Güneş yeniden doğduğunda Nox çoktan ayaktaydı. Akademinin verdiği üniformayı ve eşofmanı giymiş, aynanın karşısında kendine bakıyordu. Mor ve beyaz renklerin hâkim olduğu sweatshirtün göğsünde büyük bir X deseni vardı. X'in dört köşesi sırayla mor, beyaz, mor ve beyaz renklere ayrılmıştı.
Kollarını esnetti, havaya birkaç yumruk ve tekme savurdu.
"Rahatmış."
Kapıyı açıp koridora çıktığında Minami ve Aiden'ı konuşurken gördü. Minami onu fark edip el salladı.
"Çok geç uyandın."
Nox yanlarına yürüdü.
"Spor yapıyordum."
Saçlarını karıştırdı.
"Sonra da duş aldım."
Üçlü birlikte asansöre yöneldi. Aiden yürürken gülümsedi.
"Umarım aynı sınıftayızdır."
"Umarım." dedi Minami.
Kısa süre sonra akademinin ana binası önlerinde yükseldi. Beyaz sütunlarla çevrili giriş kısmına iki geniş merdiven uzanıyordu. Merdivenlerin ortasından aşağıya doğru akan devasa bir şelale vardı ve su, giriş meydanındaki havuza dökülüyordu. Sabah güneşi beyaz taşlara vururken bina göründüğünden bile daha görkemli duruyordu.
Minami ve Aiden birkaç saniye manzarayı izlerken Nox kalabalığın toplandığı noktayı gösterdi.
"Oraya bakalım."
Yaklaştıklarında havada asılı duran devasa bir hologram gördüler. Öğrencilerin isimleri ve sınıfları sürekli akıyordu.
Nox gözlerini listede gezdirdi. Birkaç saniye sonra kendi adını buldu.
Nox Miller — 0. Sınıf
"0. sınıftaymışım."
"Bir dakika..."
Aiden'ın yüzü aydınlandı
"Ben de."
Minami de hemen kendi adını buldu.
"Ben de 0. sınıftayım!"
Bir an sessizlik oldu. Sonra Minami sevinçle Nox'a doğru atıldı. Nox hafifçe yana eğilince kız boşluğa sarıldı. Aynı anda Aiden da omzuna yüklenmeye çalıştı fakat Nox onu tek eliyle hafifçe iterek uzaklaştırdı.
"Bu biraz fazla."
Minami suratını astı.
Aiden ise güldü.
"Aynı sınıftayız ama."
Nox geçiştirdi.
"Ders başlayacak."
Arkasını dönüp merdivenlere doğru yürümeye başladı. Birkaç adım sonra arkasından iki ses yükseldi.
"Hey!"
"Bizi de bekle!"
Nox cevap vermedi ama yürüyüşünü yavaşlattı. İkili hemen yanına yetişirken üçü birlikte akademinin girişine doğru ilerledi.
Sonunda sınıfa adım attıklarında karşılarına çıkan manzara alışılmışın dışındaydı. Ortada hafif çukur, devasa yuvarlak bir alan bulunuyordu; küçük bir arena gibi tasarlanmıştı. Çevresini saran oturma sıraları basamaklar halinde yükseliyor, koyu mor minderlerle kaplı koltuklar sınıfa amfiyi andıran bir görünüm veriyordu. Her sıranın önünde ince tablet ekranlar yer alırken tavanı kaplayan geniş cam paneller sabah ışığını içeri dolduruyordu.
"Ne kadar görkemli gözüküyor..." dedi Minami etrafına bakarken.
Aiden başını salladı.
"Haklısın. Şu köşeye oturalım."
En üst sıralardan boş bir yer bulup yan yana oturdular. Nox bakışlarını sınıfta gezdirirken öğrencilerin birbirinden oldukça farklı göründüğünü fark etti. Bazıları sıra dışı saç renklerine sahipti, bazılarıysa yüzlerindeki yara izleri veya sert ifadeleriyle dikkat çekiyordu.
Aiden öne doğru eğildi.
"Şu köşedeki adamı görüyor musunuz? Uzun boylu olanı. Yüzündeki yara izi bayağı dikkat çekici."
Minami birkaç sıra aşağıyı işaret etti.
"Şu kızın saçlarına bak. Yarısı pembe yarısı siyah."
"Nedense insanları yargılıyormuşsunuz gibi hissediyorum."
Aiden hemen savunmaya geçti.
"Yargılamıyoruz. Sadece sınıf arkadaşlarımızı tanımaya çalışıyoruz."
