İçeriğe geç

9.BÖLÜM

Affalamış bir şekilde Oğuzhan hocaya bakmaya devam ediyorduk hala.

Söyledikleri hakkında ciddi olmadığını dşünmek istiyordum ama yüzüne bakınca bile ne kadar ciddi olduğu gayet aşikardı.

Öfkelenip oturduğum koltuktan ayağa kalktım.

"Ne dediğinizin farkında mısınız?"

Oğuzhan hoca

"Sira , olanlar belli. Bu saatten sonra bu konuşulanları inkar etmenin bir faydası olmayacağını ikimizde gayet iyi biliyoruz.

O yüzden sadece velayet kısmını atlatana kadar evli gibi görünürüz .

Sana gerçekten evlenelim demiyorum sadece göstermelik. Sonra ... boşanırız" dedi.

Hümeyra teyze

"Oğlum sen ne diyorsun? Evcilik mi bu? Hem sen daha yeni kalktın yataktan bu sefer kendini öldürtmek mi istiyorsun?"

Hümeyra teyzenin sesinde korku vardı . Bir anne korkusuydu bu.

"Anne ben Allahın emanetine sahip çıkmak istiyorum sadece. Konuşan sadece mahalleli olsa takmazdım.

Ama işin içine küçük bir çocuğun annesinden koparılması da girdi.

Bu artık konuşur susarlar meselesi değil sende görüyorsun"

"Öyle bir şey olmayacak hocam" dedim.

"Ben böyle bir şey yapamam. Olmaz"

Oğuzhan hoca derin bir nefes aldı.

"Peki başka bir planın var mı?"

"Var"

Herkes bana bakmaya başladı.

Derin bir iç çektim.

"Kasım'ın yanına dönmek"

Odadakiler hayrete içinde bana baktılar.

Enfal

"Sira ne dediğinin farkında mısın? Ne demek dönücem"

"Başka çarem yok baksanıza. Kasım bu davayı alamiyacağını biliyor ve ben de alamıyım diye herşeyi yapıyor. Ben yoruldum artık. O mahkemeye her çıktığımda onuruma söz atmalarından yoruldum.

Hergün oğlumdan ayrılacak mıyım diye düşünmekten yoruldum. Ben sadece oğlumu istiyorum"

Abim

"Öyle bir şey olmayacak Sira. Gerekirse farklı bir yere gideriz ama olmaz bir kere o cehenneme gitmene sessiz kaldım ama artık ölürümde buna izin vermem"

Oğuzan hoca

"Sen o adama dönersen ne olacağını sanıyorsun Sira. Biz o adamın intikam listesine gireli çok oldu

Bu saaten sonra bizdende rahat durmaz sana da oğlunu göstertmez. Sen sadece kendini ateşin içine atacaksın o kadar"

Hümeyra teyze

"Kızım bu kadar yol geldin şimdi geri dönemzsin o iblisin sana neler yapacağını hepimiz az buçuk tahmin ediyoruz. Sanırım ...oğuzhan haklı "

Enfal yüzündeki saklamaya çalıştığı tebessümle.

"Bence de hem sadece karar netleşene kadar yani "

Bakışlarımı yemek masasının yanında duran abime çevirdim.

"Abim, sen nasıl istiyorsan öyle olsun . Sadece Oğuzhan hocanın fikri kısa yol.

Yni bir yee taşınma fikri aklıma gelmedi değil. Ama yeni ev bul taşın Musa'nın okulunu değiştir sende biliyorsun ki zaman isteyen bir süreç. Sosyal hizmetlerin ne zaman geleceğinide bilemeyiz ki"

Abim yanıma gelip iki kolumdan okşar bir şekilde tuttu

"Ama senin istemediğin hiçbir şey de olmayacak kardeşim"

Önce merhametle bana bakan abime sonra benden yanıt bekleyen Oğuzhan hocaya baktım.

"Bu doğru değil . Ben bunu istemiyorum "

Oğuzhan hoca bana baktı .

Bakışlarında tuhaf bir hissiyat vardı.

