İçeriğe geç

GİRİŞ

"Hikaye yeni başlıyordu.

Kaçamazdım, çok denedim olmadı.

Şimdiye kadar kim kendi hikayesinden kaçabilmişti ki?

Kimse kaçamazdı.

Kaçabilen varsa,

Ona da aşk olsun,

Bize neden yolu göstermedin?"

Gece vaktiydi. Şöminenin önüne oturmuş elimde bir kitapla öylece ateşten çıkan kıvılcımlara bakıyordum.

Bir yayınevinde çalışıyordum ve kitaplarda son okumaları ben yapardım. Yeni yazar olma yolunda olan ve ilk kitabını çıkaracak olan birisinin kitabını okuyordum yine.

Aslında üniversitemi grafik tasarım okumuştum ama içimde hep birşeyler yazmak, okumak olduğu için şu an bu asla beğenmediğim kitabı okuyordum.

Tabi arada kitap kapaklarını da tasarlıyorum. Fakat tam da şu an bu kitabı okumak yerine neden kitap kapağı tasarla mıyorumdum ki diye kendi kendimi yiyecektim. Allah'ım bu kitap neden bitmiyor?

Ayrıca neden bir kitapta robotların aşkı söz konusu olur ve dillerden dillere yayılırdı ki? Aslında yeni okumaya başlamıştım ve 58. sayfadaydım. Kitap 258 sayfa olduğu için daha da sabır çekerek okuyordum bu kitabı. Ayrıca bu kurgu daha önce yazılmamış mıydı? Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?

Hayır Nida. Sen fazla robotlarla ilgili bütün dizi ve filmleri izlediğin için hepsini aynı sanıyorsun. Aslında bilim kurgu tarzında ki filmleri çok sevdiğim için neredeyse hepsini izlemiştim. Fakat ben bilim kurgu okumayı sevmiyordum ki.

Bunu ise şu an anlamıştım!

Tam iki gün öncesine dönmek istiyordum. Çünkü o gün yayın evinin editörünün elinde bu kitabı görmüştüm ve bilim kurgu olduğunu söyleyince de hemen sazan gibi atlamıştım. Okumak için bir hafta vermişlerdi, fakat ben yine sazan gibi atladığım için üç günde biter demiştim. Ve bu kitabı sabaha kadar okumuş olmam gerekiyordu! Eğer bitiremezsem yayınevini arayıp haber etmem gerekiyordu.

"Off" derin bir iç çekişle hazırladığım nostaljik ortamdan kalkmıştım. Şöminenin önüne renkli üç tane minder koymuştum ve daha da nostaljik olacağını düşünerek arka kısıma yeni aldığım büyük mumlardan koymuştum. Üzerime de kırmızı battaniyemi almıştım. Ve bunun nostaljiyle alakası yoktu. Sanırım nostaljiden anlamıyordum.

Ortam biraz fazla sessiz ve karanlık olduğu için hemen kalkıp ışığı yakmak istedim. Fakat ışıklar bir türlü yanmıyordu! Bir kaç kez düğmeye bastım fakat yok, yanmıyordu ışıklar.

Hemen elektrikler mi gitti yoksa lambamı yanmıyor diye kontrol etmek için prize doğru gittim ve telefonumu prizde takılı duran şarj aletine taktım. Telefonum şarj olmuyordu. Demekki elektrikler gitmişti. Kahretsin!

Neyseki mumlarım ve şöminem yanıyordu. Etraf o kadar da karanlık değildi. Fakat ben kitap okumak için üç günlüğüne yaylaya çıkmıştım ve sonbahar mevsiminde olduğumuz için koskoca yaylada kimsecikler yoktu.

Ve benim otofobim vardı! Nereden bilebilirdim ki Ordu'nun, koskoca yaylasında tek kalacağımı!

Aslında son üç gündür buradaydım fakat odun almak dışında dışarı çıkmadığım için etrafta kimse olmadığını anlamamıştım. Ve ben yalnız olduğumu gece vakti elektriklerin gideceği zaman öğrenmek zorunda mıydım?

Kesinlikle evren bana bir oyun oynuyordu!

