İçeriğe geç

4.BÖLÜM

Kasım efendi ilk darbesine başladı . Beni oğlumla tehtid etti.

Ama hayır.

Artık ona asla boyun eğmeyecektim. Oğlumu o cehennemde büyütemezdim .

Bir Kasım daha var olmasına izin vermeyecektim.

Kasım yeniden yeşillenen dallarımı kırmaya başlayacaktı bunu o koridorda fark ettmiştim zaten.

Elimde duran bu notlada Savaşı ilan etmişti.

Enfal elimdeki kağıt parçasını alıp okudu.

"Bu kağıt parçasıda yanımızda dursun. İşimize mutlaka yarayacaktır."

Enfal'e bakarak

"Velayeti kazanma şansı varmı ? Gerçekten oğlumu benden alacak mı?" dedim

Enfal omuzuma dokunarak

"Kasım bugün tutuklanmadı ama temizde çıkmadı. İki eşinin daha olması da onu aleyhine bir durum Sira.

Yani bu dava senin.

Ama..

Bugün mahkemede onu gördük babanı nasıl ikna etti bilmiyoruz ama yalanlarınıda çok rahat söyledi.

demem o ki,

bu kadar zeki bir adam bu notu gönderecek kadar aptallık yapamaz.

Bir şeyler mutlaka planlıyordur.

Sira , bu adamın bulabileceğimiz başka açıkları var mı iyice düşün işimizi sağlama alalım.

Ve asla korkup geri adım atmayacağız .

Tamam mı?"

Enfal'in deniz mavisi gözlerine baktım.

"Asla!" dedim.

...

Oğlumla olan hasretimi bitmişti .

İkimizde yeni hayatımızın başlayacağı evimize girmiştik.

Musa'nın çantasında bir kaç parça bir şeyler vardı.

Kasım efendi ona döneceğimden o kadar emindi ki sadece iki günlük kıyafetler koydurtmuştu.

Ama onu hem kendi hemde oğlumun hayatından sıfırlamaya karar vermiştim.

Kıyafetleri çıkardım boş odada duran dolaba yerleştirdim .

Burası oğğlumun odası olacaktı.

Henüz boştu ama yavaş yavaş dolduacaktım .

Musa ile beraber odama geçip yatağa uzandık.

Onu kollarıma aladım ve bir çiçeği koklar gibi kokladım.

Derin derin...

Huzur...

İşte buydu.

Her şeyi unuttum sanki, Bababmın benim için söyledikleri...

Kasım efendinin notunu...

Yarın ne olacağı.

Hepsi zihnimde ara vermişti sanki.

Artık savaşmak için daha çok güç toplamaya başladım .

"Sana söz veriyorum annecim . Sana cenneti vermek için cehennemin tam ortasına atlıyacağım."

...

Oğlum ile uzandığımız yatakta yarım saatlik bir uykuya dalmıştık.

Kabus görüyordum.

Kasım efendi, kapımı çalıyordu ben ve Musa bir köşeye çekilmiştik.

Ama o hâlâ kapımı yumurukluyor ve bana sesleniyordu.

Sira...Sira...

Korkuyordum, gerçekti sanki.

İrkilerek gözlerimi açtımı. nefes nefese yanımda uyuyan oğluma baktım .

İçine sürüklendiği savaşın farkında olmadan o kadar masum uyuyordu ki.

Başına şefkatli bir öpücük kondurdum.

Oğlumun masum uykusunu izlerken kapı çaldı.

O an, az önce uyandığım kabsu canlandı beynimde.

Acaba gerçekleşiyormuydu? Kimdi ki kapıyı çalan ? Kafamın içinde yüzde sıfır bile olsa ihtimaller dolaşmaya başlamıştı bile.

Oğlumu uyandırmadan sakin ama bir o kadar da korkak adımlarla odadan çıktım.

Hava kararmaya başlamıştı ki koridor hafif bir karanlığa gömülmüştü.

Önce koridorun ışığını açtım.

Lambanın da koridora hakimiyetini sürerken

ben de hâlâ çalmaya devam eden kapıya doğru ilerliyordum.

"Sira!"

Bu ses ...

Sırtımı duvara yasladım. Elimi kalbime koydum .

"Çok şükür Allahım " dedim .

Çünkü kapıyı çalan Enfal di.

Az önce korkak ve yavaş adımlarım hızlanmaya başladı.

Kapının yanına geldim .