Sanki ....

Hayal kırıklığı

Gözlerini zemine dikti.

"Peki" dedi ve salondan ayrıldı.

Oğuzhan hocanın arkasından baktım bir süre.

Sadece gidişini izledim .

Salonda kısa bir sessizlik oldu.

Kimse bir süre tek kelime dahi etmedi.

Dakikalarca Oğuzhan hocanın çıktığı kapıya baktım sadece.

Gidişini izledim.

Koltukta yan yana oturan Enfal ile Hümeyra teyzenin arasına geçip oturdum.

İkisi de sarıldı.

Enfal sırtımı sıvazladı

"Bunu da atlatacağız. Sana yemin olsun ki atlatacağız Sira.."

Kendimden çok aslında onlara güveniyordum. Bana o kadar iyi geliyorlardı ki ruhuma verdikleri şifanın hiçbir ölçütü olamazdı.

Oğuzhan hoca benim için kendini feda etmek istemiştim ama buna müsade edemezdim.

Onların için sadece kısa sürecek olan bir oyundu belki ama bu oyundan sonrasını da düşünmek zorundaydım.

Bana biçilmiş bu zorlu hayat imtihanı masum ve yüreği merhamet için atan adama da giydiremezdim.

Abim bahçeye Oğuzhan hocanın yanına indi.

Biz üç kadının da mutfağa girip akşam için bir şeyler hazırlamaya başladık.

Musa ise içine girdiğimiz kasırgadan habersiz etrafta cıvıl cıvıl dolanıyordu.

Yemekler yenildi çaylar içildi herkes kendi kabuğuna çekilmek için odasına girdi.

Oğlumu yanıma alıp uyumaya çalıştım saatlerce gözlerim kapalı hafızamdaki çatışmaları yok saymaya çalıştım ama olmuyordu.

Bu gecede uyku bana epey uzaktı anlaşılan.

İçim darlanmış nefes alamamaya başlamıştım yine.

Uzandığım yatakta doğruldum elimi göğsüme bastırdım sanki tam elimin altında bir hançer ve gittikçe derine batıyordu.

Oğluma baktım nasılda güzel uyuyordu.

"Rabbim , ne olur... ne olur beni ondan ayırma. Beni bununla sınama. Ondan başka kimsem yok"

Dudaklarımda esir olunmuş çığlıklar çıkmak istediler ama buna izin vermedim .

Göğüsümde duran elimi hızlıca ağzıma bastırdım.

Gerçekten ağlamak bir zayıflık mıydı ?

Çığlıklarm ile içime sıkıştırdığım nefesim ağır ağır burnumdan çıkıyordu.

Sakinleşmeye çalıştım.

Önce ellerimi serbest bıraktım, gözlerimi kapattım. Sakince nefes alıp verdim.

"Sakinleş Sira...Sorun yok....Oğlun burda . Sorun yok..."

Aynı cümleleri kaç defa tekrar ettim bilmiyorum.

Tekrar başımı yastığa koydum ve gözlerimi yumdum...

Belkide bu akşam artk uyku dilendim.

Sabah ezanıyla açmaya başlamıştım gözlerimi hangi ara uykuya daldım bilmiyorum.

Yatakta yanımda uykuya dalmış oğluma baktım.

Başına bir öpücük kondurup omuzundan aşağı düşen yorganı iyice örttüm ve namaz için yataktan çıktım.

Abdestimi alıp salonun ortasına seccademi serdim ve namazıma durdum.

Selam verip duamı ettim .

Dakikalarca sadece serili secaddemin üstünde oturdum .

Yanağımda akan göz yaşları ile hâlâ içimde ki umudum didikleyip durdum.

O esnada bahçeden kulağıma gelen kedi sesi ile düşüncelerimden sıyrıldım. Bu normal bir miyavlama değildi yardım çığlıydı .

Göz pınarlarımdaki damlaları sildim ve cama baktıım. Bahçeye iyici kontrol etmeye çalıştım ama hâlâ sesten başka bir şey yoktu.

