İkili yan yana yürümeye başladılar. Sokakları dolduran Soma’nın enerjisi, Nox’un ağır adımlarına bambaşka bir ritim katıyordu.
Sahile vardıklarında ikisinin de elinde birer kutu kola vardı. Denizden esen rüzgâr saçlarını savururken konuşmuyorlardı ama sessizlik, Nox’a garip bir huzur veriyordu.
Bir süre sonra sessizliği o bozdu.
“Gerçekten buraya gelmemize gerek yoktu.”
Soma güldü.
“Buraya hep kardeşimle gelmeyi hayal ederdim.”
Nox ona döndü.
“Kardeşin mi vardı?”
“Yok.” dedi Soma, omuz silkerek. “Ama olsaydı kesin çok eğlenirdik.”
Nox elindeki kutu kolayı çevirerek oynadı.
“Benim de hiç kardeşim olmadı… ama olsaydı, ben de eğlenirdim sanırım.”
Soma’nın yüzüne hafif bir gülümseme yayıldı. Kolayı kafasına dikti ve tek dikişte bitirdi.
Nox meydan okurcasına aynısını yaptı.
Anında pişman oldu.
Gaz boğazını ve midesini yakmıştı.
“Senin de miden yanmıyor mu?” diye sordu, yüzünü buruşturarak.
Soma kahkahayı patlattı.
“Ben gazlı içeceklere bayılırım. Hiç hissetmiyorum.”
Sonra gözlerini Nox’a dikti.
“Şu cebindeki kâğıdı çıkarsana, bana da göster.”
Nox katlanmış kâğıdı çıkarıp uzattı.
Soma dikkatle inceledi.
Bir süre sessiz kaldı.
Ardından kaşlarını çatıp homurdandı:
“Hiçbir şey anlamadım.”
Nox kahkaha attı.
“Bu yüzden mi dakikalardır ona bakıyorsun?”
“Anlamaya çalışıyordum!” dedi Soma hemen. “Mesela şu uyum meselesi. Artınca ne oluyor?”
“Bilmiyorum. %67 iyi mi kötü mü onu da bilmiyorum. Oradaki görevli sadece iyi dedi.”
Soma kâğıdı katlayıp geri verdi.
“%50’yi geçtiyse iyidir bence.”
“Bu nasıl mantık?”
İkisi de istemsizce gülmeye başladılar.
Bir süre sonra Soma yeniden merakla öne eğildi.
“Peki şu gölge manası ne demek oluyor?”
Nox basitçe açıkladı:
“Gölgelerle etkileşime girebiliyorum.”
Soma’nın gözleri parladı.
“Bir şeyler göstersene!”
Nox oturduğu yerden, Soma’nın yanına küçük bir gölge düşürdü ve bir anda oraya ışınlandı.
Soma istemsizce irkildi.
“Vay be!”
Nox hafifçe gülümsedi.
“Bunun gibi gölgelere ışınlanabiliyorum. Eğer gölge yoksa kısa süreliğine kendim de oluşturabiliyorum.”
Soma hayranlıkla etrafında döndü.
“Bu bayağı hile gibi bir şey.”
“Muhtemelen.”
Soma birkaç saniye düşündü.
“İşimde bana yardım edebileceğin bir şey var mı peki?”
Nox başını yana eğdi.
“Görünmezlik işine yarar mı?”
“Görünmezlik mi?”
Soma’nın sırıtışı büyüdü.
“Tabii ki işe yarar!”
Nox ufak bir gülümsemeyle devam etti:
“Güneş varken biraz zor ama gece olunca rahatlıkla görünmeden dolaşabilirim.”
Soma kollarını kavuşturdu.
Artık yüzündeki ifade tamamen fırsat kollayan bir tüccarı andırıyordu.
“Peki ya bir eşyayı kaybettirebilir misin?”
Nox gözlerini kıstı.
Bu soru nedense tehlikeli gelmişti.
“Sanırım... yapabilirim.”
Soma’nın gülümsemesi biraz daha büyüdü.
Nox iç geçirdi.
“Bu ifadeyi hiç sevmedim.”
Bir buçuk ay sonra.
Nox gözlerini açtığında henüz güneş doğmamıştı.
Oda yarı karanlık, sessizlikle doluydu.
Derin bir nefes aldı.
Hazırlanmalıyım.
Yatağından usulca kalktı, sessizce giyindi.
Kapıyı aralayıp koridora çıktığında adımları otomatik olarak Soma'nın odasının kapısında durdu.
Aralıktan içeri bir göz attı.
Soma hâlâ uyuyordu.
Erken kalkmaya alışmalıydı.
diye geçirdi içinden.
Sonra kapıyı kapatıp dışarı çıktı.
