İçeriğe geç

Fırtınadan Önce

Nox, düellosundan önce yapılacak birkaç maçı aşağıdan izlemeyi planlıyordu. Ancak Lilith buna izin vermedi; kolundan çekip onu tribünlere götürdü ve Elena'nın yanındaki boş koltuğa oturttu.

Elena, yanına gelen ikiliye baktı. Lilith'in Nox'a olan yakın tavrı gözünden kaçmamıştı. İçinden sessizce bir nefes verdi.

"Nox'la daha önce tanışıyor muydun?" diye sordu Lilith, Elena'ya dönerek.

"Ders sırasında karşılaştık," dedi Nox.

Elena başını hafifçe salladı. Her zamanki zarif ve ölçülü tavrıyla konuştu.

"Aynı grupta bulunmuştuk. Pek dikkat çekmek isteyen biri gibi davranmıyor ama buna rağmen fark edilmesi zor olmuyor."

"Doğru ya, aynı gruptaydınız." Lilith gülümsedi. Ardından Nox'a biraz daha yaklaşıp koluna hafifçe tutundu. "İkinizin iyi anlaşmasını isterim. Sonuçta ikiniz de benim için önemlisiniz."

Elena'nın bakışları, Lilith'in Nox'un koluna dokunduğu noktaya kaydı. Yüzündeki sakin ifade kısa bir anlığına bozulduysa da bunu hemen toparladı.

"Bu kadar açık davranman bana hâlâ ilginç geliyor." Kısa bir duraksamanın ardından ekledi: "İnsanların aklından geçeni bu kadar rahat söylemesine alışık değilim."

Nox sessiz kaldı. Lilith'in düşünmeden konuşmasına, hissettiklerini saklamamasına ve istediğini çekinmeden yapmasına artık alışmıştı. Bu yüzden herhangi bir yorum yapma gereği duymadı.

Etrafına baktığında Elena, Lilith ve kendisi dışında tanıdık bir yüz olmamasını garip buldu.

"Neden bizim dışımızda kimse yok?" diye sordu, sınıfını kastederek.

"Çoğu düello teklifi aldı," dedi Elena, "kalanlar da gözden uzak durmaya çalışıyor."

"Yani senin gibi."

"Düello dediğin şey çocukça bir şey zaten."

Nox başıyla onayladı, ona hak verdiğini belli ederek.

Lilith araya girdi, gözlerinde bir şeytanlık parıltısıyla. "Aslında Nox'un da bugün düellosu var. Üstelik iki kişiyle aynı anda."

Elena güldü. "Delirmiş olmalısın." Sesinde üst sınıfları küçümseyen bir ton vardı. "Onlara karşı hiç şansın yok. Sen sınıfımızda bile son sıralardasın, en fazla başka sınıfların en zayıflarıyla dövüşürsen çok yaralanmazsın belki." Karton bardaktaki kolasından bir yudum aldı.

"Kapışacağı kişiler kendi sınıfının ikincisi ve daha önce derste yendiği öğrenci," dedi Lilith.

Elena'nın ağzındaki kola, tam yutkunacağı anda geri döndü. Bir öksürük patlamasıyla birlikte kolanın yarısı doğrudan Nox'un yüzüne fışkırdı.

Nox'un ilk tepkisi hiçbir tepki vermemek oldu. Gözlerini kırpmadı. Kaşları bile kıpırdamadı. Yüzünden aşağı süzülen kolayı hissedebiliyordu, burnunun kenarından çenesine, oradan da yakasına doğru ilerleyen soğuk, gazlı bir akıntı.

Beyni bu durumu nasıl kurtaracağını bilemedi.

Bir kaza karşısında ne yapması bekleniyordu? Kızmalı mıydı? Şaşırmalı mıydı? Yoksa görmezden mi gelmeliydi?

Şu an ne yapmalıyım?

