Bugün asla yapmam dediğim bir şeyi yapmıştım.
Ama neden yaptığımı henüz ben bile bilmiyordum. Kime neyi kanıtladım ki?
Nergiz'in Oğuzhan hoca ile hâlâ beraber olabilme düşüncesi beni neden bu kadar rahatsız etti?
Allahım bana neler oluyor?
Nergiz'i , yaşlı gözleri ile arkamdan bıraktım ve beni bekleyen oğlum ile Sedef'e doğru yürüdüm.
Sedef, oğlumun elini tutarak bana şaşkın bir ifade ile bakıyordu.
Aslında sormak istediği tonlarca soru vardı.
Ama benim onlara verecek bir cevabım var mıydı? İşte onu bilmiyorum.
"Sira , sen... sen ciddi misin ? Oğuzhan hoca ile evleniyor musunuz?"
Yüzümü basan sıcaklığı hafiften hissetmeye başlamıştım.
Oğlum , kocaman gözleri ile bana bakıyordu. Bugün zaten yeterince tatsız olaya karışmıştı yanında bu kadar hassas bir konuyu konuşmak istemiyordum.
Birde mahallenin ortasında.
"Sedef , bunu sonra detaylı anlatsam... olmaz mı?"
Sol eli ile, elini tuttuğu çocuğa baktı.
"Haklısın kusura bakma. Şaşkınlığımı ver. Akşam fırsat bulursam uğrarım mutlaka sana anlatırsın o zaman "
"Tamam konuşuruz" dedim.
Yaşadığımız bu kargaşa sonrası parka gitmedik.
Evden heyecanla çıkan oğlum da, heyecanını yitirmiş gibiydi.
Karşımıza çıkan sokağa girdik ve eve dönmeye çalıştık.
Yine pencerelere dolmuş gözlerle...
...
Sedef annesinin araması üzerine , evin önünde ayrıldı bizden ayrılırken akşam saat 20.00 ' de bana uğrayacağı sözünü tekrar hatırlattı.
Bir elimle oğlumun elini sıkkıca tuttum ve eve beraber girdik.
Şimdi ise içimdeki korku ve endişe daha da büyüdüğünü hissediyordum.
Çünkü; Enfal ve Oğuzhan hoca hatta Hümeyra teyze bile şu an alt katta gelip bir açıklama yapmamı bekliyorlardı.
Ama onlara ne diyecektim.
Dün akşam ısrarla reddetmem rağmen ani bir kararla kabul edişimi nasıl izah edecektim.
Yutkundum...
Kapının yanına vardım.
İçimde büyüyen tereddütle , kapı ziline uzunca baktım.
Utanıyordum.
Ya da korkuyordum.
Titreyen parmağımla zile doğru uzandım , son bir nefes alış verişten sonra nihayet bastım.
Enfal , sanki kapının öteki tarafnıdan beni bekliyormuş gibi kısa sürede açtı.
Üzerinde ; lacivert belinden bağlamalı bol bir gömlek , altında siyah kumaş ve başında önden bağlayıp iki omuzuna attığı krem bir şal vardı.
Enfal , imalı ve yüzünü tamamen kapatmış olduğu gülüşü ile bana bakıyordu.
"Hoşgeldiniz Sira hanım" dedi ve kolumdan tutup içeri çekiştirdi ardında devam etti.
" Şuan da hepimizi içeride seni bekiliyoruz buyurun sizi salona doğru alalım"
Sonra Musa ' ya yaklaştı ,
"Yakışıklı , sende arka bahçeye git bakalım yeni topunu ve hediyeni beğenecek misin"
Musa, büyük bir heves ve heycanla ,
"Hediye mi?" diye bağırarak mutfaktan arka bahçeye geçti.
Ben ve Enfal de salona doğru ilerledik.
Kalbim... çıkacak sanki.
Şu an sadece kaçmak ya da kimsenin bulamayacağı bir deliğe girmek istiyordum.
Salona geçtik ,
Hümeyra teyze cam kenarındaki koltuğa oturmuştu.
Önce onunla göz göze geldik.
Sonra...Oğuzhan hoca...
Televizyonun karşısındaki koca koltuğa oturmuş bana bakıyordu.
Ona bakmak istemiyordum.
Utanıyordum.
