İçeriğe geç

Kırmızı Gözlük

Ada Mersin'den dönünce gelecekti ama dönemeden hastalandı. Sürekli şehir değiştiriyordu oradan oraya koşturuyordu. Bahar gelmeye başlasa da havalar çok soğuktu sürekli şehir değiştirdiği için en son dayanamayıp hastalanmıştı. Beni aradığında ateşi çok yüksekti, sayıklıyordu. Sabaha kadar telefonda sayıkladı ben de bölük pörçük uyuyordum. Bazen uyuya kalıyor bazen seni seviyorum diye sayıklıyordu. Keşke yanımda olsaydı, başında bekleseydim onun için bir şey yapabilseydim ama çok uzağımdaydı.

Ada'nın o gece çok ateşi vardı sabaha kadar sayıkladı ama ertesi gün toparlamaya başladı. Hep böyleydi zaten hasta olsa da idare eder iyiyim derdi. Biraz toparlayınca annesiyle birlikte Mardin'e döndü.

Ramazan hızlı geçmişti, bayram zamanı gelmişti İstanbul'a gitmek için bilet almıştım. Neredeyse iki aydır Ada'yı görememiştim. Hep bir şeyleri halledeyim geleceğim diyordu ama bir türlü imkan olmuyordu. Özlüyordum ama garip bir şekilde alışmıştım artık bazı şeylere. Kendi kendime geliştirdiğim bir savunma mekanizmasıydı bu. Daha fazla üzülmemek için... Görüşemedikçe uzaklaştığımızı düşünüyordum, aslında sadece düşünmüyordum görüyordum da. Bayramdan önceki son haftaydı, artık bayramdan sonra görüşebiliriz diye düşünüyordum.

Ayın 12'sinde geleceğini söylemişti bu cuma İstanbul'a gidecektim. Sadece iki gün yanımda olabilecekti hatta 36 saat sayılırdı. Aylardır görüşememiştik ve sadece 36 saatimiz vardı. Şartlar zorlaştıkça huzursuzluğum artıyordu ve hırçınlaşıyordum. Aslında Ada'ya değil kendime kızıyordum çünkü işlerin böyle olacağını başından biliyordum. Hayat boyu o kar küresinin içinde yaşayamazdık...

Ada akşamüstü yola çıktı iftar saatiydi bulaşıkları yıkayıp uzandım. Buraya gece varacaktı, biraz uyuyup dinlenmek istiyordum ama uyuyamıyordum. İki aydır görüşmemiştik heyecanlıydım. Ada geldiğinde uyumak istemiyordum en azından uzanıp dinleneyim diye bir çay alıp uzandım. Yollar karanlık, havalar hâlâ kötüydü. Sürekli haberleşiyorduk, yolda olduğundan dikkatini dağıtmak istemiyordum ama rahat değildim. Ada'yı aradım:

-Kuzu neredesin ?

-Yoldayım bebeğim geliyorum.

-Onu biliyorum, nereye vardın ?

-Az kaldı, kapatma telefonu açık kalsın rahat ol.

Ada gelene kadar telefon açık kaldı. Onu kapıda gördüğümde yine ilk gördüğümdeki hisle sarıldım. İki aydır görmüyordum ama sanki daha dün yanımdaydı. Onu hep gönlümde taşıyordum her dakika aklımdaydı. İki aydır başka şehirlerdeydi bazen yakınımda bazen uzağımdaydı. Artık biliyordum nereye giderse gitsin ilk fırsat olduğunda benim yanımda olacaktı. Geç saatte gelmişti, yorgundu. Ev her zamanki gibi çok sıcak olduğu için girer girmez üstündekileri çıkarıp uzandı. Göğsüne başımı koydum uzun zamandır bu anı bekliyordum. Elleri sırtımda dolaşıyordu, mayışmıştı.

-Uyuyacak mısın ?

-Uyumayalım mı ?

Sabah alarmın sesine uyandığımda Ada'nın eli yüzümdeydi ilk kez böyle uyanmıştım. Benimle birlikte uyandı.

-Camdan bak.

-Ne oldu ?

-Bak kar çiseliyor, Nisan ortası :)

-Olur öyle şeyler, arabayla git üşüme.

-Olur hadi yat sen.

Öğle arası hemen eve geldim Ada geleceğimi biliyordu ama kapıyı açmıyordu. Biraz sonra kapı kendiliğinden açıldı içeri girdiğimde Ada duşa dönmüştü. Peşinden gittim.

-Ne yapıyorsun orada ?

-Yıkanıyorum hayatım ne yapabilirim ?

-Şaşırdım, geleceğimi biliyordun.

Duştan çıkıp bana sarıldı.

-Evet o yüzden güzel kokup sana sarılmak istedim, bak bakalım nasıl kokuyorum ?

Boynunu kokladım. Boynu her zaman aynı kokardı yıkansa da terlese de o koku hiç değişmezdi.

Okula dönmem gerekiyordu, bu akşamı birlikte geçirecektik ve yarın İstanbul'a dönecektim.

-Beni bekle okuldan dönünce sana yemek yapacağım.

-Beklerim yemekten sonra da seni tatlı yemeye götürürüm.

-Bu bir teklif mi ?

-Tabi rutinlerimizi hatırlayalım, waffle yeriz ister misin ?

-Siyah gömleğini de giyecek misin ?

-Çok şey istiyorsun ?

