İçeriğe geç

2. BÖLÜM SIRLAR

Her zaman acı çektim fiziksel ve ruhsal, kafam karışık canım yanıyordu babamı istiyordum "Yaraların ciddi değil!" bu üç kelime biraz zoruma gitti.

Volga kemerimi bağladıktan sonra hızla arabaya bindi ve hızla sürmeye başladı bir kaç dakika sonra nefesim daralmaya ellerim ve bacaklarım titremeye başladı terliyordum göğüsüm sıkışıyordu ve gözlerim kararıyordu. Ve ağlamaya başladım nefes almaya çalıştım ama alamadım çok zordu "Eva sakin ol derin derin nefes al! Hepsi geçti sakin ol...!" Volga tek tek kelimeleri tekrarlıyordu sesi boğuk geliyordu ama onu duyabiliyordum eski anılar kesik kesik geliyordu nefes almaya başlamıştım ve Volga'yı daha iyi duymaya başladım ama ellerim hala titriyordu. Volga ellerini ellerimin üzerine koydu hava sıcaktı ama elleri buz gibiydi fısıldayarak "Eva geçti, her şey geçti buradayız merak etme güvendesin." Derin bir nefes aldım ve Volga'ya baktım gözlerine gözlerinde öfke yada sinir yoktu korku ve huzur gördüm. Bu iki his nasıl yan yana gelebilir diki? Aslında bende benzer hissediyordum korkuyordum ama huzurluda hissettim çünkü o yanımdaydı beni kurtarmıştı.

Volga emniyet kemerini taktı "Eva sende tak emniyet kemerini. Gidelim bakalım iyi misin?" kafamı salladım ve emniyet kemerini taktım. Hastaneye vardığımızda önce o indi kıpırdamak çok zordu her yerim acıyordu her yerimi tekmelemiş ve yumruklamışlardı hatırlıyordum yetimhanede de her gün böyle döverlerdi ama asla yüzüme vurmazlardı kimsenin görmesini istemezlerdi bu sefer yüzüme yumruk atmıştı içimden "Ah hatırlıyorum, isimlerini hatırladım. Nasıl unuturum o üçünün ismini." Sırf isimlerini hatırlayamadım diye beni soğuk su ile ıslatmışlardı ardından bir gün boyunca dolaba kitlemişlerdi. karanlıktan, sudan, kitli kalmaktan, yüksek sesten çok korkarım küçüklükten bir şeydi ama sebebini hiçbir zaman hatırlayamadım yada bulamadım şimdi hatırlıyorum kısık sesle isimlerini saydım yavaşça "Bartu, Kerim, Baran." Volga bilgi alırken beni duymuştu ve bana dönü işte bu sefer gözlerinde öfkeyi çok net görüyordum "Ne dedin Eva? İsimlerini hatırlayabildin mi? Kerim Batu diğeri kim? ilk sana vuran liderleri onun ismi ne Batu mu Kerim mi?" hızlı ve sesli söylemişti parmağımla sus yaparak sesini alçaltmasını söyledim. "Volga sesini biraz alçalt hastane burası sakin ol!" Volga kafasını olumlu anlamda salladı ve "Tamam Eva önce seni tedavi etsinler sonra bakarız gerisine hadi bizim doktor şu tarafta." koluma girdi ve yavaşça yürümeye başladık ayağım acıyordu bu yüzden yavaş yürüyordum. Volga durdu ve ben daha bir şey diyemeden kucağına aldı ve hızlıca doktorun odasına girdik beni taşırken hiç zorlanmıyordu. Kapıya bakarak "Hadi Eva kapıyı çal ve girelim."