Hayatında karşılaştığı hiçbir tehlike, hiçbir düello teklifi, hiçbir kılıç darbesi onu bu kadar hazırlıksız yakalamamıştı. En azından bir kılıca karşı ne yapacağını biliyordu.

Elena'ya baktı. Elena da ona baktı ama gözlerindeki dehşet, kendi yaptığı şeye duyduğu inanmazlıktan kaynaklanıyordu.

Nox yavaşça elini kaldırıp yüzünü sildi. Avucuna bakıp ıslaklığı bir kez daha inceledi, sanki bu hareket olayın gerçekliğini kanıtlayacakmış gibi.

Hâlâ tek kelime edemiyordu.

Lilith bu sırada elini ağzına kapatmış, omuzları hafifçe titreyerek gülmemeye direniyordu. Ama tuttuğu nefes bir yerden patlak verdi. Burnundan garip, boğuk bir ses kaçtı, ardından tutamadığı bir kahkaha.

"Yüzüne..." Nefes almakta zorlanıyordu. "Yüzüne tükürdün!"

"Ben tükürmedim," dedi Elena, sesi olabildiğince kararlı çıkmaya çalışsa da yüzündeki kızarıklık onu ele veriyordu. "En azından kasten değil."

Lilith gülmeye devam etti, hatta biraz daha şiddetlendi. Nox sonunda sesini çıkarabildi.

"Peçete var mı?"

Lilith cevap vermek yerine elini uzatıp onu kendine çekti. "Gel buraya."

Nox'u başını dizlerine yatırmaya ikna etmesi bir saniye bile sürmedi. Cebinden çıkardığı peçeteyle yüzünü silerken bir yandan da parmaklarıyla saçlarını geriye attı, hâlâ gülmesini tam olarak bastıramadan.

Nox, üzerine eğilmiş Lilith'in gülüşüne, gözlerindeki neşeye bakarken kalbinin beklenmedik bir hızla atmaya başladığını fark etti.

Elena bu manzara karşısında bir şey söylemeye çalıştı, sonra vazgeçip sadece yutkundu.

İlk düellolar başladığında Nox aşağıya, arenaya bakmaya devam etti. Birkaç maç geçtikten sonra tek bir çıkarımda bulunabildi.

"İkinci ve üçüncü sınıflar sanki sadece bizi zorbalamak istiyormuş gibi görünüyor."

"Belki de geçen yıl başlarına gelenlerin acısını çıkarıyorlardır," dedi Lilith, hâlâ saçlarıyla oynarken.

Elena, Lilith'e döndü. "Sen hiç endişelenmiyor musun?"

"Ne için?"

"Nox için," dedi Elena. "Şu ana kadar kazanan tek bir birinci sınıf öğrencisi bile olmadı. Onun kazanacağı ne malum?"

Nox soruyu duymamış gibi davrandı. Zaten kendisini pek ilgilendiren bir şey değildi.

"Belki kazanamaz," dedi Lilith. "Ama bazı savaşlar kaybetmemek için yapılır."

Nox bunu duyduğunda hafifçe gülümsedi. Yine bilgece bir cevap verdi, her zamanki gibi.

Elena ona şaşkınlıkla baktı, sonra yavaşça başını salladı. "Anladım..."

Tam o sırada anons sistemi yankılandı: "Kaito Rex."

Üçü de aynı anda doğruldu.

"Sonunda tanıdık bir yüz," dedi Elena, gözlerini merakla arenanın ortasına çevirerek.

Nox da bakışlarını arenaya çevirdi. Kaito'nun karşısında duran rakibi, ilk bakışta pek tehditkâr görünmeyen, ince yapılı ama duruşundaki özgüvenden bunu fazlasıyla telafi eden genç bir kızdı. Omuzları rahattı, yüzünde en ufak bir gerginlik yoktu. Nox birkaç saniye onu süzdükten sonra içinden geçirdi: Kaito buna kaybetmez.

