İçeriğe geç

Beklentilerin Ötesine Geç

Tam karşısına geçtiği sırada uzaktan bir el havaya kalktı.

Soo-Yeon'du.

Başparmağını kaldırıp kısa bir onay işareti yaptı.

Her şey yolunda.

Nox birkaç saniye ona baktı.

Bu kadın... Beni tanıyor mu?

Yüzünü daha önce gördüğünü hatırlamıyordu. Neden böyle davrandığını da anlamamıştı. Düşüncelerini bir kenara bıraktığında Hana Voss elini indirdi.

Mekanik kuklanın gözleri mavi bir ışıkla parladı.

Hiç vakit kaybetmeden saldırıya geçti.

Kılıç omzuna doğru inerken Nox tek bir adımla kenara süzüldü. Metal yalnızca havayı yardı.

İkinci saldırıda geriye doğru eğildi. Keskin ağız burnunun birkaç santimetre önünden geçti.

Üçüncü...

Dördüncü...

Beşinci...

Kukla durmaksızın saldırıyor, Nox ise en ufak bir telaş göstermeden her darbeyi minimum hareketle savuşturuyordu.

Çok yavaş...

Kocaman hareketlerle saldırıyor.

Rift'teki canavarlar bile bundan daha hızlıydı.

Tribünlerde mırıldanmalar yükselmeye başladı.

"Niye hiç saldırmıyor?"

"Sadece kaçıyor."

Kukla iki eliyle kılıcını kavradı.

Öncekilerden çok daha güçlü bir hamleyle yukarıdan aşağı savurdu.

Nox ilk kez sağ elini hareket ettirdi.

Belindeki tabancayı tek hamlede çekip kılıcın yönünü namlusuyla hafifçe değiştirdi. Ağır darbe boşa düştü.

Aynı akıcılıkla silahını kaldırdı.

Namlu doğrudan kuklanın başını hedef aldı.

Parmağı tetiğe yaklaştığı anda...

Havayı yaran keskin bir ıslık duyuldu.

Bir kılıç hızla gelip mekanik kuklanın göğsüne saplandı.

Mavi ışık birkaç kez titredi.

Sonra tamamen söndü.

Metal gövde ağır bir gürültüyle yere yıkıldı.

Herkes aynı anda kılıcın geldiği yöne döndü.

Tribünlerden biri korkulukların üzerinden atlayarak tek sıçrayışta arenaya indi.

Kısa siyah saçlı, Nox'tan neredeyse yarım baş daha uzun, atletik yapılı genç ağır adımlarla yürüyüp kılıcını yerden çekti.

Silahını omzuna yasladı.

"O kadar sıkıcıydı ki..." dedi esneyerek. "Benim babaannem bir Ryon olsaydı bile senden daha heyecanlı dövüşürdü."

Tribünlerden kahkahalar yükseldi.

Nox'un ifadesi değişmedi.

"Demek babaannenin seviyesine ulaşabilmek için önce senin kadar gereksiz konuşmayı öğrenmem gerekiyor."

Gencin yüzündeki gülümseme silindi.

Kılıcını doğrulttu.

"Konuşmaya devam et."

"Seni sadece kılıcımla doğrayacağım."

Genç sözünü bitirdiği anda ileri atıldı.

Kılıcı yukarıdan büyük bir kuvvetle indi.

Nox tabancasını kaldırıp darbeyi namlusuyla karşıladı.

Çelik çeliğe çarptı.

İkinci saldırı ilkinden daha ağırdı.

Ardından üçüncüsü geldi.

Kılıç durmaksızın savruluyor, her çarpışmada kıvılcımlar havaya saçılıyordu. Nox geri çekilmeye devam ederken rakibini sessizce tartıyordu.

Kukladan güçlü.

Bu darbeleri sonsuza kadar karşılayamam.

Rakibi bütün ağırlığını son saldırısına verdi.

Keskin bir çatırdama duyuldu.

Tabanca tam ortasından ikiye ayrıldı.

Kırılan parçalar daha yere düşmeden Nox harekete geçti.

Sol eliyle adamın yakasını kavradı.

Hiç duraksamadan alnını öne savurdu.

Tok çarpışmanın etkisiyle genç sendeledi.

Nox bırakmadı.

