Gece boyunca deliksiz uyumuştu Ayliz. Sabah gözlerini açtığında odasının penceresinden süzülen güneş ışıkları yüzüne vuruyordu. Derin bir esneme ile doğruldu. Uzun zamandır ilk kez bu kadar dinlenmiş hissediyordu.
Çok güzel bir uykudan sonra erkenden uyandı.
Evde dört arkadaşıyla birlikte kaldığı için ders çalışmak çoğu zaman sandığından daha zordu. Birinin alarmı çalar, diğeri telefonda yüksek sesle konuşur, mutfaktan sürekli tabak çanak sesleri gelirdi. Böyle bir evde sessizlik neredeyse lükstü.
Oysa önünde hayatını değiştirecek kadar önemli bir sınav vardı.
Yazılım bölümü okumak hem keyifli hem de zordu. Mezun olabilmesi için bu sınavı mutlaka geçmesi gerekiyordu. Bunun başka bir yolu yoktu.
Bu yüzden duşunu aldıktan sonra çantasını hazırladı. Laptopunu şarjdan çıkardıktan sonra üzerine geçen yıl aldığı çiçekli elbiseyi giydi. Aynadaki yansımasına kısa bir bakış attı. Dağınık saçlarını toparladı, hafifçe gülümsedi.
Evde herkes uyurken, sabahın dokuzunda en sevdiği kafeye gitmek üzere evden çıktı.
Mahallenin köşesindeki küçük kafe, Ayliz'in kendini en huzurlu hissettiği yerdi. Ahşap masaları, cam kenarındaki saksı çiçekleri ve içeriyi saran taze kahve kokusuyla adeta ikinci evi gibiydi.
Kapıyı açar açmaz çalışanlardan biri gülümseyerek onu karşıladı.
-"Hoş geldin Ayliz."
-"Hoş buldum."
-"Her zamanki gibi mi?"
-"Evet, bir filtre kahve alabilir miyim?"
Kahvesini aldıktan sonra her zamanki pencere kenarı masasına oturdu. Laptopunu açtı, notlarını masaya yaydı ve derin bir nefes aldı.
Bugün yalnızca ders çalışacaktı.
En azından planı buydu.
Kafenin diğer ucunda oturan Aras, kapı açıldığı anda başını kaldırmıştı.
İçeri giren genç kadın, farkında olmadan dikkatini üzerine çekmişti.
Çiçek desenli elbisesi, omuzlarına dökülen saçları ve yüzündeki doğal ifade... Gösterişli olmaya çalışmıyordu ama bulunduğu ortama aitmiş gibi sakin bir güzelliği vardı.
Aras istemsizce gözlerini ondan ayıramadı.
Genç kadın kahvesini aldı, pencere kenarındaki masaya geçti ve bilgisayarını açtı.
Dakikalar geçti.
Ayliz satırlar arasında kaybolmaya çalışırken, Aras'ın bakışları hâlâ üzerindeydi.
Ayliz önce bunu önemsemedi.
Belki de yanlış hissediyordu.
Dikkatini tekrar bilgisayar ekranına vermeye çalıştı.
Ama olmadı.
Üzerinde dolaşan bakışları hissetmeye devam ediyordu.
Derin bir nefes aldı.
İstemsizce başını kaldırdı.
Karşı masada oturan uzun boylu bir adam ona bakıyordu.
Yaklaşık bir seksen yedi boyundaydı.
Esmer teni, kapkara gözleri, kirli sakalları ve geniş omuzları ilk bakışta dikkat çekiyordu.
Aslında çok yakışıklı bir adamdı.
Ama...
Bakışlarında onu huzursuz eden bir şey vardı.
Sanki çevresindeki herkes yok olmuş da yalnızca Ayliz kalmış gibiydi.
"Boş ver..." diye geçirdi içinden.
Tekrar bilgisayarına döndü.
Tam rahat rahat çalışacağını düşünürken ağır adımlarla masasına doğru gelen gölgeyi fark etti.
Başını kaldırdığında adam tam karşısındaydı.
Dudaklarının kenarında kendinden emin bir gülümseme vardı.
"Merhaba."
"Merhaba."
"Masanıza oturabilir miyim?"
Ayliz kısa bir an boş masalara baktı.