Kilidi açtım. Enfal'in ay parçası gibi yüzünü görünce içimdeki korku tamamen yok olmaya başlamıştı.

"Ağaç oldum kız!"

"Uyuya kalmışım kusura bakma" dedim.

Altında siyah bir pijama üstünde dizlerine kadar uzanan bir hırka ve başını sadece hırkanın kapüşonu ile kapatmış ve şubat ayının soğuğuna karşı sadece kollarını kendine sarmış kızın yüzüne baktım bir süre .

"Korktun mu sen ?" dedi

Biraz toparladım kendimi.

"Hayır, bir kabus gördüm sadece "

"Peki anladım. Annem yemeği hazırladı seni bekliyoruz yakışıklıyı alda gel"

"Tamam Musa hâlâ uyuyordu sen git uyandırıp geliyoruz." Dedim.

Enfsl merdivenlerden aşağıya inerken bende içeri girdim.

Akaşma namazı vakti gelmişti önce abdest alıp namazımı kıldım.

Namaz kılarken oğlumda uyanmış yatağın üstünde oturup beni izliyordu.

"Allah kabul etsin annecim. Benim içinde dua ettin mi?" dedi.

Bu sorusu beni gülümsetmişti.

"Benim bütün dualarım senin için Musam . Sen mutlu ol benimle ol diye"

Seccadenin üzerinden kalkıp oğlumun yanına gittim .

Tekrar sarıldım, öpüp kokladım.

"Hadi bakalım aşağa inelim Hümeyra teyze bizi yemekte bekliyorlar."

Oturduğumuz yerden kalktık aşağa inmek için evimizden çıktık.

Akşam artık tamamen dünyaya hakimiyetini sarmıştı adeta .

Sokak karanlığa gömülmüştü.

Şubat ayında olmamıza rağmen dışarda hiç kar yoktu . Sadece hiç bitmeyecek gibi bir soğuk hakimdi.

Oğlumun elini tutmuş bahçenin hemen dışındaki sokak lambasının loş bir ışıkla aydınlattığı merdivenden iniyorduk.

Musa evin zilini çalmış Hümeyra teyzede bizi bekletmeden açmıştı.

"Namaz kıldım ondan biraz geciktik kusura bakma Hümeyra teyze"

"Ne kusuru kızım iyi yaptın. Sofrayı yeni kurduk zaten içeri geçin üşütmeyin."

Ev yine mis gibi kokuyordu.

Musa ile kendi ayakabımı çıkartıp kapının sağındaki köşede duran ayakkabılığa yerleştirdim .

Daha sonra kısa koridorda yayılmış olan kokuyu takip edip mutfağa doğru ilerledik.

Enfal namaz kılarken ben ve Hümeyra teyze beraber sofrayı kurmya başladık.

Oğlum ise yabancılık duyduğu bu evde kendini bir köşeye çekmişti.

"Oo yakışıklı hoş geldin "

Mutfağın kapısından içeri giren Enfal Musa ile konuşmaya başladı.

İlk başlarda çekingen davransada bir süre sonra ikisinin arasında gülüşmeler başladı.

"Hadi bakalım sofraya " diye bağırdı Hümeyra teyze.

"Enfal , kızım sen şu tepsiyi önce abinin odasına götür bakalım . Odasında yiyecekmiş o."

Enfal tezgahta duran yemek tepsisini aldı abisinin odasına doğru yürümeye başladı.

Oğuzhan hoca , aslında çekingen biri gibi değildi sanırım rahatsız olduğumu düşündüğü için

Bana karşı olan mesafesini koruyordu.

Hümeyra teyze Musa için ; köfte, patates, pilav birde yanına çorba yapmıştı.

Birlikte oturduğumuz sofrada keyiflice yemek yedik.

Bugün olanlar, babamın mahkeme salonunda bana attığı iftiralar beynimin bir köşesinde inzivaya çekilmişti adeta.

Bugün sadece oğlumun sesi ve kahkası meşgul edecekti kafamı.

Yemekler yenildi , sofrayı toplamak Enfal'e çaylarda bana kalmıştı.

Musa ise Oğuzhan hocanın odasına gireli uzun zaman olmuştu ve çıtı dahi çıkmıyordu.

Kız kıza tekrar mutfak masasına oturup çayımızın tadını çıkarmaya başladık.

Anın büyüsünü bozmamak için Enfal dava konusunu hiç açmadı.

İki ay sonra...

Her şey...Bitecek miydi?

Musa nihayet odadan yanıma koştur koştur gelmişti.

