İçeriğe geç

Rüyalarda Kayboluyorum

Uçaktan indiğimde yüzüme sıcak bir hava vurdu. Yağmurlu bir bahar sabahı ayrıldığım İstanbul'a şimdi yaz gelmişti. Hava sıcacıktı, önümde koca bir yaz vardı burada olduğum için rahatladım. Ada'nın indin mi yazan mesajına cevap verirken babam aradı beni karşılamaya gelmişti. Valiz beklerken daha önce Ada ile hiç uçak yolculuğu yapmadığımızı fark ettim. Birlikte uzak bir yere hiç gitmemiştik, hiç seyahat etmemiştik. Bir senedir tanışıyorduk, sekiz aydır birlikteydik ama ne çok şeyden mahrum kalmıştık. Ne kadar az fırsatımız olmuştu ama bütün bunlara rağmen birbirimize çok bağlanmıştık. Belki de ben çok bağlanmıştım... Düşünceleri bir kenara bırakıp valizimi aldım.

Havaalanının kapısında babamı görünce içimi huzur kapladı, ne olursa olsun dönüp geldiğimde kendimi ait hissedeceğim yerdeydim. Eve girdiğimizde saat gece yarısına geliyordu. Çok yorgundum her şeyi bırakıp uyuyasım vardı. Eve girer girmez balkona koştum, gül ağacına bakmak için. O kadar fazla gül açmıştı ki saksıya sığmıyordu, taşmışlardı. Sayabilmek için birkaç kez denedim. Videosunu çekip Ada'ya gönderirken gözlerim doldu, elime diken battı. Ama gülü seven dikenine katlanırdı sonuçta...

Ada cevap vermedi sanırım uyuya kalmıştı. Aslında bu saatlerde uyumazdı, haber vermeden de pek uyuya kalmazdı. Uyuyor muydu bilmiyordum artık düşünecek halim de kalmamıştı. Odaya girdim, yatağa uzanıp kıyafetlerle uyuya kaldım. Sabaha karşı babamın üstümü örtmesiyle uyandım. Telefona baktım Ada yazmamıştı, sabah pikniğe gidecektik. Yorgundum, dinlenmem gerekiyordu, gözlerim kapandı.

Sabah uyandığımda Ada yine yazmamıştı, sabah işe gittiği için erken kalkıyordu. Birkaç saat sonra yazdı, piknikteydim ailem, akrabalarım vardı çok kalabalıktık. Ara ara fırsat buldukça yazıyordum Ada da çok geç cevap veriyordu. Zaten git gide ulaşamamalar, geç cevap vermeler artıyordu. Tahmin ettiklerimde yanılıyor olmak için sürekli dua ediyordum.

Geldiğimin üstünden birkaç gün geçmişti Ada ile tartıştığımız bir gecenin sabahına gördüğüm rüya ile uyandım. Bilmediğim bir yerdeydim elimde küçük bir gül saksısı vardı, Ada'yı arıyordum ama bulamıyordum. Koşturup duruyordum sanki günler boyu koşturuyordum. Bir sahil kıyısına varıyordum ama Ada'yı bulamıyordum. Ter içinde uyandım telefona baktığımda Ada fotoğraf göndermişti. Çok özlemiştim, bana her gün fotoğraf gönderiyordu. Onu her gördüğümde yanında olmak istiyordum.

Akşam Duygu'ya gitmek için evden çıktım arabaya binince Ada'ya video atıyordum. Bu bizim için nostaljikti, geçen yaz ara ara konuştuğumuzda birbirimize arabadan video atıyorduk. Bir yıl geçip gitmişti... Arabayı park edip Ada'nın gönderdiği videoyu açtım kuzenleriyle pikniğe gitmiş onu gönderiyordu. İkimiz de kalabalıklardaydık ama birbirimizden çok uzaktaydık.