"Kesinlikle." diye ekledi Minami.
"Sen de biraz etrafına bakabilirsin."
"Siz devam edin. Ben öğretmen gelene kadar dinleneceğim."
Başını kollarının üzerine koydu ancak gözlerini kapatmasına rağmen içindeki huzursuzluk geçmiyordu. Sebebini bilmiyordu. Kalbi normalden biraz daha hızlı atıyor, bakışları istemsizce sınıfın kapısına kayıyordu.
Sanki birini bekliyormuş gibi.
Ve birkaç saniye sonra kapı açıldı.
İçeri giren kişiyi gördüğü anda Nox'un bütün huzursuzluğunun sebebi ortaya çıktı. Uzun siyah saçları omuzlarından aşağı dökülüyor, mor gözleri cam tavandan süzülen ışığı bile bastıracak kadar dikkat çekiyordu. Yürüyüşü sakindi fakat garip bir özgüven taşıyordu. Sınıfa girer girmez birkaç kişinin dönüp ona bakması boşuna değildi.
Nox'un zihninde tek bir düşünce yankılandı.
Hassiktir.
Bu nasıl olabilir?
Nasıl tekrar karşılaşabiliriz?
Kızın bakışları sınıfta dolaşırken Nox refleks olarak başını biraz daha aşağı eğdi. Fark edilmemeyi umuyordu.
Fakat tam o sırada Aiden dirseğiyle onu dürttü.
"Hey Nox. Daha ilk günden uyuma."
Nox sinirle başını kaldırdı.
Ve göz göze geldiler.
Kızın dudaklarında yavaşça tanıdık bir gülümseme belirdi. Ardından elini kaldırıp ona kısa bir selam verdi ve birkaç sıra aşağıdaki boş bir yere oturdu.
Aiden kaşlarını kaldırdı.
"Şey... o kız bize mi el salladı?"
"Bize değil." dedi Minami gözlerini Nox'tan ayırmadan.
"Nox'a salladı."
Sonra kollarını göğsünde birleştirdi.
"Burada tanıştığın başka bir arkadaşın mı var?"
"Neden sana hesap vermek zorundayım?"
"Merak ettim sadece."
"Söylemek istemiyorsa boşver."
Aiden'ın yüzünde yavaş yavaş şeytani bir sırıtış oluştu.
"Ama istersek gidip kıza sorabiliriz."
Minami'nin gözleri parladı.
"HEY, BAKAR MI-"
Nox anında elini uzatıp ağzını kapattı.
"Tamam. Söyleyeceğim."
Minami galibiyet kazanmış gibi gülümsedi. Nox iç çekti.
"Sana restoranda hırsızlarla karşılaştığımı anlatmıştım ya."
Minami'nin gözleri büyüdü.
"Bir dakika..."
"Sesini alçalt."
"O kız mı?!"
"Evet."
Aiden birkaç saniye sustuktan sonra başını iki yana salladı.
"Seni kıskanıyorum."
Nox ona döndü.
"Ne için?"
"Hayatında sürekli güzel kızlar ortaya çıkıyor."
Minami'nin kaşı seğirdi.
Aiden farkında olmadan devam etti.
"Ben de istiyorum böyle şans."
Minami bir anda söze girdi.
"Peki hangimiz daha güzel?"
Nox birkaç saniye boş boş baktı.
"...Ne?"
"O mu, ben mi?"
"Bu soruyu neden bana soruyorsun?"
"Çünkü sordum."
Nox yardım ister gibi Aiden'a baktı.
Aiden ise koltuğuna yaslanmış eğlenceyi izliyordu.
"Hadi cevap ver."
Nox derin bir nefes aldı.
"İkiniz de güzelsiniz."
"Kaçamak cevap."
"Birimizi seç."
Nox birkaç saniye düşündü.
"Ben yakın arkadaşımı başka insanlarla kıyaslamam."
Sözler ağzından çıkar çıkmaz sessizlik oluştu.
Aiden içinden, Ne kadar kötü bir cevap... diye geçirdi.
Fakat birkaç saniye sonra Minami'nin kulaklarına kadar kızardığını görünce fikrini değiştirdi.
Nasıl yani...
Bu işe yaradı mı?
Minami bakışlarını başka tarafa çevirdi.
"Pekala..."
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Öyle olsun."
Tam o anda sınıfın ortasındaki yuvarlak alana bir kadın yürüdü. Otuzlu yaşlarının başlarında görünüyordu. Uzun koyu kahverengi saçları sırtına dökülüyor, keskin yeşil gözleri öğrencilerin üzerinde dolaşıyordu. Sınıftaki uğultu yavaş yavaş kesildiğinde konuşmaya başladı.
