Ada mayıs ayının son günü akşam uçağına binerek İstanbul'dan Dalaman'a uçtu. Bir önceki gece sabaha kadar telefonda konuştuk. Bir daha o kadar fırsat bulamayacağımızı mı hissetmiştik bilmiyorum ama sabah okula gideceğim halde sabaha kadar uyumamıştık. O kadar hızlı gelişmişti ki gerçi düşününce zaten böyle bir fırsat bekliyordu. Daha önceki planları da bu yöndeydi, bana da anlatmıştı. Ancak işler farklı gelişince ben de farklı hayallere kapılmıştım. Birkaç gün öncesine kadar yazı birlikte İstanbul'da geçirebileceğimizi düşünüyordum. Ada hızlıca toparlanıp gitmişti. Şu şartlarda olması gereken buydu ne kadar bilsem de tüm bu olanlar benim için hayal kırıklığıydı. Ada İstanbul'a gitmişti ama ben yanına gidemeden başka bir şehre gitmişti. Uçağa binerken haber verdi kısa bir yolculuktu ama bir saat bile ona ulaşamamak benim için bunaltıcıydı. Yatağa uzandım günlerdir okumaya çalıştığım kitabı açtım, içinden hediye kartı düştü. Ada'nın Öğretmenler Günü'nde gönderdiği hediyenin kartıydı. Bana hep iyi hissettirdiği için kitap ayracı olarak kullanıyordum.
"Bir çocuk bir öğretmenle tanışana kadar iyi ve doğru bir insan olarak büyüyemez. Seninle tanışan bütün öğrenciler bir gün ne kadar şanslı olduklarını anlayacaklar. Öğretmenler Günün kutlu olsun hayatım."
Ne yazdığını ezbere bilsem de her gördüğümde tekrar okuyordum. İlk okuduğumdaki gibi tebessüm ediyordum. Ada gülümseme mi severdi, gülerken yanaklarımı sıkıp neden gülüşünü saklıyorsun diye sorardı. Şimdi bir uçağın içindeydi ve her dakika benden daha da uzaklaşıyordu.
Yaz tatilinin başlamasına sadece on yedi gün kalmıştı. Ada'ya kavuşacağıma inandığım için günleri sayıyordum. Şimdi yine işler çok değişmişti. Tatil başlayacaktı ailemin yanına gidecektim. İki buçuk ay vaktim olacaktı ama Ada'yı nerede ne zaman nasıl görecektim bir fikrim yoktu. Bunları konuşacak vaktimiz hiç olmamıştı iki gün içinde karar verip gitmişti. Giderken bana sormuştu ama hayır desem sanki gitmeyecekti. İşler daha da sarpa sarmasın diye oluruna bırakmıştım. Bu günlerden sonra hiçbir şeyin iyiye gitmeyeceğini biliyordum.
Gözlerim dolmuştu, mesaj sesini duyunca telefonun ekranına baktım ama bulanık gördüğüm için okuyamadım. Kalkıp yüzümü yıkadım daha ilk günden bu kadar üzülürsem aylar nasıl geçerdi ?
Uçaktan inmişti. En son dikkat et yazmıştım, cevap yazmıştı.
-Neye ?
-Kendine.
-Ne yapıyorsun nasıl oldun bir tanem.
-Uzanıyorum sen ne yapıyorsun ?
-Valizi almaya gidiyorum.
Biraz sonra aradı ama Dalaman'dan Marmaris'e gittiği için telefon pek çekmiyordu. Zaten pek konuşacak halim de yoktu kendimi hiç olmadığı kadar üzgün hissediyordum. Neden deseler nasıl deseler verecek cevabım yoktu çok çok üzgün hissediyordum. Uyumasam da konuşacak halim olmadığı için mesajına cevap vermedim duşa girip rahatlamaya çalıştım. Dün gece de uyumadığımız için aşırı uykusuzdum saat yine çok geç olmuştu. Duştan çıkınca mesajını gördüm:
-Uyanırsan ara aşkım kaç olursa olsun telefonu sesliye bırakıyorum.
Aramadım yatağa uzandım iki gündür uykusuz olduğum için uyuyakaldım. Sonraki bir hafta zor da olsa geçti. Ada sürekli arıyor, yazıyor, fotoğraf atıyordu. 1600 km öteden ne kadar ne yapılabilirdi ki ? Henüz yeni gitmişti ama iştekilerle anlaşamıyordu, işler pek yolunda değildi. Döneceğim gibi bir şeyler anlatıyordu. Kafam o kadar allak bullaktı ki gitmesini zaten istememiştim şimdi kal demem için teselli bekliyordu. Dönse ne yapacaktı, çalışması gerekiyordu.
Okulda kermes vardı bir tabak alıp arkadaşlarla oturdum, Ada görüntülü arıyordu. Açtım onun da elinde pasta vardı karşılıklı pasta yedik. Anlaşamıyorum döneceğim diyordu. Beni anlamaktan çok uzaktaydı. Oraya gittiği için ne kadar üzüldüğüme dair bir fikri bile yoktu. Yapmam gerekeni yaptım, dönmemesi gerektiğini, çalışmak zorunda olduğunu anlattım.
