ANLAYIŞ
BÖLÜM 3
[PAZAR YERI GIRIŞI - AKŞAMÜSTÜ]
Güneş ufukta batmaya yüz tutmuş, gökyüzü pas kırmızısı bir renge bürünmüştü. Yıkıntıların arasına kurulmuş, etrafı sac levhalar ve pazar tezgahlarıyla çevrili muazzam bir kalabalık vardı. Her yerden bağrışmalar, demir sesleri ve yoğun bir tütsü/ ızgara kokusu yükseliyordu. Rin ve Fuji kalabalığın arasına adım attı.
— "Geldik. Kimseyle konuşma," uyarısında bulundu Fuji.
— "Burası neden bu kadar kalabalık? Ve niye konuşmayayım?"
— "Senin gibi gençleri ayakta dolandırırlar da ondan."
Rin gözlerini devirdi, dişlerinin arasından: — "Tsk."
— "Ama merak etme, burası diğer yerlere göre daha güvenli," diye ekledi Fuji.
— "Niye bu kadar kalabalık ahmak?"
— "Ticaret yollarının kesiştiği bir pazar burası. Uzun yol yapan tüccarlar yorgunluk atmak için iki bira içiyor; bir nevi dinlenme tesisi gibi düşün. Hem burada insanlardan yeni iş fikirleri ve yeni ortaklıklar ortaya çıkıyor. Aktif bir yer. İş arıyorsan en hızlı pazarlarda bulursun Rin."
Pazarın dar sokaklarında yürümeye devam ettiler. Sağda solda merdiven altı silah
satanlar, taze et pişirenler ve tekinsiz tipler göze çarpıyordu.
— "Madem böyle, neden kimseyle konuşmamı istemiyorsun?" diye sordu Rin.
Fuji durdu, ciddi bir ifadeyle baktı: — "Rin, sen daha küçüksün. Çıkışı olmayan bir
iş için seni o kadar iyi manipüle ederler ki, iş işten çıktığı zaman anlarsın."
Rin öfkeyle burnundan soludu: — "Beni kendi gençliğinle karıştırma! Senin
yaptığın saçmalıkları benim yapacağımı düşünüyorsan tam bir süzme salaksın."
Fuji hafifçe sırıttı: — "Büyüklerinin sözünü dinlemelisin Rin... Hatta düşmanını bile
dinlemelisin."
Fuji pazarın kuytu bir köşesindeki loş, tezgahında elektronik parçalar saçılı dükkana girdi.
— "Hey adamım! Nasıl gidiyor? Sana işim düştü."
Bill başını kaldırdı: — "Ne getirdin yine Fuji?"
— "Hadi be adamım, onca yıldır arkadaşız, hal hatır sor bari!"
— "Tsk... Nasılsın? Hem sen kaçına girdin de hala ölmedin?"
— "İyiyim sağ ol. Haftaya 43'e gireceğim."
— "Hadi söyle, ne getirdin?"
— "Şu yeni çıkan pilleri biliyorsundur. Onları onaylı işlemini versen diyorum?"
Rin, tezgahında konserve ve tütsülenmiş etler satan yaşlı, aksi bir tüccarın önünde durdu. İçinden, "Şu ihtiyar da bana babalık taslıyor sanki. Kendi gençliği çok iyiydi de ders veriyor... Şuradan 4 konserve yahni alayım bari," diye geçirdi.
— "Şunlardan dört tane ver."
— "12 pul tutuyor bunlar," dedi satıcı.
— "Hadi be, düz hesap 10 pul yapsak olmaz mı?"
— "Almayacaksan git, başka bir müşteri alır."
— "Alacağım ama biraz indirim yapsan?"
Satıcı cıkladı: — "Tsk... Tamam, 10 olsun. Ama sadece senin için. Başkasına
söylersen seni boğarım!"
— "Çok sağ olun," diye sırıttı Rin. — "Şimdi git başımdan velet!"
— "Tabii ki de, hi-hi..."
— "Ne kadar burada duracağız?"
— "Merak etme, tanıdığım birine malları kontrol ettireceğim. En fazla iki saat sürer.
Al şu parayı, bize yiyecek bir şeyler al."
Rin parayı kaptı: — "Tsk."
* * *
* * *
Rin elinde konserve poşetiyle yürürken kukuletalı bir ihtiyar seslendi: — "Hey genç! Baksana bir buraya."
Rin, "Bakalım Fuji ne kadar haklıymış..." diyerek yaklaştı.
— "Sana bir iş versem kabul eder misin? Çok kısa bir iş. Doğudaki şehir, yani Viranşir... Oradaki bir tanıdığıma bir ilaç götürmen lazım. Eğer kabul edersen seni bu akşam meydanda bekliyor olacak."
— "Nasıl bir ilaç bu?"
— "Söylesem anlamı kalmaz. Yapar mısın, yapmaz mısın?"
— "Fuji'ye bir sormam gerek. Siz burada bekleyin, ben arkadaşımla görüşüp
geliyorum."
Rin Fuji'yi bulup durumu anlattı. Birlikte ihtiyarın yanına döndüler.
Fuji ihtiyara yaklaşırken Rin'in kulağına fısıldadı: — "Bu ihtiyar 70 yaşında, nasıl
ölmedi acaba?" Sonra sesini yükseltti: "Ne kadar ödeyeceksin?"