Böyle zamanlarda genellikle ya hemen uyurdum ya da kendimi sakinleştirmek adına kendi kendime şarkılar söylerdim. Uykum yoktu, çünkü bu gece bu kitabı bitirmek için sabahtan beri kahve içip duruyordum. Bir süre sonra midem bulandığı için on üçüncü kupamı yarım bırakmak zorunda kalmıştım.

Mecburen şarkı söyleyecektim artık. Hem kimsede yoktu ki, istediğim gibi şarkı söyleyip bağıra bilirdim öyle değil mi? İşte bu bütün olumsuzluklar ortasında ki tek güzel şeydi.

Hemen telefonumu ve bilgisayarımı kaptığım gibi koşar adımlarla üst kata çıktım ve hızlıca hem telefonumun hem de bilgisayarımın flaşlarını yaktım.

Odama gittim ve hızlıca kapımı kapatıp yatağımın yanında durdum. Bunu yapmamın bir sebebi vardı. Mesela mutfaktan birisi aniden bir canavar çıkıp beni kovalayabilirdi. Öyle değil mi? Sizde böyle düşünüyorsunuz öyle değil mi? Cevabınız hayır olsa bile evet demek zorundasınız! Kendimi şizofren gibi hissediyorum sonra.

Hemen elimdeki bilgisayarımı komidinin üzerine bıraktım ve telefonumu elime alarak yatağın üzerine çıktım. Bir yandan zıplıyor bir yandan da şarkı seçmeye çalışıyordum. Tam o sırada ayağım yorganıma takıldı ve düşmekten son anda kurtuldum.

O sırada ise telefonumdan bir şarkı açılmıştı. Önce hareketli bir melodi doldurdu odayı. Sonra ise şarkı tam olarak şöyle demeyi başladı;

"Bir eda, bir çalım, aldın başını, gittin

Ne kadar masum bir şeyi terk ettin

Avunurken olur olmaz aşklarla

Seni hem sevdim hem senden nefret ettim."

Hemen toparlandım ve önce elimdeki telefonu komodinimin üzerine bıraktım. Sonra tepemde topladığım sarı saçlarımı serbest bıraktım. Saçlarım omuzlarıma dökülürken karşımdaki boy aynasından kendime baktım.

"Çok güzel kızım ha. Şu boy, pos, endam, güzellik kimde var ki? Kimsede!"

Şarkıyı söylerken bir andan da eğilip yavaş yavaş kalkıp aynadaki yansımama göz kırpıyordum. İki elimi de başıma götürmüştüm ve saçlarımı hafifçe yukarı kaldırmış, dudağımın bir kısmını ıstırırken aynı anda kendime öpücük attım.

Elime geçen herhangi bir eşyayı aldım ve mikrofon olarak kullanarak dudaklarıma doğru yaklaştırdım ve şarkıyı yüksek sesle söylemeye başladım.

"Gel, gel, sarışınım, gel

Gel, sana aşığım, gel

Gel, gel, gün ışığım, gel

Gel, çok karışığım, gel"

Bir an kendimi öyle çok şarkıya kaptırmıştım ki yatakta zıplarken kahkaha atmış sonra bir anda kendimi tam havadayken serbest bıraktım ve yatağa düştüğüm anda elimde ne olduğunu bile bilmediğim sahte mikrofonum bir yere savruldu. Nereye savrulduğu şuan hiç umrumda bile değildi.

Hem kollarımı hem de bacaklarımı açarak yatağımda yatmaya başladım. Nefes nefese kalmış bir halde yüzüme gelen bir tutam saçı üfleyerek öylece tavana bakıyordum. Şarkı çoktan bitmişti ve başka bir şarkı çalıyordu.

Tam o sırada ise aşağı kattan bir şeyin devrilme sesini duymayı ise hiç beklemiyordum. Hızla yerimden doğruldum ve irice açılmış gözlerimle kapıya doğru bakmaya başladım.

Hızlıca yatağımdan kalkmama sebep olan şey ise merdivenlerden gelen gıcırtılardı.

Evimde biri vardı!

