İçeriğe geç

Yeni Dünya İnsanı

GÜN 5

Yeni bir sabah olmuştu yine, yeniden. Ama bu, yeni dünyanın yeni bir sabahıydı.

Jesse erkenden kalkmıştı. Dünkü olaydan sonra, elinde tüfeğiyle kapının yanındaki pencereden endişeyle dışarıyı izliyordu.

Ethan da uyanmıştı. Babasının kolunun altından yavaşça sıyrılıp sessiz adımlarla aşağıya indi.

Salondaki kanepede uyuyormuş gibi görünen Danny'yi gördü; ama Danny uyumuyordu. Gözlerini tavana dikmiş, boş boş bakıyordu.

Ethan sessizce ona yaklaştı. Danny başını çevirdiğinde Ethan'ı fark etti.

"Ah, sen miydin?" dedi kısık bir sesle.

Ethan sessizce ilerleyip kanepenin karşısındaki televizyon ünitesine ilişti. Televizyon çoktan fişten çekilmişti, artık bir işe yaramıyordu zaten.

Ethan ona baktı. Danny de ona döndü ama sanki yanlış bir şey yapmış gibi bakışlarını hemen kaçırıp başını öne eğdi.

Kısa bir sessizliğin ardından Danny fısıldar gibi konuştu:

"Sen doğduğunda baban tüm mahalleyi ayağa kaldırmıştı."

Ethan başını kaldırdı. Danny devam etti:

"Tüm ailen oradaydı. İnsanlar, o mükemmel adamın bir oğlu olduğuna çok sevinmişti. Ve annen—"

Ethan üzüntüyle başını öne eğdi.

"Özür dilerim," dedi Danny pişmanlıkla. Biraz durakladıktan sonra devam etti: "Amcan Wade şu anda nerede, hayatta mı bilmiyorum ama sen doğduğun gün buralardan gitti. Neden gittiğini de bilmiyorum ama tahminimce Nolan'la büyük bir kavga etmişlerdi."

"Onu hiç görmedim," dedi Ethan.

"Görülecek bir adam değildi dostum. Babanın tam zıttıydı."

Ethan içini çekti. "Biliyor musun, ben hiçbir akrabamı tanımıyorum. Dedem var mı, onu bile bilmiyorum. Hazlehurst ve Atlanta dışında pek bir yere de gitmedim. Önceki dünyadan biraz tecrübesizim galiba."

Danny'nin yüzü gölgelendi, Ethan'a acıyla baktı.

Ethan devam etti:

"O yüzden ilk ben öleceğim burada."

"Hayır, öyle bir şey olmayacak," dedi Danny kararlılıkla. "Buna izin veremem."

"Eğer bana bir şey olursa... babama sahip çık. Ve kardeşime de. Ve galiba Chloe... o kızı gerçekten seviyorum."

Danny hiçbir şey diyemedi, büyük bir hüzünle başını önüne eğdi.

O sırada nöbet tutan Jesse, Danny'nin ilk başta "Ah, sen miydin" dediğini duyduğundan beri yavaşça onlara yaklaşmış ve tüm konuşmayı dinlemişti. Duydukları karşısında şok olmuş bir halde, hissettirmeden nöbet yerine geri döndü.

Kahvaltıdan sonra herkes, kapalı kaldıkları bu evde ne yapacağını bilemez halde birbiriyle konuşmaya çalışıyordu.

Nolan tuvaletten çıktı. Lily onu görünce hafifçe gülümsedi ve saçını okşayarak, "Küçük serseri," diye fısıldadı. Ardından yanından geçip gitti.

Nolan biraz ilerledikten sonra karşısına Jesse çıktı.

"Konuşmamız lazım dostum," dedi Jesse. Sesi ciddiydi.

Nolan hafifçe endişelenerek, "Konuşalım," dedi.

Birlikte üst kata; Nolan, Lily ve Ethan'ın birlikte uyuduğu odaya çıktılar. Jesse ve ailesine Nolan'ın kendi odası verilmişti; burası ise aslında çocukların odasıydı ve üçü burada kalıyordu. Odaya geçip kapıyı kapattılar.

"Bak Nolan, bunu sana nasıl söyleyeceğimi gerçekten bilmiyorum," dedi Jesse, ellerini cebine sokarak.

"Söyle Jesse, çekinme," dedi Nolan.

Jesse başını öne eğdi, derin bir nefes alıp tekrar Nolan'a döndü:

"Şey, ben... yani sadece şey demek istedim..."

"Ne demek istedin?"

Jesse'nin aklına, karısını kaybettiğinde günlerce kimseyle konuşmayan, kendini suçlayıp duran o eski çocukluk arkadaşının, can dostunun darmadağın hali geldi. Ethan ile ilgili gerçeği doğrudan söyleyip onu yeniden o karanlığa itmekten korktu. Hemen kelimelerini düzeltti:

"Buradan gitmemiz lazım," dedi.

"Evet, katılıyorum ama biraz daha beklemeliyiz," dedi Nolan sakin bir sesle. "Dışarıda bizi bekleyen, sığınacak yer arayan dostlarımız olabilir. Onları da bulup burayı temizleyebiliriz ya da kendimize güvenli bir çiftlik buluruz. Doğru ya, ormanda çalışırken Ruth diye bir adam vardı. Bazen çocuklarıyla bana su, sandviç falan gönderirdi. İyi adamdı. Belki çiftliği hâlâ ayaktadır. Gerçekten sağlam heriftir Jesse, bilirsin."

