İçeriğe geç

Bir Vuruş Yeter

Ramon dudaklarının kenarını yukarı kıvırdı. "Sana ilk saldırı fırsatını sunuyorum." Dişlerini göstererek sırıttı. "Hadi, dişlerini çıkarmaya başla."

Nox esnemesini ağır ağır tamamladı, sonra bedeni bir anda öne fırladı. Matt ile Ramon'un arasındaki mesafeyi birkaç adımda kapatıp doğrudan Matt'in karnına yöneldi. Yumruğu hedefe ulaşmak üzereyken Matt'in gözleri parladı ve Nox'un vuracağı bölgedeki deriyi bir anda taşlaştırdı.

Yumruk sert bir yüzeye çarptı.

Matt sırıttı. "Bu kez bana dokunamayacaksın."

Nox'un arkasından metalin kınından sıyrılma sesi geldi.

Çın!

Nox düşünmeye bile fırsat vermeden dizlerini kırıp geriye doğru sıçradı. Ramon'un kılıcı bulunduğu yeri biçerek geçtiği sırada Nox havaya yükseldi, gövdesini ters çevirdi ve kılıcın üzerinden takla atarak Ramon'un başının üzerinden geçti. Ayakları yere değer değmez tekrar dönüp yumruğunu Ramon'un sırtına savurdu.

Fakat yumruğu bir bedene değil, soğuk bir siluete çarptı. Ramon'un bedeni dalgalandı, sanki havaya vurmuştu. Nox'un yumruğu siluetin içinden geçerken görüntü parçalanmaya başladı; Ramon'un bedeni ince gri bir sise dönüşerek havaya dağıldı.

Neye dönüştü bu? Sis mi?

Düşüncesini tamamlayamadan sisin içinden devasa bir kaya parçası fırladı, doğrudan yüzüne geliyordu. Nox başını yana çevirmeye çalışmak yerine kollarıyla tam bir gard aldı.

GÜM! Kaya kollarına çarptığı anda paramparça oldu. Taş parçaları etrafa savrulurken keskin kırıntılar kollarını çizdi ve çarpışmanın gücü Nox'u geriye doğru fırlattı, ayakları zemini terk etti.

Nox havada yatay şekilde savrulurken Ramon çoktan hareket etmişti. Kılıcını iki eliyle kavrayıp Nox'un düşeceği noktaya doğru koştu. Nox daha yere ulaşmadan Ramon onun önüne geçti ve kılıcı bütün gücüyle yatay bir yay çizerek savurdu.

"Yakaladım."

Nox'un bedeni kılıcın önünde savrulurken ellerini bir anda yere bastı, avuçlarından destek alarak vücudunu yukarı kaldırdı. Kısa bir an için bedeni ters dönmüş, ayakları havaya kalkmıştı. Ramon'un kılıcı tam üzerinden geçmek üzereyken Nox ayağını savurup kılıcın sırtına bastı.

Kılıç yukarı doğru saptı. Ramon'un saldırısı boşa çıkarken dengesini kaybetti. Nox ise yere düşmeden önce vücudunu kendi etrafında döndürüp takla attı ve birkaç metre ötede yeniden ayaklarının üzerine indi.

Ramon kılıcını toparlayıp ona döndü, yüzündeki sırıtış geri gelmişti. "İyi dayanıyorsun." Kılıcını omzunun üzerine kaldırdı. "Bahçede sağdan sola kaçan bir fare gibisin."

Nox birkaç saniye Ramon'a baktı, ardından elini kaldırıp parmaklarını tek tek açmaya başladı. "Şimdiden her şeyinizi açık etmediniz mi?" İlk parmağını kaldırdı. "Matt savunmasını güçlendiriyor." İkinci parmağı açıldı. "Aynı zamanda kaya parçalarıyla saldırabiliyor." Üçüncüyü kaldırdı. "Muhtemelen bütün dövüş yeteneğin de karşı saldırı üzerine kurulu. Rakibin sana vuracağı noktaya odaklanıyorsun, saldırıyı savuşturduğun anda karşılık verip işi bitirmeye çalışıyorsun."

Matt'ın yüzündeki ifade değişmedi ama içinden geçen düşünce çok daha farklıydı. Beni bu kadar hızlı mı çözdü?

Nox parmaklarını indirdi ve bakışlarını Ramon'a çevirdi. "Sana gelince, sis kullanıyorsun." Ramon'un kaşı hafifçe kalktı. "Ve sadece fırsat kollayan bir piçsin." Nox'un yüzünde hafif bir küçümseme belirdi. "Matt'i senden daha çok beğeniyorum. En azından yalnızca arkası dönük ya da savunmasız birine saldırmıyor."

Ramon'un yüzündeki ifade bir anda sertleşti. "Sen..." Bedeni bulanıklaşarak dağıldı ve saniyeler içinde yarı saydam bir sis formuna dönüştü. Sis, Nox'un çevresinden kıvrılarak ilerledi ve Ramon'un bedeni bir anda önünde belirip saldırıya geçti.

Fakat Nox çoktan oradan çekilmişti. Ramon'un saldırısı boşluğu yardı.

Aynı anda Matt'in ayaklarının altında koyu bir gölge oluştu. Nox, sanki gölgenin içinden çekilip çıkarılmış gibi bir anda Matt'in hemen yanında belirdi.