Evin yanından çatıya tırmandı.
Telefonunu çıkarıp rastgele bir şarkı açtı, zemine bıraktı.
Şarkının ritmiyle birkaç hareket yaparak ısındı; omuzlarını gerip bıraktı, bacak kaslarını esnetti, birkaç kez çömelip kalktı.
Sonra daha zor egzersizlere geçmeye hazırlanıyordu ki çatının kenarından bir baş belirdi.
Soma, yarı uykulu gözlerle ona bakıyordu.
“Birazdan kahvaltıyı hazırlamaya başlayacağım.”
Nox hafifçe gülümsedi.
“Sen uyumuyor muydun?”
“Birisinin sabahın köründe çatıda şarkı açmasıyla uyanmış olabilirim.” dedi Soma, gözlerini devirerek.
Ardından parmağını salladı.
“Geç kalma.”
Sonra geri eve girdi.
Nox tekrar egzersizlerine döndü.
Terlemiş bedenini hissederken aklından bir düşünce geçti.
Soma'ya işinde yardım etmeye başladığımdan beri egzersiz yapmak iyi bir karardı...
Fakat bugün onunla geçireceğim son gün.
Yarım saat sonra egzersizlerini bitirip eve döndü.
Kapıyı açar açmaz buram buram yayılan yumurta kokusunu takip ederek salona geçti.
Koltuğa yerleşti.
“Çok güzel kokuyor.”
Soma tabağı önüne koyarken cevap verdi:
“Hadi ye, işe gitmemiz lazım.”
Nox çatalını eline aldı.
“Aynı gösterilerle mi devam edeceğiz?”
Soma sırıtıp göz kırptı.
“Aklına bir şey gelirse denemekten çekinme. Seni baya seviyorlar.”
Nox lokmasını ağzına atarken homurdandı.
“Seni daha çok seviyorlar.”
Soma kahkaha attı.
“Hadi konuşma, ye.”
Kahvaltılarını bitirdikten sonra hazırlıklarını yaptılar.
Torbaları sırtlanıp evden çıktılar.
Güneş yavaş yavaş yükselirken ikisi yine birlikte şehrin kalabalığına doğru yürüyordu.
Bir süre sonra Nox'un cebindeki telefon titredi.
Torbayı diğer eline aldı ve tek eliyle telefonu çıkardı.
Ekranda yazan isme gözleri takıldı.
Minamicik
İlk defa sabah sabah arıyor...
Uzun zamandır mesajlaşıyoruz ama sesini duymayalı da çok olmuştu.
Yeşil tuşa bastı.
Daha “Alo” bile diyemeden telefonun diğer ucundan kulak zarını sarsacak bir ses yükseldi.
“NOOOOOOOX!”
Nox irkildi.
Telefonu biraz kendinden uzaklaştırdı.
“Sana da günaydın...” dedi kuru bir sesle.
Minami nefes nefese gibiydi.
“Dünden beri uyuyamıyorum! Yarın akademiye gideceğim için çok heyecanlıyım!”
Nox torbayı omzuna aldı, telefonu çenesinin altına sıkıştırıp yürümeye devam etti.
“Sakin ol. Ne zaman gidiyorsun, yarın mı?”
“Evet.” dedi Minami.
“Öğlen birde oraya, attıkları konuma gitmem gerekiyor.”
Nox'un kaşları çatıldı.
Bana sabah dokuzda gelmem gerektiğini söylemişlerdi...
Demek farklı saatler veriyorlar.
Kısa bir duraksamanın ardından sesi yumuşadı.
“Orayı seveceğine eminim.”
Minami'nin sesindeki heyecan bir anda yerini kırılganlığa bıraktı.
“Keşke sen de olsaydın...”
Nox cevap vermedi.
Ona şimdi söyleyemem...
Sürpriz olmalı.
Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra yalnızca şunu söyledi:
“Ben o kadar yetenekli değilim ama seni her zaman destekleyeceğim.”
Karşı taraftan utangaç, titreyen bir ses geldi.
“Teşekkür ederim...”
Tam o sırada Soma eliyle ağzını kapatıp eğlenceli bir şekilde fısıldadı:
“Kapatman gerek artık.”
Nox hafifçe güldü.
“Şimdi kapatmam gerek. Çalışma saatim geldi.”
“Tamam... görüşürüz.”
Telefon kapandı.
Ekrandaki isim kayboldu.
Nox birkaç saniye boyunca ekrana baktı.
Parmakları istemsizce ekranın üzerinde gezindi.
Sonra derin bir nefes aldı.
Telefonu cebine geri koydu.
Bir saat sonra Soma kıyafetlerini giydiğinde, ikili akşama kadar mükemmel bir uyumla gösterilerini sürdürdüler.
