Uçaktan indiğimde ılık hava yüzüme vurdu. İstanbul her zaman daha sıcaktı bu hava geçişini seviyordum. Babam gelmişti valizi alıp hızla çıktım. Babamı görünce telefona bakmak aklıma gelmedi. Onu çok özlemiştim eve gidene kadar arabada zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.
Saat geçti ama Ada ile görüşeceğiz diye anlaşmıştık. Valizi odanın ortasına bırakıp mesaj attım.
-Gelmiyor musun ? Uykun varsa uyu.
-Yok kuzu saçımı yıkadım. Üstümü giydim nereye geleyim.
-Yakın bir yere gel saat çok geç.
-Tamam haberleşiriz.
Saat gece yarısına geliyordu ama en son görüştüğümüzün üstünden iki aydan fazla zaman geçmişti. İmkanları zorlamak şuan için iyi bir fikirdi. Yarın cumartesiydi Ada’nın yanına gidecektim. Bu gece de yarım saat bile olsa görmek istiyordum. Arabam hâlâ sanayide olduğu için babamın arabasına binip çıktım. Ada’yı yakın bir metro istasyonundan aldım.
Haftalardır Ada’yı görmek için gün sayıyordum. Ama görünce hiç te hayal ettiğim gibi olmadı. Ada ile karşılaşmak sanki acılarla karşılaşmak gibiydi. Onu görür görmez bana yaşattığı her şey gözümün önüne geldi. Sarıldık, gerçekten özlemiştim ama bunu yaşamayı beklemiyordum. İnsan hak etmediği şeyler yaşadığında asla unutamıyordu. Ben bu hislerin zamanla azalacağını düşünürken tam tersi oluyordu. Ada’yı görmek beni darmadağın etmişti. Saat gece yarısını geçmişti oturup bir kahve içtik. Sabah görüşmek için anlaşıp ayrıldık. Eve dönene kadar arabada ağladım. Bu hisleri ilk defa yaşamıyordum. Aylardır bu şekilde ağlıyordum. Ada’nın bunlardan haberi bile yoktu. Ona göre her şey yolundaydı keyfi yerindeydi. İçimde verdiğim savaştan haberi yoktu olsa da umrunda olmayacaktı. Eve gelip uzandığımda saat 2’ye geliyordu.
Sabah kalkıp hazırlandım. Dün geceki ağlama krizlerinden sonra hâlâ yanına gitmek istiyordum. Kendimi tanıyamıyordum, neyin içine düştüğümü anlamlandıramıyordum. Bugünkü hisle gitmemem gerekiyordu. Ama burada geçireceğim sadece bir hafta vardı. Şimdi gitmezsem haftaya döndüğümde pişman olup özleyeceğimi de biliyordum. Evden çıkınca Ada’ya haber verdim.
-Metroya biniyorum. Metrobüsten inince beni al lütfen çantam ağır.
-Mecidiyeköy’e gelince haber ver hemen çıkarım.
-Nasıl yetişeceksin ?
-Gelirim merak etme.
-Hani patates kızartacaktın ?
-Kızartacağım. Şimdi yaparsam soğur gelince hemen yaparım.
Tahmin ettiğimden daha hızlı gelmiştim Ada yetişemedi. İndim ve eve doğru yürümeye başladım. Ülkenin bir ucundan gelmiştim buraya kadar da gelebilirim diye kendimi avutuyordum. Eve yaklaştığımda Ada ile karşılaştım. Beni almak için çıkmıştı ama anca yolda karşılaşabilmiştik. Eve gittiğimizde buz gibiydi. Ada kombiyi açtı ama içim üşüyordu ısınamıyordum.
Ada hasta olduğumu düşünüp beni göğsüne yatırdı. Titriyordum ama hasta olmadığımı biliyordum. Yaşadıklarımdan ve burada olmamam gerektiğimi bildiğimden kötüydüm. Ada ile konuşabileceğimiz bir durum kalmamıştı. Defalarca aynı şeyleri konuşmuştuk. Onun umrunda değildi. Ada için her şey gayet olası ve normaldi. Bense içimdeki çelişkilerden dolayı birgün bile huzurlu hissedemiyordum.
Yolculuktan dolayı çok yorgundum dün gece de geç uyumuştum. Ada’nın bedenine sarılınca ısındım, titremem geçti. Öğlen saatinde uyuya kaldım.
Uyandığımda saatler geçmişti Ada uyanıktı ama hâlâ yanımdaydı.
-İyi misin kuzum ?
-Bilmiyorum.
-Üşüyor musun daha ? Kombiyi yükselttim oda çok sıcak ter içindeyim.
-Kalksaydın keşke.
-Hastasın endişeleniyorum.