Matt'in gözleri büyüdü.

Nox elini doğrudan yüzüne uzatıp çenesinin iki yanından kavradı. "Buna rağmen çok kibirli olduğunu düşünmüyor musun?" Parmakları Matt'in yüzüne daha fazla gömüldü. "Benimle ilk karşılaşmanda anlamış olmalısın." Elini biraz daha sıktı. "Karşımda duramayacak kadar güçsüzsün."

Bir sonraki anda Matt'i yere çaldı.

GÜM!

Matt'in sırtı zemine çarptığında nefesi kesildi. Nox hiç beklemeden sol bacağına bastı.

ÇAT!

Kemik sesi arenada yankılandı. Matt'in çığlığı tribünlere ulaştı.

Nox diğer bacağına geçti.

ÇAT!

İkinci kemik sesiyle birlikte Matt'in çığlığı daha da yükseldi. Tribünlerdeki bütün konuşmalar bir anda kesildi. Az önce heyecanla bağıran öğrenciler susmuş, bazıları istemsizce geriye çekilmişti.

Ramon'un sis hâlindeki bedeni birkaç metre ötede yeniden şekillenmeye başladı. Yüzündeki öfke hâlâ belirgindi fakat bu kez bakışlarında küçümsemenin yerini daha temkinli bir ifade almıştı.

"Kabul ediyorum. Oldukça çetin bir rakipsin."

Elini kaldırdı. Parmaklarının ucundan ince bir sis yükselirken havaya yatay duran iki kısa dalgalı çizgi çizdi, sis kullanıcılarının kullandığı temel kaligrafi sembolüydü bu. Ardından sembolün üzerine, birbirine dönük iki kurdu andıran daha karmaşık bir işaret ekledi ve parmaklarını son çizginin üzerinden geçirerek avucuyla sembole dokundu.

İki sembol aynı anda titredi. Ramon'un çevresindeki sis bir anda yoğunlaşarak yere yayıldı ve içinden iki büyük kurt şekillendi. Vücutları tamamen beyazımsı sislerden oluşuyor, gözlerinde soluk bir ışık titreşiyordu.

Ramon elini Nox'a doğru uzattı. "Benim için gidin."

İki kurt aynı anda yere çömeldi ve bir sonraki anda bütün güçleriyle Nox'un üzerine atıldı.

Nox geri çekilmek yerine sisin yayıldığı bölgeden uzaklaşmak için koşmaya başladı. Ramon'un asıl niyetinin görüş alanını kapatıp kendisini saklamak olduğunu anlamıştı. Fakat birkaç adım sonra arkasından gelen ağır ayak seslerini duydu.

Çok hızlı.

Nox dönmeye fırsat bulamadan iki kurt çoktan mesafeyi kapatmıştı. Biri sağ tarafından, diğeri sol tarafından üzerine atılırken sis, yavaş yavaş üzerlerine geliyordu. Nox'un önündeki yol bir anda iki kurt tarafından kapatıldı. İkisi de aynı anda hareketlenerek biri sağ koluna, diğeri kafasına saldırmak üzere üzerine atıldı.

Nox son anda sol bacağını yana doğru uzatıp bedenini neredeyse zemine paralel hâle getirerek aşağı eğildi. Kurtlar üzerinden geçip birkaç metre uzağa savruldu. Nox, yeniden toparlanmaları için birkaç saniyeye ihtiyacı olduğunu düşündüğü anda kurtların bedenleri birden dağıldı; sis hâline dönüşüp havaya karıştılar ve yere düşmeden tekrar yoğunlaşarak aynı hızla ona doğru yöneldiler.

Mesafeyi kapatmaları yalnızca birkaç nefes sürdü.

Lanet olsun.

Nox yeniden yukarı sıçradı. İki kurt tam altından geçip giderken havada bedenini çevirdi ve gözleri Ramon'un yaydığı sise kaydı. Sis, yavaşça onun bulunduğu noktaya doğru yaklaşıyordu.

"Orada bir şey var." Silahını kaldırıp sisin içine art arda ateş etti.

PAT! PAT! PAT!

Ramon mermilerden kurtulmak için aniden bedenini sisin dışına çıkarmak zorunda kaldı. Kurşunlardan sıyrılırken fiziksel bedeni birkaç saniyeliğine tamamen açığa çıkmıştı. Yere düşer düşmez ayağını zemine bastı ve doğrudan Ramon'a doğru atıldı. Silahını çekip yakın mesafeden ateş etmek üzere namluyu kaldırdığı anda iki kurt yanlardan saldırdı. Biri koluna, diğeri omzuna dişlerini geçirdi.

Nox'un bedeni sarsıldı. "Çekilin şuradan!" Ayağını savurup kurtlardan birini uzaklaştırmaya çalıştı fakat tekmesi yalnızca dağılan sisin içinden geçti. Kurtun bedeni bir anlığına parçalanıp havaya karıştı, ardından hemen yeniden birleşerek saldırısını sürdürdü.

Nox ikinci kurda da tekme attı. Aynı şey oldu.

Fiziksel bir bedenleri yok.

Tam o anda Ramon çoktan hareketlenmişti. Kılıcını sırtının üzerinden çekerek bütün vücudunun dönüşünü saldırısına kattı ve geniş bir yay çizerek Nox'a savurdu.