"Merhaba, ben Hana Voss."
Nox'un kalbi bir anlığına hızlandı. Annesinin ismiyle aynıydı.
Bugün ne kadar çok kötü tesadüf yaşıyorum böyle?
Hana sakin bir sesle devam etti.
"Ben bu akademinin müdür yardımcısıyım. Normalde öğrencilerle doğrudan ilgilenmem fakat bu sınıfı özellikle seçtim. Bu yüzden aynı zamanda öğretmeniniz de olacağım."
Ceketinin cebinden küçük, metalik bir cihaz çıkardı ve üzerine dokundu. Birkaç saniye sonra sınıfın ortasındaki masanın yanında üç kutu belirdi. Sanki yerin altından yükselmişlerdi.
İlk kutu telefonlarla doluydu. İkincisinde siyah öğrenci kimlikleri dizilmişti. Üçüncü kutuda ise küçük kulaklık benzeri cihazlar bulunuyordu.
"Adını okuduklarım sıraya geçsin."
Öğrenciler teker teker ayağa kalkmaya başladı. Nox da adı okununca sıraya girdi. Önünde duran Minami arkasını dönüp gülümseyerek fısıldadı.
"Şu hale bak. Kendimi ilkokulda gibi hissediyorum."
"Ben de."
"Bu düzen biraz nostaljik."
Minami saçlarını toplayıp yüksek bir at kuyruğu yaptı.
"Eskiden böyle kullanırdım."
Nox ona baktı.
"Şımarık küçük kızlara benzedin."
Minami kıkırdayarak saçlarını tekrar serbest bıraktı.
Tam o sırada Nox, sınıfın arka tarafından gelen tanıdık bakışları hissetti. Başını kaldırdığında mor gözlerle karşılaştı. Kız ona hafifçe gülümsüyordu fakat bakışlarının altında rahatsız edici bir sahiplenicilik vardı.
Nox anında önüne döndü.
Ben ne yapacağım...
Sıra ona geldiğinde Hana kimliğini kontrol etti.
"İsmin Nox, değil mi?"
"Evet."
Hana siyah kartı çıkarıp ona uzattı, ardından telefonu kartın üzerine bıraktı.
"Bunlar senin. Kaybetmediğinden emin ol."
"Pekala."
Son olarak üçüncü kutudan küçük kulaklığı aldı.
"Bunu da al. Ne işe yaradığını birazdan anlatacağım. O zamana kadar takma."
Nox başını sallayıp yerine döndü. Minami ve Aiden çoktan kutuların içindekileri incelemeye başlamıştı.
Kimlik kartı siyah parlak bir yüzeye sahipti. Ortasında altın renkli bir R logosu ve altında kendi adı bulunuyordu. Kenarları ince altın çizgilerle çevrilmişti. Telefon sade görünüyordu ancak oldukça sağlamdı. Kulaklığın üzerinde ise küçük bir marka yazısı dikkatini çekti.
TechNova.
Aiden yazıyı görünce gözleri büyüdü.
"TechNova mı? Kore'nin en büyük teknoloji şirketlerinden biri bu."
Minami de şaşkın görünüyordu.
"Bu ürünlerin piyasaya bile çıkmadığı söyleniyordu."
Hana elini kaldırınca sınıf yeniden sessizleşti.
"Şimdi kulaklıklarınızı takın."
Nox cihazı kulağına yerleştirir yerleştirmez zihninde yumuşak bir ses duyuldu.
"Hangi dili tercih ediyorsunuz?"
Şaşkınlıkla cevap verdi.
"Japonca."
Kısa bir bip sesi duyuldu.
"İşlem tamamlandı."
Nox kaşlarını çattı.
Bu kadar mıydı?
Hana konuşmaya devam etti.
"Bu kulaklık akademideki iletişimin temelini oluşturuyor. Akademimiz dünyanın her yerinden öğrenci kabul ediyor. Bu cihaz sayesinde artık dil engeli diye bir şey kalmayacak. Konuşmalarınız eş zamanlı olarak çevrilecek."
Ön sıralardan bir çocuk heyecanla ayağa fırladı.
"İnanılmaz! Hocam, deneyebilir miyiz?"
"Elbette."
Çocuk yanındaki öğrenciye Türkçe bir şey söyledi. Karşısındaki öğrenci anında İtalyanca cevap verdi. Birkaç saniye içinde ikisinin de birbirini eksiksiz anladığı ortaya çıkınca sınıfın her köşesinde heyecanlı konuşmalar başladı.