Ses gittikçe daha da can yakmaya başlamıştı. Bu sefer kapıya çıktım .

Etraf hâlâ karanlık ve sessizdi.

Gün yavaş yavaş doğuyordu gökyüzü grimsi bir aydınlık kaplarken sokakalarda sadece sokaklambaların aydınlatmaya devam ediyordu.

Sesin geldiği tarafa bakmaya devam ediyordum . Ses bahçe kapısının hemen sağ tarafındaki çalılıktan geliyordu ama görünürde bir şey yoktu.

Merdivenlerden inip çalılığa gittim . İşte ordaydı.

Beyaz ama üzerinde siyah benekler olan yavru bir kedi.

Çalılığın içinde sıcak bir yer bulma umuduyla duruyordu.

Onu hemen ordan aldım kucağımda ısıtmaya çalıştım ama karnıda açtı büyük ihtimalle.

Kucağıma alfığım küçük yavruyu ısıtmaya çalışırken bahçenin kapısı açıldı ve Oğuzhan hoca ile göz göze geldik.

"Sira. Hayırdır ne yapıyorsun dışarda"

"Şey... ses geldi bende dışarı çıktım sonra bu yavruyu gördüm üşümüş sanırım birde karnı aç olmalı"

Kucağımda duran yavruya bakıp gülümsedi.

"İstersen ver ben eve götüreyim sütte verim"

"Yok olmaz ben buldum ben eve götürürüm"

"Tamam yerde birşey bulup benim benim diye çocuklar gibi celalenmene gerek yok. Sen götür o zaman"

Çocuk mu ? Bana resmen çocuk demişti.

Ona arkamı döndüm ve eve gitmek istedim hiç bir şey demeden ama daha ikinci basamakta...

"Sira..." diye seslendi bana .

O bana her seslendiğine kalbimin kontrollüğünü kaybediyordum sanki.

Sakin birşekilde ona döndüm.

"Efendim"

"Neden bu kadar istemiyorsun"?

Kucağımda ki kediye baktım .

"Yani o kadar istiyorsanız size verebilirim"

"Kediden söz etmiyorum "

Sustu ve sadece gözlerime baktı.

"Oğlunu kurtarma pahasına gidip o adamı bıçakladın. Ama... benimle evlenmeyi neden bu kadar istemiyorsun. Oğlunu kurtarmak için bile, hatta sadece bir kaç aylığına" sesinde sadece hayal kırıkları vardı.

"Benim için zaten bir çok şey yaptınız. Ama bu o kadar sıradan alına bilecek ve basit bir yardım değil ben bunu kabul edemem"

Başını öne eğdi elindeki anahtarlığa baktı.

Bende başımı öne eğdim ve devam ettim.

"Basit bir dedikoduda sizi ö*dürecek kadar gözünü karartmış bir adam var önümde sizi tekrar önüne atamam"

Başını kaldırmadı derin bir iç çekti.

"Hayatında sadece bir kez bile olsun bencil olamaz mısın? Sadece bir kez bile olsa kendini düşünemez misin ?"

"Konu Enfal ya da anneniz olsa bencillik yapar mısınız" diye karşılık verdim.

Başını kaldırdı ve bana baktı . Tepemizdeki sokak lambası ise tam yüzüne vuruyordu.

Kucağım da ki kedi gibi masum ve çaresizce.

Sanki aslında söylemek istediği çok şey varda ama susuması gerek.

"Yapmazdınız " dedim ve bir sessizlikle merdivenleri çıkmaya devam ettim.

"O yüzden bencilik yapamiyorum ya Sira. Çünkü bu sefer konu sensin" diye seslendi arkamdan.

Ona doğru döndüm kulaklarımda yankılanan cümlelere bir anlam vermeye çalıştım.

O ise hala bana bakıyordu sonra benden tek bir kelime duyma gereği bile dymadan evine geçti.

Çünkü bu sefer konu sensin...

Ne düşüneceğimi, yanlış düşünceye kapılmaktan korkmuştum.