"Volga beni indirebilirsin herkes bakıyor zaten ben ..." cümlemi kesti ve "Eva kapıyı çal da girelim hadi." bir kaç saniye ona baktım ve kapıyı çaldım. Doktorun girin sesini duyduktan sonra içeri girdik. "Volga bey, Eva hanımı şöyle yatağa bırakın ben halledeyim gerisini." Volga kafasını salladı ve yavaşça yatağa bıraktı beni. Doktor çok tecrübeli gibiydi kısa saçlı tatlı bir hanımdı sol göğsüne taktığı kartta ismi yazıyordu baya gençti zeki biri olmalıydı kartında ise Mercan yazıyordu. önce bacaklarıma baktı sonra kollarıma ardından üzerimdekileri çıkarmamı istedi iyi ki atlet giymiştim gömleği çıkarttım ve atleti sıyırdım sırtımda önceden oluşmuş yanık izleri ve yaralar vardı göğüsüm de karnımda her yerimde yanık ve yara izi vardı yenil izler kendilerini beli ediyorlardı tabi morarmış ve kızarmıştı birçok yerimdeydi kadın dikkatlice baktı yavaşça Volga'ya baktım Volga şaşkınlıkla gözlerini sırtımda gezdiriyordu onunla göz göze geldik kafasını hızlıca başka yöne çevirdi. Bende pencereden dışarı baktım.

Gerçekten Eva senin gibi çirkin yara içinde bir vücuda sahip birini kim severdi ki hay kurma artık yalnızlık iyidir. kafamın içindeki bu sesi dinlemeden duramadım ve gözlerim doldu utanmıştım gözümden akan damlalar ellerimin üzerine düşüyordu ağlamayı durduramıyordum. KORKUYORDUM...

Volga yavaşça yaklaştı ve ellerimi tutu irkildim ona baktım onunda gözleri dolmuştu sanki kafamdaki sesleri duymuş gibiydi "Eva..." Sözüne başlarken kapı sertçe açıldı ve koşarak içeri girdi en yakın arkadaşım çisemde gelmişti tek arkadaşım nasıl ona haber gitmişti anlamadım. Çisem mavi gözlü siyah saçlı çilleri olan uzun boylu bir kız ablam gibidir beni hep korur üzerinde siyah zarif bir elbise ve topukluları vardı bahsettiği defileden hızlıca çıkmış olmalıydı babası defineleri hazırlayan bir dekorasyon uzmanı ve Çisemi sahneye çıkarmaktan çekinmiyor. Volga yanaklarımdan akan göz yaşlarını sildi ve doğruldu "Ne oluyor?" Deniz ve Çisem vücudumu baktılar çisem kendini toparlamaya çalıştı ve koşarak yanıma geldi önüme çömeldi ellerimi tutu "Eva çok özür dilerim yanında olamadım ama şimdi buradayım. kim yaptı sana bunu kim cüret etti?" doğruldu kollarıma bacaklarıma ve sırtıma baktı "Bu izler yeni durmuyor Eva bur dan çıkınca her şeyi anlatacaksın!" kafamı olumlu anlamda salladım ve gülümsedim Çisem doktordan özür diledi ve geriye doğru çekildi Deniz ve Volga aralarında konuşuyorlardı doktor dikkatlice baktı ağrı kesici ve krem verdi.

"Kemiklerine bir şey olmamış sadece birkaç gün dinlen ilaçlarını düzenli kullan ve beladan uzak dur bedenim çok zayıf dikkatli ol." kafamı olumlu anlamda salladım ve gülümsedim doktor bana yaklaştı elini omzuma koydu ve eğildi " Eva gerçekten güçlüsün çok dikkatli ol. Ben hep buradayım sadece hasta olunca gelme her zaman gel olur mu?" kafamı olumlu anlamda salladım ve kıyafetlerimi giymeye çalışırken doktor yardım etti yataktan indim ve kapya doğru yöneldim Çisem koluma girdi "Çisem telefonunu kullanabilir miyim? Benimki kırdı ve nerde bilmiyorum." kapıdan çıktık ve koridorda yürüdük Çisem kafasını salladı "Tabi ki Eva sormana bile gerek yok!" gülümsedim ve yere bakarak "Peki... seni rahatsız etmek istemiyorum ama bu gece sizde kalabilir miyim?" Çisem durdu ve iki eliyle ellerimi tuttu "Ah... Eva neden böyle diyorsun? Ne rahatsızlığı vereceksin ki bana annem yurt dışında babamsa defileyle ilgileniyor ve merak etme bu provaydı cumartesi günü defile biraz sakinleş olur mu? ve bir daha böyle şeyler düşünme." gülümsedim ve ona sarıldım telefonunu verdi. Babamı aradım hemen açtı babam çisemi tanıyor ve onu seviyor bu yüzden hemen açmıştı. "Alo Çisem ne oldu kızım niye aradın bir sorun yoktur umarım?" sesim titriyordu babamın sesini duymak beni mutlu etmişti ama beni böyle görmemeliydi en azından yarına kadar, toparlanana kadar. "Baba ben bugün Çisemler de kalabilir miyim biraz ders çalışacağız ve sevdiğimiz dizinin yeni bölümü yayınlanacak." bir kaç saniye sesiz kaldı ve "AH tabi ki bal arısı nasıl istersen sıcak çikolata saatini yarın akşam yaparız o zaman dikkatli olun size pizzada söylerim şimdi yersiniz dikkatli ol." Bir an nefesim kesildi kim babasına bu olanları anlatabilir kim ailesine canının yandığını söyleyebilir ki? "Baba tamam teşekkür ederim aslında gerek yok ama sen bilirsin." biraz durakladım gözlerim doldu. " Baba... seni seviyorum." Sesim titremişti ağlamamak için kendimi zor tutmuştum. "Eva a... iyi olduğuna emin misin sesin kötü gibi?"

