İçeriğe geç

1. Bölüm: Başvuru

Aras derin bir uykudaydı. Telefonunun çalmaya başlamasıyla yüzünü buruşturdu. Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışırken birkaç saniye daha geçti. Telefon hâlâ ısrarla çalıyordu. Elini yastığın altına soktu, bulamayınca komodine uzandı. Telefonu eline alıp ekrana bile bakmadan açtı.“Ne var? Kimsin?”Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.“Aras Demir ile mi görüşüyorum?”“Evet. Sen kimsin?”Sesin sahibi, Aras’ın konuşma şeklinden bir anlığına afallamıştı ama hemen toparlandı.“Sizi XFactor firmasından arıyorum. Sanırım iş başvurusunda bulunmuşsunuz.”Aras’ın gözleri bir anda açıldı. Yatakta doğrulurken sesi de değişti.“Evet, evet. Başvurdum.”Az önce telefonu açarken dünyaya öfkeli olan adam gitmişti. Şimdi ne söylemesi gerektiğini düşünmeden konuşuyordu.“Nasıl yapsak ya? Siz gelin görüşelim. Ya da durun, ben geleyim. Siz neredesiniz? Nasıl yapalım?”Karşıdaki kadın hafifçe duraksadı.“Aras Bey, eğer ilgileniyorsanız bugün saat 14.30’da ofisimizde yüz yüze bir görüşme gerçekleştirebiliriz.”“Tamam, olur. Olur tabii.”Aras yatağın içinde bir eliyle saçlarını düzeltmeye çalıştı.“Firmanızın ismi neydi?”“XFactor.”“Heh, tamam. XFactor.”Bir an sustu.“Şu sıralar biraz fazla yere başvuru yaptım da… Ondan.”“Tabii, sorun değil.”“Tamam o zaman. Görüşürüz.”“Görüşmek üzere.”Telefon kapandı.Aras telefonu yavaşça göğsünün üzerine bıraktı ve tekrar sırtüstü uzandı. Tavana bakıyordu. Birkaç saniye önce uyandırıldığı için sinirlenmişti. Şimdi ise aynı yatakta, aynı tavana bakarken hayatının geri kalanını düşünmeye başlamıştı.Saat 14.30’da iş görüşmesi vardı.Uzun zamandır ilk kez bir yer onu gerçekten görüşmeye çağırmıştı.Aras gözlerini tavandan ayırmadan içinden geçirdi:“Ben şimdi ne yapacağım lan?”Aras yataktan kalkıp mutfağa geçti. Kahve makinesini çalıştırdı. Evin sessizliğinde makinenin uğultusu gereğinden fazla yüksek geliyordu. Tezgâhın kenarında babasının geçen hafta bıraktığı çay bardağı hâlâ duruyordu. Aras bardağa birkaç saniye baktı, sonra gözlerini kaçırıp kahvesini aldı.Masaya oturdu. Telefonunu çıkarıp banka hesabına baktı.Bir süre ekrana baktıktan sonra kapattı.“İyi değil.”Ne kadar parası kaldığını zaten biliyordu. Son birkaç gündür hesabına bakmak, insanın canını sıkmaktan başka bir işe yaramıyordu.Kahvesinden bir yudum aldı. Bugüne kadar başvurduğu yerleri düşündü. Birkaçına kendisi gitmiş, birkaçından cevap beklemiş, çoğundan da hiç ses çıkmamıştı.Az önceki telefon farklıydı. En azından biri aramıştı.Aras sandalyesine yaslandı.“XFactor neydi acaba?”Sonra omuz silkti. Ne olduğu çok da önemli değildi. İşti işte.Aradan birkaç saat geçtikten sonra Aras evden çıktı. Üzerinde düz, sıradan bir tişört, altında da Adidas eşofman vardı. Apartmanın kapısından çıkar çıkmaz köşedeki bakkalın önünde tavla oynayanları gördü. Zafer amca her zamanki yerindeydi. Karşısında da mahalleden başka biri oturuyordu.Aras yanlarından geçecekken Zafer başını kaldırdı.