Kucağmda kendi ve beynimde dönene kelimelerle bende eve geçtim.

"Allahım neler oluyor. O ... hayır hayır Sira kendine gel"

Kedi hala kucağımda kapıya yaslanmış bir şekilde duruyordum sadece .

Aklım karışmış , duyduklarımı hazmetmeye çalışıyordum.

"Sira, abicim iyi misin? Bu kedi de nerden çıktı?" dedi abdest almak için banyodan çıkan abim.

"İyiyim abi . Namaz kılarken kedi sesi duydum dışarı çıktım . Çalıkların arasında buldum onu üşüyordu karnıda aç sanırım"

Abim ıslak eli ile yavru kediyi okşamaya başladı.

"Küçükken de mahallede ki kedileri beslerdin"

"Evet, sonra ablam beni babama şikayet ederdi babam da döverdi beni"

Bu sözlerden sonra abimin yüzü düştü bir hüzün kapladı bedenini.

"Sira, beni affedemediğini biliyorum. Hakkın da var . Bunun için kalkıp senden af dilemeye yüzüm de yok.

Ben seni korumak istedğim için yanında kalmak istedim ama eğer huzursuz oluyorsan giderim. Yeter ki benim yüzümden huzurun bozulmasın "

Abimden nefret etmiyordum . Evet o zamanlar onunda elinden bir şey gelmiyordu ama hiçbir şey yapmamasıda içimde affedemeğim bir yük oara kalıyordu.

Yanımda başı eğik olan abime baktım sonra kolunu okşar bir vaziyette tuttum.

"Varlığın bana huzursuzluk vermiyor abi . Ama içimde hala herkesi affedemem yükünün olduğunu da unutamıyorum" dedim.

Abim başını kaldırdı dolu gözlerle bana baktı.

Başımı okşamakiçin elini kaldırdı ama tekrar indirdi.

"Hadi sen şu yavruya biraz süt ver bende namazdan sonra çıkıcam zaten otel yoğun olacakmış bugün"

"Tamam önce sana bir şeyler hazırlıyım"

"Yok abicim iştahım yok zaten . Otelde yerim sonra. Sen bir an önce yatağına gir Musa yokluğunu fark etmesin"

"Tamam . Dikkat et abi."

Abim namaz için salona girerken bende mutfağa girdim boş bir kabın içine süt doldurup kediye verdim.

Odamda bulduğum orta boylu boş bir kutuya Musa'nın bir sonraki kışa yetişeceğini zannetmedğim , içi kürklü montunu yerleştirdim ve artık küçük yavrunun yeri de hazırdı.

Küçük kedi sütünü afiyetle yedikten sonra hemen yanında duran kutuya girdi. Bir süre sadece incelemek için kutunun içinde dolandı ama en sonunda yumuşaklık ve sıcaklığı içine sinince oturdu kısa bir süre sonra mışıl mışıl uyudu.

Abim tek lokma almadan hemen çıkıp gitti.

Bende odaya hâlâ yatakta yavru kedi gibi uyuyan yavrumun yanına uzandım.

...

Başımda çalan telefonla gözlerimi açmıştım nihayetinde.

Yatağın başında ki sehpada duran telefona baktım ve elime aldım.

Ekranda çıkan isim Enfal 'di.

Gözlerimi ovuşturdum ve telefonu açtım.

"Alo, efendim Enfal"

"Günaydın Sira hanım, bu saate kadar uykuda kalman ne tuhaf"

Başımı tekrar yanı başımda duran sehpanın üzeindeki saate çevirdim.

Saat ,10.45 olmuştu.

"Uyuya kalmışım ya kusura bakma cumartesi birde malum okulda yok"

Enfal sırıtmaya başladı

"Yok kız, şaka yaptım bende hâlâ yataktayım zaten aşağı inde kahvaltı yapalım diyecektim"

Bende onun gibi sırıtmaya başladım. Zaten Enfal ile konuşurken ciddi kalabilmek imkansız.

"Tamam geliyoruz" dedim ve kapattım.