Koşar adımlarla kapımın önüne gittim ve kapıyı kilitlemek için kapının deliğinin oraya elimi uzattım fakat anahtar yoktu. Kahretsin!

Hızlıca etrafıma göz gezdirdim ve sandalyemi kapının önüne koydum. Bunun yeterli olmayacağını bildiğim için yeniden odanın içine baktım fakat komidinim, çalışma masam, yatağım ve gardrobumdan başka bir şey yoktu.

Odam koridorun en sonunda yer alıyordu ve şu anki bulunduğum katta bir banyo, kiler ve iki yatak odasından oluşuyordu. Bir kapının açıldığını duydum. Bu merdivenlerin hemen yanında yer alan kilerin kapısıydı. O kapı çok gıcırdıyor diye fazla açmazdım bile.

Hızla telefonumun yanına gittim ve çalan şarkıyı kapattım. Yerimi daha da fazla belli edemezdim. Tam gardrobumu kapının önüne çekme gibi planlar yaparken bir ses duydum. Duyduğum bu ses motorlu bir testereye aitti. Paniğim daha da çok artarken koşarak minik gardrobumu kapının oraya doğru sürükledim. Neyseki gardrobum kapının arka kısmında yer alıyordu da sürüklemem kısa sürmüştü. Sandalyeyi çekmiş gardrobumu kapıya yaslamıştım.

Bir kapı açılma sesi daha duydum. Bu banyonun kapısıydı. Sıradaki oda ise benim olduğum odanın hemen yanında yer alan kitaplarımın olduğu odaydı. Umarım kitaplarıma zarar gelmez.

Adamın elinde motorlu testere vardı. Motorlu testere! Her ne kadar kapımın önüne eşyalar çeksemde bir şekilde girebilirdi. Tam o sırada odamdaki minik balkonum aklıma geldi. Dolabımdan bir hırka ve panduf çıkardım ve hızlıca giyindim. Elime hızlıca telefonumu aldım ve balkona çıktım. Balkonun kapısının anahtarı vardı ve hızlıca kapıyı arkadan kilitledim.

Derin derin nefesler almaya başladım çünkü çok korkmuştum. Elim kalbimin üzerinde dururken göz yaşlarımı engelleyemiyordum.

Jandarmayı aramak için telefonumu açarken ani bir gürültü duydum. O an ki korku ile telefonumu balkondan aşağı düşürdüm.

İçimden bildiğim bütün duaları ve sureleri tek tek söylemeye başladım. Kevser, İhlas, Subhaneke, Fatiha, Salli ve Barik, Rabbena, Nas ve Felak. Bildiğim bütün dua ve sureler bunlardı. Tam yeniden Kevser suresini okumaya başlamışken bir ıslık sesi duydum. Bu ıslık sesi gözlerimin irice açılmasına sebep olmuştu. Sonra ise birisinin sesli bir kahkaha sesini duydum.

Burada daha fazla kalamazdım!

Hızlıca etrafıma bakındım ve balkonun demirlerinden tutunarak aşağı baktım. Tam o sırada ise kahkaha seslerini bastıran bir ses daha duydum. Bu testerenin sesiydi. Ciddi, ciddi kapımı kesiyordu! Piskopat!

Dışarı doğru baktım ve en fazla yedi metre yüksekte olduğum balkonun korkuluklarından bir bacağımı aşağı doğru sallandırdım. Sonra ise diğer bacağımıda aşağı attım ve artık balkonun tam önünde duruyordum. Kendimi aşağı doğru attım fakat ellerim hâlâ balkonun korkuluklarını tutuyordu.

"Allah'ım, lütfen ölmeyeyim. Lütfen buradan hiçbir hasar almadan atlıyım ve çıkıp gideyim. Lütfen, lütfen, lütfen..." Kendi kendime dua ederken sesim gitgide kısılıyordu. O sırada bir şeylerin tekmelenme sesini duydum. Odama girmiş ve bir şeyleri tekmeliyordu!

Duyduğum sesle birlikte kendimi hemen aşağı bıraktım çığlık atmıştım. Sırtüstü bir şekilde çimlerin üzerine düşmüştüm ve Kafamı bahçenin çitlerine çarpmıştım. Elim kafama giderken gözlerimi açtım ve atladığım balkona doğru baktım. Odamın camında ise yüzünde kar maskesi olan birisinin bana baktığını gördüm!

