İçeriğe geç

Çizgi Parmağı Takip Eder

Nox sınıfa döndüğünde Aiden ve Minami hâlâ telefonla oynuyordu. Aralarında geçen şakaları tam olarak işitemedi ama Minami'nin güldüğünü gördü, o kendine has, biraz çocuksu gülüşüyle. İçinde bir şey ısındı. Benden başka da arkadaşı oldu artık, diye düşündü. Hemen ardından başka bir şey fısıldadı içi: Artık bana ihtiyacı yok.

Yanlarına gidip sordu:

"Neye gülüyorsunuz?"

Minami bir şeyler anlattı, Aiden güldü, ikisi de konuştu ama Nox'un zihni başka bir yerdeydi. Sesleri ona ulaşıyordu, sadece bir kısmı, geri kalanı yolda eriyordu. Duymuş gibi tepki verdi, geçiştirdi. Bir süre sonra Aiden telefonu uzattı.

"Kendimizi kaydettik. Ayrıca senin için bir profil fotoğrafı seçtik."

Nox ekrana baktı. Somurtmuş bir köpek vardı karşısında, gözleri buruk, yüzü asık, sanki dünyaya gönülsüzce katlanıyordu.

"Bana bunu mu layık gördünüz?" dedi somurtarak.

Aiden güldü. "Bak, Minami tam fotoğraftaki yüz ifadesini yaptı."

Minami de kahkaha attı. "Gerçekten aynısıydı."

En azından mutlular, diye geçirdi Nox içinden. Ama ardından başka bir düşünce çöktü üstüne, daha ağır, daha sessiz: Acaba ben gerçekten ne zaman mutlu olabileceğim?

Kapı açıldığında sınıf kendiliğinden sustu.

İçeri giren kadın acelesi olmayan biri gibi yürüdü, ağır değil, ölçülü. Uzun siyah saçlarının uçları maviye boyanmıştı, mor çerçeveli gözlüğü burnunun yarısına kadar kaymıştı. Sınıfın ortasındaki daireye inip durdu, gözlüğünü hafifçe indirdi ve öğrencileri teker teker süzdü, sanki birini arıyormuş gibi. Düşüncelere dalmış Nox'la göz göze geldi ama Nox bunu fark bile etmemişti. Kadın gözlüğünü çıkarıp tişörtünün önüne astı, yüzünde hayal kırıklığının hafif izi.

"Ben Kang Soo-Yeon."

İsim Nox'un dikkatini çekti. Odağını topladı, kadına baktı. Soo-Yeon da ona baktı, isim dikkatini çekti ha, diye geçirdi içinden.

"Ben yakın dövüş dersinizin öğretmeniyim. Dersim dövüş sanatları üzerine olacak."

Sınıfta hafif bir homurdanma yükseldi. Kadın alışkın bir gülümseme takındı.

"Sorusu olan var mı?"

Sarı saçlı, şık bir öğrenci ayağa kalktı. "Bu ders tam olarak ne için?"

Soo-Yeon önce onu süzdü. "Kendini tanıt."

Öğrenci başını hafifçe eğdi. "Ben Lorenzo Salvi. Bu ders tam olarak ne için?"

"Manalarınızın bittiği yerde ya da kullanamayacağınız yerde dövüş sanatları devreye girer."

Lorenzo kaşlarını çattı. "Ama canavarları yumruklarla alt edebileceğimizi sanmıyorum."

Soo-Yeon güldü, kısa ve kuru. "Biraz haklısın, biraz da haksızsın. Gücünüzün olması güzel ama gerçekten yumruklarınızı kullanmanız gerektiğinde sırf bu yüzden kaybedecek misiniz? Kim bilir, belki bir canavarı yumrukla öldürebilirsiniz."

Sınıfın köşesinde, oturduğu koltuktan taşacakmış gibi duran iri yapılı öğrenciyi işaret etti. "Şu koca adam bunu yapabilir gibi duruyor." Ona döndü. "Ayağa kalk."

Öğrenci kalktı. "Ben Lucas Silva."

Aiden, Nox ve Minami'ye doğru eğildi. "Bakın, size dediğim büyük ve korkunç siyahi çocuk."

Soo-Yeon Lucas'ın yüzündeki yara izine baktı. "Fena izmiş. Dövüşmeyi biliyor musun?"

"Kendimi savunacak kadar."

Soo-Yeon sınıfa döndü. "Peki siz? Kendinizi savunacak kadar dövüşmeyi biliyor musunuz?"