"Evet baba iyiyim, sen de dikkatli ol bay bay." ardından telefonu kapattım Çiseme uzattım. Çisem telefonunu aldı ve koluma girdi.

"Eva biliyorum çok zor bir şeyleri cümleye dökmek, kendini anlatmaya çalışmak zor biliyorum ama o senin baban sadece yanında olmak istiyor sakın ondan gizleme." kafamı olumlu anlamda salladım Volga ve Deniz arkamızdan geliyordu hastaneden çıktık ve otoparka geldik Volga'ya teşekkür ettim ve hızla arabaya bindim Volga Çiseme eşyalarımı verdi Volga bir kaç şey daha söyledi ve Çisemde arabaya bindi.

Çisemler in evine vardık kapı büyüktü büyük demir kapı açıldı içeri girdik evin etrafında renkli çiçekler ekilmişti. Akşam olmuştu ama ışıklandırma etrafı fazlasıyla aydınlatıyordu. beyaz evin duvarlarını sarmaşıklar kaplıyordu ve çok hoş görünüyordu. İçeri girdik bir kaç dakika donra pizzalar geldi yedik benimki karışıktı ama mantar yoktu Çiseminki ise vegan pizzaydı babam ikimizi de iyi tanıyordu. hepsini yiyemedim. çisemin odasına geçtik biraz tekrar yaptık ama başım arıyordu. Çisem masada bana döndü kitaba baktı ve kitabı yavaşça kapattı elimi tutu ve balkona doğru çekeledi balkonda salıncak vardı ve yıldızlar çıkmıştı " Eva yeter bu kadar susmak ve kaçmak yeter bana her şeyi anlatman gerek ama bekle bitki çayı getireceğim." kafamı salladım hızlıca gitti ve çabucak geldi çoktan suyu ısıtmıştı belli ki tuvalete giderken suyu ısıtmaya başlamıştı.

"Evet Eva neler oluyor?"

"Çisem şey ben aslında babamın gerçek kızı değilim." Çiseme bundan bahsetmemiştim bu yüzden fazla şaşırdı.

"n- ne? Ne diyorsun Eva yanı Kadir amca senin öz baban değil mi?"

"Her şeyi baştan anlatsam iyi olur." kafasını salladı ikimizde geriye yaslandık Çisem kafamı yavaşça omzuna yaslamam için ittirdi bende kafamı Çisemin omzuna yasladım.

