Hayatı hep büyük planlarla yaşayan bir insandım Ada'yı tanıyana kadar. Bugün burada olacağımı birkaç ay önce söyleseler güler geçerdim. İyi hissediyordum, Ada yanımdayken her yerde güvende hissedermişim gibi geliyordu bana. Ben içli köfte sevdiğim için akşam yemeğinde yapacaklardı. Ada bu detayları ne zaman öğrendi, hangi ara birbirimize bu kadar karıştık diye geçirdim içimden.
Sanki bugüne kadar hep bir yerlere birine koşuyordum da Ada'ya varınca durulmuştum.
Ada alışveriş yapmak için markete gitti. Ben evde ailesiyle kaldım, kahve içip fal bakacaktık. Fal konusunda iyiyim söylediğimde çok heyecanlandılar. Ama fincanlardan pek iyi enerjiler yayılmıyordu. Çok ta kötü haberler vermek istemediğim için daha üstünkörü şeyler söyleyip geçtim. Ada gelince gezmeye çıktık, ablaları da geldi ama onları kafeye bırakıp dolaştık. Benim yaşadığım yerde hiç dolaşamıyorduk mutlaka birileri denk geliyordu. Burada da el ele tutuşmamız mümkün değildi. Bu düşünce beni bunaltıyordu, ne zaman nerede rahatça gezip dolaşabilecektik hiç bir şey belli değildi.
Kış olduğu için hava erkenden kararıyordu, bu şehir çok soğuk olmuyordu ama yılın en soğuk günlerini denk getirmeyi başarmıştım. Çok üşümüştük, arabanın da arızası olduğu için otoparkta kapatmadan bırakmıştık erkenden döndük. Karne zamanı yaklaştığı için acil halletmem gereken birkaç iş vardı. Ada bilgisayardan onları hallederken ben de salata yaptım. Annesi yemek yapmıştı, içli köfte gurmesi olarak hayatımda yediğim en iyi içli köfteydi.
Kendi ailemden uzak olduğum için burada olmak sandığımdan daha iyi hissettirmişti. O zamanlarda Ada ile birlikte olduğum herhangi bir zamanda ya da yerde kötü hissedemeyeceğimi düşünüyordum. Yemekten sonra tekrar çay içmek için çıktık, ablaları da geldi birlikte okey oynadık.
Pazar günü dönmem gerekiyordu, yarın okul vardı ikimiz de üzülüyorduk.
-Sana birkaç gün rapor ayarlıyım kal burada gitme.
-Hoş olmaz şimdi hafta sonu olarak planlamıştık gideyim.
Ne gitmek istiyordum, ne kalmak. Bu akşam evimde uyuyacaktım yine tek başıma ve tüm sevdiklerimden uzakta. Ailesinin işleri vardı, dayısı taşınıyordu ona yardıma gittiler. Biz de biraz gezeceğiz dedik ama eve dönüp vakit geçirdik. Birkaç saat de olsa baş başa kalmak bizim için önemliydi. Otogardan önce hava almak için biraz erken çıktık. Ada'nın bana bahsettiği bir kafe vardı, oraya gittik. Bahsettiği gibi manzarası çok güzeldi bütün Mezopotamya'yı görüyorduk sanki. Kış olduğu için hava biraz buğuluydu bir gün burada yazın otururuz diye diledim içimden. Ada:
-Soğuk baklava mı istiyorsun, waffle mı ?
-İkisini de istemiyorum.
-Trileçe istiyorsundur öyleyse onu da seviyorsun.
-Evet trileçe istiyorum.
Tatlı yerken fotoğraf çekildik, ama çok kilolu çıkmıştım iki günde kilo mu aldım diye düşündüm. Ama iki aydır iştahım fazla açıktı zaten.
Ada beni otogara götürdü. Akşam olmuştu, otobüs gece varacaktı yolda acıkırım diye bana dürüm yaptırdı. Yemeği pek yiyemedim, yıllar geçtikten sonra bile onu özlediğim zamanlarda yemek yiyemeyecektim. Bu dünyada özlemden daha ağır bir duygu yoktu. Otobüse binip bu şehirden uzaklaştım, yolları geçtikçe daha da özlüyordum birkaç saat önce yanımdaydı. Bir daha ne zaman görüşeceğiz Allah biliyordu. Her ayrıldığımızda aynı düşünceyle ağlıyordum ama her defasında da çok geçmeden onu yanı başımda buluyordum.