Gecenin karanlığında üç genç, eğri büğrü sokak lambalarının solgun ışıkları altında yürüyordu. En önde parlak sarı saçlarıyla Noctis yürüyordu. Hemen arkasında ise Vesper ile Chloe vardı. Bodrumdan çıkmadan hemen önce Chloe köşede duran çantayı sırtına geçirmişti. Vesper, içinde ne olduğunu merak etmeden edemiyordu. Yaklaşık iki gündür ağzına tek lokma koymayan Vesper'ın karnı yüksek sesle guruldadı. Chloe dönüp ona baktı.
Kafasını hafifçe yana eğdi. "Aç mısın?" diye sordu yumuşak bir sesle.
Vesper, yanaklarının kızardığını hissetti. Karanlığın bunu gizlemesini umarak omuz silkti. "Pek sayılmaz," dedi. "Yarın bir şeyler bulurum."
Chloe gözlerini devirdi. Adımlarını hızlandırıp Noctis'in yanına geçti. Üçü bir süre daha gece karanlığında sessizce yürümeye devam etti.
Uzun bir yürüyüşün ardından Buharlı Tren İstasyonu'na vardılar. Vesper, yemek bulabilmek için buraya sık sık uğrardı; fakat yolu geceleri nadiren buraya düşerdi. Varoşlardan biraz olsun uzaklaştıkları için hava burada daha temiz sayılırdı. Yoğun kül kokusu hâlâ hissediliyordu ama rahatsız edici is kokusu artık yalnızca üçünün kıyafetlerinden geliyordu.
Saat gece yarısını geçmişti. İstasyonun loş gaz lambaları yanıyor, az sayıdaki yolcuyu güçlükle aydınlatıyordu. Bazı lambaların dibinde tamamen baygın alkolikler görülebilirdi. İstasyonun tam karşısında ise göz kamaştıran parlaklıkta bir ışık yükseliyordu. Işığın ardında ne olduğunu seçmek neredeyse imkânsızdı.
Chloe meraklı gözlerle Noctis'e baktı, ardından ışığı işaret etti. "Burası mı?" diye sordu.
Noctis yalnızca başını salladı.
Üçlü bir süre daha yürüdükten sonra ışığın kaynağına ulaştı. Önlerinde siyah ve kırmızı çizgili, üç dört metreyi bulan devasa çadırlar yükseliyordu. Çadırların tepelerindeki direklere asılmış gaz lambaları geceyi gündüze çeviriyor; içeriden yükselen kahkahalar, alkışlar ve müzik sesleri istasyonun sessizliğini bastırıyordu. Arada bir çadırın üzerinden gökyüzüne rengârenk alevler fışkırıyor, kül bulutlarını birkaç saniyeliğine kırmızıya, maviye ve mora boyuyordu.
Girişte bilet kontrolünün yapıldığı ahşap bir kapı vardı. Kapının önündeki kuyruk yirmi otuz metreyi buluyordu. İnsanlar heyecanla içeriden çıkanlara hangi gösterileri izlemeleri gerektiğini soruyor, saatin kaç olduğuna aldırmadan hararetle sohbet ediyorlardı. Kapının iki yanında ise kollarını arkalarında birleştirmiş iki görevli nöbet tutuyordu. Duruşlarından sıradan bekçiler olmadıkları belliydi. Vesper, üzerlerinde silah göremese de ya usta dövüşçü olduklarını ya da gizledikleri bir silah taşıdıklarını düşündü.
Gözlerini istemsizce çadırların üzerinde gezdirdi. Varoşlarda doğduğundan beri bu kadar canlı renkleri bir arada neredeyse hiç görmemişti. Bir anlığına bile olsa, gökten yağan külün varlığını unutmuştı. Chloe ve Vesper büyülenmiş şekilde etrafa bakarken Noctis öksürerek lafa girdi:
"Tamam, büyülenmeyi sonra da sürdürebilirsiniz. Şimdi bana şu iki hıyarı geçip içeriye nasıl gireceğimizi söyleyin."
Vesper'ın yüzüne yavaşça bir gülümseme yayıldı. Ellerini arkasında birleştirip kısa bir ıslık çaldı. Ardından gözlerini Chloe'ye çevirdi.
Chloe daha o bakışı görür görmez başını iki yana salladı. "Hayır, Vesper," dedi. "Bunu daha önce konuştuk. O yöntemi kullanmayı sevmediğimi biliyorsun." Bir an durup ekledi: "Hem o şekilde ben içeri giremem."