Yanaklarımda yangın çıkmıştı adeta .
İki elimi önümde birleştirmiş parmaklarımla oynuyordum başım ise yine eğikti.
Enfal , "gel Siracım, annemin yanına geçelim biz" dedi.
Ve elimden tutarak arkasında sürükleyerek annesinin yanına oturttu.
Kimse tek kelime bile etmeden sadece bana bakıyorlardı .
Benden bir açıklma bekliyorlardı.
Peki , ne diyecektim?
Hümeyra teyze,
"E hadi kızım, seni bekliyoruz"
Tırnaklarımı kazımaya başladım.
"Ben şey..."
Enfal "Sira, kötü bir şey mi oldu?"
"Yok hayır bir şey olmadı"
Enfal " tamam o zaman . Ne oldu da dün hayır diye tutturmana rağmen , bir anda fikrin değişti"
Başımı kaldırdım ve önce yanımda oturan Enfal ve Hümeyra teyzeye baktım sonra...
Gözlerim öteki koltuğa doğru kaydı.
Hafif dağınık siyah saçları, siyah bol kumaş pantolon üstüne bordo bir swat giymiş Oğuzhan hoca'ya baktım.
Bana hiçbir şey sormuyor hatta direkt yüzüme bile bakmıyordu.
Ona baktım , tek bir kelime etmedim.
Edemedim.
Ona her baktığımda içimde bir şeyler tamamlanıyordu.
Ama ne ?
Ona her baktığımda içimde akıp geçen şey neydi?
Ama şimdi ise utancımdan ne diyeceğimi kestiremiyordum.
Uzun bir süre o yere baktı , ben ise ona...
Kafasını kaldırdı ve o an göz göze geldik.
Bu sefer daha çok utanmıştım.
O ise, yine gülüyordu.
Tatlı tatlı.
Daldığım anlamsız sulardan nihayet çıkabilmiştim.
Gözlerimi yumdum , sonra benden açıklama bekleyen bakışlara döndüm.
"Şey... Nergiz. Önümüze çıktı birden saçma sapan şeyler söyledi"
Oğuzhan hoca , "canını mı sıktı yine ?"
Enfal , " anlaşılan geçenki konuşman pek açıklayıcı olmamış abi. Ama ben dedim bırakın dersini veriyim dedim de izin vermediniz"
"Geçen ki konuşma derken?" dedim ve o an ... hissettiğim şey ... öfkeydi sanki.
"Abim dün duruşmadan sonra konuştu onunla onu diyorum"
Oğuzhan hocaya döndüm hemen .
Az önce ki gülüşü gitmiş gerilmişti sanki.
"İfadesinde o kadar yalan yanlış şeyler anlatmıştı. Senin hakkında bulunduğu imalar da kabul edilir gibi değildi ... ben ... o yüzden konuştum sadece" dedi.
Yüzünde gergin bir ifade , sesinde ise kaçamak bir ton vardı adete.
" Gerek yoktu bence . Zaten kendisi de biliyor hepsinin yalan olduğunu . Yani tekrar konuşmanın bir anlamı yoktu bence" diye karşılık verdim.
Onunla konuşması , hangi açıdan olursa olsun sinirimi bozmuştu.
Enfal , yüzünü ekşitmiş bir şekilde " siz ikiniz ne yaşıyorsunuz?" dedi.
Hakikaten , ne yapıyordum ben ?
Konuyu değiştirmem gerekiyordu.
" Neyse. Nergiz , davayı kaybetmem için elinden gelen her şeyi yapacağını gösterdi bugün bana. Yani işimi şansa bırakmak istemedim o yüzden en mantıklı yol bu . Oğuzhan hoca haklıydı" dedim kaçamak bir şekilde.
Hümeyra teyze "Kızım bunları bizde sana söyledik ya"
"Nergiz , bugün olduğu kadar gözümü hiç o kadar kötü gelmemişti Hümeyra teyze. Ne biliyim artık o Kasım ile ilişiğini keser sandım. Ama bugün gördüm ki Nergiz bana zarar vermek için hiçbir fırsatı kaçırmayacak"
Oğuzhan hoca , oturduğu yerden kalktı "hadi o zaman , kalk belediyeye gidelim de şu nikah işlemlerini hal edelim" dedi.
