Vesper kalabalığın ortasında öylece kalakalmıştı. Çıngırak sesleri ilk duyduğu andan beri kulağında durmaksızın yankılanıyordu. Etrafındaki kahkahalar, müzik, bağrışmalar... Hepsi silinip gitmişti. Ne bir ses duyabiliyor ne de havadaki kokuları hissedebiliyordu. Sanki bütün duyuları o tek sese teslim olmuştu.
Bu hissi tanıyordu.
Kaçamadığı tek şeydi.
Korku.
Vesper bir süre daha olduğu yerde kaldı. Ne konuşabiliyor ne de tek bir uzvunu hareket ettirebiliyordu.
Aradan birkaç saniye geçti.
Şıngır...
Şıngır...
Arkasını dönmemek için bütün gücüyle direndi. Tek istediği o sesten uzaklaşmaktı. Bedenini zorladı.
Bir adım.
Sadece bir adım atacaktı.
Sonra...
"HAHAHAHAHAHA..."
Kahkaha gecenin içinde yankılandı. Vesper tekrar buz kesti.
Vesper'ın zaten açık teni, sanki içindeki bütün kan çekilmiş gibi bembeyaz kesildi. Külün verdiği solgunluk bile bu hâlin yanında sönük kalıyordu. O an yüzüne bakan biri, onu yaşayan bir çocuk değil de yeni ölmüş bir ceset sanabilirdi.
Şıngır
Şıngır
Bekledi.
Bekledi.
Çıngırak sesleri tam yanına geldi... sonra onu geçip uzaklaşmaya başladı.
Vesper titreyen bedenini zorlayarak tek gözünü araladı.
İlk gördüğü şey, yarısı kırmızı yarısı siyah, iki sivri uçlu ve ucunda çıngıraklar sallanan bir şapkaydı.
Dün gece bir anda zihnine üşüştü.
Gözleri doldu.
Şapkayı takan adamın yüzünde, neredeyse Vesper'ın teni kadar beyaz bir maske vardı. Maskeye kazınmış devasa gülümseme, sanki onu takan kişinin değil de maskenin kendisinin gülümsediğini düşündürüyordu. Gözlerin olması gereken yerde ise karanlığın içinden süzülen iki soluk mavi ışık parlıyordu.
"Hayır..." diye geçirdi içinden Vesper.
Neden?
Benden ne istiyor?
Neden hep ben?
Lütfen...
Beni rahat bırak...
Zihni birbirine girmişti.
Dizlerinin bağı çözüldü. Olduğu yere çöktü.
Maskeli adam bir kez daha kahkahayı bastı.
"HAHAHAHAHAHA..."
Vesper'ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Etrafındaki insanlar çoktan durmuştu. Kimisi merakla, kimisi rahatsız olmuş ifadelerle ona bakıyordu. Fısıldaşmalar yavaş yavaş yükselmeye başlamıştı.
Vesper artık hiçbirini umursayamıyordu.
Sadece korkuyordu.
Göz kapakları ağırlaştı.
Tam karanlığın içine gömüleceğini sandığı anda...
Gözlerinin önünde iki el hissetti. Oldukça huzur verici bir ses kulağına fısıldıyordu.
''Sakin ol. Güvendesin.''
Ses bir erkeğe aitti. Adamın oldukça büyük elleri Vesper'ın neredeyse tüm yüzünü kapatmıştı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden onun sakinleşmesini bekledi. Vesper'ın nefesi yavaşlamaya başladığında ellerini yüzünden çekti.
Vesper yavaş yavaş duyularını geri kazanmaya başladı. Gözlerini açtığında soytarının gitmiş olduğunu gördü. Arkasını dönüp sesin sahibini aradı.
Arkasında, kırklarına merdiven dayamış, aslan yelesini andıran siyah saçları ve hafif kirli sakalı olan bir adam duruyordu. Adam oldukça iyi giyimliydi. Bembeyaz gömleğinin üzerine açık kahverengi bir tulum giymiş, altına ise siyah bir pantolon geçirmişti.
Vesper'ın gözü adamın kemerine takıldı. Kemerinde bir gariplik vardı. Sanki bir şeyleri tutması için özel olarak tasarlanmış gibiydi.
Adam yavaşça ayağa kalktı, ardından yardım etmesi için elini Vesper'a uzattı. Vesper çevik bir hareketle tek başına ayağa kalkıp üzerindeki tozu çırptı.
Adam ellerini iki yana açtı.
"Teşekkür fena olmazdı," dedi.
"Bir şey bekliyorsan yardım etmenin ne anlamı var?" diye dalga geçti Vesper.
Adam gözlerini devirdi.
"Almak istediğimi aldım zaten."
Vesper kafası karışmış bir şekilde adama baktı.
Adam yavaşça elini cebine götürdü ve içinden bir saat çıkardı.
Vesper'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Dehşetle ceplerini yokladı.
Hiçbir şey bulamadı.
Adam saati Vesper'ın gözlerinin önünde tuttu. Saatin üzerinde T.S. harfleri oldukça net bir şekilde belli oluyordu.
Vesper'ın bakışları adamın eline kaydı.
Saat oradaydı.
Dün gece onu çaldığı an gözünün önüne geldi. Karanlık sokak, adamın habersiz oluşu, elinin saate uzanışı...
O zaman bunun yalnızca kolay bir hırsızlık olduğunu düşünmüştü.
Şimdi ise karşısında, kaçmasına rağmen onu yakalamaya çalışan adam duruyordu.
Vesper'ın midesi yeniden sıkıştı.
Beni buldu.
Bu düşünce, soytarının çıngıraklarından bile daha fazla rahatsız etmişti.
Vesper çaresizce adamın dikkatini dağıtmaya çalıştı.
"Beni neden takip ediyorsun?"
Adam cevap vermeden birkaç saniye Vesper'a baktı.
"Saatimi geri almaya geldim."
Vesper'ın yüzü gerildi.
"Onu çalmadım."
Adam kaşını kaldırdı.
Vesper bir an sustu.
"Yani... çalmış olabilirim."
Adam hafifçe gülümsedi.
"En azından dürüstlüğün var."
Vesper bir çocuğun çevikliğiyle arkasını döndü ve var gücüyle koşmaya başladı. Birkaç saniye sonra arkasına baktı.
Adam onu oldukça ağır adımlarla takip ediyordu. Fakat garip bir şekilde, attığı her adımda giderek daha fazla yol kat ediyor gibiydi.
Vesper birkaç saniye boyunca koşmaya devam etti. Ciğerleri yanmaya başladığında yavaşladı. Bir kez daha arkasına baktı.
Adam hâlâ aynı şekilde yürüyordu.
Ne koşuyor ne de acele ediyordu.
Vesper'ın kaşları çatıldı.
Beni yakalamak istese çoktan yakalardı.
Bu düşünceyle birlikte adımları tamamen durdu.
Adam da durdu.
İkisi arasında birkaç metre vardı.
Vesper nefes nefese kalmış hâlde adamı süzdü. Adamın yüzünde ne öfke ne de telaş vardı. Sanki gece yarısı bir çocuğun peşinden koşmuyormuş da sıradan bir yürüyüş yapıyormuş gibiydi.
Adamın bakışları Vesper'ın ellerine kaydı. Ardından ceplerini yokladı.
Vesper ne yaptığını anlamadan adam doğruldu.
Elinde, az önce düşürdüğü elma şekeri vardı.
Adam şekeri Vesper'a doğru uzattı.
"Devam etmek ister misin?"
Vesper'ın gözleri elma şekerine kaydı.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra tekrar adama baktı.
Bu adam normal değildi.