manipülasyonu kullanıyorlar. Kendi ağırlıklarını neredeyse yok sayıp havada hareket edebiliyorlar. Gösteri ekibinin tamamı aynı büyüyü senkronize şekilde sürdürüyor."
Nox kısa bir "Hımm." çıkardı.
"İyiymiş."
Sonra yeniden sustu.
Gösteriler biri bitmeden diğeriyle devam ediyor, müzikler eğitim sahasını dolduruyor, binlerce öğrenci coşkuyla her gösteriyi alkışlıyordu. Nox ise bütün o kalabalığın içinde, en sessiz köşede durup yalnızca izliyordu. İlk kez bu kadar büyük bir kutlamanın ortasında bulunmasına rağmen, bütün o tezahüratlar ve alkışlar Nox'a sanki kilometrelerce öteden geliyormuş gibi hissettiriyordu.
Bir süre sonra son gösteri de bitti. Gökyüzündeki ışıklar birer birer sönerken Dorian Vex yeniden havada belirdi. Ceketinin yakasını düzeltti, aşağıdaki binlerce öğrenciye göz gezdirdi ve her zamanki rahat tavrıyla sırıttı.
"Şov kısmı burada bitti."
Kollarını iki yana açtı.
"Şimdi sıra asıl eğlencede."
Tribünlerden birkaç ıslık yükseldi.
"Üst sınıfların birinci sınıfları ağırlama töreni."
Dorian parmağını aşağıdaki öğrencilere doğrulttu.
"Kurallar basit. Gözünüze kestirdiğiniz çömezleri sahneye çağırın."
Dudaklarının kenarı biraz daha yukarı kıvrıldı.
"Sonrası tamamen size kalmış."
Kalabalığın uğultusu bir anda büyüdü. Üst sınıflar çoktan aşağıdaki birinci sınıfları incelemeye başlamıştı.
Nox ise içinden sessizce ofladı.
Biri tarafından seçilmek istemiyorum.
Kalabalığın ortasında bir sirk hayvanı gibi dövüşmek istemiyordu. Daha da önemlisi, bunu yapması için tek bir sebebi bile yoktu.
Kimse fark etmeden yeniden gözden kaybolmak niyetiyle arkasını döndü ve eğitim sahasının çıkışına doğru yürümeye başladı.
İçindeki ses hemen itiraz etti.
"Hey! En keyifli kısmı başlıyor!"
"Nereye gidiyorsun?"
"Geri dön."
Nox iki elini kulaklarına götürdü.
"Seni duymamamın bir yolu yok mu?"
Kaşlarını çattı.
"Bir de kafamın içinde bağırmayı kes."
İçindeki ses hiç aldırmadı.
"Ben birkaç tane üst sınıfın götünü tekmelemeni izlemek istiyordum."
"Hadi ama."
"Gerçekten eğlenceli olacak."
Nox dişlerini sıktı.
"Kapat çeneni."
Tam köşeyi dönmek üzereyken adımları yavaşladı. Bu kez duyduğu ses zihninden gelmiyordu. Koridorun devamından birkaç kişinin konuşması yankılanıyordu.
Nox refleksle durdu. Başını hafifçe yana çevirip köşeye baktı. Sesler köşeye yaklaştıkça netleşti. Nox adımlarını yavaşlattı, fark edilmeden dinlemeye devam etti.
"Affedersiniz," dedi Lilith'in sakin sesi. "Büfe hangi tarafta?"
"Şu koridoru dümdüz git, sonra sağa dön. Kalabalığı görünce zaten anlarsın," dedi tanımadığı bir erkek, neşeyle gülerek.
"Teşekkür ederim." Lilith oyalanmadan yürümek üzereydi.
"Dur biraz." Adımlar yeniden yaklaştı. "Biz de oraya gidiyoruz, gel beraber takılalım."
"Hayır, teşekkür ederim."
"Bu kadar soğuk olmasana. Sadece biraz eğleneceğiz."
"İlgilenmiyorum."
Bu kez tanıdık bir ses araya girdi, bir el uzanıp bileğini yakaladı. "Birileriyle konuşmak senin için bu kadar mı zor? Zorla götürmeden önce bizimle gel, sadece eğlenmek istiyoruz."
Lilith dişlerini sıktı, bileğini kurtarmaya çalıştı ama tutuş sıkılaştı. "Gerçekten çok rahatsız edicisiniz."
Nox koridorun diğer ucunda sessizce dinliyordu.
Karışma. Seni ilgilendirmez. Lilith isterse kendisi halleder.
Ama bileğini tutan el gözünün önünden gitmiyordu. Göğsünde anlam veremediği bir kor harlanmaya başladı.
Niye sinirleniyorum ki?
Cevap bulamadı. İçindeki ses bu kez susmuştu, gerek de kalmamıştı çünkü bedeni ondan önce karar vermişti. Ayakları kendiliğinden köşeyi döndü.
Üçü de ona baktı. Nox'un yüzü her zamanki gibi ifadesizdi, ama gözlerinde bu kez bastırmadığı soğuk bir öfke vardı.
Matt onu tanıyınca gözleri büyüdü, elindeki tutuş bir anda gevşedi. Lilith, bileğinin serbest kaldığını fark bile etmeden, onu görür görmez koşarak sarıldı.