Birkaç öğrenci olumlu cevap verdi.

"Lucas'a karşı sadece dövüş bilginizi kullanarak kazanabileceğinizi düşünüyor musunuz?"

Sınıf sessiz kaldı.

"Cevap: kazanamazsınız olacak."

Mavi saçlı, dağınık görünümlü bir öğrenci ayağa fırladı. "Ben insanlara karşı savaşacak değilim. Canavarları öldürmek için buradayım."

Soo-Yeon ona baktı, gözlerinde ne kızgınlık ne de şaşkınlık vardı. "Bu dünyadaki tek düşmanlarınız canavarlar olmayacak. Bir Ryon da düşmanınız olabilir. Senden daha yetenekli birini görürsen kaçacak mısın?"

Ardından tüm sınıfa seslendi:

"Ben sizi, mananızı fiziksel gücünüzle birleştirip asla kaybetmeyecek savaşçılar olarak yetiştireceğim."

Bazı öğrencilerin hâlâ ikna olmadığını görünce elini kaldırdı. "Sen. Sahneye gel."

Mavi saçlı öğrenci isteksizce aşağı indi. "İsmin ne?"

"Kaito Rex."

"Karşıma geç."

Kaito geçti. Soo-Yeon sınıfa göz gezdirdi. "Hakem olmak isteyen var mı?"

Ön sıradan bir kız el kaldırdı. "Ben Choi Ji-Woo. Hakem olabilirim." Kısa bir duraklama. "Ama başlamadan önce bir şey soracağım. Neden kolayca yenebileceğiniz bir rakibi seçtiniz?"

Kaito hemen alındı. "Hey!"

"Sessizlik." Tek kelime, Kaito'nun sesi kesildi. Soo-Yeon Ji-Woo'ya döndü. "Çünkü manasız fakat eğitimli biri ile manası olan fakat eğitimsiz biri arasındaki farkı göstermek istiyorum."

Sınıfta şaşkın bakışlar belirdi.

Aiden ayağa kalktı. "Manasız derken... sizde mana yok mu?"

"Evet."

Uğultular yükseldi.

Ji-Woo üçe kadar saydı. Dövüş başladı.

Kaito parmaklarının ucunda sivri, yeşil bir zehir oluşturdu ve Soo-Yeon'a doğru fırlattı. Soo-Yeon tek bir adımla sıyrıldı, zahmetsiz, neredeyse sıkılmış gibi. Kaito yüzünü ekşitip avucunu açtı, daha geniş bir saldırı hazırlamaya çalışırken Soo-Yeon bir anda dibine gelmiş, avuç içiyle onu geriye itmişti.

"Yere düşmemen takdire şayan."

Kaito öfkeyle üzerine atıldı. Zehirli saldırısını sürdürürken mesafeyi kapatmaya çalıştı, iki hamleli, akıllıca bir girişimdi. Ama Soo-Yeon saldırının üzerinden zarif bir sıçrayışla geçti, onu havada yakaladı ve yere çarptı.

"Kaito kaybetti."

Sınıf alkışladı. Herkes şaşkınlıkla öğretmenlerine bakarken Soo-Yeon'un yüzünde yalnızca o sakin, hafif gülümseme vardı.

Alkışlar dinerken dalgalı siyah saçlı bir öğrenci el kaldırdı. Soo-Yeon bir şey söylemeden parmağıyla kalk işareti yaptı.

"Ben Ryota Sato. Acaba ben de deneyebilir miyim? Çok eğlenceli duruyor."

Soo-Yeon kabul etti, karşısına geçmesini istedi. Sato mahcup bir ifadeyle ekledi:

"Kazanabilme ihtimalim olan birine karşı dövüşmeyi tercih ederim."

Sınıf güldü. "O zaman sana bu sınıftan birini seçelim," dedi Soo-Yeon. Sato başını salladı.

"Olur… fakat Lucas olmasın."

Soo-Yeon sınıfa göz gezdirdi. Bakışları yeniden Nox'ta takıldı. Bakalım gerçekten tanıdığım Nox Miller mısın, yoksa ismin sadece bir tesadüf mü? Parmağıyla işaret etti:

"Kalk bakalım beyazlı."

Nox ayağa kalktı. "Benim sorum yok." Tekrar oturdu.

Sınıf güldü. Soo-Yeon kollarını bağladı. "Seni soru için kaldırmadığımı hepimiz biliyoruz. Ryota ile antrenman yapman için seçtim."