"Anne! Bak Oğuzhan abi bana ne verdi"

Minicik elleri ile tuttuğu beyaz kuyruklu kırmızı orta boylarda ki uçağı bana uzattı.

"Bütün oyuncaklarını bana verdi. Benimde artık çok oyuncaklarım var."

Oğlumun gözlerindeki o ışık...

Musa'yı en son ne zaman bu kadar heyecanlı gördüğümü ben bile hatırlayamıyordum.

"Teşekkür ettin mi peki?"

"Ettim annecim . Allah razı olsun dedim"

Musa'nın bu sözleri üstüne Enfal ve Hümeyra teyze aralarında gülmeye başladılar.

Oğuzhan hocanında odasıdan çıktığını gören Musa tekrara yanına koşuşturmaya başladı.

Oğuzhan hoca Musa'yı kucağına aldı ve yanımıza doğru geldi.

Pencerenın yanındaki kalorifer peteğine yaslandı.

"Şey ben... Oyuncaklar için teşekkür ederim" dedim yarım yamalak açılan ağzımla.

"Teşekküre gerek yok. Boş boş kutuda olacağına bir işe yaradılar."

Enfal şaşkın gözlerle abisine bakarak.

"Abime bakın hele. Hani kimsenin dokunmasına bile izin vermezdin."

"O eskidendi avukat hanım. Şimdi rica etsem bana bir çay koyar mısınız"

Enfal ile abisinin didişmesine ilk defa şahit olmuştum.

Oysa benim abim...

Abi kardeş didişmeleri hiç bitmyecek gibiydi

Musa kucağımdayken değil Enfal ile abisini, bütün dünyayı sessize aldım.

Ama her sessizliği bastıran bir çığlıkta mutlaka olurdu .

İşte ben bazen bunu çok çabuk unutuyordum.

Kapının zil sesi ile hepimiz susumaya başladık saat gece dokuzdu.

Hümeyra teyze kapıyı açmak için yerinden kalktı.

ardından bana seslenmeye başladı.

"Sira, bir gelir misin canım ? Kapıda bir hanım seni soruyor."

Beni bu saate kim sorabilirdi ki?

Bunu Enfal ile abiside merak etmiş olacak ki onlarda arkamdan kapıya doğru geldiler.

Kapıya vardığımızda ise siyah çarşaflı yüzünde yine siyah bir peçesi olan bir kadın vardı.

Tanımak için bir süre inceledim.

Taki peçesini kaldırana kadar.

Siyah kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakmaya başladı.

Malesef en çok merhamete ihtiyaç duyduğum o bakışlar sadece zulm ediyordu.

O yüze bakınca inzivaya çekilmiş anılar tekrara meydana geldi.

"Keşke ölseydin..."

O yüz ... Bu cümleyi sarf eden yüzdü.

Ablamdı...

Yüzünü daha da acımasızlaştırıp kirini atmaya başladı.

"Seni namusuz! Demek bunu da yaptın . Sende hiç mi utanma yok. Nasıl bu kadar iffetsizleştin. Kendi oğlunu alıp bu adama kaçtın demek öylemi Sira hanım. O da yetmedi birde babamı hapse attın."

Diye kükremeye başladı.

Ablamın sesinden etraftaki komşular birer birer camlara çıktılar.

Oğuzhan hoca Musa'yı kucağına alıp odasına koşuşturdu.

Ben, Enfal ve hümeyra teyzde bu rezilliği susturmak için ablama koştuk .

Ama o bir iki adım daha geri gitti.

Hızlı adımlarla ablamın yanına yetiştim kolundan tutmaya çalıştım.

"Abla! Kurbanın olayım sus içeri gel konuşalım. Rezil oluyoruz."

"En büyük rezilliği sen yaptın Sira. Evli olmana rağmen bu adam nasıl kaçarsın. Hiç mi utanman yok senin ? Gururun onurun da mı yok?"

Ona yalvarır gibi baktım ve kolundan çekiştirmeye devam ettim.

"Abla neler olduğunu biliyorsun . Sus artık!"

Ablam susmadı .

Enfal yanımıza geldi ama benim gibi ablamı kolundan tutup çekiştrmedi .

İlk fırsatta yüzüne sert bir tokat attı.

O an sokak lambası tam yüzünü gölgeliyordu .

O ifade .

Enfal'i ilk defa bu halde gördüm.