"Seni arıyordum. Nereye saklanıyordun böyle?"
"Hep buralardaydım." Nox onu nazikçe kendinden ayırdı, gösterebildiği samimiyet ancak bu kadardı. Sonra arkasındaki iki öğrenciye baktı. Biri Matt'ti, dövüş dersinde yere serdiği ikinci sınıf öğrencisi. Yanındaki, dağınık saçlı, kendinden emin duran bir yabancıydı.
Yabancı, Lilith'e kısaca bakıp gözlerini Nox'a çevirdi. "Sevgilin olduğunu baştan söyleseydin ya. Birinci sınıfsın değil mi? İsmin ne senin?"
Nox cevap vermedi, Lilith'e döndü.
"Hadi, büfeye gidelim."
"Olur, susuzluktan öleceğim."
Tam yürüyeceklerdi ki ince bir metal sesi yankılandı, bir kılıç Nox'un boynuna dayanmıştı. Soğuk çelik tenine değse de ifadesi değişmedi.
"Beni, Ramon Garcia'yı nasıl görmezden gelirsin?" dedi arkasındaki genç, alaycı bir tonla.
"Sen de kimsin?"
"İkinci sınıfım. B Sınıfı'nın ikincisiyim." Kılıcı bir santim daha yaklaştırdı. "Kiminle konuştuğuna dikkat et biraz."
"Etkileyici," dedi Nox, kılıca bakıp tekrar gözlerini kaldırarak. "Şimdi şunu çek de yolumuza bakalım."
Ramon güldü.
"Sen gidebilirsin. Ama kız burada kalıyor."
O an Nox'un içindeki öfke başka bir şeye dönüştü, kendine bile ait değilmiş gibi, damarlarında eriyen metal dolaşıyormuş gibi hissetti. Sessizce elini kaldırıp kılıcın ucunu iki parmağıyla tuttu. Keskin ağız avucunu çizdi ama bırakmadı.
"Bir daha söyle bakalım," dedi.
Ramon sırıttı.
"Burada istenmiyorsun. Kızla işim var. Şimdi çekip gidersen seni hiç görmemiş sayarım."
Nox kılıcı elinin tersiyle iterek ona doğru yürüdü, geçerken Matt'e baktı.
"Arkadaşına söylemedin mi, beni sinirlendirirsen ne olacağını?"
Elini Ramon'a uzatmak üzereydi ki Ramon geri çekildi.
"Düello."
"Ne düellosu?"
"Düello edelim. Kazanırsam yanındaki güzel de benim olur."
Nox'un bakışları sertleşti.
"O bir ödül değil."
"Ne oldu, korktun mu yoksa?"
Yumrukları sıkıldı, bir adım daha atacaktı ki Lilith elini tuttu. Kulağına fısıldadı: "Sana güveniyorum."
Göğsünü yakan öfke üzerine soğuk su dökülmüş gibi dindi. Nox derin bir nefes aldı.
"Teklifi değiştiriyorum." Başıyla Matt'i işaret etti. "Onu da al. İkinize birden yeterim."
Kısa bir sessizlik oldu. Matt'ın gözleri büyüdü. Ramon'un gülümsemesi silindi.
"Ne dediğinin farkında mısın sen?"
Nox'un dudakları hafifçe kıvrıldı.
"Ne oldu? Sen de mi korktun?"
Ramon'un şakağı seğirdi.
"Kendin istedin, küçük sıçan." Arkasını dönerken omzunun üzerinden ekledi: "On dakika sonra arenada. Hazır ol."
Matt son kez Nox'a baktıktan sonra onun peşinden yürüdü. İkisi koridorun sonunda kaybolurken geride ağır bir sessizlik kaldı.
Büfeye vardıklarında Lilith sırasını beklerken yan gözle ona baktı.
"Gerçekten çıkacak mısın o düelloya?"
"O kadar konuştuktan sonra korkaklık yapamam."
Lilith gülümsedi, elindeki suyu birkaç yudumda bitirdi. Şişeyi bırakırken Nox'a doğru bir adım yaklaştı, sesindeki şaşkınlığı gizlemeden.
"Benim için böyle bir şey yaptığına inanamıyorum."
Nox bakışlarını kaçırdı, kulakları hafifçe kızarmıştı ama geri adım atmadı. Ne reddetti ne de kabul etti, sadece susarak bunun gerçek olduğunu kabullenmiş gibi durdu.
"Peki," dedi Lilith, gözlerinde bir parıltıyla, "kazanacağını düşünüyor musun?"
"Kaybedeceğimi bir an bile düşünmedim."
Lilith kısa bir kahkaha attı, sonra yüzüne şirin bir ciddiyet takındı.
"O zaman benim için bir şey yapar mısın?"
"Ne?"
"Kazandığında," dedi, ellerini göğsünün önünde birleştirip yavaşça açarak, "ellerinle böyle kelebek kanadı yapıp çırpar mısın?"
Nox birkaç saniye ona baktı. İstek tamamen manasızdı. Ama bugün, manasız olduğu için kabul ettiği ilk istek bu olmayacaktı.
"Tamam."