İzleyiciler gittikçe artıyor, kazandıkları para da aynı şekilde çoğalıyordu.
Akşam olduğunda son gösterileri için Soma hazırlanacaktı ki Nox onu durdurdu.
“...Aklıma bir şey geldi.” dedi.
Soma kaşlarını kaldırdı.
Nox ise hiçbir açıklama yapmadan sahnenin ortasına geçti.
Kalabalık sessizce ona bakıyordu.
“Bugün size biraz... farklı bir şey göstereceğim.” dedi Nox, alçak ama keskin bir sesle.
Bir anda yere çömeldi ve elini taş zemine koydu.
Kalabalığın gölgeleri ay ışığının altında birer siyah ip gibi uzanıyordu.
Nox gölgeleri parmaklarının ucuna toplar gibi yaptı, sonra elini yukarı kaldırdı.
Seyircilerin kendi gölgeleri, sanki onlardan kopup Nox'un etrafında dönmeye başladı.
İzleyicilerden bir çocuk şaşkınlıkla bağırdı:
“Benim gölgem!”
Nox hafifçe gülümsedi.
Gölgeleri bir halka haline getirip tam ortasında görünmez oldu.
Kalabalık bir anda uğultuya kapıldı.
Gözler sahnenin üzerinde onu arıyordu.
Sonra seyircilerin arasından birinin omzuna dokunarak belirdi.
Kadın çığlık atıp kahkahalarla gülmeye başladı.
“Nasıl yaptın bunu?!”
Nox yeniden kayboldu.
Bu kez gölgelerden bir kopya çıkardı.
Simsiyah siluetlerden oluşan üç Nox, aynı anda üç ayrı yerde ortaya çıktı.
Seyirciler alkış tufanına tutuldu.
Çocuklar bağırıyor, yetişkinler telefonlarını çıkarıp kayda giriyordu.
Gölgeler bir anda Nox'un bedenine geri aktı.
O da tam sahnenin ortasında yeniden belirdi.
Eğilip derin bir selam verdi.
Bir an sessizlik oldu.
Ardından patlayan alkış tufanı meydanı doldurdu.
Soma bile şaşkınlıktan ağzını kapatmış, gözleri parlıyordu.
Fakat bu büyülü an uzun sürmedi.
Arkadan bağırışlar yükseldi.
“Ryonlar aramızda olamaz!”
“Bunlar insan değil, canavar!”
“Bizi bu canavarlardan koruyun!”
Kalabalığın arasından pankartlar yükseldi.
Ryon karşıtı protestocular bağırarak sahneye doğru ilerliyordu.
Nox'un göğsünde ince bir gerilim düğümlendi.
İşte yine başlıyor.
Nox tam ileri bir adım atacakken Soma kolunu tutarak,
“Bana bırak.” dedi.
Sonra izleyicilerin arasından sıyrılıp protestocuların karşısına geçti.
Yüz yüze geldiklerinde sesini yükseltti.
Tartışma büyüdü.
Nox,
“Buna gerek yok...” diye mırıldansa da kalabalığın çoğu Soma'ya destek çıktı ve protestocularla karşılıklı bağrışmaya başladı.
Nox'un içinde garip bir his belirdi.
Ne olduğunu tanımlayamıyordu ama oradaydı.
Hiç tanımadığı insanlar hem ondan nefret ediyor hem de onun için tartışıyordu.
Bu çelişki kafasını darmadağın etti.
Ne hissedeceğini bilemedi.
Düşüncelerinin arasında kaybolmuşken bir anda omzunda bir el hissetti.
Başını kaldırdığında Soma ona bakıyordu.
“Hadi gidelim.” dedi.
Nox şaşkınlıkla etrafına göz gezdirdi.
“Gittiler mi?”
Soma hafif bir tebessümle başını salladı.
“Sen yere bakarken herkes dağılalı birkaç dakika oldu.”
“Anladım...” dedi Nox ve derin bir nefes aldı.
“Toplanıp eve gidelim.”
“Evet.” diye karşılık verdi Soma.
İkisi sessizce toparlanmaya başladılar.
Yürürlerken Soma hiç susmuyordu.
Ne yiyecekleri, kazandıkları para, yarın akademiye gidecek olması...
Ardı ardına sorular soruyor, fikirlerini söylüyordu.
Ama hiçbir kelime Nox'un zihnine ulaşmıyordu.
O hâlâ az önceki hissin içinde kaybolmuştu.
Yabancı, tanımlayamadığı bir şeyin.
Birden Soma, Nox'un kafasına hafifçe vurdu.
“Hey! Niye bu kadar dalgınsın?”
Nox irkilip başını kaldırdı.
“Hiç... sadece bir şey düşünüyordum.”