"Oğlum yangından mal mı kaçırıyoruz. Yarın gidersiniz ne bu acele"
"Olmaz annem , sosyal hizmetlerin ne zaman geleceği de belli değil zaten . Erkenden tarihte alırız belki.
Acele edelim o yüzden"
Açıkçası bu bana da epey hızlı gelmişti.
" Hümeyra teyze haklı önce iyice konuşsak bari . Hem abim de gelseydi en azında " dedim karşımda dikilen adama.
Bana bakıp alaycı bir gülümseme ile ,
"Sen tekrar karar değiştirmeden hal edelim bitsin bence" dedi.
Bu defa iyice sinirlerim bozulmuştu .
Onun alaycı bakışlarına karşılık bende hafif kinayeli bir üslupla
"Aynen , bekletmiyim seni ben daha fazla " dedim.
Bu tepkim ona yeterşnce komik gelmiş olacak ki .
İçinde bastırmaya çalıştığı kahkayı artık tutmadı .
Ya da tutmak istemedi.
"Bence de abi tekrar bir olay çıkmadan gidin siz. Belediyede bir iki tanıdığım da var zaten konuşurum onlarla yardımcı olurlar size"
"Ne yani. Enfal, sen gelmiyor musun?"
Enfal , önce abisine baktı sonra bana döndü .
"Gelmeyi çok isterdim ama benim savcılığa gitmem lazım Siracım ... ya da yengecim "
Enfal' in koluna çimdik atıp "ne yapıyorsun sen! " dedim .
" Ne ya , ağzım alışsın şimdiden daha gerçekçi olması için" dedi hafif sırıtarak.
Hümeyra teyze " siz gidin kızım Musa da burda kalsın . Ben evdeyim nasıl olsa"
Oğuzhan hoca " Tamam o zaman Sira sen arabanın yanına geç istersen bende ceketimi ile cüzdanımı alıp geliyorum" dedi.
"Tamam dışarda bekliyorum" dedim ve dışarı çıktım.
Birkaç dakikalık bekleyişten sonra Oğuzhan hoca evden yakalarını düzeltir bir şekilde arabaya doğru geldi.
Anahtarla arabanın kilidini açtıktan sonra tekrar yüzünde o gülümsemesi ile arka koltuğun kapısını benim için açtı.
Gülüşümü saklamak için başımı eğdim ama o , çoktan farkını varmıştı.
Yol boyunca ikimizde hiç konuşmadık .
Bir süre sessizlik hakimiyetini sürdürdü sadece.
Ama bu durum benim olduğu gibi Oğuzhan hocanın da canını sıkmış olacak ki.
Eli telefonuna gitti ve bir müzik seçip açtı.
Arabanın ses sisteminde yavaş yavaş ses yükselmeye başladı.
Bu şarkıyı ilk defa duyuyordum.
Zaten en son ne zaman müzik açıp dinlemiştim onu bile bilmiyorum.
Tanımak için iyice dinledim ama bir türlü ne şarkıyı ne de sesin sahibini çıkartabildim.
"Sevdin mi bunu? Beğenmediysen başka bir tane açabilirim. Ya da senin sevdiğin başka bir tane varsa"
Başımı kaldırıp ona baktım . O ise sadece yola bakıyordu.
"Yok beğendim bunu. Sadece sesin sahibini tanımaya çalışıyordum" diye yanıt verdim.
Şaşkın bir ifade ile aynada bana baktı.
"Gökhan Türkemen yani bilindik bir sanatçı . Sen , nasıl tanımadın?"
"En son ne zaman şarkı dinlediğimi bile unuttum. Birde erkek sanatçıdan"
Ona baktım tekrar hatta gözlerinin içine .
Gözlerini kaçırdı benden ve tekrar düz akan yola bakmaya devam etti ama bu sefer onda gördüğüm tek şey ise kapatmaya çalıştığı öfkesi birde daha sıkı tuttuğu direksiyon.
Ardında boğazını temizledi ,
"Yaşadıklarını unut demicem Sira. Bunu söylemek benim için ne kada basitse senin için ondan daha zor olduğuna eminim.