Nox son anda bedenini geri çekti. Yine de tamamen kurtulamadı. Kılıcın ucu gövdesinin üzerinden geçti ve derisinde uzun, ince bir kesik açtı. Kan hemen yaranın üzerinden süzülmeye başladı, birkaç adım geriye savrulurken.

Ramon ise kılıcını yeniden kaldırırken hafifçe gülümsedi. "Şimdi kaç bakalım."

Elena, arenanın ortasında süren düellodan gözlerini ayırmadan kollarını göğsünde birleştirdi. Nox'un gövdesindeki uzun kesikten süzülen kanı görünce yüzü ekşidi. "O yarayla hareket etmesi bile zorlaşacak."

Lilith başını Elena'ya çevirdi. "Nox kazanacak."

"Hâlâ aynı şeyi söylüyorsun. Neye dayanarak bu kadar eminsin?"

Lilith'in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. "Nox henüz manasını doğru düzgün kullanmadı bile. Tabancasını da savaş boyunca neredeyse hiç kullanmadı. Ramon ise şu ana kadar elindeki her şeyi kullanıyor, hatta sis hâlindeyken normalden çok daha hızlı hareket ediyor, bedeninin ağırlığını neredeyse tamamen kaybediyor. Bu, Nox'un bulduğu anda kullanacağı kozları olduğu anlamına gelir."

Elena, Nox'un gövdesindeki yaraya tekrar baktı.

Lilith'in bakışları Nox'un kanayan gövdesinde gezinirken, zihninde geçmişten kısa bir görüntü belirdi. O geceyi, Nox'un bedeninin çok daha ağır yaralarla ayakta kalmaya devam ettiği hâli hatırladı. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Sen Nox'u tanımıyorsun." İçinden, belli belirsiz bir gülümsemeyle ekledi.

Şimdi ne yapacaksın, canım?

Nox parmaklarını gövdesindeki yaranın üzerinden geçirip kanı hissetti. Yaranın derin olmadığını anlamasıyla birlikte başını Ramon'a çevirdi.

"Kim kaçıyormuş?" Bir anda bütün bedeni ileri fırladı, öyle ani ve hızlıydı ki birkaç metre ötede duran kurtlar bile tepki veremeden Ramon'un üzerine ulaşmıştı. "Neden senden kaçmam gerekiyor?"

Ramon ise yalnızca sırıttı. "Çok ucuz bir numara. Bunu ancak çocuklara yedirirsin, Nox." Ve kaçtı.

Nox'un gözleri hafifçe açıldı. Daha da mı hızlandı? Ramon önceki hızının çok üzerine çıkmıştı. Nox'un saldırısından sıyrıldığı gibi bedenini ters yöne çevirip çok daha hızlı bir karşı saldırıyla geri döndü.

Nox'un yüzündeki ifade ilk kez belirgin bir endişeye dönüştü. Bu hız, az önce böyle değildi.

Kılıç ucunun yaklaşmasıyla birlikte Nox bedenini döndürüp takla attı. Kılıç, saçlarının birkaç santim yanından geçerken Nox yere yuvarlandı ve hemen yeniden ayağa kalktı.

Zihnindeki ses alçak bir fısıltıyla konuştu. "Kurtlara mana ile vurursan kaybolacaklar."

Nox dişlerini sıktı. Nasıl yapacağım?

"Saldırılarına mana eklemen gerekiyor. Bunu şu an bilmiyor olabilirsin ama bu savaşı kazanmanın tek yolu bunu şimdi öğrenmen."

İki kurt aynı anda üzerine atıldı. Nox birinin altından eğilerek sıyrıldı, diğerinin pençelerinden kurtulmak için yana doğru savruldu. Fakat Ramon çoktan arkasındaydı. Kılıç yeniden havayı yardı, Nox kendisini kurtarmak için döndüğü sırada zihnindeki ses tekrar konuştu. "Bedenini de manayla güçlendirebilirsin."

Nox'un dikkati bir anlığına dağıldı. Tam o sırada yan tarafındaki sis hareketlendi, fark etmedi. Fakat bedeninin içinden yükselen o tanıdık hayatta kalma içgüdüsü bir anda çığlık attı.

Nox düşünmeden hareket etti. Bir sonraki anda bedeni arenanın uzak köşesindeki bir gölgenin içinden çıktı ve dizlerinin üzerine düştü, nefesi kesilmişti. Göğsü hızla inip kalkıyor, alnından süzülen ter damlaları zemine düşüyordu. Vücudu, uzun süredir devam eden bu hız savaşına artık ayak uydurmakta zorlanıyordu.

"Manayla saldırılarını güçlendirebilirsin. Bedenini de," dedi ses, sakinliğini koruyarak.

Nox başını kaldırdı. "Sen şimdilik manasını kullanmayı bile bilmeyen bir çocuktan ibaretsin."

Bedenimi manayla güçlendirebilir miyim? Ramon'un giderek hızlanan hareketlerini düşündü. O zaman bu, onun neden gittikçe hızlandığını açıklıyor.

Nox ellerini sıkıp yeniden ayağa kalkmaya çalıştı. Ama hâlâ nasıl yapacağımı bilmiyorum.

