İçeriğe geç

Eğitim Kuklası

Nox'un önünde, sınıfın ortasındaki yuvarlak alanın üzerine dizilmiş cam fanuslar duruyordu. Her fanusun içinde farklı bir silah vardı ve ön yüzlerine öğrencilerin isimleri işlenmişti. Fanusların içi adeta küçük bir cephaneliği andırıyordu.

Öğrenciler sırayla öne çıkıp isimlerini buluyor, fanuslarını açarak silahlarını alıyorlardı. Salon yavaş yavaş boşalırken geriye yalnızca tek bir fanus kaldı.

Üzerinde Nox Miller yazıyordu.

Nox ağır adımlarla fanusun önüne geldi. Cam kapak sessizce açılınca içeride duran tabancayı eline aldı.

Silah, daha önce gördüğü hiçbir modele benzemiyordu. Gövdesi bir Glock kadar sade, fakat hatları Desert Eagle kadar keskin ve gösterişliydi. Mat siyah yüzeyinin arasından ince mor çizgiler geçiyor, kabzasındaki metal işlemeler akademinin simgesini taşıyordu. Dengesi şaşırtıcı derecede iyiydi; eline oturduğu anda sanki yıllardır onu kullanıyormuş hissi verdi.

Tam o sırada sınıftaki sessizliği fark etti.

Neredeyse herkes ona bakıyordu.

Bakışları tabancadaydı.

Nox kaşlarını hafifçe çattı.

Bu kadar garip olan ne?

Sınıfta orağını alan, dev savaş baltası seçen, kırbaç kullanan öğrenci bile vardı. Buna rağmen en çok dikkat çeken şey, elindeki tabanca olmuştu.

Silahını belindeki kılıfa yerleştirip yerine döndü.

Aiden tabancayı baştan aşağı süzdü.

"Beklediğimden çok daha iyi duruyor."

Minami de başını salladı.

"Evet... Tasarımı gerçekten çok güzelmiş."

İkisi de istemsizce silahı incelemeye devam ederken Nox konuştu.

"Sonuçta sadece bir tabanca."

Tam o sırada Hana Voss öne çıktı ve sınıfa baktı.

"Eğer herkes ekipmanlarını tamamladıysa..." dedi. "Artık asıl eğitime başlayabiliriz."

Daha ne olduğunu anlayamadan Nox kendini açık havadaki dev eğitim sahasında buldu. Geniş arena yüksek duvarlarla çevriliydi, çevresini ise basamaklar halinde yükselen izleyici tribünleri sarıyordu. Dersi olmayan öğrenciler çoktan yerlerini almış, meraklı bakışlarla aşağıyı izliyordu. Nox gözlerini gezdirdiğinde, Hana Voss dışında sınıflarına giren tüm öğretmenlerin de sahanın kenarında toplandığını fark etti.

Bakışları arenanın tam ortasına kaydı.

Orada tek bir mekanik manken duruyordu. İnsan boyundaydı; elinde eğitim kılıcı vardı ve başı öne eğik şekilde, sanki uyku modundaymış gibi hareketsiz bekliyordu.

Hana Voss birkaç adım öne çıktı.

"Adı okunan kişi bir adım öne çıksın."

Yanındaki hayatta kalma öğretmeni Elias Kane, elindeki tablete baktı.

"Shou Kaai."

Siyah saçlı, gözlerinin altında koyu halkalar bulunan, baştan aşağı siyah giyinmiş; suikastçıyı andıran bir çocuk öne çıktı. Belindeki uzun hançeri çekerek mekanik mankenin karşısında durdu.

Hana Voss sakin bir sesle konuştu.

"İstediğin şekilde savaşabilirsin. Yapman gereken tek şey bu mankeni etkisiz hâle getirmek."

Sözleri biter bitmez mekanik mankenin gözleri mavi renkte parladı.

Bir anda harekete geçti.

Elindeki kılıcı kaldırıp doğruca Shou'nun üzerine atıldı.

Fakat kılıç, Shou'ya ulaşmasına santimetreler kala havada aniden durdu.

Sanki görünmez bir el tarafından yakalanmıştı.

Bir sonraki anda eğitim sahasını derinden gelen vahşi bir kükreme doldurdu.

Kimse hiçbir şey göremiyordu.

Ancak görünmeyen bir varlığın mankeni yakaladığı açıktı.

Mekanik kukla art arda yere çarpılmaya başladı.

Bir sağa...

Bir sola...

Sonra tekrar havaya kaldırılıp bütün gücüyle zemine vuruldu.