“Vay! Müzmin işsiz nereye böyle?”Aras durup gülümsedi. Tavlanın başına kadar gelip ellerini cebine soktu.“İş görüşmesine, Zafer amca.”Zafer’in kaşları havaya kalktı.“İş görüşmesine mi?”“Evet. Sonunda bir yerden dönüş oldu.”Zafer karşısındaki adama baktı. Adam da ona baktı. İkisi birkaç saniye hiçbir şey söylemeden birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.Aras kaşlarını çattı.“Ne gülüyorsunuz lan?”Zafer elindeki zarı masaya bıraktı.“Ulan eşek herif, bu vaziyette görüşmeye mi gidilir?”Aras aşağı yukarı kendine baktı.“Ne var vaziyetimde? Ne yapsam beğendiremiyorum size.”Zafer eliyle Aras’ı baştan aşağı süzdü.“Oğlum eşofmanla iş görüşmesine mi gidilir?”“Niye gidilmesin?”“Niye gidilmesin ne demek? Takım elbise falan yok mu sende?”“Yok.”“Hiç mi yok?”“Yok.”Aras omuzlarını silkti.“Hem ne gerek var? Beni olduğum gibi sevip kabul etmeyeceklerse almasınlar zaten işe.”Zafer bir an sustu. Sonra karşısındaki adamla göz göze geldi. İkisi birden kahkahayı bastı.Aras da gülmeye başladı.“Tamam lan, gülün.”Zafer gülmesini toparlayıp elini salladı.“Dur, dur. Bizim Aykut’un takım vardı.”“Ne yapacağım Aykut’un takımını?”“Giysin işte. Senin bedenle onunki hemen hemen aynı.”Aras’ın yüzü biraz düştü.“Zafer amca, gerek var mı gerçekten?”“Var tabii. Sen böyle gidersen iş görüşmesi değil, halı saha seçmesine gidiyorsun zannederler.”Aras istemeden aşağı, eşofmanına baktı. Sonra tekrar Zafer’e döndü.“İyi. Söyle getirsin bari.”Zafer gülümseyerek tavlaya döndü.“Bak, bugün seni adam edeceğiz.”Aras, üzerine biraz bol gelen gri takım elbiseyle XFactor’ın ofisine girdi. Ceket omuzlarından hafifçe taşıyor, pantolonun paçaları ayakkabılarının üzerinde birikiyordu. Yine de aynaya son kez baktığında kendince fena görünmediğine karar vermişti.Doğruca danışmaya yürüdü.“Selam. İş görüşmesine geldim. Beni bekliyorlar.”Danışmadaki kadın başını kaldırıp Aras’a baktı. Birkaç saniye boyunca onu süzdü. Sanki söylediği şeyle üzerindeki takım elbise arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyordu.“İsim neydi beyefendi?”“Aras.”Aras etrafına şöyle bir göz gezdirdi. Büyük ofis, çalışanlar, cam bölmeler… Her şey gözüne biraz fazla ciddi görünüyordu. Sonra yeniden kadına dönüp sesine gereksiz bir özgüven katarak konuştu:“Aras Demir.”Kadının yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.“Aa, Aras Bey… Bütün şirket sabahtan beri sizi bekliyoruz. Nerelerdesiniz?”Aras’ın yüzündeki ifade hiç değişmedi.“İşlerim vardı. Meşguldüm.”Kadın birkaç saniye ona baktı. Ardından başını hafifçe yana eğip duyulmayacak kadar alçak bir sesle söylendi:“Ciddiye alıyor bir de.”Aras’ın kaşları çatıldı.“Efendim?”