— "70 pul."
— "100 pul."
— "80, daha fazla da vermem."
— "Arkadaşın bu ilaç sayesinde daha iyi olacak değil mi? O yüzden 90 pul."
— "Kaç adet?"
— "Tahmini 200."
— "Pil başına 4 pul."
— "Adamım çok fazla! O kadar sana geliyorum tanıdık para kazansın diye, 3 pula
yaptıran da var!"
— "Git ona yaptır o zaman."
— "Bill, arkadaşlığımız için 3 pul olsun. Acil paraya ihtiyacım var."
— "Lanet olası şey! Seni başın sıkışınca bana gel... Bir dahaki sefere benim işimi
yapacaksın!"
— "Zevkle yaparım! Ama şunları halletsek iyi olacak, acelem var." — "Yarım saat sonra gel, hazır olmuş olacak."
* * *
Muhafız belgeleri inceledi: — "Nereden geliyorsunuz bakalım? İsmin nedir senin çocuk?"
— "Rin Akira."
— "Akira... Bu soyisim tanıdık geldi. Babanın ismi nedir genç?"
— "Peki... 20 pulu şimdi vereceğim, geldiğinizde kalanını vereceğim."
Parayı alıp uzaklaştılar. Mermiciye uğrayıp pazarlıkla 6'lı mermi paketini 95 pul artı
yemeğe aldılar.
Kenara çekilip şarjör doldururken Rin dayanamadı: — "Hey ihtiyar, şu darbe ne için oldu anlatsana? Hep gençliğini anlatıyorsun sadece."
— "Baban sana anlatmadı mı evlat?"
— "Babam anlattı ama pek de inandırıcı gelmedi."
Fuji derin bir nefes aldı: — "Devletlerden biri, casusluk yapmaları için İngiltere'ye adam gönderiyor. Onlar da biraz delilerdi ve olan oldu... Casusluk yapmak yerine direkt suikast yapıp İngiltere yönetimini ellerine aldılar. Gelen özgüvenle diğer ülkelerde de yaptılar. Dünya çapında bir darbe başlamıştı ve devletler ilk defa bu kadar çaresizlerdi."
Rin dikkatle dinliyordu.
— "Sen de bildiğin Karga Çetesi yaptı bunları. Ve başları olan Kuzgun sayesinde bu kadar ileri gidebildiler. Adam tam bir şeytan... Kendilerine ayaklanma çıkmasın diye tüm devletteki silahlara el konuldu. Ama şehirlerin korunması için çeteleşmeye izin verildi. Ve benim tahmin ettiğim kadarıyla tanrıcılık oynuyorlar. Kuzgun ise bir oyun oynuyor gibi... Kendi aralarında savaş oyunu oynuyorlar. Çeteler piyon. Ama asıl Kuzgun'un özelliği; gittiği tüm yerlerde koca bir çeteyi tek başına yenebilmesidir. İnsanlar ona Mimar diyor. Neyin mimarı diye sorsan... Katliamın mimarı. Ve bizler de onun taşındaki süsleriz."
Rin yutkundu: — "Tamam, bu kadar yeter. Viranşehir'e gidelim, işimizi yapalım
yeter."
[VIRANŞİR KONTROL NOKTASI]
* * *
Rin içinden sövdü: "Bu niye sorguya çekiyor beni? Can sıkıntısını insanları
sorgulayarak mı gideriyor?" Konuşmadı.
— "Peki, konuşma... Belgelerinizde sıkıntı yok, geçebilirsiniz. 1 gece 1 günlük izin
süreniz var."
[ŞEHIR İÇI]
Fuji şaşkındı: — "Rin, adamlar sana ne sordular öyle? Soyismini duyunca şaşırdı. Neden ki?"
— "Bilmiyorum, 'Tanıdık geldi' dedi."
— "Ben sizin soyisminizle ilgili bir şey bilmiyorum. Gel, ilacı vereceğimiz adamı
bulalım... Nasıl biriydi ki? Onu sormayı unuttuk... Rin, sana söyledi mi?"
— "Hayır."
— "Niye sormadın peki?"
— "Sen asıl niye sormadın? Ahmak, bunlar senin işin!"
— "Benim işim de, sende bir el atsan diyorum!"
— "Tamam be salak, suçunu bana atma!"
Fuji söylenerek kafasını salladı: — "Takashi... Sadece kötü özelliklerini mi verdin bu çocuğa? Umarım gücünü ve yeteneğini de vermişsindir, trol oğlu... Lan velet, ben ölünce sen nasıl para kazanacaksın? Elinden bir iş gelmiyor!"
— "KAPA ÇENENİ LAN!"
— "Neyse ki ben varım da işimiz hallolacak."
— "Tamam anladık, en iyi tüccar sensin. Senin yaşın kaç moruk?"
— "Ben senin yaşındayken..."
— "YİNE BAŞLAMA!" diye bağırdı Rin. "Lan ben daha 18 yaşıma girmedim, ne
konuşuyorsun!"
— "15 yaşımdayken silah kaçakçılığı yaptım be ben!" — "Tamam sus artık!"
— "Ne kadar da kıl çocuksun be Rin..."