Metal gövdesinden çatırdama sesleri yükselirken tribünlerde şaşkın uğultular oluştu.

Manken sonunda hareket etmeyi bırakınca görünmez ruh saldırısını durdurdu. Ardından mekanik kuklayı yavaşça havaya kaldırıp Shou'nun tam önüne bıraktı.

Shou tek kelime etmeden hançerini kaldırdı.

Tek bir darbeyle mankenin göğsündeki çekirdeği parçaladı.

Mekanik kuklanın gözlerindeki mavi ışık tamamen söndü.

Shou ise ifadesini hiç değiştirmeden başını çevirip Hana Voss'a baktı.

Hana Voss gözlerini Shou'dan ayırmadan konuştu.

"Ne düşünüyorsun?"

Soruyu, yanında duran Shin Rhea'ya yöneltmişti.

Shin Rhea gözlerini kısa süreliğine kapattı. Manasını kullanarak Shou'nun arkasında duran görünmez ruha baktı. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra konuştu.

"Cehennemden çıkmış bir canavarı andırıyor... Ama oldukça kullanışlı ve sahibine itaatkâr."

Bakışlarını Shou'ya çevirdi.

"Yine de gücünü tamamen o ruha emanet ederse, kendisi hiçbir zaman gerçek anlamda güçlenemez."

Hana Voss kısa bir not aldı.

"Anladım."

Ardından başını kaldırdı.

"Sıradaki."

Elias Kane tabletine baktı.

"Lars Haugen."

Lars her zamanki enerjik tavrıyla sahaya indi. Elini kaldırıp tribünlere selam bile verdi.

Mekanik kukla aktifleştiği anda ise beklenmedik şekilde ilk hamleyi Lars yaptı.

Kılıcıyla üst üste saldırılar gerçekleştirirken avuçlarından sarı elektrik kıvılcımları yayılmaya başladı. Kukla karşılık vermeye çalışsa da Lars'ın hızına yetişemiyordu.

Bir anlığına ortadan kaybolmuş gibi oldu.

Elektrik manasının sağladığı ani ivmeyle kuklanın arkasında belirdi.

Tek bir çapraz darbe...

Ardından ikinci bir kesiş.

Mekanik kukla birkaç saniye ayakta kaldıktan sonra parçalanarak yere yığıldı.

"Sıradaki."

"Park Min Jae."

Min Jae sessizce öne çıktı.

Tam kuklanın karşısına geçtiği anda Minami farkında olmadan yumruklarını sıktı ve birkaç santimetre Nox'a yaklaştı.

Nox bunu fark edip yana döndü.

"Ne oldu?"

"Hiç."

Minami bakışlarını ayırmadan cevap verdi.

Dövüş başladığı anda Min Jae elini öne uzattı.

Kuklanın hareketleri bir anda ağırlaştı.

Sanki görünmez bir yük bütün gövdesine binmişti.

Her adımı yavaşlıyor, kılıcını kaldırmakta bile zorlanıyordu.

Min Jae sakin adımlarla ilerledi ve birkaç temiz darbeyle mekanik kuklayı etkisiz hâle getirdi.

Savaş başladığı kadar kısa sürede sona ermişti.

Hana Voss notlarını aldı.

"Sıradaki."

"Sakura Vane."

Sakura daha adı okunurken gülümseyerek sahaya çıktı.

Kukla harekete geçtiği anda alevler de onunla birlikte yükseldi.

Kılıcı her savruluşunda ateş patlamaları meydana geliyor, agresif saldırıları mekanik gövdeyi durmadan geriye itiyordu.

Son darbede bütün arena turuncu bir ışıkla kaplandı.

Patlama dağıldığında geriye sadece parçalanmış metal kalmıştı.

Hana Voss sakince not almaya devam etti.

"Sıradaki."

"Aiden Ryu."

Aiden derin bir nefes aldı.

Sağ elini katanasının kabzasına koyarak sahnenin ortasına yürüdü.

"Hazırım."

Hana Voss başıyla onay verdi.

Kukla canlanır canlanmaz saldırıya geçti.

Aiden tek bir adım bile geri çekilmedi.

Her saldırıyı kusursuza yakın bloklarla karşıladı. Çelik sesleri eğitim alanında yankılanırken tek bir gereksiz hareket bile yapmıyordu.

Ardından kılıcının ucuyla havaya düzgün bir eşkenar dörtgen çizdi.

Üzerine zarif bir yay ekledi.

Son olarak kılıcının ucunu sembole vurdu.