Ablam yediği tokadın etkisiyle affaladı biraz . Ama Enfal, tekrara ağzını açmaya fırsat vermeden bir eli ile saçını diğer eli ile ablamın ağzını tutarak eve doğru sürüklemeye başladı.

Herkes bize bakıyordu . Kimi yarı perdenin arkasından kimi camları açmış bir şekilde.

Rezil oldum.

Yine mahçup oldum o insanlar karşı.

Yüzümden akan göz yaşlara aldırış etmeden içeri girdim .

Kapının yanında duran Hümeyra teyze hem olayın şaşkınlığı hemde utangaçlığı ile bana bakmaya devam ediyordu.

İçeri girdikten sonra oda arkamdan kapıyı kapatıp gelmişti.

Beraber salona girmiştik Oğuzhan hoca ile Musa hala odadaydılar.

Enfal ablamı salondaki koltuğa oturtmuştu.

"Adın ne senin?" diye sordu Enfal.

"Kıymet " diye yanıtladım içindek öfkeyi hâlâ söndürememiş kıza.

Enfal öfkeyle salonun içinde dört dönüyordu resmen . Hümeyra teyze ise hâlâ şoktadı

Kapın yanındaki koltuğa çömelmiş boğazı düğüm düğüm olmuştu.

Ben ise ablamın laflarından çok bu insaları düşürdüğüm durumun utancıyla savaşıyordum.

Oğlumun odada ne halde oldğunu bile bilmiyordum.

"Sen kimsin ya ?Ne hakla gece vakti gelip beni ve ailemi rahatsız ediyorsun" diye hiddetlendi Enfal.

Günlerdir etrafta ışık saçan kız şimdi ise koca bir alev topuna dönüşmüştür.

Ablamda aynı ateşle püskürdü ona.

"Asıl siz bu namusuzu nasıl evinize alırsınız. Evli çocuklu kadının ne işi var burda."

İçimde bir şeyler dökülmeye başladığını hissetmiştim.

Enfal ablama doğru eğilerek.

"Ne oldu ?Kasım efendi parayı mı kesti." dedi

İkisinin de yüzündeki öfke ölçülemez bir hale gelmişti.

Peki ben , ben neden susuyordum?

"Kasım efendi ne yaptıysa hakketmiş demek ki. O kadın olmayı becerseydi hiçbir şey olmazdı. Kan kussa bile kızılcık şerbeti içtim diyecekti"

Bu sözler karşısında Enfal'in deniz mavisi gözleri yerini kara bulutlara bırakmıştı.

"Sen evlenseydin o zaman . Kadın olmayı bu kadar iyi biliyorsun ya. Sen olsaydın"

Ablam o an yutkunmaya daha öfkelenmişti sanki.

"Sen de onun gibisin belli . Namusuzlar"

"Abla kes sesini!"

Saatlerdir bana yaptığı bütün hakaretleri utancımdan sineye çekmiştim ama bu insanlara bana tekrara bir hayat veren bu insanlara hakaret etmesine izin veremezdim.

Kaşlarımı çattım seri adımlarla ablama doğru yürümeye başaldım.

"Şu an burda namus ve iffeten söz edecek son kişinin sen olduğunu bence ikimizde gayet iyi biliyoruz."

Enfal ve Hümeyra teyze şaşkın bir ifade ile bana bakarken.

Ablamın yüzünü ise korku ve endişe yer edinmeye başladı.

Ama artık susmayacaktım.

"Bu zamana kadar neden evlenmediğini anlatmak istermisin

Ya da...

Gizli gizli nasıl bebeğini aldırdığını"

Enfal fal taşı gibi açılmış gözlerle bana baktı. Ablam ise ö*üm terleri akıtmaya başladı.

"Şu an burda hem ahlaksız hemde bir katil varsa oda sensin. Bana her istediğini yap ama sevdiklerime dokunma.

Şimdi burdan defolup gidiyorsun bir daha bu mahallenin yanından bile geçmiyeceksin. Yoksa benim bile korktuğum bir Sira görürsün.

Ablamı hiç görmediğim kadar korkak bir halde gördüm .

Ona söylediklerim karışısında nefes almayı bile unutmuştu.

Ablam tek kelime dahi edememiş hızlıca ayağa kalktı peçesini tekrar yüzüne örterek kapıya doğru ilerledi.

"Bu arada o Kasım'a da söyle; o cehenneme de dönmeyeceğim "

Ablam bir süre bana baktıktan sonra kapıyı açtı çıkıp gitti.