Ama , sadece oralarda takılı kalma. Şu an istediğin her şeyi yapabilme fırsatın var. Oğlun yanında ki artık asla ayrılmayacaksın . Abin , Enfal, annem ve ben senin arkandayız . Sen yeni hayatına her temiz bir sayfa açtığında en güzel şeyi yazman için biz burdayız güven bana "
Tekrar gülümseyerek bana baktı ben ise hâlâ ona bakıyordum.
" Tamam o zaman şarkını ismini söylede indiriryim telefonuma ilk şarkımı"
Onu tekrar gülümsetmeye başarmıştım.
" Tabi Sira hanım. Gökhan türkmen- yol arkadaşım"
Dediğimi de yaptım ve telefonuma ilk şarkımı indirdim.
Yarım saatlik bir yolculuktan sonra nihayet Belediye'nin kapısına vardık.
Oğuzhan hoca arabasını park etmek için bir yer bulduktan sonra beraber indik ve binaya girdik.
O sırada Enfal abisini aradı ve ona Sultan Hanımın yanına gitmemiz gerektiğini söyledi.
Oğuzhan hoca, kapıdaki güvenliğin yanıa gidip
"Kusura bakmayın , Sultan Arslan'nın odası ne tarafta acaba"
"İkinci kat, sol tarftaki koridorun sonunda bulabilirsiniz"
"Peki teşekkür ederiz. Hadi Sira yukarı çıkalım"
Güvenliğin tarif ettiği gibi odaya bulduk .
Oğuzhan hoca kapıyı tıklatıp beraber içeri girdik.
"Selamun aleyküm. Sultan Hanım mı acaba? "
"Evet buyrun. Siz Oğuzhan olmalısınız Enfal'in abisi. Buyrun lütfen oturun"
Saçlarını arkada toplamış orta yaşlı kadının masasının yanındaki iki sandalyeye geçip oturduk.
"Enfal , beni arayıp durumunuzu izah etti. Siz gelmeden de takvimi kontrol etmiştim zaten neyse ki yarın için bir nikah iptal olmuştu bende o saati sizin için ayırdım. Yarın saat 14.20 uygun mu?"
Oğuzhan hoca büyük bir mutlulukla bana baktı.
Benden onay istiyordu aslında.
"Uygundur" dedim bir yandan tuhaf hisslerimi bastırmaya çalışarak.
"O zaman şu listedeki gerekli evrakları hazırlayıp tekrar gelin " dedi ve çekemecesinden çıkardığı kağıt parçasını Oğuzhan hocaya uzattı.
Elinde ki kağıdı bir süre inceleyen Oğuzhan hoca daha sonra katlayıp cebine koydu.
Oğuzhan hoca , "O zaman biz bir an önce gidip bunları tamamlayalım ki yarın için yetişsin." dedi.
Sultan Hanım başını salladı
"Tamam ben burdayım zaten gerekli belgeleri halettikten sonra tekrara bana gelebilirsiniz." dedi .
Oğuzhan hoca ile beraber belediyeden çıktık. Ve bana sormadan arbanın arka kapısını tekra benim için açtı.
Önce belediyenin hemen yanındaki devlet hastanesine gidip muayene olduktan sonra ikimizde kan verdik .
Sonuçların çıkmasını beklemek yerine Oğuzhan hoca bir yerlere gidip yemek yemeyi teklif etti.
Bu teklifine evet ya da hayır diyemedim.
Çünkü evet , bende onun gibi acıkmıştım ama onunla baş başa yemek yemek ... henüz pek alışamadığım bir durum benim için.
Benden hâlâ cevap bekleyen adama baktım ve başımı sallayarak
"Olur " dedim sadece.
Ardında hemen hastane girişinin yanındaki alana park ettiğimiz arabaya tekrar bindik.
Bu sefer ağır gelen bir sessizlik yoktu aramızda . Ben , kalbimin sesi ile baş başa kalmıştım.
Peki , ya o ?
Onunda kalbi böyle delicesine atıyormuydu acaba.?
Hastaneye çok da uzak olmayan bir restoranta girdik.
Gayet şık güzel bir mekandı.
İçersi ise çokta kalabalık değildi aslında.
Pencere kenarındaki denize bakan bir masaya geçtik , ardından bir garson elinde menü ile yanımıza yaklaştı.
"Hoş geldiniz efendim " dedi ve elindeki menüyü elimize verdi.