Tatile bir hafta kalmıştı, kaldığım evde yazın başkaları kaldığı için eşyalarımı toparlayamam gerekiyordu. Hem karne işleriyle hem toparlanmayla uğraştığım için günler yoğun ve hızlı geçiyordu. Buradaki ikinci yılım da böylece bitiyordu, böylece yolu yarılamış oluyordum. Ne kadar yoğun olsam da Ada her dakika aklımdaydı. İletişimimiz kopmuyordu ama her geçen gün daha gerginleşiyorduk. Daha bir ay önce gördüklerim hâlâ aklımı kurcalarken bir de bu durumla baş etmeye çalışıyordum. Ada bana karşı iyiydi ben ona karşı hırçındım. Ada iyiydi, iyiydi ama ne hissettiğimi anlamadığını çok iyi biliyordum. Onun gözünde her şey çok normaldi. Mesela uzak kalışımız konusunda benim kadar üzülmediğine emindim. Geçen ay olanlar da olup bitmişti onun gözünde zaten.
Çalıştığını bilsem de ulaşamadığım her dakika bir sıkıntı olduğuna emin oluyordum. Kimlerleydi, neredeydi, ne yapıyordu koca bir muamma... Ona güvenmediğim için hayıflanıyordu ama geçen ay gördüklerimi hiçe sayıyordu. Daha bir ay önce güvenim sarsılmıştı şimdi bu şartlarda nasıl güven inşa edebilirdim ?
Bu şehirde en güzel zamanlar haziran ve eylülde oluyordu. Yazların da güzel geçtiğini söylüyorlardı ama ben hiç görmediğim için bilmiyordum. Kalan iki yıl da biran evvel geçsin de bu şehirden gideyim istiyordum. Belki bir gün özleyecektim, çünkü Ada'yı ilk burada görmüştüm. Burada göğsünde uyuyup ona aşık olmuştum. Gözlerimi kapattığımda Ada'nın kapının önünde telefon kulağındaki halini görüyordum. Aylar ne çabuk geçmişti bu kısacık sürede ne çok şey yaşamıştık.
Tatilin başlamasına birkaç gün kala arkadaşlarla çıktık. Güzel bir gün geçirip gezdik. Akşam olunca seyir terasına gittik bu kafeyi çok seviyorum, keşke bir gün Ada ile gidebilseydik. Nargile sipariş ettim, yanı başımda çok sevdiğim bir şarkı çalıyordu. Arkadaşım fark etmeden videomu çekmişti, Ada'ya gönderdim. Ada ben dışarıda olduğumda çok sık yazardı, ne yaptığımı sorardı bu hep böyleydi. Benim için endişelendiğini söylüyordu ama bu konuda hiç empati yapmamasını aklım almıyordu. Nerede, kimlerle olduğumu hep merak ediyordu. Peki kendi neredeydi, kimlerleydi ?
Gitme günü gelmişti, eşyalarımı hazırlayıp evden çıktım. Sabah üniversite sınavında gözetmenlik yapacaktım. Uçağım akşama doğruydu. Havaalanına giderken Ada ile konuşuyorduk ama çok zor iletişim kuruyorduk geç cevap veriyordu. Eşyalarım çok ağırdı, yolculuk çok zor geçiyordu. Yanımda değildi ama doğru düzgün aramıyordu bile ne yaptığını düşündükçe kalbim göğsüme ağır geliyordu. Çalıştığı için olduğunu sanmıyordum çünkü hassas olduğumu bildiği için araba kullanırken bile mesaj yazıyordu. Bu kadar geç yazdığına göre farklı olan bir şeyler vardı. Haberleşmiyor değildik ama farklı olan bir şeyler vardı. Kafamda artık tek soru vardı gözümün içine bakıp bana nasıl böyle kıyıyordu ?
Uçaktaki yerimi aldım, uçak havalanınca bir mesaj yazdım, indiğimde iletilecekti. İstanbul'a gidiyordum hem evimde olacaktım hem de Ada'ya daha yakın bir şehirde olacaktım. Oysa onun kalbine yakın olamıyordum.
- Yanıma ilk geldiğin anı düşünüyorum seni gördüğüm anı, kendimi çok iyi hissetmiştim bana çok güven vermiştin. İlk yanıma yattığın zamanı hatırlıyorum, omzuna yattım o zaman hep yanımda olursun gibi hissetmiştim. Yanıldığımı düşünmüyorum sonradan ne oldu onu anlayamadım, neden hep kötüye gitti ? Ben kendimi çok yalnız hissediyorum bazen de çaresiz hissediyorum. Sürekli bir sorun çıkıyor ve mücadele etmem gerekiyor ve neden her şeyle tek başıma mücadele etmem gerektiğini sorguluyorum. Neden yanımda olamıyorsun ? Hayat zaten zor neden sorunları tek başıma çözmem gerekiyor ? Anlatmıyorsun deme böyle bir ortamımız olmuyor. Gündüz aradığımda çalışıyorsun bazen ben de çalışıyor oluyorum o arada mı söyleyeyim derdimi ? Böyle yapsam kendimi dikkat çekmeye çalışan çocuklar gibi hissederim. Gece bekliyorum konuşalım diye çok geç saatlerde arıyorsun, ikimiz de uyuyoruz. Zaten birkaç gündür gece de konuşmuyoruz. Hem artık beni tanıyorsun, bir şey olduğunda hadi gel anlatayım demem. Sormanı fark etmeni beklerim, asla böyle bir şey olmuyor. Tam olarak ne hissettiğimi söyleyeyim onu bil bari. Avuçlarımın içinden kayıp gidiyorsun ve ben sadece izliyorum... Bu hislerimde Marmaris'te olmanın büyük etkisi var elbette.