Ses bu kez daha yakından, sanki düşüncelerinin arasından konuştu. "Bedenin bunu hatırlıyor. Düşünmeyi bırak. Ve sadece savaş."

Bir şeyler öğretmekte Minami'den daha kötüsün.

"Genelde öğretmenliğimle övünmem."

Tam o anda Ramon yeniden harekete geçti. İki kurt havaya sıçrayarak Nox'un üzerine kapanırken Nox bedenini yana çekti, pençeler omzunun birkaç santim yanından geçip boşluğa saplandı. Ramon'un kılıcı hemen ardından geldi; Nox başını eğerek keskin çeliğin üzerinden sıyrıldı ve yakındaki gölgeye basarak bir anda Ramon'un arkasına geçti.

Mana ile onlara nasıl vurabilirim?

Nox elini uzatıp Ramon'u yakalamaya çalışırken kurtlardan biri havada yeniden dağılıp arkasında şekillendi. Nox son anda eğildi, kurtun pençeleri saçlarının üzerinden geçerken Ramon da arkasını dönüp kılıcını savurdu.

Saldırı yeteneğim yok. Aiden gibi buz sarkıtları yapabilseydim...

Nox kılıçtan geriye sıçradı.

Ya da Minami gibi kan topları oluşturabilseydim... Hayır.

Bir kurt yeniden üzerine atıldı. Nox bedenini döndürerek saldırının altından geçti.

Yapamayacağım şeyleri düşünerek zaman kaybedemem.

Ramon arkasından yetişip kılıcını savurdu. Nox öne eğildi ve çelik sırtının üzerinden geçerken yumruğunu Ramon'un yüzüne savurmak üzere döndü.

Şu an burada daha iyi olmam gerekiyor.

Minami'nin dersini hatırlamaya çalıştı.

Mana vücudun içinde dolaşabilir. Bunu bana Minami öğretmişti.

Ramon bir anlığına açığını vermiş gibi göründü. Nox hiç düşünmeden üzerine atıldı.

Fakat Ramon'un bedeni bir anda hızlandı.

Yine mi?

Kendi çevresinde dönerek kılıcını savurdu. Çeliğin ucu Nox'a ulaşmak üzereyken Nox'un eli aniden kılıcın yörüngesine girdi.

"Hadi..." Dişlerini sıktı. "Hadi, hadi, hadi!"

Manasını zorla bedeninin içinde hareket ettirdi. Mana damarlarından akıyormuş gibi koluna, ardından avucuna doğru çekildi ve elinin üzerinde ince, saydam bir tabaka oluşturdu.

Kılıç bu tabakaya çarptı. Kıvılcımlar havaya saçıldı.

Ramon'un gözleri büyüdü. "Ne...?"

Nox'un eli kılıcın keskin kenarına dayanmıştı. Saydam mana tabakası çelikle sürtünürken kıvılcımlar çıkarmaya devam ediyordu.

Ramon şaşkınlığını üzerinden atıp diğer eliyle kılıcı kavradı ve bütün ağırlığını saldırıya verdi. "BANA KARŞI KOYAMAZSIN!"

Nox'un kolu titredi. Fakat geri çekilmedi. Tek eliyle Ramon'un iki elinin uyguladığı güce karşı koydu ve kılıcı yavaşça geriye itti.

Ramon'un dengesi bozulduğu anda Nox bir adım öne çıktı. Şimdi.

Boşta kalan eliyle tabancasını çekti. İki kurt daha saldırmak üzereyken namluyu onlara çevirdi.

PAT! PAT!

Kurşunların isabet ettiği sis bedenleri anında parçalanarak havaya dağıldı.

Ramon daha toparlanamadan namlu ona döndü.

PAT!

Mermi omzunu delip geçti. "AAAAH!"

Ramon geriye savrulup dizlerinin üzerine çöktü. Nox ise birkaç saniye olduğu yerde kaldı; göğsü hızla inip kalkıyor, bir eliyle gövdesindeki yarayı bastırmaya çalışırken diğer eli hâlâ tabancasını tutuyordu. Ardından ağır adımlarla Ramon'un üzerine yürüdü.

"Özür dile."

Ramon omzunu tutarken bir anda gülmeye başladı. "Hah... hahah... hehehehe..." Başını kaldırıp Nox'a baktı. "Özür dilemek mi?"

Nox'un yüzündeki ifade değişmedi. "Hakaret ettiğin arkadaşımdan özür dileyeceksin."

Ramon'un gülümsemesi silindi. Omzundan akan kana rağmen dişlerini sıktı. "Kim... kimseden özür dilemeyeceğim." Zorlukla nefes aldı. "Çünkü henüz kaybetmedim."

Bir anda bedeninden yoğun bir sis fışkırdı. Buharlı bir trenin bacasından boşalan basınçlı buharı andıran sis, Ramon'un etrafından hızla yayılıp arenanın büyük bölümünü kapladı. Görüş birkaç metre içinde tamamen yok olurken Ramon'un bedeni de sisin içerisinde parçalanmaya başladı.

"Burası gösterimizin sonu olacak."

Nox olduğu yerde durdu. Göğsü hızla inip kalkıyor, yaralı gövdesinden süzülen kan kıyafetlerini ağırlaştırıyordu. Çevresini kaplayan sis o kadar yoğundu ki birkaç adım ötesi bile tamamen kaybolmuştu.

