İçeriğe geç

Eşiğin Ötesinde

Birkaç saat sonra…

Nox, konumu ıssız olan bir durakta, otobüsü bekliyordu. Saat neredeyse 9 olmak üzereydi ama hâlâ hiçbir şey gelmemişti. Bu kadar kalabalığın içinde beklemek tedirgin etmiyor değil, diye düşündü.

Etrafına göz gezdirdi. Herkes ryondu, belki inanılmaz yeteneklere sahiptiler ama dışarıdan bakıldığında sıradan insanlardan farkları yoktu. Birisi kulaklığını takıp şarkı dinliyordu, diğeri huzursuz bir şekilde ayaklarını yere vuruyordu. Daha uzakta birisi sigarasını tüttürüyor, sanki başına gelecekleri ağır ağır sindirmeye çalışıyordu.

Nox kaşlarını çattı. Sigara mı içiyor?.. diye mırıldandı içinden. Sonra yeniden bakındığında yaşların da karışık olduğunu fark etti. Kimileri reşit bile görünmüyordu, kimileriyse çoktan yirmilerini geçmişti. Burası gerçekten normal bir okul gibi işlemiyor. Her türden insan var.

Tam o sırada önünden uzun boylu, atletik yapılı, kısa kırmızı saçları güneş ışığında parlayan bir öğrenci geçti. Yanındaki birine yaklaşıp nerede olduklarını sordu ama diğeri, Nox’un tek kelimesini bile anlamadığı bir dilde cevap verdi.

Doğru ya, diye düşündü Nox. Bu akademi dünyadaki tek ryon akademisi… Her milletten insan gelebiliyor. İçini garip bir huzursuzluk kapladı. Gerçekten bir arkadaş bulabilecek miyim?..

Derken, kırmızı saçlı çocuğun sessizce Japonca konuştuğunu fark etti. İçinden Soma’ya verdiği sözü hatırladı: Arkadaş edinmeye çalış. Dilinin ucuna bir selam geldi, çocuğa seslenmek üzere ağzını açtı… ama kelimeler çıkmadı.

Yapamıyorum, dedi içinden ve geri çekildi. Sessizce durakta beklemeye devam etti.

Çok sürmeden siyah kaplamalı, üzerinde mavi şeritli çizgiler olan servis otobüsü durağa yanaştı. Fren sesleriyle kalabalık toparlandı. Otobüsün kapısı açıldığında içinden iri yapılı, sert bakışlı bir adam indi.

“Tüm öğrenciler sıraya geçsin!” diye bağırdı.

Kalabalık bir anda disipline girmiş gibi hareketlendi, öğrenciler aceleyle tek sıra oluşturdular. Adam, sırayla her öğrencinin ismini soruyor, listedeki fotoğraf ve bilgilerle karşılaştırıyor, eşleşirse otobüse yönlendiriyordu.

Sıra Nox’a geldiğinde adam başını kaldırdı.

“İsmin?”

“Nox Miller.”

Adam kısa bir süre Nox’a baktı, sonra elindeki kâğıda ve fotoğrafa. Kısa bir onay bakışıyla başını salladı.

“Geç. Boş bir koltuk bul otur.”

Nox tek kelime etmeden otobüse bindi. Ortalarda bir sıraya yöneldi ve en köşedeki koltuğa sessizce yerleşti. Camdan dışarı baktığında içinden, başlıyor… diye geçirdi.

Tam gözlerini camdan çekip otobüsün içine baktığında, kırmızı saçlı çocukla göz göze geldi. Çocuk gülümseyerek eğildi.

“Is this seat empty?”

Nox hafifçe başını çevirip Japonca cevapladı:

“Evet, boş.”

Çocuğun gözleri bir anda parladı. Hemen yanına oturup rahat bir nefes verdi.

“Sonunda aynı dili konuşabildiğim birini buldum, inan bana inanılmaz rahatladım.”

Sonra kendini toparlayıp elini uzattı.

“Ben Aiden Ryu.”