Soma kaşlarını kaldırdı.
Meraklıydı.
“Benimle paylaşabilirsin. İki kişi düşünürsek daha hızlı buluruz.”
Nox kısa bir sessizlikten sonra konuştu.
“Tanımadığım insanların nefret duymasına alışkındım. Ama az önce... yine tanımadığım insanların beni savunması... ilk defa yaşadığım bir şeydi.”
Bir an durdu.
Bakışları önündeki kaldırıma kaydı.
“Ne hissedeceğimi bilmiyorum. İçimde bir şey var ama adı ne, onu da bilmiyorum.”
Soma biraz düşünüp,
“Belki etraftaki bir ryon senin duygularını kontrol ediyor olabilir.” dedi.
Nox kaşlarını çattı.
“Gerçekten mi? Böyle bir şey yapabiliyorlar mı?”
Soma ciddiymiş gibi başını salladı.
“Hatta bu kişi bir kız olabilir... Seni kendine âşık ettirip kölesi yapmayı planlıyordur.”
Nox gözlerini kısmıştı.
“Dalga geçme. Ciddi soruyorum.”
Soma kahkaha attı.
“Kim dalga geçiyormuş?”
“Değer gördüğünü söylüyorsun ve bu sende garip bir his yaratıyor. E ben de böyle söylüyorum işte.”
Nox başını hafifçe çevirdi.
“Senin için normal gelebilir ama... bana biraz garip hissettiriyor.”
Soma'nın gülümsemesi yavaşça söndü.
“Sen... ciddisin.” dedi.
Elindeki torbaları yere bıraktı.
Sonra birden Nox'a sıkıca sarıldı.
Nox'un gözleri büyüdü.
Omzuna dokunan sıcaklık yabancıydı.
İstem dışı refleksle Soma'yı itti.
Soma şaşkınlıkla geri çekildi.
“Rahatsız mı oluyorsun?” diye sordu.
Nox başını iki yana salladı.
“Hayır... ama bu yakınlığa alışık değilim. Kötü hissettirdi.”
Soma yere eğilip torbaları toplarken yüzünde yarı kırgın, yarı şakacı bir ifade vardı.
“Bir aydır beraberdik, sarılabilirim sanmıştım.” dedi.
Sonra güldü.
“Neyse, dalga geçiyorum.”
Nox ona baktı.
Kısa bir sessizlikten sonra,
“Hiç üzüleceğini düşünmemiştim... Ama teşekkürler.” dedi ve yürümeye başladı.
Soma hafif bir tebessümle torbaları omzuna atıp yanına yetişti.
İkili sessizlik içinde eve doğru yürümeye devam etti.
Sabah olduğunda Nox'u ince bir çay kokusu uyandırdı.
Göz kapaklarını açtığında odanın içi loştu ama burnuna dolan koku onu yataktan çekip çıkardı.
Yüzünü hızla yıkadı ve salona geçti.
Gözlerine inanamadı.
Soma erkenden uyanmış, üstelik masayı kahvaltılıklar ile donatmıştı.
Nox gülümsedi.
“Böyle bir manzarayı göreceğimi asla hayal etmezdim.”
Soma güldü, elini ensesine götürerek.
“Bir daha ne zaman görüşebileceğimizi bilmiyorum. Belki bir daha böyle bir şey yapmaya fırsatım olmaz diye düşündüm.”
Nox sandalyesine otururken başını iki yana salladı.
“Endişelenme. Dönem arasında ya da dönem bittiğinde mutlaka seni ziyaret ederim.”
Soma'nın yüzündeki ifade tatmin olmaktan uzaktı.
“Ziyaret meselesi değil...”
Bir an durdu.
“Orada yaralanabilirsin. Hatta...”
Sesi alçaldı.
“Ölme riskin bile var.”
Nox çatalını eline alırken sakin bir sesle,
“Akademinin gönderdiği maili beraber okuduk. Riskleri biliyorum. Ama öyle bir yerde ölmek gibi bir niyetim yok.” dedi.
Soma derin bir iç çekti.
“Biliyorum ama yine de endişeliyim. Umarım orada düzgün insanlarla karşılaşırsın.”
Gerçekten buna gerek var mı...
Ardından kayıtsız bir sesle,
“Pek önemli değil.” dedi.
Soma gözlerini ona dikti.
“Tabii ki önemli. Hayatında artık dayanak diyebileceğin insanlar olmalı.”
Nox omuz silkti.
“Pekâlâ... Bir şeyler denerim. Hadi yiyelim, hazırlanmalıyım. Geç kalırsam gidemem.”
Soma gülerek elindeki ekmeği Nox'un ağzına tıkıştırdı.
“Afiyet olsun.”