Vesper'ın gülümsemesi biraz daha genişledi. Boğazını temizledi. "Merak etme," dedi. "Bu sefer öyle bir şey değil." Sonra Noctis'e döndü. "Canın tatlı mı?" diye sordu.
Noctis boş gözlerle önce Vesper'a, sonra Chloe'ye baktı. Vesper'ın yüzündeki sırıtış giderek genişliyordu. Chloe ise olacakları anlamış gibi derin bir iç çekti.
Vesper kimsenin onlara bakmadığından emin oldu. Ayağını geriye aldı. Hiç uyarı vermeden var gücüyle Noctis'in kaval kemiğine tekmeyi geçirdi.
"AHH!"
Noctis acıyla yere çöktü. Yüzü birkaç saniye içinde kıpkırmızı kesilmişti.
Vesper ise hiç vakit kaybetmeden ciğerlerini doldurdu: "YARDIM EDİN!" diye avazı çıktığı kadar bağırdı.
Vesper'ın çığlığıyla birlikte uzun kuyruk bir anda karıştı. İnsanlar telaşla kenara çekilirken iki güvenlik görevlisi beklediğinden bile hızlı bir şekilde yanlarında belirdi.
Yakından bakınca ikisinden birinin diğerinden belirgin şekilde daha iri olduğu anlaşılıyordu. Üzerlerinde siyah ve kırmızı tonlarında, sirkin renklerini taşıyan üniformalar vardı. İri olanın yakasına iliştirilmiş metal etikette tek kelime yazıyordu: James.
James'in yüzündeki ifade neredeyse hiç değişmiyordu.
Vesper gözlerini diğer görevliye çevirdi. James'e göre biraz daha kısa ve genç görünüyordu. Yakasındaki etikette Benson yazıyordu. O da oldukça yapılıydı; ama yüzündeki panik ifadesini saklayamıyordu.
Bunun üzerine gidebilirim, diye düşündü Vesper.
Benson telaşla öne çıktı: "Ne oldu burada?"
Vesper hiç vakit kaybetmeden dizlerinin üzerine çöktü, Benson'ın pantolon paçasına sarıldı. "Efendim..." dedi, sesi titriyormuş gibi çıkarak. Kısa bir an durdu. Gözlerini yere indirdi. "Biz... sadece sirki uzaktan izliyorduk." Yutkundu. "Bir beyefendi bizi kovdu. Arkadaşım itiraz edince de bacağına tekmeyi bastı."
Noctis acıyla kıvranırken dişlerini sıktı: "Şerefsiz heri—"
Daha cümlesini tamamlayamadan Chloe eliyle ağzını kapattı. Vesper'a belli belirsiz başını salladı.
"Haklısın dostum," dedi başını sallayarak. "O adam tam bir şerefsizdi." İçini çekti. "Ama bizim gibi parazitlerin kimseye küfür etmeye hakkı yok."
Benson tam bir şey söyleyecekken yanında duran James öne çıktı: "Bu saçmalığı ne zaman bırakacaksınız?" dedi tok bir sesle. James'in bakışları üçünün üzerinde tek tek gezindi. "Ne karıştırdığınızı bilmiyorum. Ama bir tekmeyi de benden yemeden önce gözümün önünden kaybolun." Sesi her kelimede biraz daha sertleşiyordu.
Vesper yerden kalktı. Üzerindeki paçavraları düzeltti, sonra kısa bir an James'in yaka kartına baktı. Hafifçe öksürdü. "James Bey..." dedi. Bir an sustu. "Abim... bizi sadece uzaktan ateşleri görelim diye buraya getirdi." Dudaklarını ısırdı. "Bütün gün fabrikada çalıştı. Bilet alacak parası yetmedi."
"Ve şimdi..." Vesper gözlerini yere indirdi. "Bizi koruması gereken James Bey de bizi kovuyor."
Chloe hararetli şekilde araya atladı: "Sırf bir yerimiz yok diye uzaktan da olsa eğlenmeye hakkımız yok mu?"