“Yok bir şey, beyefendi.”Kadın önündeki bilgisayara baktı.“Siz şöyle geçip oturun. Ben sizi yönlendireceğim.”“Peki.”Aras ağır adımlarla kadının gösterdiği yere doğru yürüdü. Yürürken etrafına bakmayı da ihmal etmedi. Cam odalar, masalarında çalışan insanlar, duvarlardaki tabelalar…Sonunda gösterilen koltuğa oturdu. Ceketini düzeltti, bacak bacak üstüne attı ve arkasına yaslandı.Bütün şirket sabahtan beri onu bekliyordu.Aras dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle düşündü:“Nasıl bir özgeçmiş doldurduysam, beni bekliyorlar. Önemli bir insanız kardeşim.”“Aras Demir?”Aras başını kaldırdı. Danışmadaki kadın kapının yanında durmuş, ona bakıyordu.“Benim.”“Buyurun, sizi bekliyorlar.”Aras ayağa kalktı. Ceketinin önünü düzeltti, sonra kadının peşinden odaya girdi.Odaya geçip gösterilen sandalyeye oturdu. Birkaç dakika boyunca bekledi. Önündeki masaya, duvarlara, karşısındaki boş sandalyeye baktı. Sonunda kapı açıldı.Elinde bir dosyayla genç bir kadın içeri girdi.“Hoş geldiniz Aras Bey.”Gülümseyerek elini uzattı.Aras da elini uzattı.“Hoş bulduk.”Kadın yerine oturdu, dosyayı önüne bıraktı ve Aras’a baktı.“Aras Bey, biraz kendinizden bahseder misiniz?”Aras hiç düşünmeden konuşmaya başladı.“İsmim Aras, yirmi altı yaşındayım. İşsizim, bekarım, geçen hafta da babamı kaybettim.”Kadının yüzündeki gülümseme bir anda değişti.“Başınız sağ olsun.”Aras başını salladı.“Teşekkürler.”Kısa bir sessizlik oldu.“İş arıyorum kısacası. Siz neler yapıyorsunuz?”Kadın bir an Aras’a baktı. Sonra önündeki dosyaya eğildi. Aras utangaç bir tavırla araya girdi:“Şey… Pardon. Çok samimi konuştunuz da… Ben bir an sohbet ediyoruz zannettim.”Kadın gülümsemeye çalıştı.“Sorun değil.”Dosyayı açtı. Birkaç satır okudu, ardından kalemiyle bir şeyler not aldı.“Aras Bey, burada iş geçmişinizde sadece üç hafta ‘ofisboy’ olarak çalıştığınız yazıyor. Başka bir iş tecrübeniz olmadı mı?”“Yani… Pek çalışamadım.”“Neden?”Aras omuzlarını kaldırdı.“Hayat koşulları.”Kadın bu kez gerçekten meraklandı.“Ne gibi? Sağlık sorunları mı oldu?”“Yoo.”Aras sandalyesine biraz daha yaslandı.“Babam sağ olsun, geçimimizi sağlıyordu.”Kadın birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.“Anladım.”Dosyaya tekrar baktı. Sanki orada yazan bir şeyi yeniden kontrol etmesi gerekiyormuş gibi birkaç saniye daha sayfayı inceledi.“Peki Aras Bey… Kendinizi beş yıl sonra nerede görüyorsunuz?”Aras bu kez düşündü. Gerçekten düşündü.“Kısmetse iş bulursam işte olurum herhalde.”Kadın kalemini durdurdu.“Bulamazsam…”Aras parmağıyla masaya hafifçe vurdu.“Bu saatlerde genelde bilardo oynarım. Akşam da yatıyor olurum.”Kadın yavaşça başını kaldırdı.“Pardon, saat önemli. Kaç gibi sordunuz siz?”Kadının yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmuştu. Aras’a birkaç saniye baktı. Ardından dosyayı kapattı.“Anladım Aras Bey.”Ayağa kalktı.