Sipariş için yanımızda durmaya devam etti.
Oğuzhan hoca ile beraber menüyü inceledik .
Çok çeşit vardı ama seçim yapmak benim için oldukça zordu.
Birde üzerimde atamadığım gerginliğin yükü bir türlü bitmiyordu.
Sanırım içimdeki meşguliyet tam olarak buydu.
"Sira , karar verdin mi?"
Gözlerimi tekrar menüye diktim en sonunda pes edercesine.
"Hayır , sen siparişi ver benimde aynısı olsun "
Yüzüne takrar koca bir gülümseme yerleştirip yanımızda duran garsona döndü.
"O zaman biz iki tana ızgara somon alalım yanında da tereyağlı sebze olsun" dedi.
Siparişleri not alan garson daha sonra yanımızdan uzaklaştı.
Masada yine sadece ikimiz kaldık.
Sessizce siparişlarimizin gelişini bekledik.
Aslında tanıştığımız günden beri aramızdaki ilişkiyi en iyi tanımlayan cümle buydu ,
Sessizlik.
Ben dışardaki havanın güzelliğine kapılırcasına dalmıştım.
Denizin maviliği , ağaçların yeşilliği , güneşin sıcaklığı ...
En sonunda hissettiğim şey ise Oğuzhan hocanın bakışlarıydı .
Bunun için kafamı çevirme gereği bile duymamıştı.
Beni izlediğine o kadar emindim.
Ama bir yandan da ona o duyguyu yaşatmak istemiştim.
Yaramaz bir çocuk gibi.
O , bana bakmaya devam ederken ben hızlıca başımı çevirdim ve evet tahmin ettiğim şey oldu
Göz göze geldik ...
Gözlerini , kaçırmasını hatta susturmasını bekledim ama öyle olmadı hâlâ bakmaya devam ediyordu.
Ona , baktıkça anladım ki bu sefer kayıp giden o şey şimdi onun içindeydi.
Bir birimize bakmaya devam ederken , garson tekrardan elinde tabaklarla masamıza geldi.
Oğuzhan hoca , masada duran su şişesini açıp bardağımı doldurdu
Ardından "afiyet olsun" dedi .
İkimizde beraber besmele çekip yemeğimizi yemeye başladık.
Yemek boyunca birbirimize türlü türlü sorular sorduk.
Sevdiğimiz şeyler ya da sevmediğimiz şeyler.
Oğuzhan hoca'nın , aslında dört dil bildiğini yeni öğrenmiştim . Koyu bir Beşiktaş taraftarı olduğunu ise Musa ' yı kulübe yazdırmasından anlamıştım zaten.
Yeni şarkılar dinlemek yerine eski şarkıları daha çok sevdiğini.
Neşat Ertaş , Aşık Veysel ... gibi sanatçıları aslında daha çok dinlediğini.
En sevdiği yemeğin , karnı yarık olduğunu.
Hatta maydanozdan nefret ettiğini bile öğrenmiştim artık.
O , kendini saatlerce anlatırken benim ona anlatacak o kadar az şeylerim vardı ki.
O an kendimi aslında hiç tanıyamadığımı fark ettim.
Sevdiğim bir müzik ya da sanatçı .
Hatta en son hangi filmi izlediğimi bile unutmuşum.
Hatırladığım tek şey ise dokuz yıllık bir kabus...
Ama bu güzel anı o kabusu zihnimde canlandırarak mahvetmeyecektim.
Araya komik çocukluk anılarınıda sıkıştıran Oğuzhan hoca ile biraz kahkahalı çok güzel bir yemek yemiştik.
Yemeklerimizi bitirdik ardından Oğuzhan hoca hesabı ödeyip mekandan çıktık.
"Bir dahakine Musa ' yı da alıp gelelim olmaz mı ?"
Onu bu teklifi içimi ısıtmıştı.
Tatlı bir gülümseme ile "olur " dedim.
Onun ilk tanıştığımızdan beri Musa ile o kadar güzel ilgileniyordu ki.
Her sabah okula götürüdü işi olmadığı zaman da yine o getirirdi.
Hafta sonu parka ya da sinamaya giderlerdi.
Bazen de bahçe de saatlerce top oynarlardı.
Hatta çoğu akşam onunla uyurdu.