-Ben gelene kadar düşün o zaman.

Akşam eve gelip yemek hazırladım. Uzun zamandır görüşmüyorduk oturup bir yemek bile yiyememiştik. Eve gelince yemek yaptım, yemekler pişerken Ada'nın yanına uzandım. Ada:

-Yoruldun gel ayaklarına masaj yapayım.

-O nereden çıktı kuzu ?

-Gel gel.

Ada ayaklarımı gıdıklıyordu ben de fotoğrafını çekiyordum. Birlikte yemek yedik, saat geç olmadan hazırlanıp kafeye gittik. Arabayı park edecek yer bulamıyorduk ve çok yağmur yağıyordu inersek sırılsıklam olacaktık. Ufacık bir yer vardı ama araba sığmazdı.

-Orada yer varmış görmedin mi ? Söylemiyorsun.

-Oraya araba sığmaz o yüzden söylemedim.

-Bak nasıl sığdırıyorum şimdi yeter ki sen üşüme.

Ada uğraşıp bir şekilde arabayı park etti, kafeye çıktık. Hem waffle yedik hem nargile içtik. Kışın hep bu kafeye gelip oturuyorduk şimdi bahar gelmişti. Yakında yaz gelecekti acaba yazın nasıl görüşeceğiz diye düşünüyordum. Aklımdan geçen çoğu düşünceyi Ada ile paylaşmıyordum onu üzmek istemiyordum. Oysa konuşmadıkça huysuzlaşıyordum ve tavırlarımla onu da huzursuz ediyordum.

Eve döndüğümüzde saat çok geç değildi ama Ada çok yorgundu. Daha yeni iyileşiyordu ve tekrar şehir değiştirdiği için hava onu çarpmıştı. Dünkü yorgunluğunu da muhtemelen atamamıştı. Koltukta uyuya kaldı onu uyandırmak için çok uğraştım. Gelip yanıma yatsın istiyordum, göğsünde uyuyacaktım. Ne kadar uğraşsam da uyanmadı yorgun olduğunu ve uyuya kaldığını biliyordum ama göğsünde uyuyamadığım için çok üzüldüm. Üstünü örtüp yatağa gittim yorgundum ama uykuya dalana kadar ağladım. Aynı evdeydik ama göğsünde uyuyamıyordum. Sabaha karşı uyandığımda çok terlemiştim.

Yataktan kalkıp duşa gittim rahatlamak için yıkandım. Duştan çıktığımda Ada koltukta kıpırdanıyordu yanına gittim.

-Duş mu aldın sen ?

-Evet çok terlemiştim rahatlamak istedim tekrar uyumaya gideceğim.

-Dur nereye gidiyorsun ?

-Sen burada uyumak istedin ben de yatağımda yatacağım.

-O nereden çıktı hayatım neden uyandırmadın beni ?

-Defalarca denedim kalkmadın ne yapabilirim ?

-Saat kaç ?

-Neredeyse sabah oldu.

-Bütün gece boşa geçti yani

Peşimden odaya geldi beni göğsüne yatırdı. Birkaç saat uyuyup okula gidecektim, okuldan sonra uçağım vardı. Koltukta uyuduğu için Ada'ya çok kırgındım neyin ne olduğunu bilsem de çok üzgündüm. Aylarca görüşememiştik görüşme imkanımız olunca da böyle olmuştu. Ne kadar üzgün olduğumu gördükçe açıklama yapmaya çalışıyordu ama ben daha da içime kapanıyordum.

Cuma günü okuldan döndüğümde hazırlanmıştı, benim de valizim hazırdı. Birlikte çıktık, arabaya bindik. Havaalanına gitmem için beni servise bırakacaktı.

-Servise binmeyeyim birlikte gidelim havaalanına.

-Yapma hayatım nasıl geleyim şimdi iki saat sürüyor buradan. Seni bırakıp gittiğim yolu geri döneceğim buradan tekrar eve gitmem 5 saat sürecek.

-Tamam söylemedim say.

-Biraz anlayışlı ol lütfen.

Yeterince anlayışlıydım öylesine söylemiştim. Verdiği tepkiyi beklemiyordum çünkü birlikte gidelim dese de ben kabul etmezdim. Dün gecenin üstüne bu da eklenince kendimi çok üzgün hissetmiştim. Servise doğru giderken babam aradı:

-Ne zaman geliyorsun kızım ?

-Akşam 8 gibi orada olurum, beni alacak mısın ?

-Her zamanki gibi alıp yemeğe götüreceğim.

Babam arayınca çok neşelenmiştim. Ada:

-Keyfini ben kaçırıyorum galiba.

-Bir şey demiyorum artık sana.

Arabada servisi bekliyorduk, konuşmuyorduk. Ada torpidodan bir paket çıkardı. İçinden kırmızı bir güneş gözlüğü çıktı. Gözlüğü gözüne taktı, daha önce çok beğenerek aldığından bahsetmişti. Kırmızı gözlük bana komik gelmişti tebessüm ettim. Hoşuna gideceğini bilsem daha önce takardım dedi. Servis geldi, arabadan indim. Ada valizimi getirdi daha önce defalarca ayrıldığımız şekilde ayrıldık. Ama bu sefer kırgın ayrıldık. Yaşadıklarımız ufak tefek şeylerdi ama ben çok üzülüyordum. Kendimi çok kırgın hissediyordum.