Kafenin neredeyse yarısı boştu.
"Boş masa çok."
"Biliyorum."
"O zaman neden benim masam?"
Aras gözlerini gözlerinden ayırmadan cevap verdi.
"Çünkü ilgimi çeken tek kişi sizsiniz."
Ayliz bu söz karşısında şaşırsa da bunu belli etmedi.
"Teşekkür ederim ama yalnız çalışmayı tercih ediyorum."
Aras birkaç saniye sessiz kaldı.
"Demek ilk cevabınız hayır."
"Evet."
"İnsanlar bana genelde hayır demez."
Ayliz bilgisayarını kapatmadan cevap verdi.
"Ben insanlar değilim."
Aras hafifçe gülümsedi.
"Fark ettim."
Ayliz tekrar ekranına döndü.
"İzninizle dersime devam edeceğim."
Aras birkaç saniye daha onu izledi.
Sonra hiçbir şey söylemeden masasına geri döndü.
Ama gözleri...
Hâlâ Ayliz'in üzerindeydi.
BÖLÜM 2
Kafenin kapısı kapanırken Aras gözlerini bir an bile kapıdan ayırmadı.
Genç kadın, sanki peşinden biri geliyormuş gibi hızlı adımlarla uzaklaşıyordu.
Aras, önündeki fincandan son yudumu aldı.
Kahvesi çoktan soğumuştu.
Ama onun umurunda değildi.
Dikkatini çeken tek şey, birkaç dakika önce hayatından çıkıp giden o genç kadındı.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
"Bu yaşıma geldim..." diye mırıldandı kendi kendine.
"Böyle çetin ceviz bir kıza rastlamadım."
Masanın üzerine dirseklerini koyup geriye yaslandı.
Ayliz'in kendisine verdiği her cevap zihninde tek tek canlanıyordu.
"Boş masa çok."
"Teşekkür ederim ama yalnız çalışmayı tercih ediyorum."
"Ben insanlar değilim."
En çok da tek kelime zihninde yankılanıyordu.
Hayır.
Bu kelimeyi duymaya alışık değildi.
Hayatı boyunca insanlar onun karşısında geri adım atmıştı.
İlk kez biri, gözlerinin içine baka baka ona sınır çizmişti.
Ve Aras, bunun nedenini çözmek istiyordu.
Tam ayağa kalkacakken masanın üzerinde duran telefonu fark etti.
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Aceleyle çıkınca bunu unutmuş demek."
Telefonu eline aldı.
Tam o sırada garson yanına yaklaştı.
"Sanırım az önce çıkan hanımefendiye ait."
Aras gözlerini telefondan ayırmadı.
"Evet."
"Kasaya bırakalım. Gelince teslim ederiz."
Aras birkaç saniye düşündü.
"Ben veririm."
Garson şaşkınlıkla baktı.
"Tanıyor musunuz?"
Aras kısa bir tebessüm etti.
"Henüz değil."
Garson omuz silkerek uzaklaştı.
Aras telefonu elinde çevirdi.
Ekrana dokununca kilit ekranı aydınlandı.
Karşısına Ayliz'in gülümseyen fotoğrafı çıktı.
Fotoğrafa birkaç saniye sessizce baktı.
"Kendini seven birisin galiba..."
Parmağı ekranın üzerinde gezindi.
"Telefonunda kendi resmin var."
Telefonu masaya bıraktı.
Bakışları yeniden kapıya çevrildi.
İçinde tuhaf bir his vardı.
Merak...
Belki de bundan biraz fazlası.
Saatler yavaş yavaş ilerledi.
Kafedeki kalabalık değişti.
Masalar doldu, boşaldı.
Ama Aras yerinden kalkmadı.
Sanki birini bekliyordu.
Ve beklediği kişi sonunda kapıdan içeri girdi.
Ayliz...
Nefes nefeseydi.
Saçları dağılmış, yüzü yürümekten kızarmıştı.
Telaşla etrafına baktı.
Sonra gözleri Aras'ın elindeki telefona takıldı.
Olduğu yerde donup kaldı.
Aras, telefonu yavaşça masanın üzerine bıraktı.
Bakışlarını ondan ayırmadan sakin bir sesle konuştu.
"Sanırım bunu arıyorsun