Oğlum şimdiye kadar ki içinde ki bütün eksiklerini bir arkadaş gibi onunla doldurmuştu.
İçin de ki bütün boşluklarına onu koymuştu.
Restoranta ayrıldıktan sonra gerekli birkaç evrağıda aldık sonra da fotoğraf çekindik.
Saati kontrol ettiğimde ise dört olmuştu artık.
Belediyeye uğramadan önce hastaneye gidip sonuçlarımızı sorduk ve nihayet çıkmışlardı.
Son bir hekim kontrolünden sonra hastane işinide halledip tekrardan belediyey gidip evraklarımızı da Sultan Hanıma teslimettik gereken imzaları da attıktan sonra nihayet işimiz bitti ve artık evimize gidebilirdik.
İkimizin de üzerinde ağır bir yorgunluk vardı.
Ayaklarımız yavaştan sızlanmaya başlamıştı bile.
Eve vardığımızda , saat altı olmuştu.
Hümeyra teyze her aradığında Musa ' nın iyi olduğunu söylese de onu çok özlemiştim.
Havanın kararmaya başlamsı ile eve varmıştık.
Arabadan indiğimizde ise bahçede ki kahkaha sesleri kulağımıza dolamay başlamıştı bile.
Bahçe kapısını açıp içeri girdiğimizde ise renkli ışılar karşılamıştı bizi.
Bu manzara bizi epey şaşırtmıştı doğrusu.
Yol boyunca şaşkınve o kadarda heyecanla ışıkları takip ettik en sonunda arka kısma vardığımızda herkes oradaydı.
Enfal , Hümeyra teyze , Sedef ve abim ayakta durmuş bizi bekliyorlardı.
Oğuzhan hoca ile birbirimize şaşkınlıkla baktık.
Etrafımızda olup bitenlere anlam vermeye çalıştık.
Bahçe süslenmiş , herkes süslenmiş hatta Musa bile takım elbise giymişti.
Neyin kutlamasıydı bu?
Oğuzhan hoca " anne , bir şey mi kutluyoruz bugün ?"
Enfal yanımıza koşarak geldi
"Evleniyorsunuz bu akşam onu kutluyoruz"
Bu bizi daha da şaşırtmıştı.
"İyi de nikah yarın denildi " dedim içimdeki affallamış çocuğu bir köşeye çekerek.
Etraftakiler bize bakıp alaycı bir gülüş atmaya başladılar.
Enfal " hayır , nikah bu akşam düğün yok malum bizde küçük bir sürpriz yapalım dedik. Sultan Hanım da sağ olsun biraz sıkıştırdık ama hallettik yani . Şimdi memur iki saate burda olur o yüzden çabuk hazırlanın"
Durumu anlamaya çalıştım aynı günde bunlar nasıl mümkün olabilirdi ?
Bende , Oğuzhan hoca iyice affallamıştık.
Her şey hazırdı resmen .
Bahçe , ışıklar ve balonlarla süslenmiş . Ufak bir yemek hazırlığı bile yapılmıştı .
Herkeste bir düğün heycanı var olmuştu adete.
Enfal ve Sedef beni çekiştirip evin üst katına çıkardılar.
Abim de Oğuzhan hocanın kolundan tutup alt kata girmişti.
Ben ise hala olayın şaşkınlığını atmaya çalışıyordum.
Kızlarla beraber odama girdik , yatağın üstünde ; uzun , sade beyaz bir elbise duruyordu.
Tıpkı ... gelinlik gibi.
O kadar telaşın içinde bunu es geçmeyip yapmışlardı.
Hatta çiçeği bile eksik etmemişlerdi.
Uzunca elbiseyi inceledim.
Ben , bu akşam gelinlik giyecektim.
Kimse zorlamadan , rızam alınarak.
En önemlisi hiç bir bedele karşılık olmadan.
Elbiseye dokundum ardından gözlerim yaşarmaya başladı.
Bu duyguyu içimde bilmediğim bir karşılığı vardı sanki.
Güzel bir karşılığı.
Enfal ve Sedef , giyinmem için beni odada yalnız bıraktılar .
Elbisemi paketinden çıkardım ve giyindim.
Odamda ki uzun aynanın karşısına geçtim.
Bedenimden uzayan sade beyaz elbisenin akışına baktım.