Nox önce elini geri çekti ama sessizlik fazla uzayınca istemeden de olsa uzattı.

“Nox Miller.”

Aiden onun elini sıkıca kavradı.

“Tanıştığımıza memnun oldum.”

Nox, elinin sıkılışındaki enerjiye şaşırdı. İçinden, Somada da aynı enerji vardı… diye düşündü.

Kısa süre içinde tüm öğrenciler otobüse doluştu ve araç hareket etmeye başladı. Bir süre sessizlik oldu. Sonra Aiden, Nox’un koluna dokundu.

“Yanında mp3 çalar gibi bir şey var mı?”

“Hayır, yok.” dedi Nox.

Aiden hayal kırıklığıyla iç çekti.

“Bazıları zekice davranmış, telefon getirmek yasaktı ama mp3 çalar getirmişler. Bende vardı, içinde altı yüz şarkı kayıtlıydı. Ama heyecandan yanıma hiçbir şey almadım.”

Nox başını salladı.

“Yol daha bir buçuk saat sürecek. Eğlenecek başka bir şey bulman gerekecek.”

Aiden gözlerini ileriye dikti, yüzünde hevesli bir ifade vardı.

“Akademinin başka bir dünyada olduğu gibi garip söylentiler duydum. Kulağa oldukça abartılmış geliyor.”

“Evet...” dedi Nox ve kafasını cama yasladı. Biraz dinleneyim… diye düşünüyordu ki Aiden’ın sesi tekrar kulağına çarptı.

“Hangi manaya sahipsin? Sormayı unuttum.”

Nox gözlerini yavaşça açtı.

“Gölge.”

Aiden heyecanla doğruldu.

“Vayy… Bizim güçlerimiz tamamen zıt! Benim ışık ve buz manam var.”

Nox’un gözleri istemsizce büyüdü. İçinde ani bir merak kıvılcımı yandı.

“Ryonlar iki manaya sahip olabilir mi gerçekten?”

Aiden güldü, kollarını açar gibi yaptı.

“Karşında canlı örnek var.”

“Peki üç ya da dört manaya sahip olabilir mi biri?” diye sordu Nox, gözlerini kısarak.

Aiden ciddileşti.

“Teoride mümkün. Ama dünyada bunu başarabilenler bir elin parmaklarını geçmez.”

Nox merakla sordu.

“Son sorum… İki mananda da farklı uyum yüzdelerin mi var?”

“Evet,” dedi Aiden. “Buz manamda uyum oranım çok daha yüksek.”

Nox hayranlıkla baktı.

“Yetenekli olmalısın.”

Aiden mahcup bir gülümseme ile omuz silkti.

“Annem de bir ryondu. Sanırım ondan.”

Nox içinden, Mangalardaki dahi ana karakterlere benziyor, diye geçirdi.

Aiden aniden elini Nox’un saçlarına uzattı.

“Gerçek rengi mi bu?”

Nox kaşlarını çattı, elini hafifçe itti.

“Evet.”

Sonra gözlerini Aiden’in kırmızı saçlarına çevirdi.

“Seninkinin rengi de garipmiş.”

Aiden kahkaha attı.

“Değil mi? Mana enerjisine maruz kalan bazı DNA’ların değiştiğini biliyordum. Ama ilk defa benden başka birinde gördüm. Rahatladım doğrusu.”

“Böyle bir şey olduğunu ilk defa duyuyorum,” dedi Nox.

“Tabii ki var. Hatta göz rengin bile değişebiliyor.”

Nox başını salladı.

“Etkileyiciymiş.”

Yaklaşık bir buçuk saat boyunca otobüs aralıksız ilerledi. Başlangıçta yol boyunca görünen şehirler ve kasabalar yavaş yavaş geride kalırken, asfalt yollar da yerini daha dar ve bakımsız güzergâhlara bırakmaya başlamıştı. Camın dışındaki manzara her geçen dakika biraz daha ıssızlaşıyor, insan yerleşimine dair en küçük izler bile ortadan kayboluyordu. Sonunda etrafta ne bir bina ne başka bir araç ne de herhangi bir yaşam belirtisi kalmıştı; yalnızca kayalık araziler, kurumuş otlar ve ufka kadar uzanan boş yollar görünüyordu.