Hakem işareti vermeden hemen önce kız birkaç adım öne çıktı, yüzündeki kendinden emin gülümsemeyi bozmadan konuştu. "Kendimi tutacağım, sen de elinden geleni esirgeme çaylak." Sözlerinde küçümseme değil, eğlenmek isteyen bir dövüşçünün rahatlığı vardı.

Kaito bu rahatlığı bambaşka bir şekilde algılamıştı.

Başlama işaretiyle birlikte tırpanını tek eliyle döndürmeye başladı. Karanlık metal havayı yararken oluşan uğultu giderek hızlandı, daha rakibi ne olduğunu anlayamadan tırpanın ucundan kopan koyu yeşil, hilal biçimindeki zehirli mana dalgası doğruca üzerine fırladı.

Kız saldırıyı beklemiyordu. Refleksle önüne yarı saydam bir mana kalkanı ördü ama hilal, neredeyse hiç yavaşlamadan kalkanı delip geçti. Son anda başını yana çekebildiği için saldırı yalnızca yanağını sıyırmış, geride ince koyu yeşil bir çizgi bırakmıştı. Yüzüne akan sıcak zehri hissettiğinde öfkeyle mırıldandı.

"Hainmişsin..."

Ama Kaito zaten orada değildi.

İçgüdüleri geç de olsa tehlikeyi haber verdi. Tam arkasını döndüğü anda karşısında Kaito'yu gördü. Tırpan zaten hareket etmekteydi.

Bacağına inen vuruş keskin ve hızlıydı. Tırpan bacağının iç tarafından geçti, ardından tek bir akıcı dönüş hareketiyle gövdesinin yanında ikinci bir yara açtı. Kız daha dengesini bile kaybedemeden tırpanın sivri ucu alnına doğru uzandı ve bir an göz göze geldiler.

Kaito'nun kolu durdu. Uç, tenin birkaç santimetre uzağında duruyordu; hareket etmeye hazırdı ama hareket etmiyordu.

Öldürmek yasak.

Yazık, diye düşündü Kaito, neredeyse hayal kırıklığına uğramış gibi.

Saldırısını yarıda kesti ve bir sonraki harekete geçti. Ayağını kızın göğsüne bastırıp onu tamamen yere yatırdı. Çarpmanın şiddeti kızın nefesini kesmişti.

Kaito başını yana eğdi, kızı incelercesine süzdü. "Bu kadar konuşuyordun ya." Sesinde alaycı bir tını vardı. "'Kendimi tutacağım' falan demiştin, hatırlıyor musun? Ben de sana inandım resmen."

Kız dişlerini sıkarak ayağını üzerinden itmeye çalıştı. Kasları bir anlığına gerildi, son bir çaba olarak.

"Ah, bak bak." Kaito hafifçe güldü. "Hâlâ deniyorsun. Sevimli."

Kızın gücü aniden, yavaş yavaş çözülmeye başladı. Parmakları bile istediği gibi hareket etmiyor, bacakları bedenine ait değilmiş gibi hissediyordu. Zehir sinir sistemine yayılıyor, her nöronu tek tek kesiyor, bağlantıları koparıyordu.

Kaito onu izlerken tırpanını omzuna yasladı, hiçbir acelesi yokmuş gibi rahat duruyordu. "Söylesene, o kadar özgüvenle geldiğinde beni gerçekten yenebileceğini mi düşündün, yoksa sadece iyi bir hikaye mi anlatmak istedin kendine?"

Kız cevap vermeye çalıştı ama dudakları artık ona itaat etmiyordu.

"Tamam, tamam, cevap vermene gerek yok." Kaito'nun sesi hâlâ eğlenceliydi. "Zaten yakında konuşamayacaksın."

"Felç zehri," dedi, kızın gözlerinin içine bakarak, kelimeleri neredeyse tadını çıkararak söylüyordu. "Birkaç dakika boyunca sadece nefes alabilen bir kaya parçası olacaksın. Hiçbir şey yapamayacaksın, hiçbir yere gidemeyeceksin. Sadece orada yatıp beni izleyeceksin."