Hana çocuğa baktı.
"İsmin Emir'di değil mi?"
"Evet hocam."
"Teknolojiyle oldukça ilgili olduğunu duymuştum. Hatta manan bu tarz cihazlarla çalışırken sana yardımcı oluyordu."
Emir gülümsedi.
"Doğru."
"Umarım burada da bizi şaşırtacak işler yaparsın."
"Elimden geleni yapacağım."
Emir yerine otururken kısa turuncu saçlı bir kız ayağa kalktı.
"Telefonlar ne için? Akademiye gelmeden önce kendi telefonlarımızı getirmemize izin verilmemişti."
Hana ona döndü.
"Aoki Mio, değil mi?"
Kız başını salladı.
"Güzel soru. Hepinizin aynı telefonu kullanmasının sebebi sizi dış dünyadan koparmak değil. Tam tersine, dış dünyadan akademiyi korumak."
Sınıfta meraklı bakışlar oluştu.
"Akademi hakkında bilgi, görüntü veya video paylaşmanız kesinlikle yasak. Günlük hayatınızı paylaşabilirsiniz fakat akademinin içinde yaşanan olaylar dışarı çıkamaz."
Aoki tekrar el kaldırdı.
"Peki telefon numaramızı nasıl öğreneceğiz?"
Hana öğrenci kimliklerinden birini kaldırdı.
"Kimliğinizin altında yazan öğrenci numarası aynı zamanda telefon numaranızdır."
Bu kez turuncu ve sarı karışımı saçlara sahip bir erkek öğrenci ayağa kalktı.
"Peki barkod ne işe yarıyor?"
Hana gülümsedi.
"Sen Lars olmalısın."
"Doğru."
Hana kendi kimliğini gösterdi.
"Bu barkod aynı zamanda banka kartınız. Akademide kullandığımız para biriminin adı Ryonium. Yemek, alışveriş ve diğer harcamalarınızı bununla yapacaksınız."
Lars kaşlarını kaldırdı.
"Peki paramız biterse?"
Hana'nın dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
"O zaman başarılı olup ödül kazanırsınız, etkinliklere katılırsınız ya da size para göndermeye razı olacak zengin bir arkadaş bulursunuz."
Sınıfta hafif kahkahalar yükseldi.
"Anlaşıldı hocam."
Hana son kez sınıfa göz gezdirdi.
"Eğer başka sorunuz yoksa ilk dersimiz burada sona eriyor."
Ardından Hana sahneyi hızlı adımlarla terk etti. O sırada sınıfta öğrenciler hâlâ kendi aralarında konuşuyordu. Nox ise uzun bir esnemenin ardından ayağa kalktı.
Minami Sordu.
"Nereye gidiyorsun?"
"Oturmaktan vücudum ağrıdı."
Nox omuzlarını çevirdi.
"Biraz dolaşıp geleceğim."
Aiden hemen elini uzattı.
"O zaman telefonu ver. Numaranı ekleyeyim."
Nox masadaki telefonu ona bıraktı.
"Salak saçma şeyler yapma."
Bunu söyledikten sonra sınıftan çıktı.
Koridor beklediğinden daha sakindi. Bir süre amaçsızca yürüdükten sonra köşedeki otomat dikkatini çekti.
Kart gerçekten çalışıyor mu acaba?
Makinenin önünde durup içeceklere göz gezdirdi. Çoğunu tanımıyordu. Renkli şişelerin arasında tuhaf tasarımlı bir gazoz gözüne takıldı.
Gazoz sevmem ama...
Numarayı tuşladı. Ekranda ödeme isteği belirdi. Kimliğini okutunca makine onay sesi verdi ve şişe aşağı düştü. Nox eğilip içeceğini aldı.
Tam o sırada arkasında tanıdık bir varlık hissetti.
Arkasını dönmeden konuştu.
"Gel. Şurada oturalım."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Vay..."
"Beni fark etmeni beklemiyordum."
Nox omuz silkti.
"Sanırım alıştım."
Koridorun sonundaki cam kenarına geçtiler. Akademi kampüsü aşağıda uzanıyordu. Bir süre sessizlik içinde oturdular.
Nox gazozun kapağını açtı.
Onun geleceğini biliyordum.
Beni takip edeceğini de.
Ama şimdi ne konuşacağız?
Tam ağzını açacakken kadın önce davrandı.
"Lilith Veyra."
Nox ona baktı.
"Ne?"
"İsmim."
Dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
"Söz vermiştim."