"Yenemeyeceğim kadar güçlü değilsin."

Rakibi sırtüstü yere düştüğü anda üzerine çıktı.

Yakayı bırakmadan boğazını bastırdı ve yumruğunu indirdi.

İlk darbenin ardından ikincisi geldi.

Sonra üçüncüsü...

Artık darbeleri saymak imkânsızdı.

Her yumrukta çocuğun başı zemine çarpıyor, tribünlerdeki sesler giderek azalıyor, birkaç saniye önce kahkaha atan öğrenciler bile sessizce olanları izliyordu.

Tam bir yumruk daha indirecekken bileği sıkıca kavrandı.

"Nox."

Soo-Yeon'un sesi sakindi ama karşı çıkılamayacak kadar netti.

"Dövüşemeyecek durumdaki birine vurmaya devam edersen..."

"...bu seni sadece bir zorbaya dönüştürür."

Nox cevap alamayacağını anlayınca beklemeyi bıraktı. Sırtını Soo-Yeon'a dönüp sınıfına doğru yürüdü.

Eğitim alanını kaplayan sessizlik hâlâ bozulmamıştı.

Yanlarına ulaştığında üzerindeki bakışların değiştiğini hissetti.

Artık kimse ona sıradan bir öğrenci gözüyle bakmıyordu.

Bazılarının gözlerinde rekabet vardı. Onu bir gün mutlaka aşılması gereken bir rakip olarak görüyorlardı.

Diğerleriyse tam tersini düşünüyordu. Böyle biriyle aynı tarafta olmanın daha güvenli olacağına inanıyorlardı.

Bu sessizliği ilk bozan kişi Sakura Vane oldu.

Hiç çekinmeden Nox'un yanına geldi.

"Yerini bildirme şeklin tam beklediğim gibiydi."

Yüzünde memnun bir gülümseme vardı.

"Gerçekten iyi dövüşüyorsun."

Bakışları yerde duran, ikiye ayrılmış tabancaya kaydı.

"Yine de tabanca yerine kılıç kullansaydın..." dedi hafifçe gülerek. "Seninle bütün gücümle çarpışmayı isterdim."

Nox içinden geçirdi.

Bir de bunun gibi anormal olanlar var.

Birkaç metre ötede öğretmenler de kendi aralarında değerlendirme yapıyordu.

Hana Voss gözlerini eğitim sahasından ayırmadan konuştu.

"Az önce müdahale eden öğrenci ikinci sınıftandı."

Shin Rhea başını salladı.

"Tanıyorum. Çok parlak biri değildi ama son zamanlarda ikinci sınıf içinde dikkat çekmeye başlamıştı."

Bakışlarını Nox'a çevirdi.

"Onu bu kadar tek taraflı yenmesi..."

Kısa bir an sustu.

"...itiraf etmeliyim ki uzun zamandır ilk kez geleceği düşündüğümde heyecanlandım."

Soo-Yeon sakinliğini koruyordu.

"Mana kullansaydı sonuç farklı gelişebilirdi."

Sözlerinin ardından kısa bir sessizlik oluştu.

"Ama normal şartlarda..."

"...ne ikinci sınıfta..."

"...ne de kendi sınıfında Nox'u yenebilecek bir öğrenci olduğunu sanmıyorum."

Hana Voss bu kez doğrudan ona döndü.

Bakışları sorgulayıcıydı.

"Nox'un geçmişini araştırdığını biliyorum."

"Fakat bu kadar kesin konuşman..."

"...onu yalnızca dosyasından tanımadığını gösteriyor."

Kısa bir duraksamanın ardından sordu.

"Aranızda nasıl bir bağ var?"

Soo-Yeon birkaç saniye cevap vermedi.

Bakışları istemsizce Nox'a kaydı.

Dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"Geçmişimiz biraz karışık."

Derin bir nefes aldı.

"Ama tek cümleyle anlatmam gerekirse..."

"...bir zamanlar onun öğretmeniydim."

Bu sözler üzerine Hana Voss'un kaşları hafifçe yükseldi.

Shin Rhea ise şaşkınlığını gizleyemedi.

"Nox Miller..." diye mırıldandı.

"Gerçekten düşündüğümüzden çok daha ilginç biri."