Nox oturduğu yerden Ryota'yı işaret etti. "O, kazanma ihtimali olan biriyle dövüşmek istediğini söyledi. Bana karşı kazanma ihtimali yok."

Aiden ve Minami aynı anda şok oldular.

"Bu kadar iddialı olmana gerek yok," dedi Aiden sessizce.

"Birkaç olay atlatmış olabilirsin ama bu kadarı fazla değil mi?" diye ekledi Minami.

Nox cevap vermedi. Soo-Yeon güldü ve topu Sato'ya attı. "Ne diyorsun Ryota?"

Sato heyecanla ayağa fırladı. "Bu kadar özgüvenli biriyle karşılaşmayalı çok olmuştu. Lütfen benim dövüş partnerim ol!"

Nox yavaşça kalktı. "Öyle diyorsan."

Sahnenin ortasına inerken tepeden vuran güneş ışığı saçlarının beyazını iyice belirginleştirdi.

Boyamış olmasına imkân yok, çok doğal duruyor... Onu buldum sandım, diye geçirdi Soo-Yeon içinden.

"Hazır mısınız?"

"Hazırım!" dedi Ryota.

Ama Nox bir adım öne çıktı ve Ryota'nın önünde eğildi. Dizlerinin üstüne çöktü, ellerini yere koydu, Rei-Ho. Tam ve eksiksiz bir selamlama.

Ryota garipsedi. "Bu kadar resmî olmana gerek yok."

Nox sessizce ayağa kalktı. "Senin için yapmıyorum."

Maç başladığında ilk hamle Ryota'dan geldi. Nox kolunu tutup kısa bir dönüşle arkasına itti. Ryota tekrar saldırdı, aynı son. Bir kez daha denedi, bu sefer yüzü hedef alan hızlı yumruklarla. Bir, iki, üç, dört. Hepsi boşa gitti; Nox'un bedeni her seferinde bir santim kenara kaydı, fazlası değil.

"Saldırmayacak mısın?" diye sordu Ryota, hâlâ gülümseyerek.

"Böyle iyiyim."

Ryota farklı bir şey denedi, önce sahte bir yumruk, arkasından tekme. Yakaladığını sandı. Nox tekmeyi yana sıyrılarak tuttu, tek destek ayağını kaydırıp gövdesini iterek onu yere düşürdü. Yerden kalkmaya çalışırken bileği bükülmüştü, Nox izin verdiği kadar hareket edebiliyordu, fazlası değil.

Bileği bırakıldığında Ryota hızla kalktı, ani bir dönüşle yumruk savurdu. Nox yumruğun yönünü saptırıp karnına sert bir darbe indirdi. Ryota dizlerinin üstüne çöktü.

Son bir şans gibi beline atladı, onu düşürmek istiyordu. Nox ceketinden tutup dairenin uzak noktasına fırlattı. Ryota kalktı, tekrar denedi, tekrar yere çarptı. Kalktı, Nox'un ayağını yakalamaya çalıştı; ayak hızlıca savuruldu ve Ryota yeniden öte köşeye uçtu.

Sınıf fısıldamaya başlamıştı. "Bilerek mi yapıyorsun?"

"Son kez gel," dedi Nox.

Ryota tüm gücünü topladı. Fakat Nox onu daha ulaşamadan koluyla boğazından yakaladı ve yere çarptı. Soo-Yeon'un işaretiyle dövüş sona erdi.

Ryota boğazını tutarak yerden kalktı. Fazla mı oldu? diye geçirdi Nox içinden.

Ama Ryota bağırdı:

"Muhteşemdi!"

Nox'a doğru yürüdü, yüzünde kocaman bir gülümseme. "O kadar muhteşemdi ki sınıftaki insanlar sana bilerek vurmuyorum sandı. Çok komik açıkçası!"

Nox kaşlarını çattı. "Delirdin mi sen?"

"Hayatımda hiç bu kadar kendimde olmamıştım!"

Nox ifadesizce öğretmene döndü. "Ne güzel. Yerime geçebilir miyim?"

Soo-Yeon hâlâ düşüncelerini toparlayamamıştı. Dövüş tarzı hiç Nox'a benzemiyordu ama hareketlerindeki o akıcılık, o soğukkanlılık, tanıdığı birini hatırlatıyordu. Gecikmeli cevap verdi:

"Yerlerinize oturun."