Göremiyorum.

Bu düşünce zihninden geçer geçmez Nox'un bedeninde dolaşan mana yeniden hareket etti. Bu kez onu zorlamasına gerek yoktu. Sanki bedeninin içinde yıllardır var olan bir akış, sonunda doğru yolu bulmuş gibi damarlarının arasından sessizce ilerliyor, kollarına, bacaklarına ve göğsüne yayılıyordu.

Nox'un nefesi yavaşladı. Sis hâlâ her yeri kaplıyordu ama artık sessizlik aynı değildi. Uzakta bir şeyin havayı yarışı, sisin içindeki en küçük hareket, zemine düşen bir damlanın sesi bile birbirinden ayrılmaya başlamıştı. Sanki görüşünü kaybetmek yerine başka bir duyusunu açmıştı.

Bu ne? Başını hafifçe çevirdi. Ramon'u görmüyordu, görmesine de imkân yoktu. Fakat sisin içinde başka bir şey vardı.

Koyu yeşil bir enerji. Yoğun sisin içerisinde hareket eden, insan bedenine benzeyen fakat ondan çok daha belirgin bir siluet.

Nox birkaç saniye boyunca o görüntüyü izledi.

Ramon...

Enerji bir anda hızlandı. Siluet sağa kaydı, sonra kayboldu.

Nox gözlerini kapattı. Görmeye çalışma. İçindeki bütün dikkatini o enerjiye verdi. Hisset.

Bir süre hiçbir şey olmadı. Sonra sol tarafında hava değişti.

Nox'un başı çok hafifçe o yöne döndü. Ramon geliyordu, hızla. Kılıcın havayı yaran sesi duyuldu. Nox hâlâ kıpırdamıyordu.

Ramon sisin içerisinden fırladı. Kılıcını iki eliyle kavramış, bütün bedenini saldırısına vermişti. Amacı belliydi; bu kez Nox'un kaçmasına izin vermeyecek, kılıcı doğrudan boynuna indirecekti.

Kılıç yükseldi. Nox'un parmakları hafifçe kıpırdadı. Kılıç inmeye başladı.

Tam o anda Nox hareket etti. Bir adım bile atmadı, sadece kolunu kaldırdı. Ramon'un kılıcı boynuna ulaşmadan Nox'un eli onun boğazını yakaladı.

Ramon'un gözleri büyüdü. Kılıç havada asılı kaldı.

Bir an boyunca ikisi de hareket etmedi. Nox'un gözleri hâlâ kapalıydı; Ramon ise karşısındaki adamın nasıl olup da saldırısını gördüğünü anlamaya çalışıyordu.

"Sen..."

Nox'un parmakları Ramon'un boğazında yavaşça sıkıldı. Ramon'un yüzündeki şaşkınlık yerini paniğe bıraktı.

Nox gözlerini açtı. Sis hâlâ etraflarındaydı ama artık umurunda değildi.

"Evet." Boştaki elini yavaşça geriye çekti, Ramon'un yüzüne baktı. "Burada sona eriyor."

Yumruğu ileri savruldu. Darbe Ramon'un yüzüne çarptığı anda havadaki sis bile sarsıldı.

GÜM!

Ramon'un bedeni yerden kesilip birkaç metre geriye savruldu ve sırtıyla zemine çarptı. Kılıcı elinden fırlayarak sisin içinde kayboldu.

Nox'un yumruğu hâlâ havadaydı, bir süre öylece kaldı, sonra yavaşça elini indirdi.

Ramon cevap vermiyordu.

Nox ona doğru birkaç adım attı. Sis dağılmaya başladığında arenanın geri kalanı yeniden görünür hâle geldi.

Tribünlerdeki binlerce öğrencinin sesi ise çoktan kesilmişti.

Nox, yerde hareketsiz şekilde yatan Ramon'a doğru birkaç adım attı. Ramon ellerini zemine bastırarak doğrulmaya çalışıyor, fakat kolları vücudunu taşıyacak gücü bulamıyordu. Her denemesinde yeniden yere düşüyor, nefes almakta bile zorlanıyordu.

Nox onun bu hâline birkaç saniye boyunca sessizce baktı, ardından sesini yükselterek arenanın tamamının duyabileceği şekilde bağırdı. "Kaybettiğini kabul et ve özür dile!"

Ramon başını kaldırdı. Yüzündeki öfke, acı ve aşağılanma birbirine karışmıştı.

Nox ise onun cevap vermesini beklemeden sesini daha da yükseltti. Bu kez amacı yalnızca Ramon'dan özür almak değildi, onu herkesin önünde ezmekti.

"Senin bu akademide güçlü sayılmanın sebebi..."

Nox'un dudakları yavaşça iki yana açıldı. Yüzünün bir tarafında korkunç, geniş bir gülümseme belirirken diğer tarafındaki ifade buz gibi sakinliğini koruyordu.

"Henüz benimle karşılaşmamış bir orospu çocuğu olmandan kaynaklanıyordu." Arenadaki öğrencilerin gözleri Nox'a çevrildi. "Şimdi ait olduğun yere, dibe doğru çökmeye devam et."