Eve gelince Ada'nın 14 Şubat'ta gönderdiği puzzle kutusunu elime aldım. Güzel yelkenli bir tekneydi, altındaki notu çıkarıp tekrar okudum. "Pencerenin dışındaki teknelerden bir tanesi beni okyanusa götürüp götürmeyeceğini merak ediyordu." Puzzle benim için sabrın temsiliydi. Bu günlerde sabra çok ihtiyacım vardı, kutuyu açıp parçaları ayırmaya başladım. Ada aradı uykusu vardı, uykulu sesini duyunca yatağa uzandım uzun zamandır nefesini dinleyerek uyumamıştım bu fırsatı kaçırmak istemedim. Ertesi gün Ada arkadaşıyla yemeğe gideceğini söyleyip yemekten bir fotoğraf gönderdi.

Masada bir çakmak vardı. Ada'ya ait olduğuna emindim çünkü onu tanıyordum. Çakmağı başkasının hatta kimin yaptırdığını bilecek kadar tanıyordum. Başta arkadaşımın diyerek saçmaladı ama kurtaramayacağını anlayınca kabul etti. Zaten ona güvenmiyordum bir de üstüne bunlar oluyordu. En kötüsü aynı çakmaktan benim yaptırdığım bir tane de vardı. Birkaç saat süren tartışmadan sonra mesajlarına cevap vermeyi bıraktım. İletişime geçebilmek için aradı, hırsımı alamadığım için açtım:

-Ne istiyorsun ?

-Özür diliyorum defalarca özür diliyorum.

-Sana zaten güvenmiyorum bunu bile bile daha da güvenimi sarsıyorsun. Bu yaptığın insanlık mı ?

-Senin yaptırdığın çakmağı kullanmaya kıyamıyorum. Bu öyle elime geçti değer vermediğim için kullanıyordum.

-Özrün kabahatinden büyük. Sözlerin öyle saçma ki dinlemek bile istemiyorum.

Telefonu kapattım o gün konuşmadık. Aynı gece aynı rüyayı tekrar gördüm. Kendimi tanıyordum bu durum bana hayatta verilmiş bir ceza gibiydi. Bir rüyayı, özellikle de kötü rüyayı tekrar tekrar görünce altından mutlaka bir sıkıntı çıkıyordu. Zaten güzel rüyaları tekrar görmüyordum. Sabah kalktığımda görüntülü aradı ama açmadım ter içindeydim duşa girdim. Çıktığımda gönderdiği fotoğrafa baktım, çakmağı kırmış fotoğrafını atmıştı. Ada anlamıyordu hiç mi hiç anlamıyordu. Kalbimi kırıyordu ama teselli etmesi gerekirken daha fazla kırıyordu. Onun için her şey çok normaldi, nasıl vicdanı rahattı anlamıyordum.

Günler geçtikçe sıkıntılar da artıyordu haliyle. Görüşmediğimiz neredeyse iki ay olmuştu sanırım en uzun görüşmediğimiz zaman dilimiydi... Ada yanına gitmemi istiyordu ama ben erteliyordum. Aslında net bir şekilde konuşup ayarlayamıyorduk ta. Ada görüşemediğimiz için aramızın açıldığını oraya gidip yaşayışını görünce rahatlayıp durulacağımı iddia ediyordu. Oysa ben tam tersi olacağına o kadar emindim ki...

Bazı akşamlar Duygu ile çıkıp dolaşıyorduk, öğrencilik yıllarında gittiğimiz yerlere gidiyorduk. Bu şehir ne kadar güzeldi. Ada ile ikimiz bu şehirde, aynı evde bir ömür yaşasaydık nasıl olurdu her köşede oturup bunu hayal ediyordum.

Ada sürekli yanına gitmemi istiyordu. Ben de istiyordum onu çok özlemiştim, havalar çok ısınmıştı tatil de yapmak istiyordum. Kurban Bayramı gelmişti, bayramdan sonra ayarlayalım diye anlaşmıştık. Ada ile henüz bir bayramda bir araya gelememiştik. Hayatta ne olursa olsun Ada ile ne yaptığımızı düşünüyordum aklımda başka bir fikir yoktu. Ona güvenmediğimi söylediğim ve en ufak bir şeyde birbirimize girdiğimiz günler artarak devam ediyordu. Yanına gittiğimde onun haklı çıkmasını ve boş yere kendimi üzdüğümü görmek için dua ediyordum. Ne kadar dua etsem de geceleri aynı rüyayı görmeye devam ediyordum.