Ryota kolunu Nox'un omzuna attı. "İyi geçinelim."

"Umarım," dedi Nox, Ryota'dan kurtulup yerine geçerken.

Aiden ve Minami gözleri ışıldayarak ona bakıyordu. Nox bakışlarını fark edince alaycı bir gülümsemeyle:

"Size söylemiştim, değil mi?"

Aiden şaşkın ve biraz da üzgün bir ifadeyle Nox'un elini tuttu. "Sana inanmadığımız için özür dileriz."

Minami başını salladı. "Evet... Çok özür dileriz. Artık tamamen sana inanacağız."

Nox dudaklarının kenarında küçük bir gülümsemeyle, "Sizin için iyi olur," dedi.

Soo-Yeon dersin geri kalanında müfredatı anlattı, kısa bir selamla ayrıldı.

Onun yerini alan kadın sessizce içeri girdi, ağır adımlarla, acele etmeden. Siyah saçları düz ve serbestti, keskin bakışları sınıfı tararken sanki her öğrenciyi birkaç saniyede katalogluyordu. İncelemesini tamamlayınca hafifçe başını salladı, anlamış gibi. Sıralar arasında yürümeye başladı.

"Benim adım Shin Rhea. Mana derslerinize ben gireceğim."

Ellerini arkasında birleştirdi. "Size manayı sıfırdan anlatmak oldukça sıkıcı olur. Bu yüzden hepinizin mananın bir yakıt gibi çalıştığını ve kişiden kişiye farklı türlere ayrıldığını bildiğinizi varsayacağım."

Ortadaki sıralardan, koyu yeşil saçlı, gözlüklü bir kız elini kaldırdı. "Ben sadece element türünü biliyorum."

Shin Rhea durdu, kızı sessizce inceledi. "Şifa manan hangi mana türüne ait sence?"

Kız ağzını açtı, kapattı.

"Diğer manalar, tabii ki."

Shin Rhea yürümeye devam etti. "Bu dünyadaki manalar genel olarak üç gruba ayrılır. Element manaları, ruhla bağlantılı manalar ve diğer manalar." Havada üç parmak belirdi. "Üçüncü grup tam olarak sınıflandırılamaz. Bunu yapmaya çalışırsanız sistem fazlasıyla kaotik hâle gelir. Bu yüzden onlara sadece 'diğer manalar' der ve geçeriz." Sınıfa döndü, omuz silkti. "Zaten hiç kimse mana türü sayesinde bir savaşı kazanmış sayılmaz."

Bu söz bazı öğrencilerin sırtını diktirmişti.

"Bugün size öğreteceğim şey mana türleri değil. Mananızı nasıl daha verimli kullanacağınız."

Shin Rhea sahnenin ortasına indi. Sağ elini kaldırdı, işaret parmağıyla havaya ters bir soru işareti çizdi.

Su yeşili ışık parmağının ucunu takip etti. Çizim tamamlandığında sembol bir damga gibi havada asılı kaldı.

Sınıftan şaşkın sesler yükseldi.

Shin Rhea uzandı, parmağının ucuyla sembole dokundu. Bir titreme. Sonra sessizlik.

Ardından havada küçük bir mana dalgası yayıldı ve ışığın söndüğü noktada bir yaratık belirdi, uzun kulaklı, kediyi andıran, yarı saydam bedeni hafifçe parlayan ruhsal bir varlık. Mor gözleriyle etrafı merakla inceledi, süzüldü ve Shin Rhea'nın omzuna kondu.

Sınıf sessizliğe gömüldü.

"Az önce ne yaptığımı bilen var mı?"

Lilith elini kaldırdı. "Sembollerle mananızı mı güçlendirdiniz?"

"Kısmen doğru. Manamı güçlendirmedim, sadece manamla oluşturduğum şeyi güçlendirdim."

Sözünü daha bitirmemişti ki sınıfın sağ köşesinden ince, hızlı bir alev oku fırladı. Çoğu öğrenci fark bile etmedi. Shin Rhea gözünü kırpmadı, parmağını kaldırdı, bir saniyenin altında ters bir soru işareti çizdi, üzerine yatay bir çizgi ekledi.

Sembol parladı. Omzundaki ruh harekete geçti.

Su yeşili bir enerji oku alev okunu tam ortadan ikiye yardı, hız kesmeden ilerledi, birkaç öğrencinin nefesini tutmasına neden olacak kadar yakından geçerek bir kız öğrencinin kafasının yanından sıyrıldı ve duvara saplandı. Duvarda ince bir çatlak oluştu.