Sembol mavi bir ışıkla parladı.

Bir sonraki anda buzla kaplı hilal biçimindeki keskin saldırı kuklanın içinden geçti.

Kukla birkaç saniye ayakta kaldı.

Sonra ortadan ikiye ayrılarak yere düştü.

"Sıradaki."

"Zofia Wójcik."

Nox'un bakışları istemsizce ciddileşti.

Zofia iki katanasını aynı anda çekti.

Dövüş başlar başlamaz saldırıya geçti.

Hiç durmuyordu.

Bir kılıç saldırırken diğeri savunuyor, ardından rolleri anında değişiyordu. Hareketleri o kadar akıcıydı ki sanki iki ayrı kişi aynı bedeni kontrol ediyordu.

Kukla tek bir an bile inisiyatifi ele geçiremedi.

Her saldırısı karşılanıyor, her açığı cezalandırılıyordu.

Sonunda Zofia çapraz iki darbe savurdu.

Mekanik kukla onlarca parçaya ayrılarak eğitim sahasına dağıldı.

Nox farkında olmadan mırıldandı.

"Mükemmel bir kılıç ustası..."

Bakışları hâlâ Zofia'nın üzerindeydi.

"Üstelik iki kılıç kullanmasına rağmen ne hızı düşüyor ne de tek bir açık veriyor."

Kısa bir sessizlik oldu.

Aiden'dan bile daha iyi... Buna eminim.

Elias Kane bir sonraki ismi okudu.

"Lilith Veyra."

Lilith ayağa kalkarken doğrudan Nox'a baktı.

Dudaklarında kendinden emin bir gülümseme belirdi.

Eliyle küçük bir işaret yaptı.

Bu iş bende.

Nox kollarını bağladı.

"Görelim."

Lilith sahnenin ortasına yürüdü.

Belindeki kırbacı tek bir akıcı hareketle eline aldı. İnce, uzun ve zarif görünen kırbaç, ışığın altında metalik bir parıltı taşıyordu.

Kukla saldırıya geçtiği anda ise dövüş başlamadı...

Adeta bir dans başladı.

Lilith her saldırının yanından milimetrelerle süzülüyor, dönerken saçları rüzgârda savruluyor, attığı her adım öncekinden daha zarif görünüyordu.

Kuklanın kılıcı sürekli boşluğu kesiyordu.

Lilith ise hiç acele etmiyordu.

Bir dönüş...

Bir adım...

Bir geri çekiliş...

Kırbacını bir kez savurduğunda ince bir şaklama sesi eğitim alanında yankılandı. Kırbaç kuklanın bileğine dolandı, saldırısını yarıda kesti. Lilith bileğini çevirip kuklayı kendi ekseninde savurdu, ardından kırbacı bir kez daha şaklatarak metal gövdeye çapraz bir darbe indirdi.

Neredeyse önemsiz görünen o hareketlerden sonra yürümeye devam etti.

Arkasındaki mekanik kukla birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Sonra gövdesi ince çizgiler hâlinde ayrıldı.

Kırbacın son darbesiyle metal parçaları tek tek yere düşerken ortaya çıkan görüntü, yıkımdan çok kusursuz bir sanat eserini andırıyordu.

Tribünlerden hayranlık dolu sesler yükseldi.

Lilith ise hiç arkasına bakmadan gülümseyerek yerine döndü.

"Yani... birkaç numarası var."

Zaman ilerledikçe diğer öğrenciler de tek tek sahaya çıkıp kendilerini göstermeye devam etti. Kimi manasını ön plana çıkarıyor, kimi silah ustalığıyla dikkat çekiyor, kimi ise yalnızca temel seviyede bir performans sergiliyordu. Derken eğitim alanında yalnızca iki isim kalmıştı.

Minami...

Ve Nox.

Minami dizlerine baktı. Fark edilir şekilde titriyorlardı.

Yavaşça Nox'a yaklaştı.

"Ne yapacağım ben... Çok heyecanlandım."

Nox ona döndü.

"Neden?"

"Dizlerim titriyor."

Nox hiçbir şey söylemeden elini Minami'nin başına koydu.

"Sakin ol."

Minami başını kaldırdı.

"Ya kendimi gösteremezsem?"

Nox saçlarını hafifçe okşadı.

"Öyle bir şey olmayacak."

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi.

"Oldukça güçlüsün. Sadece rahatla."

Minami derin bir nefes aldı.

Tam o sırada Elias Kane'in sesi eğitim alanında yankılandı.