Nox kaşlarını hafifçe çattı.

"Burası tuhaf."

Aiden de cama doğru eğilip dışarı baktı.

"Akademinin burada olduğunu sanmıyorum."

"Ben de."

İkisi konuşmayı kestikten sonra otobüsün içindeki diğer öğrenciler de yavaş yavaş sessizleşmeye başladı. Bir süre önce farklı dillerde sohbet eden insanlar şimdi aynı merakla camlardan dışarıyı izliyordu. Tam o sırada şoför hızını düşürdü. Motorun sesi değişirken otobüs neredeyse durma noktasına geldi ve önlerinde uzanan boş yol dışında hiçbir şey görünmedi. Bu durum öğrenciler arasında fısıldaşmalara yol açmıştı ki aniden havanın ortasında ince, parlak çizgiler belirmeye başladı.

Başlangıçta sıradan bir ışık yansıması gibi görünen çizgiler birkaç saniye içinde çoğalarak devasa bir çatlağa dönüştü. Sanki görünmez bir el havayı ikiye ayırıyordu. Çatlak büyüdükçe içinden mor, mavi ve gümüş renklerinde ışıklar taşmaya başladı; ardından yarık tamamen açıldı ve yerini dönen enerjilerden oluşan devasa bir girdaba bıraktı. Manzara o kadar gerçeküstüydü ki otobüsün içinde aynı anda onlarca kişinin nefes alış sesi duyuldu.

Aiden koltuğunda doğrulup gözlerini kocaman açtı.

"Şaka yapıyorsun..."

Nox hiçbir şey söylemedi. Gözleri portalın üzerinde sabitlenmişti. Önlerinde duran şey, şimdiye kadar kitaplarda okuduğu ya da hayal ettiği her şeyden çok daha etkileyiciydi.

Portal büyümeye devam ederek kısa süre içinde otobüsün rahatlıkla geçebileceği bir genişliğe ulaştı. Daha da şaşırtıcı olan ise şoförün hiçbir tereddüt göstermemesiydi. Sanki bu manzarayla her gün karşılaşıyormuş gibi direksiyonu düzeltti ve gaza bastı. Birkaç saniye sonra otobüs doğrudan girdabın içine girdi.

Dış dünya bir anda yok oldu.

Camların ötesinde artık ne gökyüzü ne yol ne de ufuk çizgisi vardı. Yerlerini sayısız renk ve ışık almıştı. Mavi, mor ve altın tonlarındaki enerji akıntıları otobüsün çevresinde nehirler gibi kıvrılıyor, bazen birbirine karışıyor bazen de yıldırım benzeri parlamalarla uzaklaşıyordu. Araç sanki bir tünelden değil de evrenin dokusunun içinden geçiyormuş hissi veriyordu.

Bazı öğrenciler korkuyla koltuklarına tutunurken bazıları hayranlıkla bağırıyor, gördükleri manzarayı kaçırmamak için camlara yaklaşmaya çalışıyordu. Aiden ise neredeyse yüzünü cama yapıştırmıştı.

"Bu hayatımda gördüğüm en havalı şey!"

Nox cevap vermedi ancak gözlerini de ayıramıyordu. İçindeki merak ve hayranlık hissi, uzun zamandır ilk kez tüm duyguların önüne geçmişti.

Birkaç saniye sonra otobüs hafifçe sarsıldı ve yeniden düz bir zemine çıktı. Portalın içindeki renkler bir anda kaybolurken aracın arkasında kalan devasa yarık da hızla kapanmaya başladı. Öğrencilerin çoğu hâlâ ne gördüklerini anlamaya çalışıyor, bazılarıysa yaşananların gerçek olup olmadığını sorgular gibi etraflarına bakıyordu.

Aiden nefes nefese gülerek başını iki yana salladı.

"Tamam... Ne olursa olsun, buraya gelmeye değmiş."