-Hasta değilim merak etme.
-Yemek yiyelim ne istersin ?
-Saat kaç ki acıktık mı ?
-Çıkalım biraz hava alalım yemek te yeriz.
Toparlanıp çıktık ama dışarıda felaket bir yağmura yakalandık. Bir şeyler atıştırıp koşa koşa eve döndük. Islanmıştık, daha fazla üşümeye başladım. Üstümü değiştirip oturdum. Isınmak için Ada’ya sarıldım. İki gündür kafamın içindekilerle yaşıyordum. Beni tanımayan biri bile görse ne kadar üzgün olduğumu anlardı. Ada farkında mıydı sanmıyordum.
Pazar günü de hava yağmurlu olduğu için pek bir şey yapmadık. Metrobüse binip eve döndüm. Ada yazdığında gece yarısıydı.
-Neden uyumuyorsun ?
-Sensiz nasıl yatayım alıştım dün gece. Uyurken bana sarılıyorsun içim gidiyor.
-Gidene kadar iyi değerlendirelim öyleyse. Seviyorum seni.
-Ben de seni seviyorum.
Sabah uyandığımda pazartesi olduğunu fark ettim. İki gün sanki iki dakikada geçmişti. Sadece altı günümüz kalmıştı. Tatiller hep böyle hızlı geçiyordu. Bu akşam Ada ile sinemaya gidecektik.
-Kuzu bilet bakalım. Halk günüymüş belki yer kalmaz.
-Dert etme gidince hallederiz.
Ada her konuda olduğu gibi benden çok daha rahattı.
İşten çıkınca metroya binip geldi. Ada’yı metrodan aldım sinemaya gidecektik ama yolda tartışmaya başladık. Zaten içimde taşıdığım sıkıntı beni yoruyordu. Ada beni avutacağına üstüne benimle tartışıyordu. Söylesem benimle bir şey paylaşmadın diyecekti. Oysa aylarca derdimi anlatmaya çalıştığımda önemsememişti.
Eskiden olsa konuşup anlaşmaya çalışırdım. Üstelemedim seni nereye bırakayım dedim. Müsait bir yerde indir yeterli dedi. Metrobüse kadar götürdüm. Geldiğim yolu geri dönüp mahalleye geldim. Eve gidemiyordum çünkü zaten evden zor çıkmıştım. Geldiğimden beri evde durmadığım için ailemle tartışıyorduk. Sürekli Ada’yı görmek istediğim için çıkıyordum. Birkaç saat arabada oturup eve gidecektim. Bugünlerde çok üşüyordum. Yaşadıklarımdan sanıyordum ama gerçekten hastalanmaya başlamıştım. Hava değişimi etkilemişti ateşim çıkmaya başlamıştı. Kendimi sıkıntıya soktuğum için kendime kızgındım. Evimde rahatça oturmak yerine bu saatte arabada soğukta oturuyordum. Aylar sonra gelmiştim ama Ada bana bir çiçek bile getirmemişti. Çiçeklere çok özlem duyuyordum. Her anı çiçeklerle ödüllendirilen şanslı kadınlardan olmayı başaramamıştım. İnsan değerini kendisi belirler derler sevilmeyi değil sevmeyi seçmiştim.
Ada’yı görmek için çabalıyordum. Bir yandan içimdeki yaraları bir başıma sarmaya çabalıyordum. Ada ise en ufak bir tartışmada bana en ağır lafları söylemekte hiç tereddüt etmiyordu. Nasılsa yanındaydım ihanetini bile kabul etmiştim. Her şeye göz yumduğum için onda bir değerim yoktu. Yalnızca iyi vakit geçirmek istiyordu. İstediği gibi olmadığı her fırsatta da beni örselemekten çekinmiyordu.
Ada yesin diye yaptığım yemekten kaba koyup getirmiştim. Üşüyünce karnım acıktı. Arabanın klimasını açıp biraz pilav yedim. Aylar sonra tatil için gelmiştim ama soğuk arabada saklama kabına koyduğum pilavı yiyordum. Burada bu şartlarda olmak benim tercihimdi. Sevilmeden seven her kadının yaşadıklarını ben de yaşıyordum. Yeterince tartışmamışız gibi mesajdan devam ediyorduk. Gözyaşlarımı silip camı açtım üşüsem de hava almak iyi gelir diye düşünüyordum. Kendimi Ada’nın yerine koydum. Ada iki ayda bir yanıma geldiğinde ne olursa olsun onu mutlu etmek için çabalıyordum. Şimdi ben gelmiştim ama onun böyle hassasiyetleri yoktu. Keyfince kalbimi kırıp beni daha da yaralıyordu. Gelmeseydim keşke diye düşünüyordum…