“Geldiğiniz için teşekkür ederiz. Biz sizi ararız.”Aras da ayağa kalktı ama kapıya yönelmedi.“Bir haftadır iş arıyorum.”Kadın bekledi.“Herkes ‘arayacağız’ diyor. Sonra aramıyorlar.”“Şey…”“Bu sefer söz verin.”Kadın ne diyeceğini anlayamadı.“Nasıl yani?”“Arayacağız dediniz ya. Söz verin.”Kadın birkaç saniye Aras’a baktı. Ne kadar ciddi olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sonunda istemsizce gülümsedi.“Peki. Söz.”Aras başını salladı.“Söz verdiniz bakın. Bekliyorum aramanızı.”Kadın hâlâ şaşkın bir halde dururken Aras ağır adımlarla kapıya yöneldi. Kapıdan çıkıp koridorda gözden kayboldu.Kadın birkaç saniye kapıya baktı. Sonra dosyayı masaya bıraktı ve kendi kendine söylendi:“Hep mi beni bulur ulan?”Aras binadan çıktığında takım elbisenin içinde kendini olduğundan daha da kötü hissediyordu. Ceket hâlâ biraz boldu. Üstelik görüşmede olanlardan sonra kravatı da boynunda gereksiz bir şey gibi duruyordu. Eve dönmek yerine doğrudan bilardo salonuna gitti.İçeri girdiğinde salon neredeyse boştu. Masaların çoğu kapalıydı. Tezgâhın arkasında da yalnızca Ferit vardı. Aras’ı görür görmez yüzünde bir gülümseme belirdi.“O takım elbise ne öyle?”Aras cevap vermeden boş sandalyelerden birine çöktü.“Düğün mü var, haberimiz mi yok?”“İş görüşmesi.”Ferit’in yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.“İyi geçmedi galiba.”Aras ceketinin düğmesini açtı.“Sıçtım batırdım oğlum.”“Ne yaptın?”“Kadına ‘Siz neler yapıyorsunuz?’ dedim.”Ferit birkaç saniye Aras’ın yüzüne baktı. Sonra kahkahayı bastı.“Lan ne diyecektin?”“Ne bileyim oğlum? Kadın bana kendinden bahset dedi, ben de ‘Siz neler yapıyorsunuz?’ dedim.”Ferit gülmekten konuşmakta zorlanıyordu.“Sıkma canını. Akşam gel, pavyona gidelim. Biraz eğlenirsin.”Aras başını kaldırdı.“Hem yengen Arzu’yla da tanışırsın.”Aras’ın suratı bir anda değişti. Gülerek başını iki yana salladı.“Hadi lan oradan! Kadın orada çalışıyor. Ne yengesi?”“Niye öyle diyorsun? Ben biliyorum, o da beni seviyor.”“Ferit, ne boş muhabbetin var kardeşim ya?”Aras etrafa bakındı.“Mahsun gelmedi mi daha?”“Yok.”“Bu da tam saatinde gelecek diye yine kapıda bekliyordur.”Tam o sırada kapı açıldı.Üzerinde düzgün ütülenmiş gömleği, gözlüğü ve her zamanki derli toplu haliyle Mahsun içeri girdi. Aras onu görür görmez sırıttı.“Kapıda mı bekledin la yine?”Mahsun cevap vermeden yanlarına doğru yürüdü. Suratından hiç memnun olmadığı belliydi.“Madem 15.26’da buluşacaktık, neden bana 15.30 diyorsunuz?”Ferit başını salladı.“Takıldı. Deli lan bu.”Mahsun gözlüğünün üzerinden Ferit’e baktı.“Sensin deli.”Sonra bilardo masasının yanına geçip elini uzattı.“Istakaları getir. Çok konuşma, Pavyon Güzeli.”Ferit’in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.“Bak yine başladı.”Aras kahkahayı patlattı.“Daha yeni geldin, başladınız yine.”