Sonra ... kendime baktım.
Bir zamanlar , haberim dahi olmadan kıyılan o nikaha gittim yine.
Elimde ki doğum günü pastam , babam , ablam ve ... yediğim o ilk to*at.
Taze bir yemek gibi pişip önüme gelmişti yine.
Aynada ki kızı inceledim uzunca .
Çocuk olamamış , genç olamamış bir kız.
Sadece anne , eş hatta köle olmuş bir kız.
Şimdi ise gelin oluyordum.
Belki amaç farklıydı ama rızam vardı , beyaz bir elbisem , çiçeğim hatta küçük bir kutlama.
Her şeyin finalini yaşadığım o gece de hayatımın en güzel başlangıcı oldu.
Oğuzhan...
Ö*ü bir mezarın içinden çekmişti beni . Hayalini bile kuramadığım masalımı o yazmıştı oysaki.
Öyle sessizce , uzaktan.
O gece , o sokak ...
Arkamdan uzanan elden korkmuştum halbuki.
Meğerse beni kurtarmay gelmişti , bir yabancıydı o gün.
Şimdi ise ..
Eşim oluyordu.
İçimde tarif etmeye cesaret edemediğim duygum oluyordu.
Hatta çoğu zaman farkında olmadan karşısında küçük bir çocuk oluyordum.
Ayna da ki resmimi uzun bir süre inceledim.
Kafamın içinde kendi mahkememi kurdum ve uzun zamandır beklenen birkaç itirafta bulundum kendime.
Ardında kapım çalmaya başladı .
"Sira , giyindiysen girelim artık " seslenen Enfal'di.
Yanaklarımda ki ıslaklığı , elbisemin kolu ile kurtmaya çalıştım.
"Hazırm , girebilirsiniz" dedim ve onayımdan sonra onlarda içeri girdiler.
Kapıyı açan Sedef ve Enfal , bir müddet sadace bana baktılar.
"Sira ... çok hemde çok güzel oldun" dedi dizlerine kadar uzanan bordo bir elbise giyen Sedef.
Ardından Enfal de önce belli etmeden göz yaşlarını sildi sonra " hemde çok güzel ... " diye onayladı.
Yanlarına gittim sıkı sıkı sarıldım her ikisine de.
"Teşekkür ederim ... çok teşekkür ederim"
Üçümüzde akan göz yaşlarımızı saklamaya çalıştık her ne kadar başarısız olsada.
En azından denedik.
Kızlar beni masanın yanına oturttular; önce makyaj konusunda dakikalarca bir ikna çabasın girdiler.
Her ne kadar istemediğimi söylesemde, inat konusunda malesef yenik düştüm ve sade olmak şartı ile kabul ettim.
Kızlar , hafif şeftali tonlarında bir makyaj yaptılar önce daha sonra şalımı , önden bağlayıp ardından iki omuzumdan aşağı sarktılar.
Enfal , " işte şimdi tam bir peri oldun "
Sedef , " gerçekten Sira yani bizim bile nutkumuz tutuldu . Yani sana sabah kahve içmeye gelicem dedim ama basbaya düğününe geldim"
Sedef ' in bu tepkisinin ardından aramızda gülüşmeler başladı.
Enfal ' in telefonu çaldı .
Kısa bir konuşmadan sonra hemen kapattı.
"Kızlar damat beyler aşağıda bizi bekliyorlarmış . Hadi inelim artık"
Şimdi kalbim yerinden çıkacaktı.
Oğuzhan kapıda damatlıkla ben ise beyazlar içinde
Acaba beğenicek miydi o da ?
Kalbimin , göğüs kafesime yaptığı isyan kulaklarımdan yankılanıyordu adete .
Şimdi etimi delip çıkacaktı sanki.
Sakinliğimi korumaya çalıştım .
Çaresizce.
Yürümeye başladım.
Bir elimde , bir buket lale ve ayaklarımın altında ezilmesin diye tuttuğum eteğim .
Kızlarda , bana yardımcı olmak için elbisemin diğer köşelerinden tutup arkamdan geliyorlardı.
Merdivenden sakin adımlarla inerken Oğuzhan hoca takım elbisesi ile önümüzde belirdi.
Saçları hafif dağınıktı yine , beyaz bir gömlek ; kravatsız siyah bir takım.