Ramon o yüzü gördüğü anda birkaç saniyeliğine dondu. Karşısındaki insanın yüzünde aynı anda iki farklı şey vardı; bir tarafta onu küçümseyen, neredeyse delice bir gülümseme, diğer tarafta ise hiçbir şey hissetmiyormuş gibi duran soğuk ve sakin bir ifade.

Sonra Nox'un zihnine Lilith'e verdiği söz geldi.

Nox başını tribünlere çevirdi. Binlerce insanın arasında gözleri onu aradı ve birkaç saniye sonra buldu. Lilith ayağa kalkmış, gözlerini ondan ayırmadan bakıyordu.

Nox iki elini göğsünün önünde birleştirdi. Ve ellerini kelebek kanatları gibi açıp kapatmaya başladı.

Bir anlık sessizlik.

Sonra tribünlerden bir kahkaha yükseldi. Ardından bir başka ses. Sonra onlarcası. İnsanlar sonunda yaşadıkları şoku atlatmıştı.

"NOX!"

"NOX!"

"NOX!"

Bir anda bütün arena aynı ismi haykırmaya başladı. Tezahürat tribünleri titretiyor, binlerce öğrenci ayağa kalkarak Nox'un adını bağırıyordu.

Lilith'in yüzünde zafer kazanmış birinin gülümsemesi belirdi. Başını yavaşça Elena'ya çevirdi ve hiçbir şey söylemeden yalnızca gözleriyle tek bir cümle gönderdi. Haklıydım.

Elena birkaç saniye Nox'a baktı. Ardından tribünlere, sonra Ramon'a döndü. Yüzündeki şaşkınlık, yanıldığını kabul etmek istemeyen gururuyla çarpıştı. Sonunda derin bir nefes verdi ve sessizce yerine oturdu.

Fakat Ramon burada bulunan hiç kimseyle aynı fikirde değildi.

Ramon'un zihninde bir şeyler kırıldı. Ben gerçekten kaybettim mi?

Hayır. Bunu kabul edemezdi. Buradaki herkes onu güçlü biliyordu. B sınıfının ikinci sırasındaydı. İnsanlar onun adını biliyor, karşısına çıkarken dikkatli davranıyordu. Peki şimdi ne oluyordu? Birinci sınıftan biri onu herkesin önünde yere sermişti. Üstelik Matt de yenilmişti.

Matt...

Ramon gözlerini kısa bir süre yan tarafta yerde yatan arkadaşına çevirdi. Sen ne işe yarıyorsun? Beni desteklemen gerekiyordu. Senin yüzünden bu kadar zorlandım. Eğer başından beri ayağa kalkıp savaşabilseydin bu çocuk bana bu kadar yaklaşamazdı.

Bir an sonra düşüncesi değişti. Hayır. Suç benim değildi. Bu çocuk hile yaptı. Böyle biri nasıl birinci sınıfta olabilir?

Kendi yenilgisini kabul etmek yerine zihni sürekli yeni bir bahane üretiyordu. Çünkü Ramon için kaybetmek yalnızca bir dövüşü kaybetmek değildi. İnsanların gözündeki yerini kaybetmekti. Ve bunu kabul edecek kadar güçlü bir gururu yoktu.

Ramon titreyen elini eşofmanının cebine götürdü. Parmakları küçük, sert bir cisme dokundu. Onu kavradığı anda yüzündeki ifade değişti. Cebinden çıkardığı taş siyah ve mor renklerin birbirine karıştığı, nereden bakılırsa bakılsın lanetli bir şeymiş gibi görünen garip bir parçaydı. Taşın yüzeyinde damarları andıran mor çizgiler hareket ediyor, içinden belli belirsiz bir enerji sızıyordu.

Nox'un yüzündeki ifade değişti. "O ne?"

Ramon ağır ağır ayağa kalkmaya çalıştı. Bacakları titriyordu fakat elindeki taşı sıkıca kavramıştı. "Ben kaybetmedim." Sesi kısıktı, ardından başını kaldırıp Nox'a baktı. "Henüz değil." Taşı havaya kaldırdı. "Bunu daha kullanmadım."

Ramon taşı ağzına attı.

Dişlerini taşın üzerine geçirdi ve tek hamlede parçaladı. Siyah ve mor parçalar ağzında ezilirken hiçbirini tükürmedi, tamamını çiğneyip yuttu.

Son parça boğazından geçtiği anda Ramon'un bedeni titremeye başladı. İlk önce yalnızca hafif bir ürperme sandı, sonra göğsünün içinde bir şeyin tutuştuğunu hissetti; sıcak değil, yakıcı, sanki damarlarının içine erimiş kor dökülmüştü. Nefes almak zorlaştı. Bir çığlık atmak istedi ama sesi boğazında tıkandı.

Mor ışıklar derisinin altından yükseldi.

Önce boynunda, ardından kollarında ve göğsünde belirdiler. Mor damarlar gibi görünen ışık çizgileri bütün bedenine yayıldı, derisinin altı sanki içeriden yakılıyormuş gibi parlamaya başladı. Ramon'un gözlerinin önünde her şey bulanıklaştı, kendi elini bile tanıyamadı, parmakları kalınlaşıyor, tırnakları koyulaşıp uzuyordu.

Bir yerinde, aklının en derininde bunun geri dönüşü olmadığını biliyordu. Ama artık durduramıyordu. Beden onun değildi artık, sadece onu taşıyan bir kabuktu.