Yanıma baktığımda Musa'nın yatakta olmayışını yeni farkettmiştim. Anlaşıla benden önce uyanmış oda bugün.

Dolaptan üzerime, bebe mavisi bir gömlek ve bordo bir etek aldım.

Dolabın alt çekmecesinde duran eşarplardan krem renginde olanı aldım önümübir iğne ile kapatıp odadan çıktım.

"Musa ,oğlum nerdesin?"

Ses çıkmadı.

"Musa , hadi oğlum Hümeura teyzenler kahvaltıya bekliyor."

Odaları dolaşmaya başladım ama Musa yoktu.

En son kapısı kapalı mutfağa girdim . Neyse ki ordaydı.

Elinde bir sarı bez yerde dökülmüş bir kutu sütle bana bakıyordu.

Korkak bir şeklde...

"Annecim, istemeden oldu. Temizlicem şimdi. Ne olur bana kızma"

Oğlumun bu tepkisine karşlık içimdeki şaşkınlığın yüzüme vuramasına engel olamadım.

Yanına yaklaştım , elinde ki bezi mutfak tezgahının üzerine bıraktım.

Yanağını avucumun içine alarak,

"Annecim tamam sorun değil . Ben temizlerim sen iyi misin ? Neden korktun birtanem?"

Yüzün de ki korku yerini mesum bir tebessüme bıraktı.

"Bana vurmayacak mısın yani?"

Onun kurduğu her cümle beni daha da hayrete düşürüyordu.

"Annecim, ruhum . Ben sana neden vurayım?. Ben sana nasıl kıyarım?"

"Şerife anne... bir kere süt döktüğüm için bana vurmuştu"

Gözümde ki yaşlara engel olamadım . Bu seferde oğlum için ağladım.

Küçücük bir çocuğa kin besleyecek kadar merhametleri de mi kalmadı.

Benim ; okşamaya , öpmeye kıyamadığım o yüze nasıl vurabilmişlerdi?

İki yanağını da göz yaşlarımla öptüm ve benim kaderimi yaşayan oğluma sıkı sıkı sarıldım.

"Bitti annecim tamam mı ? Bitti . Artık saklanmak yok ağlamak yok. Artık sadece seninle oyunlar oynayacağız. Sana söz . Tamam mı?"

O da boynuma sarıldı "tamam annecim" diyip yanağımdan öptü.

Biz bir birimize sarılırken yavru kedide yanımıza gelmiş fırsattan istifde yere dökülen sütü içiyordu.

Onu rahatsızetmeye hiç niyetimiz yoktu onu, sütü ile baş başa bıraktık ve elimizi yüzümüzü yıkadıktan sonra kahvaltı için çıktık.

Aşağıya indiğimizde , Hümeyra teyze sofrayı bahçeye kurmuştu bile.

Ben ; Enfal, Musa ve Hümeyra teyze baş başa kahvaltı yaptık.

Ama o...

O, nerdeydi?

Aklımda hala bu sabahki sözleri vardı.

Onunla karşılaşsam ne diyecektim ki?

Hem utanıyor hem de... korkuyordum.

"Sira, kızım hayırdır iyi misin?" dedi baş köşede oturan Hümeyra teyze.

"İyiyim Hümeyra teyze sadece ..."

"Sira, bir şey olduysa anlat. Kasım... bir şey mi yaptı?"

Bu sabah Musa'nın anlattıklarını anlatmak için Musa'nın masada kalkmasını bekledim.

Musa da yemeğini yemiş olacaktı ki benden ön bahçeye gitmek için izin istedi.

Musa, elinde oyuncak ayısı ile koşuturarak yanımızdan ayrıldı ve ben de olanları anlatmaya başladım.

"Pislikler, Allahım bu nasıl bir vicdansızlık! Küçük bir çocuğa, Musa ya hemde nasıl vurabildi bu "

Enfal, duydukları karşısında köpürmeye başlamıştı bile.

Hümeyra teyze ise yarinden kalkıp yanıma geldi . Sarıldı.