Hümeyra teyze hala yerinde oturuyordu. Enfal bir eli belinde öteki eli ağzında hâlâ şaşkın gözlerle beni izliyordu.

"Bu akşam olanlar için..."

"Sakın Sira!" diye bağırdı arkamdan bir ses .

Dönüp baktığımda ise Oğuzhan hocaydı.

"Sen ne utanılacak bir şey yaptın nede özür dilenecek bir hata"

"Evet kızım, senin bir kabahatin yok . Sadece bir insan kendi canından kanından olana nasıl böyle bir düşmanlık besler anlamıyorum."

"Bastım tokadı ama içim hâlâ soğumadı"

"Rezil oldunuz benim yüzümden"

Enfal şefkatle bana baktı .

"Hayır Sira . Sen bir şey yapmadın . Bu mahalle bizi tanır bilir için rahat olsun. Hem bu ay ki dedikodu sayfasında biz oluruz fenamı."

Sarıldık birbirimize.

"Teşekkür derim Enfal..."

Salonda uzun bir sessizlik hakim oldu.

Kimse tek kelime dahi etmiyordu.

Musa'ya bakmak çin Oğuzhan hocanın odasına gittim.

Yavaşça açtığım kapıda oğlumun yatağın üzerinde , hâlâ minik elleriyle tutuğu uçakla uyuduğunu gördüm.

Bu gece şahit olduklarını görünce yüreğim parçalanıyordu.

"Merak etme kulaklık takmıştım kulağına salonda olanların hiçbirini duymadı bu akşam için rahat olsun "

dedi.

İki adım arkamda duran Oğuzhan hoca .

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim. İstersen uyandırma hiç. Burda kalsın bu gece ya da olmaz dersen yukarıya götürürüm."

Yatakta uyuyan yavruma baktım o kadar güzel uyuyordu ki onu bu tatlı uykusundan mahrum etmek istemiyordum.

Musa'yı Oğuzhan hocanın odasında bırakıp yukarı çıktım.

Yalnız, karanlık, boğuk bir bir şey hakimdi sanki eve.

Ya da içime.

Secademi tekrar serdim ve günün son namazını eda ettim.

Yine ellerimi kimsesizliğimin sahibine açtım.

Yalvardım.

İçimde ki isyan daha fazla susamadı hıçkırıklarala dudaklarımdan dökülmeye başladılar.

Dakikalarca kapandığım seccadede hıçkıra hıçkıra kalktım tekrar.

Yatağıma uzandım şimdi de uyumk istedim.

Ama kafamın işindeki sesler susmuyordu.

Önce babam, sonra ablam.

Kafım içinde bir yankı olmuştu.

Duvarlar hıçkırıklarımla yankılanıyordu.

Oysa mutluluk yankılarını hayal etmiştim.

Yatağımın içinde saatlerce kıvranıp durdum uykunun gelmeyeceğini anlamıştım artık.

Yanıma aldığım bir battaniye ile salona gittim pencerenin yanında duran koltuğa uzandım.

Gözlerimde artık isyan değil yorgun yaşlar akmaya başlamıştı.

Uzun bir süre sonra gözlerim kasvetli geceye teslim oldu.

...

Kapıda gelen bir tıkırtıyla irkilerek uyandım.

Gün yeni ağarmaya başlamıştı.

Bu saate kim olabilir di ki?

Salonun merdivenlere bakan penceresine koştum .

Perdeyi biraz aralayıp merdivenlere baktım.

Biri merdivenlerden iniyordu.

Bir süre izledikten sonra yüzünü göremesemde Oğuzhan hoca olduğunu anladım.

Kapıya doğru yürümeye başladım.

Kapıyı açtığımda yerde bir kutu vardı kutuyu alıp tekrar salona döndüm.

Yattığım koltuğa tekrar oturup kutuyu açmaya başladım.

İçinde bir telefon birde not vardı.

Telefonu bir süre inceledikten sonra notu okumaya başladım:

"Telefona ihtiyacın olacaktır . İçinde annemin Enfal'in ve benim numaram kayıtlı zor durumda olduğunuda çekinmeden beni de arayabilirsin.

Son olarak,

Güneşin doğduğu an en karanlık andır Sira.

Dün gece isyanlarına şahit olan o duvarlar

Allah'ın izniyle yakında kahkahalarına şahit olacaklar"

Duymuştu dün geceki bütün hıçkırıklarımı duymuştu.

Desteklerinizi ihtiyacım var 🥰

(Eksik bulduğumuz kısımları belirtirseniz sevinirim🫶)