"Çisem, ben yetim hanede büyüdüm. kaldığım yetimhane ise o kadar iyi değildi işkencelerle doluydu olanlar kimsenin umurunda değildi baştaki insan çok güçlüydü ve kanıtları gizliyorlardı ben bebekken gerçek ailem beni bırakıp gitmiş. 6 yaşıma kadar orda kaldım kimse evlat etmemişti beni o üç çocuk ve ben dışında herkes evlat edinildi o üçü de beni köle gibi kullanırlardı her şeyi yavaşça hatırlıyorum ve şuan her şeyi hatırlıyorum Çisem korkunçtu kan vardı göz yaşı vardı işkenceler vardı en kötüsü işkenceden sonra imzaydı ah... hala acısını hissedebiliyorum Çisem." gözlerim doldu dudaklarım titriyordu ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Çisem göz yaşlarımı sildi o da ağlıyordu "O imzalar ne kadar yaramazlık yaptığını gösterirdi bende bu kadar fazla olmasının sebebi o üç çocuktu her yaptıkları şeyde beni suçlarlardı bir gün yemek haneden kek çaldılar o kek yemek hanede bize bakanların başıydı ve en sinirli olanıydı sırtımdaki en derin yanık izi onun eseriydi kolumu tutu ve keki sen yedin dimi gel buraya en yaramazları sensin kimse istemeyecek seni dedi ve imza odasına götürdü üç çocuğu da getirdiler çocukların ağızında kek parçaları vardı iki kişi beni tuttu ve sırtımı açtı elindeki demiri yüzüme doğrulttu ve bunlar mı yatı diye sordu kafamı salladım ve birden demiri sırtıma bastırdı o kadar canım yandı ki kıvrandım çığlıklarım bütün binayı kapladı her zamankinden daha sıcaktı her zamankinden daha uzun tuttu demiri ve beni bırakmaları için emir verdi ardından demiri tekrar ısıttı ve üç çocuğun kollarına dokundurdu üçünün elinde iz kaldı ama canları yanmadı sadece bana baktılar o sırada kapı hızla açıldı bizi numaralandırırlardı isimlerimizle seslenmezlerdi benim numaram 11 takma ismim ise sümüklü böcekti. Annem ve babam gelmiş beni evlat edindiler ve buraya kadar geldi Çisem ama şimdi onlar beni buldu dediklerine göre benim yüzümden işaretlenmişler ve fakir bir aileye gitmişler ben bir şey yapmadım çisem gerçekten yapmadım..." Çiseme anlatırken o kadar çok ağladım ki konuşmamın sonunda birkaç saniye durdum ve hızlıca Çiseme sarıldım çok sıkı sarıldım oda bana sarıldı kollarıyla her yerimi sardı ben se sadece ağladım ama yine de kendimi sıkıyordum ve tutuyordum nedenini bilme semde.

"Tamam canım tamam... bırak burası güvenli. bağır çığlık at istersen küfür bile et ben seninleyim bebeğim tamamı? sorun yok sesinleyim ağla ağla sadece ağla sorun yok" çiseme sarılırken bıraktım kendimi tutmayı saklanmayı içimde yaşamayı sonradan hatırlamak daha kötüymüş bağırdım çığlık attım sadece ağladım canım yanıyordu bu lanet olası yaralar geçmiyordu.

"Çisem nerde hata yaptım, ben mi istedim böyle olmasını sadece gerçek bir aile istedim! Korkuyorum Çisem sıkıldım her gece kabuslarla uyanmaktan kan ter içinde kakmaktan karanlıktan korkmaktan sıkıldım, sudan korkmaktan sıkıldım, insanlardan sıkıldım... yoruldum Çisem yoruldum..." En sonunda derin bir nefes aldım ve çisemi bıraktım kafamı geriye yasladım gökyüzüne baktım elimi havaya kaldırdım ve rüzgarın parmaklarımın arasından geçmesini hissettim "Çisem ben 6 yaşıma kadar güneşi ağaçları ve rüzgarın ne olduğunu bilmiyordum hiç dışarı çıkmadım korkudan her gün dayak yemek ne kadar kötüydü biliyor musun? ölmek istedim. 4 yaşında kaçmak istedim dolaba kapatıldım iki gün boyunca. 5 yaşında çatıya çıktım ama yapamadım, 6 yaşındayken dövülmeden önce sabah erkenden kalktım güzelce hazırlandım ve tekrar çatıya çıktım tam atlayacakken biri sıkıca kolumdan tutu o Bartu'ydu beni çektiği gibi yere fırlattı ve orda dövdü akşama kadar çatıda kaldım yetim hane bom boş bir arazinin ortasındaydı hapishane gibiydi ağaç yoktu hayvanlar yoktu renk yoktu..." Çisem de elini havaya kaldırmıştı ve kafasını yaslamıştı bana baktı ve gözlerinden akan yaşlara baktım "Ağlama Çisem ağlama." gözlerinden akan yaşı sildim.