"Ah be kızım, ah yavrum. Yaralarından hangi birini saralım bilmiyorum ki."

"Sarılmıyor Hümeyra teyze . Sarsada kanamaya devam ediyor."

Enfal de diğer yanıma gelip oturdu .

"Musa'yı alalım . Hepsine bedelini ödeteceğiz . Hepsine..."

Beraber oturup ağladığımız sofrada beraber kalktık ve toplamay başladık.

Enfal bir kaç telefon görüşmesi olduğun söyledi ve odasına girdi .

Ben , sofrayı toplarken Hümeyra teyze alışveriş için dışarı çıktı.

Enfal'in söylediğine göre ise Oğuzhan hoca hala odasındaymış.

Mutfakta ki son temizliği yaparken Musa koşarak yanıma geldi.

"Anne, Sedef abla geldi"

Kapıya çıktım.

Siyah bir sıfır kol, üzerinde ise beyaz bir gömlek ve beyaz spor ayakabılarının üstünegiydiği siyah saten etekele , Sedef tam karşımda duruyordu.

Onu selamlamak için sarıldım ona.

"Hoş geldin Sedef. Buyur girsene içeri"

"Hoş buldum Siracım, içeri girmeyelim ya. Sende müsaitsen parkakadar yürüyelim mi diyecektim.

Evde canım sıkıldı. Hem geldiğinden beri mahalleyi hiç dolaşmadında. Musa'yı da parka götürürüz hem"

"Bilmem ki..."

"Sıkılmadın mı evde otur otur. Baksana hava çok güzel sahile de ineriz belki"

Aslında şu an en çok ihtiyacım olan şeydi.

Biraz kafa dinlemek.

"Tamamo zaman. Ben yukarı çıkıp çantamı alayım sende Enfal'e habe ver o da gelir belki bakarsın."

"Tamam canım"

Mutlu bir çocuk gibi merdivenler çıkmaya başladım. Praka giden Musa değil de bendim sanki

İçindeki çocuğun , mutluluğunu söndürbilirsin ama asla öldüremezsin.

Sahi, ben ne zaman çocuk olabilmiştim?

Ben çantamı alıp inerekn Enfal de Sedefle konuşuyordu.

"Enfal , sen gelmiyor musun?"

"Yok güzelim siz gidin yapacak işelirim var bir de malum Hümeyra hanım evi bugün bana kilitledi"

"İstersen sana yardım ediyim yarın gideriz olmazsa"

"Sira hanım, beni beceriksizlikle mi suçluyorsunuz aşk olsun?

"Yok yanlış analdın sadece yardım..."

Sedefle gülmeye başladılar.

"Sen git sadece eğlenmene bak . Telefonun mutlaka açık olsun ve dikkat edin"

"Tamam merak etme"

Musa'nın bir elini ben diğer elinide Sedef tuttu ve mahallede dolanmaya başladık.

Birde tabi herkesin gözü üzerimizde.

Sedef , Musa'nın okulu hakkında konuşmaya başladı.

Sessiz sakin bir çocuk olduğunu ama diğer arkadaşları ile çok oynamadığını söyledi.

Eyyüp dışında.

Biraz okul biraz da hayat hakkında tatlı bir sohbetle yürümeye devam ediyorduk.

Taki , girdiğimiz sokakta Nergizle göz göze gelene kadar.

"Oo Sira hanım, arkadaş bulmuşsunuz. Birde yaşanan onca olaya rağmen hala bu mahallede dolaşıyorsunuz. vallahi pes"

Sedef "Nergiz , uzatma"

"Daha düne kadar benim yanımdaydın Sedef. Ne oldu? Saf mı değiştirdin"

"Neden olduğunu sen gayet iyi biliyorsun Nergiz. Açıklamama gerek var mı?"

Nergizin yüzü düşmeye başlamıştı.

"Bana tavır yapıp bu kadınla dolaşıyorsun ama "

"Sira .."

"Efendim?