"Minami Sora."

Minami irkilerek doğruldu.

"Ben gidiyorum..."

Katanasını kavrayıp yavaş adımlarla arenanın ortasına yürüdü.

Hana Voss başıyla işaret verdi.

Mekanik kukla yeniden aktifleşti.

Kırmızı gözleri parladı.

Bir anda ileri atıldı.

Minami refleksle kılıcını kaldırdı.

Tak!

İlk saldırıyı engelledi.

Ardından ikinci...

Üçüncü...

Fakat saldırılar durmuyordu.

Her darbede biraz daha geriye itiliyordu.

Ayakları zeminde kayıyor, savunması giderek ağırlaşıyordu.

Tribünlerden yuhalamalar yükseldi.

Aiden ayağa fırladı.

"Yapabilirsin Minami!"

Bir darbe daha...

"Karşılık ver!"

Minami dişlerini sıktı.

Tam saldırmak isteyeceği anda kuklanın kılıcı yeniden üzerine indi.

Tekrar savunmak zorunda kaldı.

Nox da sessizce öne doğru eğildi.

"Minami!"

Kız istemsizce ona baktı.

"Rahat ol."

Nox'un sesi sakindi.

"Korkacak hiçbir şey yok."

"Kendi dövüşünü yap."

Bu sözler Minami'nin nefes alışını değiştirdi.

Omuzlarındaki gerginlik yavaşça çözüldü.

Bir sonraki saldırıyı karşıladıktan sonra ilk kez geri çekilmek yerine öne adım attı.

Kılıçlar çarpıştı.

Minami hızla geri sıçradı.

Sağ elini havaya kaldırdı.

Parmağıyla titrek bir çizgi çekmeye başladı.

İlk denemede şekil bozuldu.

Derin bir nefes aldı.

Bir kez daha...

Bu kez su damlasını andıran sembol kusursuza yakın şekilde tamamlandı.

Hemen ardından sembolün etrafına düzgün bir daire çizdi.

Sembol kan kırmızısı bir ışıkla parladı.

Bir sonraki anda Minami'nin önünde yarı saydam, koyu kırmızı bir bariyer oluştu.

Tam o sırada kukla son hızla saldırdı.

GÜM!

Kılıç bariyere çarptığı anda güçlü bir geri tepme oluştu.

Mekanik kukla dengesini tamamen kaybederek geriye savruldu.

Minami bu fırsatı kaçırmadı.

Tek hamlede mesafeyi kapattı.

Kılıcını iki eliyle kavradı.

Yukarıdan aşağıya sert bir darbe indirdi.

Metal gövde ikiye ayrıldı.

Parçalar zemine saçılırken eğitim alanı birkaç saniyeliğine sessizliğe gömüldü.

Ardından tribünlerden alkışlar yükselmeye başladı.

Minami derin bir nefes verdi.

Başarmıştı.

Minami bir an yerinde durdu.

Sonra yüzündeki gerginlik yerini kocaman bir gülümsemeye bıraktı.

"Nox!"

Koşarak ona doğru geldi.

Nox daha ne olduğunu anlayamadan Minami boynuna atlayıp ona sıkıca sarıldı.

"Başardım!"

Nox kollarını kaldırmadı. Sarılmaya karşılık vermese de dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.

"Sana söylemiştim, değil mi?"

Minami başını heyecanla salladı.

"Evet! Ama Aiden da beni destekledi!"

Hemen dönüp tribünlerdeki Aiden'a iki eliyle sallamaya başladı.

"Teşekkür ederim!"

Aiden gülümseyerek el salladı.

Nox da istemsizce bakışlarını aynı yöne çevirdi.

İlk gözüne çarpan şey Lilith'in kendisine çevrilmiş, insanı ürperten soğuk bakışları oldu.

Sonra sınıfın geri kalanını fark etti.

Birçoğu Minami ile Nox'a garip ifadelerle bakıyordu.

Nox kaşlarını hafifçe çattı.

Ne oldu bunlara?

Tam o sırada Elias Kane'in sesi tekrar yankılandı.

"Nox Miller."

Minami hemen ondan ayrıldı.

"Sıra sende!"

Nox üzerini düzeltti.

"Evet."

Sahaya doğru yürümeye başladı.

Minami arkasından ellerini ağzına götürüp bağırdı.

"Benim arkamda kalma!"

Nox cevap vermeden sadece elini hafifçe kaldırdı.

Arenanın ortasına geldiğinde mekanik kukla hareketsiz şekilde onu bekliyordu.