Hızla camın önünden ayrılmıştı. Büyük ihtimalle yanıma geliyordu. YANIMA GELİYORDU!

Hızlıca ayağa kalktım ve tam bir adım atacağım sırada ayağım ağrımaya başlamıştı. Hem de ne ağrımak. Nefes alış verişlerim sıklaşmış, ayağım ağrıdan yanmaya başlamış, etrafımda ki herşey dönüyor ve midem bulanıyordu.

Elim hemen başıma gitti ve diğer elim de tutunacak bir şey ararken birisi elimi tutmuştu. Bİ-Rİ-Sİ E-Lİ-Mİ TUT-MUŞ-TU!!

Panikle hemen sağ tarafıma döndüm ve daha demin odamın camından bana bakan o kişiyi gördüm. Gözlerim irice açılırken çığlık atmamam imkansızdı.

"Yardım edin! İMDAAT!"

Gözlerinin kenarları kısılmıştı. Sanırım gülüyordu. Bu acınası halim ona zevk veriyordu. Aşağılık pislik!

Üç adımda tam karşıma geçti. Elini kendi dudaklarına götürdü ve işaret parmağını dudaklarının üzerinde tuttu.

"Şşt, sakin ol küçük şeytan. Kimse seni duyamaz, boşuna nefesini tüketme." Kısık sesle konuşuyordu. Sesi ve fiziki özelliklerine bakarsak bu kişinin bir erkek olduğunu gösteriyordu.

Sonra ise omzunu silkti. "Ya da banane istediğin kadar çığlık at. Çığlık atarken o ses tellerinin yavaş yavaş kanamasını hisseder ve daha sonra miden bulanmaya başlar. En sonunda ise kusmaya başlarsın ve eğer kusmaya devam edersen kendi kanında boğularak ölmeni keyifle izleyeceğimden şüphen olmasın."

Bu söylediklerinden sonra çığlık atmayı bırakmıştım. Nefes alış verişlerim ise hızlanmıştı. Göğsüm şiddetle inip kalkarken, her yerim tir tir titriyordu.

"Aa korktun mu sen benden? Ne yaptım ki ben? Off bakma bana şöyle, yoksa beni de ağlatırsın."

Sesinde küçümseme vardı. Benimle resmen dalga geçiyordu. Ayrıca ona şuan nasıl bakıyordum hiç bilmiyordum. Bütün duygularım karışmış gibiydi.

"Lütfen bırak beni. B-ben," Kelimelerimi toparlayamıyordum. Nesef alışlarım hızlanmıştı ve kalbim daha da hızlanıyordu. Gözlerimi ise açık tutmakta zorlanıyordum.

Bacaklarımda ki güç gittikçe azalıyordu. En sonunda daha fazla dayanamadım ve kendimi yere bıraktım. Dizlerimin üzerine düşmüştüm ve ayağım daha fazla ağrımaya başlamıştı. Duyduğum acıyla tısladım.

Sonra bir ses işittim. İşittiğim ses onun kahkaha atışıydı. Yüzüme yaklaşmış gözlerini gözlerime dikmiş, öylece bakıyordu. Yüzüne tükürmeyi çok isterdim fakat o gücü bile kendimde bulamıyordum.

Ve bedenim tamamen yere düştüğünde yerde öylece yatıyordum. Nefes alamıyordum. Ağızımı açıp kapatıyor nefes almaya çalışıyordum. Eğer panik atağım ve astımım olmasaydı böyle olmazdı biliyordum.

"Ruh hastası, pislik." Kelimeler tam ağzımdan çıkmamıştı. Konuşmakta bile zorlanıyordum.

"Bunu ilk defa senden duymuyorum. Ama eğer duyduğum ilk kişi sen olsaydın," minik bir gü

lme sesi duydum. "eminim o kişi olmak bile istemezdin. Çünkü eğer o olsaydın çoktan ölmüştün."

Daha fazla dayanamadım ve gözlerim kapandı.