Vesper hafifçe arkasını döndü ve elini dudaklarına götürerek sus işareti yaptı. Yavaşça Noctis'in yanında eğildi ve omzuna girmeye çalışıyormuş gibi yaptı. Tam Chloe de aynısını yapmak için yanlarına doğru gelirken Benson söze girdi:
"Amirim..." dedi Benson, gözlerini üçlüden ayırmadan. "Numara yaptıklarını ben de düşünüyorum." Kısa bir an durdu. "Ama açıkçası beni epey güldürdüler." James'e döndü. "Bir geceliğine içeri girmelerine izin versek ne dersin? Hem üç tane aç çocuğun sirkimizi izlemesi bize ne kaybettirir ki?"
James kaşlarını çattı. "Bir dahaki sefere bu numarayı başka yerde yapın." İç çekti. "Geçin."
Vesper ile Chloe, büyük bir zafer kazanmış komutanlar gibi birbirlerine gülümsediler. Noctis ise hâlâ bacağının acısıyla tek ayağının üzerinde durmaya çalışıyordu.
Benson eğilip Noctis'i kolundan tuttu ve ayağa kaldırdı. "Hadi bakalım," dedi.
Dördü birlikte kapıya doğru yürüdü. Kuyruktan birkaç homurtu yükselse de James'in tek bakışı hepsini susturmaya yetti. Benson, Chloe ile Noctis'i önden geçirdikten sonra Vesper'ın yanından usulca geçti. Kimse fark etmeden elini Vesper'ın paçavrasının cebine kaydırdı: Üç bakır para. Üçü için birer öğün yemek almaya yetecek kadardı.
Vesper cebindeki hafif ağırlığı hissetti. Dönüp bakmadı bile. Sanki hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.
Çocuklar gözden kaybolduktan sonra arkalarından James'in sesi yükseldi: "Yine mi maaşını dağıttın, Benson?"
Benson sadece omuz silkti.
Kapıyı geçtikleri anda Vesper istemsizce olduğu yerde durdu. Dışarıdaki gri dünya sanki bir adım geride kalmıştı. Geniş çadırların arasına siyah ve kırmızı renk ağırlıklı flamalar gerilmiş, gaz lambalarının turuncu ışığı kırmızı ve siyah kumaşların üzerine vuruyordu. Havada kavrulmuş fındık, şekerleme ve sıcak ekmek kokusu dolaşıyor, bunlara ara sıra barutun keskin kokusu karışıyordu. Her köşeden başka bir ses yükseliyordu; çocuk kahkahaları, satıcıların bağırışları, uzaktan gelen müzik ve ara sıra göğe yükselen renkli alevlerin çıkardığı patlamalar...
Vesper hayatında ilk kez bu kadar çok insanı aynı anda gülümserken görüyordu. İstemsizce dönüp Chloe ile Noctis'e baktı. İkisinin de yüzünde daha önce hiç görmediği kadar geniş gülümsemeler vardı. Chloe bir anda başını çevirip ona dik dik bakınca Vesper afalladı. Kendi dudaklarının da fark etmeden yukarı kıvrıldığını o an fark etti.
Uzun süre hararetle hangi gösterilere gideceklerini tartıştılar. Her biri farklı bir çadırı görmek istiyordu. Sonunda en mantıklı kararın ayrılıp sirki tek başlarına gezmek, gecenin sonunda ise en sevdikleri gösterinin önünde yeniden buluşmak olduğuna karar verdiler.
Chloe istemeye istemeye Noctis'i de peşine takıp doğu tarafına doğru yürüdü. Vesper ayrılmadan önce son kez dönüp Noctis'e baktı: "Başınızı belaya sokmayın."
Noctis sadece omuz silkti.
Birkaç adım sonra ikisi kalabalığın içinde kaybolmuştu. Vesper tek başına kalınca batı tarafına yöneldi. Yol boyunca ateş püskürten göstericileri, cambazları ve satıcıları seyrederek yürüdü. Ayağının dibine düşen, hâlâ sapı kırılmamış bir elma şekerini yerden aldı. Tozunu üfledi.
"Bedava."
Kendi kendine sırıttı. Bir anlığına hâlâ aç olduğunu hatırlamıştı ama heyecanın etkisiyle çabucak unuttu. Elindeki elma şekerini çevirerek hangi çadıra girmesi gerektiğini düşünmeye başladı.
Tam o sırada...
Şıngır...
Vesper'ın eli olduğu yerde dondu.
Şıngır...
Sirkteki bütün sesler bir anda uzaklaşmış gibiydi. Kahkahalar, müzik, alkışlar... Hepsi sanki suyun altından geliyordu. Geriye yalnızca o ses kalmıştı:
Şıngır...