Ramon'un omuzları genişledi. Kolları kalınlaştı. Omurgasından yükselen kemik yapılar derisinin altında hareket etti. Vücudu insan oranlarını kaybetmeye başladı.

Tribünlerdeki uğultu anında kesildi.

Nox bile başını tamamen Ramon'a çevirdi.

Ramon'un bedeni büyümeye devam ediyordu.

Beş metre.

Yedi metre.

On metre.

Kasları kontrolsüz şekilde şişiyor, kolları insan bedenine göre orantısız biçimde uzuyor, gövdesi genişlerken yüzü de bozuluyordu. Çenesi öne doğru uzadı, boynu kalınlaştı ve gözlerinin çevresinde mor ışıklar titreşmeye başladı. İnsan şeklini kaybeden beden, artık bir insanın sahip olabileceği hiçbir orana uymuyordu. Bir yerlerde, o devasa gövdenin en derininde, hâlâ Ramon olan bir parça vardı, ama artık kimse onu duyamıyordu.

Hana Voss bir anda ayağa kalktı, sesindeki panik gizlenemiyordu. "Bu da ne böyle?!"

Öğretmenler harekete geçti. Fakat arenanın çevresinde bir anda morumsu bir bariyer yükseldi. Enerji duvarı tüm arenayı kaplamış, içeride yalnızca Nox ile Ramon'u bırakmıştı.

Hana bariyere elini bastırdı.

Bariyerden güçlü bir mana dalgası yayıldı ve Hana'nın elini geri itti. Bileğini tutarak geri çekildi, yüzü acıyla buruşmuştu.

"Ne?"

Tekrar bastırdı, bu kez iki eliyle. Bariyer yine geri tepti, bu sefer daha şiddetli.

Hana kulaklığındaki telsize dokundu, sesi titriyordu. "Dorian! Arenanın çevresinde bir bariyer oluştu. İçeri giremiyoruz. Ramon kontrolünü kaybediyor!"

Dorian'ın sesi kulaklıktan geldi. "Bariyeri kırabilirim."

Hana rahatlayacak gibi oldu. "O zaman kır!"

"Biraz zaman alacak."

"Ne kadar?"

Sessizlik.

Hana'nın gözleri arenaya döndü. İçerideki yaratığın boyu gittikçe uzuyordu.

Dorian devam etti. "O kadar sürede içeride her şey olup bitecek."

Hana'nın yumrukları sıkıldı. "Yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?" Sesi neredeyse çaresizlik dolu bir çığlığa dönüşmüştü.

Tam o sırada Soo Yeon onun yanından hızla geçti.

Hana başını ona çevirdi fakat Soo Yeon çoktan arenaya doğru koşuyordu.

İçeride durum gittikçe kötüleşiyordu.

Ramon artık Ramon değildi.

Otuz metreye ulaşan bedeni arenanın üzerinde yükseliyor, insan yüzünü andıran son parçalar bile bedeninden siliniyordu. Mor ışıklarla kaplı, devasa ve iğrenç bir mutantın karşısında Nox tek başına kalmıştı.

Yaratık başını eğdi.

Nox'a baktı.

Ardından koşmaya başladı.

Zemin her adımda sarsılıyordu.

Nox tabancasını çekti ve tetiğe bastı.

Klik.

Hiçbir şey olmadı.

Nox şarjöre baktı.

Boştu.

"Harika..."

Devasa yaratık üzerine doğru geliyordu. Nox yana doğru atılıp takla attı ve Ramon'un ayağının altında ezilmekten kurtuldu. Yaratık arkasındaki zemine bastığında arena sarsıldı.

Nox köşeye kadar geri çekildi. Bir elini göğsüne bastırdı ve derin bir nefes aldı. Manasını yeniden bütün bedenine doldurmaya başladı. Kollarından bacaklarına, göğsünden başına kadar her noktayı mana ile kaplamaya çalışıyordu.

Bir vuruş.

Bunu bitirmek için yalnızca bir vuruş yeterliydi.

Ramon yeniden koşmaya başladı.

Nox da ona doğru koştu.

Birinci adım.

İkinci adım.

Nox'un başı döndü.

Dünya kararmaya başladı.

Güneş sanki yavaş yavaş sönüyordu. Arenanın ışıkları dağıldı, sesler uzaklaştı. Nox'un görüşü bulanıklaştı. Bedeninin içinde dolaştırdığı mana bir anda düzensizleşti.

Hayır.

Nox sendeledi.

Yine mi?

Burnundan ince bir kan çizgisi süzüldü.

Bedenini manayla zorlamış, akışını kontrol etmeye çalışırken kendi sınırlarını aşmıştı. Beyni bu yükü taşımakta zorlanıyordu. Artık Ramon'un nerede olduğunu bile anlayamıyordu.

Nox gözlerini kırpıştırdı.

Hiçbir şey göremiyordu.

Ne yapacağım?

Bir cevap aradı. Fakat zihni bile ona düzgün cevap vermiyordu.

Ramon'un ayak sesleri yaklaşıyordu.

Nox geri çekilmek istedi, fakat bacakları ağırlaşmıştı. Saldırmak artık mümkün değildi. Kaçmak da.