En aşağıda durup sadece inişimizi izledi.
Kıpırdamadan , sadece izledi.
Daha düne kadar onu istemediğimi düşünen adam şimdi karşımda damatlığı ile beni izliyordu.
O bana her baktığında , yüreğim daha da deliriyordu sanki.
Zaman durdu adeta onun bakışından , kalbimin atışından ...
"Çok .. çok güzel olmuşsun ... Sira"
Yutkunamadım hatta nefes almayı bile unuttum bir an.
"Teşekkür ederim ... sende çok yakışıklı olmuşsun"
Bana tekrar içi geçiricesine baktı , gülümsedi.
Ardında kolunu gösterdi ve benim için küçük bir aralık bıraktı.
Sessiz bir teklif hatta , davet gibi.
Bu davetini kabul edip bende koluna girdim.
Abim de Enfal ' e eşlik etmek için onlarda kol kola girip yanımızda yer aldı.
Sonrasında ise beraber bahçeye doğru yürüdük.
Bahçede , gelişimizi gören Hümeyra teyze ve oğlum alkış tutmaya başladı.
Nikah memuru ise kırmızı cübbesini giymiş masada bizi bekliyordu.
"Anne prenses gibi olmuşsun" dedi yanıma koşarak gelen yavrum.
Masalar oturduk , şahitlerimiz Enfal ile abimdi.
Sedef ise eline aldığı kamera ile çekim işini üstlenmişti.
Oğlumu kucağına alan Hümeyra teyze de sandalyesinde bizi izliyordu.
Tabi arada kaçamak yapan göz yaşlarını silerek.
Masını başındaki sandalyeye oturan elli yaşlardaki memur bey önce gözlüğünü çıkardı ve nihayet nikahı başlattı.
"Değerli misafirler, hepiniz hoş geldiniz.
Bugün burada, hayatlarını birleştirmeye karar veren Sira Rifai Hanım ve Oğuzhan Karaduman Bey’in nikâh akdine şahitlik etmek üzere toplanmış bulunuyoruz."
Evlilik; sevgi, saygı, güven ve karşılıklı sorumluluk üzerine kurulan bir hayat ortaklığıdır. İyi günde olduğu kadar zor günde de birbirinin yanında olmayı, sevinçleri ve hayatın yüklerini paylaşmayı gerektirir.
Şimdi, Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince nikâh akdini gerçekleştirmek üzere huzurlarınızdayız. "
"Sira Rifai hanım, Oğuzhan Karaduman bey’in sizinle evlenmesini kabul ediyor musunuz?”
Memurun sorusuyla birlikte bütün sesler kesildi sanki.
Kulağıma sadece hâlâ inatla isyan eden kalbimin sesi vardı.
Birkaç saniyeliğine gözlerimi Oğuzhan hocaya çevirdim.
O da bana bakıyordu.
Sonra derin bir nefes aldım.
“Evet.”
Memur bu kez Oğuzhan hocaya döndü.
“Oğuzhan Karaduman bey, Sira Rifai hanım’ın sizinle evlenmesini kabul ediyor musunuz?”
Oğuzhan hoca hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
“Evet, kabul ediyorum.”
Son olarak şahitlere döndü ,
"Sizlerde şahit misiniz "
Abim ve Enfal mutlulukla beraber "evet " dediler.
Sözler söylendi , rızalar alındı şimdi ise imza vakti.
Masada dolaşan deftere herbirimiz isminin altına imzasını attı.
Memur bey , final konuşması için önce boğazını temizledi ardından.
"Bende o zaman belediyenin bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyor.
Bir ömür mutluluklar dilerim " diyip elime evlilik cüzdanını teslim etti.
Tebrik dileklerinden sonra , memur bey aramızdan ayrıldı.
Bahçede sadece biz bize kalmıştık.
Hepimiz tektek birbirimize sarıldık.
Tebrik anları tatlı bir mutlulukla devam ederken.
Oğuzhan hoca bana döndü artık saklamak istemediği o masum ve tatlı gülüşü ile
"Tebrik ederim Sira ... Sira Karaduman " dedi.
Sira Karaduman ...
Adımı bir kezde ben içimden geçirdim.
Korkusuzca...
"Sira Karaduman ..."