Kız gözlerini kapattı. Şevk kalmamıştı, sadece bedeninin yapamadığı şeyi yapması gerektiğine dair bir çaresizlik vardı.

Tribünlerde yoğun fısıldaşmalar başladı. Birinci sınıf bir öğrencinin bu derece ezici bir farkla kazanması nadirdi. Fısıldaşmalar bir süre sonra yerini Kaito'nun ismiyle yükselen tezahüratlara bıraktı.

Sıranın kendisinde olduğunu bilen Nox, tek kelime etmeden ayağa kalktı ve aşağı inmek üzere tribünden ayrıldı.

O gittikten sonra Lilith, Elena'ya imalı imalı baktı.

Elena kollarını kavuşturdu. "Kaito gerçekten güçlü, bunu inkar edemem. Ama bu bir istisna. Nox'un ona karşı hiçbir şansı yok."

"Göreceğiz," dedi Lilith, gözlerini arenadan ayırmadan.

Nox'un birazdan aşağıda olacağını, kendi dövüşüne gireceğini bilmek bile Lilith'in içinde bir şeyler kıpırdatmaya yetmişti. Onun sakinliği, birazdan girişeceği dövüşün gerginliği, tehlikeye adım atacağını bile bile bu kadar sakin durabilmesi, hepsi Lilith için bir çeşit tahrikti. Biraz da manasının suçu vardı. Nox'a dair her şey, her hareket, her düşünce, damarlarına küçük iğneler gibi batıyordu ve o bunu bastırmaya çalışmıyordu.

Kısa bir sessizlikten sonra kıyafetinin yakasını hafifçe esnetip göğsüne biraz hava girmesini sağladı. Nefesi hafifçe düzensizleşmişti.

"Kaybetse bile..." dedi, sesinde tuhaf bir keyifle, "...yine de çok heyecan verici olur."

Elena ona yan gözle baktı, ne demek istediğini bir türlü çözemedi. Hava o kadar sıcak değildi ki, diye düşündü içinden, Lilith'in gerçekte neyle uğraştığından habersiz şekilde.

Dorian Vex sahneye çıktı. "Bugün, belki de uzun zamandır görmediğimiz bir düelloya şahitlik edeceğiz." Sesi arenanın her köşesine ulaşıyordu.

"Matt Delamein." Hafif bir alkış geldi.

"Onun dostu, Ramon Garcia." Bu kez Matt'inkinin iki, belki üç katı bir alkış yükseldi.

"Ve onların karşısında..." Dorian'ın gözleri arenanın ortasına kaydı, göğsü dik bir şekilde duran figüre. "Nox Miller."

Sessizlik.

Lilith ve birkaç kişi dışında kimse alkışlamadı.

Elena kollarını kavuşturup içini çekti. "Psikolojik olarak şimdiden kaybetti."

"O, böyle şeylerle kendine güvenini düşürecek biri değil," dedi Lilith, gözlerini Nox'tan ayırmadan.

Tribünlerde alkış yerine uğultular yükseldi. Fısıltılar birbirine karışıyordu.

"Bu resmen intihar..."

"Yazık olacak çocuğa..."

"Adamın herhâlde fazla götü kalkmış."

Dorian gülümseyerek her iki tarafa da baktı. "İçimden bir ses, bugünün en heyecan verici maçının bu olacağını söylüyor," dedi, sonra sesini hafifçe yükseltti. "Hazır olduğunuzda başlayabilirsiniz. Ve unutmayın, birbirinizi öldürmek veya lanetlemek gibi şeyler kesinlikle yasak."

Nox bacaklarını esnetti, sonra kollarını, tribünlerdeki uğultuya aldırmadan.

Ramon dudaklarının kenarını yukarı kıvırdı. "Sana ilk saldırı fırsatını sunuyorum." Dişlerini göstererek sırıttı. "Hadi, dişlerini çıkarmaya başla."