Nox birkaç saniye düşündü.
Sonra hatırladı.
"Doğru."
Gözlerini ona çevirdi.
"Burada olacağımı biliyor muydun?"
"Nereden bilebilirim?"
"Çünkü artık bu kadar çok karşılaşmamız saçma gelmeye başladı."
Lilith pencereye vuran ışıklara baktı.
"Tesadüf diye bir şey yoktur."
Nox hemen reddederek başını salladı.
"İnsanlar sürekli tesadüfen karşılaşır."
"Öyle mi?"
Lilith bakışlarını ona çevirdi.
"O zaman neden seninle tekrar karşılaşacağımdan emindim?"
Nox kaşlarını çattı.
"Ben de onu merak ediyorum."
Bir an durdu.
"Hatta sapık olabileceğini düşünmeye başladım."
Lilith güldü.
Sessiz ama samimi bir gülüştü.
"Hayır."
Başını hafifçe yana eğdi.
"Çünkü beni sen çekiyorsun."
"Hatırladığım kadarıyla seni çağırmadım."
"İstemek ve çağırmak aynı şey değildir."
Nox hiçbir şey söylemedi.
Lilith devam etti.
"O gece ara sokakta ağlarken farkında değildin. Ama bütün varlığın yardım istiyordu. Birinin seni duymasını istiyordun."
Nox'un eli istemsizce sıkıldı.
"O çağrıyı duydum."
Koridorda kısa bir sessizlik oluştu.
"Bazen insanlar bunu fark etmez. Ama içlerinden taşan şeyler çevrelerini etkiler. Birinin neşesi, birinin öfkesi..."
Mor gözleri Nox'a kilitlendi.
"...ya da birinin yalnızlığı."
Nox bakışlarını kaçırdı.
"Diğer karşılaşmalarımız ne olacak?"
"Hangileri?"
"Tren."
"Mm."
"Dükkân."
Lilith hafifçe gülümsedi.
"Her zaman sen çağıracak değilsin ya."
Nox anlamamıştı.
"Tokyo'ya gitme sebebim sen değildin."
Lilith arkasına yaslandı.
"Belki de ikimiz de aynı sabah aynı trene binmeye karar verdik."
"Bu tesadüf."
"Belki."
Kadın gülümsedi.
"Belki de görünmez bir anlaşma."
Nox istemsizce sustu.
Söyledikleri mantıklı değildi.
Ama garip şekilde ikna ediciydi.
Bu kadın basit şeyleri neden bu kadar karmaşık ve mantıklı gösterebiliyor?
Sonunda ayağa kalktı.
"Birazdan ders başlayacak."
Lilith de doğruldu.
"Gidelim."
Yan yana yürümeye başladılar. Nox üzerindeki gerginliğin azalmadığını fark etti.
Tam sınıfa yaklaşmışlardı ki Lilith aniden durdu.
"Yanıma su almayı unutmuşum."
Nox ne olduğunu anlayamadan kadın elindeki gazozu aldı ve tek seferde içti.
Şişe birkaç saniye içinde boşalmıştı.
Nox ona baktı.
Ama o benimdi.
Gerçi tadını da sevmemiştim.
Lilith boş şişeyi çöpe attı.
"Tadı güzelmiş."
"Gazozlar fazla abartılıyor."
"Garip."
Lilith ona döndü.
"Bana oldukça tatlı geldi."
Nox kaşlarını kaldırdı.
"Gazozların tatlı bir tadı yok."
Lilith'in dudakları yavaşça kıvrıldı.
"Belki dudaklarının tadı geçmiştir."
Nox'un zihni birkaç saniyeliğine tamamen boşaldı.
Bu kadınla tartışmak imkânsız.
Sınıf kapısına geldiklerinde Nox eliyle kapıyı gösterdi.
"Sen önden gir."
Lilith içerideki Minami ve Aiden'a kısa bir bakış attı. Nox'un neden bunu söylediğini anlamış gibiydi. Fakat hiçbir şey demedi. Bunun yerine cebinden bir kalem çıkardı.
"N-"
Nox daha cümlesini tamamlayamadan elini yakaladı.
Avucuna birkaç sayı yazdı.
Sonra kalemi geri cebine koydu.
"Numaram."
Bir adım geri çekildi.
"Mesaj atmayı unutma."
Nox avucundaki rakamlara baktı.
Lilith ise çoktan koridorda uzaklaşmaya başlamıştı.
Bir süre yazıya baktı.
Sonra iç çekti.
Kesinlikle söyledikleri yüzünden başım ağrıyacak...