"Bu kadın değil. Benim adım Sira"

"Senin gibi kadınla bu şekilde hitap ediyoruz"

"Ya kendine? O gün mahkemede anlattığın her şeyin yalan olduğunu biliyordun ama sırf benim canımı yakmak için oğlumdan ayırmalarına yardım ettin. Sen kendine ne diyorsun Nergiz"

"Sen kendini bu şekilde mi acındırıyorsun millete . Tıpkı o gün mahkeme de yalvarırken. Söylesene Sira , Oğuzhanı da böyle mi yoldan çıkardın?"

O an saçından tutacakken Sedef beni tuttu ve izin vermedi.

"Kes sesini "

Ama Nergiz sususmadı.

"Çocuk , senin annen var ya..."

Sedef "Sus Nergiz sus artık!" dedi ve Nergize tokat attı.

Yediği tokadın acısı ve öfkesiyle önce Sedefe sonra bana baktı.

Eli, tokat yediği yanağına koymuş okşuyordu.

"Ya sen neyin namusundan bahsediyorsun ya. Sira ya soruyorsun ya hani nasıl yoldan çıkardın diye.

Sen anlatsana , nişanlıma nasıl mesajlar attığını. Sırf benden ayrılsın diye neler yaptığını hatta sırf bana attığın yalan ve iftiralar yüzünden Oğuzhan hocanın senden ayrıldığını. Anlatsana"

Demek bu yüzdendi Oğuzhan hoca bu yüzden nişanı atmıştı. Ve kusurunu saklamıştı.

Nergiz hala bir eli yanağında durmuşmu öfke ile bize akıyordu .

Musa ise korkmuştu arkama sığınmış , hıçkırıkları kulağıma geliyordu.

"Gidelim Sira"

Oğlumu kucağıma aldım ve Sedefle birlikte uzaklaşmaya başladık.

Ama o...

"Sira..!"

Diye bağırdı arkamdan

"Oğuzhan hatasını anlayacak. Sende oğlundan ayrılacaksın! Oğuzhan tekrar bana gelecek ! Çünkü o sadece beni sevdi duydun mu? Sende kimsesiz kalacaksın"

Nergiz canımı yakmak için her şeyi yapıyordu.

Durmayacaktı bunu bugün anladım.

Sonra aklıma yine o ses ve o cümle geldi...

Oğuzhan hoca '...çünkü bu sefer konu sensin Sira...'

Oğlumukucağımdan isndirdim Sedefe teslim ettim.

Nergizle aramda sadece beş adım kalmıştı.

Yaklaştım...

Yaklaştım...

Nergiz'in sinirden kırmızılaşan yüzüne baktım ve sırıttım.

Tek bir kelime etmedim.

Kolumda ki çantanın gözünü açtım ve telefonumu çıkardım.

Ve birini aradım sesi Nergiz'in duyacağı şekilde açtım.

Çaldı, çaldı...

Açıldı...

"Alo, efendim Sira"

Nergiz sesi tanıdı. Olduğu yerde kaldı ve yüzündeki öfke taşındı.

"Müsait misiniz Oğuzhan hocam"

"Enfal ile oturuyoruz. Bir şey mi oldu?"

"Yok . Bir şey olmadı . Ben .... dün ki teklifinizi yani ... evlilik teklifinizi kabul ediyorum."

"Ne! Sira sen... sen iyi misin "

"İyiyim. Hemde çok iyiyim. Birazdan eve gelirim detayları konuşuruz "

"Tamam. Bekliyorum "

Telefonu kapatı .

Nergiz hâlâ karşımda durmuş bana öylece bakıyordu.

"Sen... sen bana inat olsun diye onunla evlenecek misin?"

"İnat değil Nergiz. Onu bir daha incitmene asla izin vermem ne onu ne de oğlumu. Seni ilk ve son kez uyarıyorum benden ve ailemden uzak dur . "

"Oğlunu kaybedeceksin Sira.." dedi dişalirini sıkarak.

"Oğlumu da Oğuzhanı da asla kaybetmicem..."

(Bu bölüm hakkında ki yorumlarınızı merak ediyorum😁😇)