Sınıf dondu.

Shin Rhea saldırının geldiği yöne döndü. Kırmızı ve pembenin birbiriyle mutasyona uğramış gibi karıştığı saçlara sahip kıza baktı.

"Yaptığın şey oldukça tehlikeliydi, Sakura Vane." Sesi kızgın değildi, sıradan bir gerçeği seslendiriyordu. "Ama bana bu taktığınız basit yeteneklerin ne kadar işe yaramaz olduğunu göstermem için fırsat verdiğin için teşekkür ederim."

"Sadece sıkılmıştım."

Shin Rhea duymazdan geldi. Yeniden öğrencilerin ortasına yürüdü.

"Manayla oluşturduğunuz her şeyi güçlendirmenin üç farklı yolu vardır."

Parmağını kaldırdı.

"Birincisi ve en kolay olanı kaligrafi sanatını öğrenmektir. Kendi mananızı güçlendirmek için çizmeniz gereken sembolleri öğrenir ve ezberlersiniz." Havada birkaç karmaşık işaret belirip yok oldu. "Eğer bunları savaş sırasında da kullanabilecek kadar ustalaşırsanız gücünüzün iki, hatta bazı durumlarda üç kat arttığını hissedersiniz."

Sınıfın dikkati tamamen ona yönelmişti.

"Mana miktarınız değişmez. Yeteneğiniz değişmez. Ama mananızın verimliliği değişir. Çoğu insan bunun ne kadar büyük bir fark yarattığını anlayamaz."

Shin Rhea parmaklarını şıklattı. Son sembol de söndü.

"Bu yüzden bugün size mana kontrolü öğretmeyeceğim."

Dudaklarının kenarında bir gülümseme.

"Bugün size nasıl daha güçlü olacağınızı öğreteceğim."

Tüm dersler aynı tempoda aktı.

Akademi binasından çıktıklarında gün batımıydı. Mor ve beyaz yapıların üzerine vuran turuncu ışık kampüsü tanınmaz kılıyordu, her köşe biraz daha yumuşak, biraz daha yabancı görünüyordu. Öğrencilerin büyük kısmı hâlâ Shin Rhea'nın anlattığı sembolleri deniyordu; kimileri hayal kırıklığıyla elini silkiyor, kimileri ısrarla tekrar ediyordu.

Minami de onlardandı.

Yürürken işaret parmağını kaldırdı, havaya damla sembolü çizmeye çalıştı. Çizgiler titredi, şekil bozuldu. Tekrar denedi, yine. Omuzları düştü.

"Bu haksızlık. Çizim yeteneği olanlar resmen daha şanslı. Şu damla sembolünü savaşırken nasıl çizeceğim ben?"

"Çok fazla denersen yapabilirsin," dedi Aiden.

"Senin konuşman kolay. Senin sembolün eşkenar dörtgen. Belki yıldız da kullanıyorsun. Onlar basit şekiller."

Aiden kaşlarını kaldırdı. "İyi bir yıldız çizmek zor. Hiç denedin mi?"

Minami cevap vermeye hazırlandı, durdu. Haklı çıkmak istiyordu ama Aiden da tamamen haksız değildi. Gözlerini Nox'a çevirdi.

"Peki ya sen? Seninki hilaldi değil mi? Çözebiliyor musun?"

Nox omuz silkti. "Hiç denemedim."

"Ne?"

"Savaşırken resim çizmeye çalışmak bana saçma geliyor."

Minami'nin yüzü düştü. "Öğretmenin yanında bunu söylemeye cesaret edebilir miydin?"

"Muhtemelen."

Aiden kahkaha attı. Nox ellerini cebine soktu. "Ben bildiğim gibi devam edeceğim. Ayrıca öğretmenin bahsetmediği diğer yöntemler daha çok ilgimi çekiyor."

Aiden başını salladı. "Doğru. Daha iki yöntem kaldı. Açıkçası onların bizi nasıl güçlendireceğini merak ediyorum." Yüzünde heyecanlı bir ifade belirdi. "Şimdiden sabırsızlanmaya başladım."

Tam o sırada Nox'un telefonu titredi.

Bir saniye sonra Minami'ninki. Aiden'ınki. Ardından etraflarındaki onlarca öğrencinin telefonu aynı anda titreşmeye başladı.

Üçü de ekranlarına baktı.

Silah seçiminizi yapınız.