Geriye yalnızca bir şey kalmıştı.

Ölmemek.

Nox iki kolunu kaldırarak gardını aldı. Yardım gelene kadar ne kadar darbe yiyebileceğini düşünmeye başladı. Görmüyordu. Ramon'un nereden geleceğini bilmiyordu. Fakat hâlâ ayaktaydı.

Ramon'un devasa bedeni hızla yaklaşıyordu.

Bir adım.

Bir adım daha.

Nox'un görüş alanına girebilecek kadar yaklaştığında bir kişi bariyerin içinden geçti.

Arenanın diğer ucundan fırlayan beden havaya yükseldi. İnsan gözünün takip etmekte zorlanacağı bir hızla devasa yaratığın üzerine doğru ilerledi ve bir anda Ramon'un kafasının hizasına ulaştı.

Yumruk indi.

Yıldırım sesi arenayı doldurdu.

KAABOOOOOOOOOOOM!

Yumruk Ramon'un bedenine çarptığı anda mor enerjiyle kaplı devasa vücut içeriden parçalandı.

Patlama arenanın tamamını kapladı.

Devasa bedenin içinden fışkıran kan, zemine, duvarlara ve bariyerin yüzeyine yayıldı. Birkaç saniye içerisinde arena tamamen kırmızı bir sisin arkasında kaldı. Dışarıdaki öğrenciler hiçbir şey göremiyordu.

Nox hâlâ o kişinin kim olduğunu göremiyordu.

Kanlı sisin içerisinden bir siluet ona doğru yürümeye başladı.

Adımlar yaklaştıkça siluet belirginleşti.

Önce omuzları.

Sonra yüzü.

Sonra gözleri.

Nox o kişiyi tanıdı.

Soo Yeon.

Kadının yüzü ve vücudunun ön tarafı Ramon'un kanıyla tamamen kaplanmıştı. Saçlarından kan damlıyor, nefesi ağır ağır çıkıyordu.

Nox'un dudaklarında zayıf bir gülümseme belirdi.

"Teyze..." Nefes almakta zorlanıyordu. "Neredeyse geç kalıyordun."

Soo Yeon olduğu yerde kaldı.

Sanki karşısındaki adam birkaç dakika önce ölümün eşiğinden dönmemiş gibi Nox'un bu sözünü duyunca gözleri büyüdü.

"Nox..."

Yavaşça ona doğru yürüdü.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Nox'un önünde durduğu anda artık kendisini tutamadı ve ona sarıldı.

"Seni bulduğuma çok sevindim, Nox."

Nox birkaç saniye sessiz kaldı.

Düello gününün sabahında annesinin eşyalarını karıştırırken bulduğu mektup zihninde yeniden belirdi. O mektuptaki isim, geçmişten kalan o tanıdık bağ ve şimdi karşısında duran kadın.

Sonunda onunla konuşma fırsatı gelmişti.

Nox kollarını yavaşça Soo Yeon'un etrafına sardı.

İkisi birkaç saniye boyunca öylece kaldı.

Sonunda bariyer çatlamaya başladı.

Mor enerji duvarı parçalanarak yok olurken arenanın dışındaki insanlar yeniden içeri girebildi. Şifacı görevliler hemen Nox'un yanına koştu. Yaralarını kontrol ettikten sonra onu sedyeye aldılar.

Soo Yeon arkasından seslendi. "Seninle konuşmaya geleceğim, Nox!"

Nox başını ona çevirdi ve elini kaldırarak başparmağını yukarı kaldırdı.

"Tamam."

Görevliler Nox'u arenadan çıkarırken tribünlerdeki öğrenciler çoktan konuşmaya başlamıştı.

"Ramon bunu nasıl yaptı?"

"O taş neydi?"

"Gerçekten canavara mı dönüştü?"

"Bu akademide böyle bir şey nasıl olabilir?"

"Ya o kadın?"

"Lanet olsun, o nasıl bariyeri geçti?"

Sorular birbirine karışırken herkes kendi teorisini üretmeye başlamıştı.

Lilith ise çoktan ayağa kalkmıştı.

"Ben o sorumsuz herifle konuşacağım."

Elena onu kolundan yakaladı.

"Lilith, sakin ol."

"Sakin olmayacağım."

"Önce Nox'un durumunu öğrenelim."

Lilith öfkeyle arenaya bakarken Elena onu zorla yerinde tutuyordu.

Diğer tarafta, düello için hazırlanan öğrencilerin bulunduğu alanda Minami ve Aiden yaşananları başından sonuna kadar korkuyla izlemişti.

Aiden hâlâ arenaya bakıyordu. "Bu nasıl olabiliyor?"

Minami cevap veremedi.

Aiden odadaki diğer öğrencilere dönüp ortamı biraz olsun yumuşatmaya çalıştı. "Bugün başka canavara dönüşecek biri yok değil mi?"

Kimse gülmedi.

Aiden'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. Çünkü odadaki herkes aynı şeyi düşünüyordu.

Bu hiç komik değildi.

Minami derin bir nefes aldı. "Nox en azından iyi."

Kısa bir sessizlik oldu, gözleri hâlâ arenadan ayrılmayan Soo Yeon'a takılıydı.

"Ama şu kadın..." Kaşlarını çattı. "O bariyerden nasıl geçti?"