Jesse tamamen dağılmış gibiydi, kafasında fırtınalar kopuyordu.

"Bir şey mi var?" diye sordu Nolan, onun bu halinden şüphelenerek.

Jesse sustu. Ortam bir anda buz kesti. Sonunda, daha fazla dayanamayarak kısık bir sesle asıl söylemek istediğini fısıldadı:

"Nolan... oğlun. Oğlun bu dünyada ilk ölenin kendisi olacağını, çok tecrübesiz olduğunu söylüyor."

Nolan bu darbeyi şaşırtıcı bir soğukkanlılıkla karşıladı. Yavaşça pencereye doğru yürüdü ve boş sokağa baktı.

"Bunu sana mı söyledi?"

"Danny ile konuşurken duydum, kardeşim."

Nolan yutkundu. "Danny'ye güvenip içini dökmüş demek. Bu hayat Jesse... bu yeni dünya gerçekten çok ağır."

Ardından Jesse'ye döndü. "Ona bu dünyayı öğreteceğim. Tecrübe kazanmasını sağlayacağım." Pencereden uzaklaşıp devam etti: "Farkında mısın, her şey çöktü. Ne varsa... Hukuk, devletler, kurallar... Hepsi yok oldu. Bunu kesin olarak kanıtlayamayız belki ama en güçlü ihtimal bu."

"Haklısın kardeşim," dedi Jesse, dostunun omuzlarına bakarak. "Sonuna kadar haklısın."

"Ama ona her şeyi öğreteceğim. Artık bir işim de yok Jesse, onunla ilgilenmek için bolca vaktim olacak," diyerek Jesse'ye sıkıca sarıldı.

Jesse sessizce odadan çıktı. Tam kapıdan çıkarken Nolan arkasından seslendi:

"Ethan'ı yukarı çağırır mısın?"

Jesse döndü ve gururlu, hüzünlü bir ifadeyle başını salladı.

Ethan sessizce odaya girdi.

"Ne oldu baba?" diye sordu.

Nolan yatakta uzanmış, tavanı izliyordu. Sanki uzun zamandır bu anı bekliyormuş gibiydi.

"Ethan, gel yanıma," dedi.

Ethan yavaş adımlarla babasının yanına gitti ve yatağın kenarına uzandı.

Babası ona döndü. Bakışlarında suçlayıcı hiçbir şey yoktu. "Danny ile ne konuştuğunu biliyorum."

Ethan'ın gözleri açıldı, panikle kekeledi: "Baba, ben sadece—"

"Önemi yok. Haklısın," diyerek onun sözünü kesti Nolan. "Bir baba olarak sana bu yeni dünyaya dair hiçbir şey öğretemedim. Dünya senin için çok hızlı değişti. Belki de sen eski dünyanın değil, doğrudan bu yeni dünyanın insanısın."

Ethan, babasının bu olgun ve kabullenmiş sözleri karşısında şaşkınlık ve hayretle ona baktı.

"Şimdi aşağı in," dedi Nolan, oğlunun saçlarını hafifçe okşayarak. "Kim varsa konuş, onlardan bir şeyler öğren. Hayatta kalmayı öğren."

Ethan hiçbir şey demedi. Hızlı ve kararlı adımlarla odadan çıktı.

Bir süre sonra Nolan, Jesse, Danny ve Ethan sokağı kontrol etmek için bahçeye çıktılar. Evin güvenli sınırlarından biraz uzaklaşmışlardı. Nolan çevrede kurtarabileceği, yardım edebileceği bir tanıdık görmeyi umuyordu.

Ve beklediği an geldi. Sokağın sessizliğini yırtan feryat figan bir ses duyuldu.

Hepsi temkinli ama hızlı adımlarla sesin geldiği köşeye doğru yöneldiler.

Danny köşeyi döner dönmez çığlık atan kişiyi tanıdı. Bu, yakın arkadaşı Derek'ti. Danny büyük bir panikle ona doğru koşmaya yeltendi ama Derek'in etrafı çoktan Serserilerle sarılmıştı. Nolan hızla Danny'yi kolundan yakalayıp geriye çekti.

"Ölmek için çaba harcama evlat," dedi sertçe.

Danny çaresizce pes etti. Hepsi nefeslerini tutup birkaç metre ötedeki dehşete gözlerini dikti. Ethan da dahil.

Nolan, oğlunun bu vahşeti görmesini istemedi. Hemen Ethan'ın önüne geçip elleriyle gözlerini kapatmaya yeltendi.

Ama Ethan babasının ellerini sertçe ittirdi, babasını engelledi.

Gözlerini vahşetten ayırmadan, buz gibi bir sesle konuştu:

"Sen demiştin baba... Ben yeni dünya insanıyım. Bunu görmem lazım."

Nolan donakaldı. Yavaşça kafasını çevir

di; bir yanda çığlıklar içinde parçalanan Derek'e, diğer yanda ise o vahşete gözünü bile kırpmadan, cesur ve emin bakışlarla odaklanan oğluna baktı.